şükela:  tümü | bugün
  • kadın olmak için gereken ameliyat ve tedaviler uğruna dolandırıcılıktan hapse giren sophia burset karakterini laverne cox, flashbacklerde gördüğümüz ameliyat öncesi erkek halini de erkek ikiz kardeşi oynamış.
  • içinde ismi "kübra" olan türk bir adam barındıran dizi. bir araştırma yapaydınız kübra nedir, nasıl bir isimdir, kime verilir. ama hastasıyız o ayrı.
    team alex !!
  • --- hafif ama yaralayıcı spoiler uyarısı ---

    ilginç senaryosu sayesinde her bölüm daha çok sevdiğim dizi. bu nasıl bir karmadır, bu nasıl bir kaderdir. rosa cisneros karakteri (kanser hastası olan) bilindiği gibi banka soyguncusu ve para kokusuna tutkun. hep daha fazla istediği için sevgililerini, parayı ve özgürlüğünü kaybetmiş biri. içerde yatması ve kanser olması ona pek ceza gibi gözükmüyor ama 2/8 bölümünde kanserinin kötüleştiği ve devletin bu tedaviyi karşılayamayacağı haberi veriliyor kendisine. gene tek ihtiyaç duyulan şey para. bir insanın hem hastalığı hem tedavisi nasıl aynı şey olabilir, bu nasıl güzel bir senaryo ulan diye iç geçirmemek elde değil.

    --- spoiler ---
  • 3. sezonu, 12 haziran'da yayımlanması planlanırken, erkene alınıp 11 haziran'da yayımlanan ve 4. sezon çekimlerine 15 haziran'da başlanan dizi.

    şimdi sade vatandaşları şoka sokmak istemiyorum ama 3. sezonun tamamını 3 gün içinde (cuma-pazar) toplamda 2 kez izledim. muhtemelen bugün yarın birkaç kez daha tekrar ederim. neden mi? çünkü anormalim, sapığım, kafadan rahatsızım vs. anlamakta zorlanan insanlar için açıklamalarım bunlar.

    --- spoiler ---

    evet, sanırım -en azından sözlükte- piper'ı seven tek insan olarak tarihe geçebilirim. 3. sezonun ortalarına kadar da bunu gerçekten sürdürdüm, hala da sürdürüyorum gerçi... piper dengesiz, çokça zaman güçsüz, doğru karar vermenin ne olduğunu bilmeyen, ama bazen şaşırtıcı ve ilham verici hareketlerde bulunan, kafası karışık; alex'in larry'ye dediği gibi* boku yemiş ve alex'in piper'ın kendi yüzüne söylediği gibi* çoğu zaman çıkarcı pisliğin teki. ama evet, dediğim gibi, piper'ı hep sevdim. bu taylor schilling'in, yine herkesin aksine, müthiş eğlenceli ve başarılı bulduğum oyunculuğu sayesinde de olmuş olabilir. ama piper'ı çok iyi anlıyorum ve onu gerçekten seviyorum. salaklıklarıyla eğleniyorum, yaptığı hatalarla facepalm yaşıyorum, telafileriyle tebessüm ediyorum. onun olduğu her sahnede pürdikkat kesiliyorum. ve tekrar ediyorum; taylor schilling'in oyunculuğunu gerçekten çok iyi buluyorum. dişlerini de hayvan gibi kıskanıyorum. o dişlerin beyazlatma seansından geçmemiş olmasına imkan yok bu arada, değil mi? olamaz yani yok artık, yuh. olamaz di mi?

