şükela:  tümü | bugün
  • belçika'mı belçika yapan, bir şekilde 400 km de olsa arada hayatımı kolaylaştıran, deniz gözlü, okyanus ruhlu insan. daha iki ay önce bir afs kampında, onur yaser'i de çağırsaydık, ne iyi olurdu; nerede ki acaba diye düşünürken bulmuştum kendimi. şimdiyse bir hafta olmadı duyalı, öğreneli, içim parçalanalı...

    onur, o tam 9 yıl önce sana vermeye söz verdiğim inekleri sağdığın resmi bulup çıkarıp sana getireceğim.

    sözüm söz.
  • "oğlumuz, onur yaser can 3 haziran 1982’de ankara’da, aynı üniversitenin aynı bölümünden mezun, birbirine aşık olup, evlenen arap etnik kökenli baba ile girit göçmeni bir ailenin torunu annenin, sevgili yakışıklı oğlu olarak dünyaya geldi. babası devlet memuruydu. annesi henüz iş bulamamıştı. onur yaser’i 12 eylül’ün egemen kılmağa çalıştığı ideolojiden uzak değerlerle, iyi vatandaş olarak yetiştirmeye başladılar. 1983 yılında annesi de devlet memuru olunca onur yaser 1,5 yaşında kreşe gitmeye başladı. onu çok seven annesi, babası ile sağlıklı mutlu bir bebeklik ve ilk çocukluk dönemini 4 yaşına kadar ankara’da geçirdi. 1986 yılının nisan ayında, babası daha iyi maddi koşullar sağlayan bir türk şirketinin irak/bağdat ofisinde çalışmaya başlayınca, onur yaser ve annesi de babalarını izleyerek, 1986 ağustos ayında bağdat’a taşındılar. onur yaser burada birleşmiş milletler’in bağdat uluslararası okulu’na devam etti. ana okul ikinci ve üçüncü sınıfları ile ilkokul birinci sınıfı bu okulda okuyarak ingilizce konuşmayı öğrendi ve okuma yazmayı ingilizcede söktü. anne baba maddi koşullarının düzelmesi üzerine ikinci çocuklarının olmasına karar verdiler ve onur yaser’in 25 ekim 1987 tarihinde bir kız kardeşi oldu. aile o sırada süren iran – irak savaşının etkilerine karşın çocuklarıyla mutlu yaşadı. onur yaser kız kardeşini bile kıskanmadı ve sağlıklı, mutlu gülen bir çocuk olarak yaşamayı sürdürdü. ancak savaş nedeniyle türk şirketinin işlerinin azalması nedeniyle 1989 yılında aile türkiye’ye döndü.

    babası ve annesi kamu ve özel sektörde çalışırken, onur yaser 1989-1990 öğretim yılında özel aykan koleji’nde ilkokul ikinci sınıfı okudu. 1990-1993 yılları arasında ise ahmet vefik paşa ilkokulu ve 1993-2000 arasında gazi anadolu lisesi’ndeki eğitimini sürekli takdir belgeleri alarak, üstün başarılarla tamamladı. onur yaser gerek bağdat, gerekse ankara’da eğitim ve öğretim gördüğü okullarda öğretmenleri tarafından her zaman zeki, çalışkan, düzenli, uyumlu, beyefendi olma özellikleri ile kendisinden söz ettirdi. onur yaser’in anne ve babası o’nun öğretmenleri tarafından böyle efendi, insan seven, çalışkan her şeyiyle mükemmel bir oğul yetiştirdikleri için her zaman tebrik edildiler, takdir edildiler, onur yaser’den dolayı övgüler aldılar. 2000 yılında girdiği üniversite sınavlarında türkiye 2100’üncüsü olmasına karşın, başka herhangi bir mesleği tercih etmeyip, mimar olmağa kesin karar verdi ve başta odtü mimarlık olmak üzere birkaç mimarlık fakültesi tercihi yaptı. birinci tercihi olan odtü mimarlık fakültesi’ne kaydını yaptığı yıl kazandığı afs bursu nedeniyle, odtü mimarlık’taki eğitimini dondurarak, belçika/brüksel’de saint lucas güzel sanatlar okulu’nda bir eğitim yılı süresince sanat, özellikle resim eğitimi aldı, flamanca da öğrendi. onur yaser’in çocukluğundan beri içinde barındırdığı, zaman zaman okul sergileri ile açığa çıkan, resim yeteneği burada da keşfedildi. ressam olması önerildi. ancak hem anne ve babasının hem de afs kapsamında brüksel’de kaldığı ve onu çok sevmiş olan belçikalı ailenin de telkinleri ile mimarlık eğitimine geri döndü. odtü eğitimi sırasında kazandığı erasmus değişim programı kapsamında italya’da bari teknik üniversitesi mimarlık fakültesi’ne bir eğitim yılı süresince devam etti, italyanca da öğrendi. onur yaser’in çocukluğundan beri müziğe olan ilgisi mimarlık eğitimi ile birlikte devam etti. davul, bendir, çeşitli perküsyon aletleri, gitar, saz çaldı. arkadaşları ile amatör müzik gurubu kurarak, gerek odtü’de gerekse de odtü dışında performanslar sergilediler. eğlendiler ve eğlendirdiler, ruhlarını müzikle de beslemeye çalıştılar. ailesinin ilgisi, eğitimi, okullardaki eğitim ve başarıları, sanatla bağları, onur yaser’i ruhu da beslenmiş, ailesi, akrabaları, komşuları, arkadaşları ve tanıştığı herkesle dürüst, hilesiz, yalansız, dolansız ilişkiler kurmasını, çevresinde, ülkesinde ve ülkesi dışındaki sorunlara son derece duyarlı iyi bir yurttaş olmasını sağladı. çocukluğundan beri severek yaptığı, hatta bir ara profesyonel yapılmak istendiği yüzme sporunu da yaz tatillerinde, odtü ve diğer havuzlarda sürdürdü. üniversite yaşamının ilk yıllarında odtü su topu takımı çalışmalarına katıldı. odtü mezuniyetine doğru ise odtü sualtı topluluğu’na üye oldu ve dalış yeterlik belgesi alarak çalışmalarını sürdürdü. çok sevdiği denizin gözleri kadar mavi derinliklerine daldı. bu sporları yapması o’na masmavi gözleri ve güzel, yakışıklı yüzü ile birlikte sağlıklı bir beden de kazandırdı. onur yaser böylece ergenliğinden itibaren kızların aşık olduğu, lise sıralarından başlayarak kız arkadaşları olan, kız arkadaşlarına sadık yalan söylemeyen, onları incitmeyen, hiçbir şekilde bencilliğe yer vermeyen, ingilizce, flamanca ve italyanca olmak üzere 3 yabancı dil bilen, amerika ve avrupa ülkelerinin bir çoğunu gezen güzel, gülen, mutlu, sağlıklı, bir adam oldu. afs ve erasmus programları nedeniyle birer eğitim yılını yurt dışında geçiren onur yaser’in odtü’deki eğitim süresi bu nedenle uzadı ancak, 2009 yılında 2,97 not ortalaması ile mezun olup, mimar olana kadar, mimarlık öğrencisi olarak çeşitli mimarlık bürolarında part-time çalışmalarını sürdürdü, bir çok projeye katkı sundu. part-time çalıştığı mimarlık bürolarında parlak zekası, geniş hayal gücü, kavrama yeteneği, kısa sürede çok iş yapması, çalışkanlığı ile birlikte çalıştığı arkadaşlarının, patronlarının hayranlık ve takdirlerini kazandı. mimarlık öğrencisi olarak katıldığı, ünlü heykeltıraş mehmet aksoy’un da bulunduğu mimarlık ekibi, sarıkamış harekatı anma alanları fikir yarışması’nda 3. oldu. kültür bakanlığı sertifika ve ödülünü aldı.