    gelelim 3. sezonda stella ile birlikte artık "fucked up"lığın sınırlarını zorlamasına ve yeni girişimciliğiyle "badass"liğin bokunu çıkarmasına... senaristler gerçekten piper'ı daha ne kadar itici gösterebilirler bilmiyorum ama amaçları buysa başardılar. hepsini tebrik ediyorum. larry sünepesi piper'ı ilk sezonda sepetleyince soluğu ağzına sıçtığı alex'in yanında alması bu sezon da tekrarlanmak üzereydi ki sezon bitti. eğer o kulübede alex'in ölüsünü bulmazsa yine aynı şeyi yapmaya çalışacağından eminim. ama alex karşılık olarak ne yaparsa yapsın doğruyu yapacaktır, eğer hala hayatta olursa... buradaki tahminim de kübra'nın alex'in işini hapishanede devam ettirmesini isteyecek olması. aksi halde alex'i o hapishanede (dizide) nasıl tutabilirler bilmiyorum ki alex'i öldüremezler de zaten, çünkü yapımcıların götü yemez. 2. sezonda alex neredeyse yok diye bütün ergen fanlar çıldırmıştı ve hemen 3. sezonda bol bol alex gördük. neyse demem o ki, alex'i diziden çıkaramayacakları için hayatta kalmasını sağlamaları lazım, bu da benim aklıma, kübra tarafından içeride işine devam etmeye zorlanmasından başka bir şey getirmiyor. keza bu fikir de çok mantıklı gelmiyor, çünkü kübra hapishane'de, dışarda kazandığı paraya oranla çok çok komik miktarda bir para kazanabilir. içeride diğer bir adamı "aydın" var fakat yine de kafam buradan sonrasına pek basmıyor, yazarların nasıl bir devam sağladığını çok çok merak ediyorum. tüm bunların dışında; ateş atan bakışları, dikkat çeken/dağıtan vücut dili, ses tonu ve konuşmalarıyla senaristlerin yarattığı aşırı cool ve seksi alex karakterinin ötesinde, içine düştüğü tüm boktan durumlarla başa çıkabilmek için verdiği mücadele, çektiği acılara karşı duruşu, alex'e karşı olan sempatimin* öncelikli sebebidir. kişisel problemleriyle, kimseye çatmadan, başkaları üzerine yıkmadan, kendinden güç alarak ve belki de çoğu zaman herkesi siktir ederek başa çıkmasını güç bela başarabilen biridir. ve tabii ki piper'a karşı da her zaman çok net olmuştur. "beni istiyorsan ben burdayım, ama oyun oynayacaksan siktir git" tavrını hep korumuştur. aslında herkese ve her şeye karşı da her zaman hep net olmuştur. kendisini güçlü ve aklı başında karakterlerden biri olarak özel köşeme koyuyorum.

    bir diğer bebek karakter; nicky. natasha lyonne gerçekten muhteşem bir oyuncu. nicky'nin o kafadan kontaklığını, bilhassa hapishaneye girmeden önceki keşlik zamanlarında, nasıl güzel yansıtmış karaktere. 3. sezondan önce de bayıla bayıla izliyordum, bu sezonda da alıp götürülene kadar hayran hayran izlemeye devam ettim. benim için müthiş repliklere sahip, en kilit karakterlerden biri. daha ilk sezonun ilk bölümünde henüz karakterler hakkında hiçbir fikre sahip değilken bile, piper'la olan ilk diyaloğunda "look at you blondie. what'd you do?" deyişinden itibaren favorilerilerimden biri haline gelmişti. hele ki bir sonraki bölümde, gece uyumadan önce ranzanın tepesinde cips yerken dinlediği şarkıya eşlik edip vücuduyla ritim tutması... eminim birçok kişi için farkına bile varılmayacak bir sahnedir ama kim bilir kaç kez izledim o kareyi. aşırı komik ve başarılı. nichols da çok ayık bir karakter. her ne kadar karakterlerin arasında salaklıklarından, iki arada bir derede hapse düşenlerin yanı sıra gözü pek, uyanık, profesyonel suçlular olsa da, nicky gerçekten kafası çok açık ve zehir gibi bir karakter. eroinleri dışarı çıkarma konusunda zaman harcadığı için sıçsa da*, onunla ilgili eleştirecek bir şey bulamıyorum. geri dönmesini, mantıklı mantıklı konuşup beni eğlendirmesini dört gözle bekliyorum.