    ailesinin düzelen maddi imkanlarını kullanarak abd’de bulunan amcasının yanında veya avrupa’da eğitimini sürdürmesi tekliflerine “gidersem oralarda kalmak zorunda kalabilirim. ülkemde kalıp, neler yapabileceğimi görmek istiyorum. yurtdışını gerekirse sonra düşünürüm” diyerek ailesinin tekliflerini kabul etmeyen onur yaser, 2009 yılı mezuniyetinin ardından, daha geniş iş olanaklarının olduğuna inandığı istanbul’da, mimar olarak iş aramak üzere 2009 yılı kasım ayında ankara’da yerleşik ailesinden ayrıldı.

    mimar olarak 2009 aralık ve 2010 ocak aylarında çalıştığı iki ayrı şirketten çalışma ve davranış biçimlerini sevmediğinden ayrıldı. 2010 şubat’ından, kendisine verilen “kirli bir telefon numarası” ile konuşmasının, polisin “teknik takibine” takılmasından sonra gelişen “bencil”, “hoyrat”, “sorumsuz”, “vicdansız” ve “insanlık dışı” bir süreç sonucunda 24 haziran 2010 saat 02oo’de, bizi “evlat ve kardeş acısı” içinde bırakarak aramızdan ayrılana kadar, çalışmaktan çok mutlu olduğunu birçok fırsatta dile getirdiği mimarlık bürosunda çalıştı."

    ailesinin başı sağ olsun. insanın canı acıyor.
  • çok değil bundan 3-4 gün önce gece 10.30 civarı bir zorunlu müdafilik görevlendirmesi ile karakolun yolunu tutuyorum. isnat edilen suç uyuşturucu bulundurmak *karakola varıyorum, şüpheli ile görüşmem için polislerce hemen bir oda ayarlanıyor. şüpheli 25 yaşlarında, madde bağımlısı meczup bir genç. görüşüyoruz, olayı anlattırıyorum. üzerinde az miktar eroinle yakalanmış, kullanmak için aldığını kabul ediyor. yine müdafi, yani benim eşliğimde ifadesi alınıyor, hep birlikte imzalıyoruz. bu arada polisler nöbetçi savcıyla görüşüyorlar ve ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılıyor.

    bunları neden anlatıyorum, bir tarafta okumuş eğitimli bir insana reva görülen muamele, öte yanda diğeri. aklım almıyor uyuşturucu bulundurmaktan göz altına alınan bir insana neden bunlar yapılır? işkencenin hiçbir halini savunuyor değilim tabi ki ama iki olayın bu kadar uç noktalarda kalması... biri antalyada sıradan bir semt karakolu diğeri istanbul narkotik büro... geride kalanların başı sağolsun, huzur içinde yat onur.
  • bundan birkaç ay önce bayram tatilini beraber geçirmek için ankara'ya gelen babam, iş yaptığı bir adamla görüşmesi gerektiğini söyledi ve yolları pek bilmediğinden beni de yanında götürdü. elma fiyatları üzerine yapılan pazarlığa biraz ara vermek için olsa gerek, babam masada duran yakışıklıca bir gencin fotoğrafını gösterip kim olduğunu sordu. bu hayat dolu gencin karşımızdaki adamın henüz birkaç ay önce intihar eden oğlu olduğunu öğrendiğimizde uzunca bir süre öylece kalakaldık. bu gibi bir durumda ne söylenebilir ki? bizim bir şey dememize kalmadan bu bey bize oğlunu anlatmaya başladı. önceki yıl odtü'den mezun olmuş, zeki ve başarılı bir mimar. ardından onu intihara sürükleyen sebeplerden bahsetti. insanın aklı almıyor, yaşam dolu bir insana sorguda öyle şeyler yapılıyor ki, o kadar korkutuluyor ki bir daha o sorguya dönmemek için kendini öldürebiliyor. gazetelerden okuyunca uzak geliyor insana bu tür olaylar. ama o an tam karşımda, bürosunda bulunduğum 2 saat boyunca elinden sigarayı bir saniye bile düşürmemiş bir adam vardı. belki hayatı boyunca bir daha gülmeyecek, oğlunun kaybolan hayatı için yas tutan bir baba.
    aradan geçen bu sürede bu olayı nedense hiç unutmadım. bu akşam "türk polisi" başlığında onur yaser can ismini görüp yazılanları okuduğumda aylar önce duyup tanımasam da üzüldüğüm kişinin kim olduğunu öğrendim. gözaltına alınma sebebini de bugün öğrendim. uyuşturucu bulundurmak. onlarca kişinin katili hizbullah liderlerinin salıverildiği bu ülkede uyuşturucu bulundurmanın cezası genç bir hayatın alınması. uyuşturucu üreticilerinin delil yetersizliğinden serbest kaldığı, bu işin arkasındaki esas patronların polise rüşvet verip villalarında gününü gün ettiği bu ülkede uyuşturucu bulundurmanın cezası bir ailenin parçalanması.
  • ihd'nin çabaları üzerine, yapılan suç duyurusu neticelenmiş ve yaser'e yapılanları soruşturmak için müfettiş görevlendirilmiş. bu müfettiş görevlendirmeler genelde hüsranla sonuçlanır ama belli ki ailesi bu işin peşini bırakmayacak, umarım sonuç alınır.

    o değil de, yaser'e bir akşam önce yolda rastlamıştık, aklıma gelince ürperiyorum. bu ülkede bir insanı hayatından vazgeçirebilmek bu kadar mı kolay?

    http://www.karadenizgundem.com/…sini-birakmadi.html
  • ailesinin yüreklilikle sahiplenmeye devam ettikleri güzel onur, güzel oğul:

    http://jiyan.org/2011/06/onurumuz-onur-yaser-can/
  • kendisine işkence yapan polisler hakkında takipsizlik kararı verilmiş. peki gerçekten "soyut iddialar dışında, kesin ve inandırıcı delil elde edilemedi" ise neden iki polis hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan fezleke düzenlendi? ortada bir işkence yoksa bu adamlar hangi suçu örtbas etmek için sahtecilik yaptı? yıllardır merak ederdim, hukuk devleti dedikleri ne oluyor acaba diye. bu sayede öğrenmiş oldum. polisin kendi kafasına göre suç işleyip, işkence yaptığı ve hiçbir ceza almadığı bir devlet modeliymiş hukuk devleti.
  • dün ölüm yıldönümüydü, ruhu şad olsun. çok özledik onur'umuzu, dilerim genç yaşta onu aramızdan alanlar geç de olsa cezalandırılır..
  • hikayesi canımı çok acıtıyor..

    polis işkencesine maruz kalan cinsel istismardan kötü muameleye kadar fiziksel ve psikolojik baskı uygulanan ve sonunda da bunları tekrar yaşamamak için intiharı seçen genç onurun yaşadıkları kanıma dokunuyor..

    ailesi hukuk mücadelesine devam ediyor bıkmadan usanmadan.. en son işkence kötü muamele cinsel istismar sebebiyle savcılık polisler hakkında takipsizlik kararı vermişti. aile takipsizliğe itiraz etmiş.
    ayrıca;

    insan hakları başkanlığı
    tbmm insan hakları komisyonu
    insan hakları derneği
    avrupa konseyi işkenceyi önleme komitesi
    birleşmiş milletler şiddet özel raportörü
    birleşmiş milletler insan hakları yüksek komiserliği
    birleşmiş milletler keyfi gözaltına alınnalar için çalışma grubuna da aile ayrıca şikayette bulundu..