    bu sezona genelde hep bok atılmış ama diğer insanların fikirleri için kafa yormaya tenezzül etmeyi bırakalı çok oldu.
    bu sezonun benim için en etkileyici flashback'leri chang ve penssatucky'ninkilerdi. chang için bir bomba patlatacakları belliydi zaten. kıyamam ona ya... ayrıca meğer ne taşaklıymış. resmen kral hayatı yaşıyor hapishanede, şaşırmadım desem yalan olur. ama o sessizliğin altında kıvrak bir zeka ve sürprizler olduğu belliydi. tiffany'nin yaşamının da daha derinine inerek, karakterinde iz bırakan şeyleri daha açıkça yansıtmışlar. ilk iki sezonda her ne kadar bana sinir krizleri geçirtse de bu sezon o kadar çok sevdim ki onu. sarılmak istedim böyle sıkı sıkı. içimi acıttı resmen o iyi niyetli geri zekalının yaşadıkları. iyi ki big boo var yanında. ikisi çok iyi bir company oluşturdular. 4. sezonda daha da yakınlaştırıp ilişkilerini duygusala bağlarlar mı bilmiyorum ama şu anki halleri çok hoşuma gidiyor. ve tabii ki taryn manning... inanılmaz bir oyunculuk...

    iç dağlayan flashback'lerden giderken, alex'inkini de unutamam. ona da kıyamam ya, kulüpte haplanıp dans ettikten sonra annesiyle ilgili saçmalamaya başlaması çok dokunaklıydı bence. alex de beni çok üzüyor, ama ne olursa olsun tüm duygusal çöküntülerin üstesinden gelecek gücü görüyorum onda, çünkü kimsesi yok. kimsesizliğe alışmış biri (annesi hayattayken de uzun zamandır ondan ayrıydı) başının çaresine bakmakta çok da zorlanmaz. kendisine sadece kendisinin yardımının dokunacağını bilir.

    bu sezondaki diğer flasback'lerin çok ilgimi çektiğini söyleyemem. elbet her mahkumun hikayesi yürekleri dağlayacak, enteresan olacak diye bir şey yok. ama hapishaneye düşmeden önceki hayatlarını merak ettiklerim arasında soso*, maria luiz, anita, jones, blanca ve wheeping woman var şimdilik. zaten eski hayatlarını gösterdikleri herkesin hapse nasıl düştüklerini göstermediler henüz. ya da göstermiş olsalar bile, daha da açmaya devam ediyorlar yavaş yavaş. bu da hoşuma giden noktalardan biri. bir mahkumun hayatını zırt diye gösterip "hoop işte bu da böyle düştü hapse" yapmıyorlar. çoğunlukla hapishanede yaşadıkları herhangi bir durumun çağrışımı sonucu bağlantılı güzel dönüşler yapıyorlar. örneğin bu sezon watson, black cindy, poussey ve morello'dan 1-2 dakikalık birer flashback yaptılar ki onların hikayelerini önceki sezonlardan biliyorduk.

    onun dışında bu sezon hoşuma giden şeylerden bir diğeri, aleida-dayanara, aleida-maria ve dayanara-maria arasında dönüp dolaşan, annelik duygusu ve anne-çocuk ilişkilerine dair geçen diyaloglardı. şahsen benim uzun zamandır "çocuk sahibi olma" üzerine olan düşüncelerimi pekiştiren, etkileyici ve üstüne kafa yorulması gereken çok güzel söylemler vardı. misal:

    "aledia: i know that feeling you got when you had her in your arms. and if that went away forever, you'd be all kinds of fucked up.
    dayanara: you make her sound like she's drugs.
    aledia: the worst kind. she's gonna make you feel better than you ever thought you could, than drain all your money and ruin your life. you're always gonna need her. and even when you hate her, you're gonna love her. even when she's in prison with you."

    yazmak istediğim milyonlarca diyalog, anekdot, sahne var ama tabii ki de buraya sabah şekerlerinin faks kağıdı gibi entry giremem, ki bu da ondan hallice oldu. koca bir sezon bir anda avuca düşünce insan nerden neye yorum yapacağını şaşırıyor. neyse, tüm bölümleri yayarak ara ara bombardıman yapmak için 4. sezona kadar bolca vakit var.

    son olarak*, dizilerde yeni karakterlere kolay alışamayan birisi olarak -ki çok dizi izlemem* ama gerçek anlamda izlediğim dizileri de sapık gibi izlerim- yeni eklenen karakterlerden maureen (crazy eyes'a abayı yakan) ve ismini bulamadığım, norma'yı tuvalette kıstırıp okuma üfleme isteyen, crazy eyes'ın hikayesinin hayranları arasında da olan siyahi kadın. bu iki karakterin de hem karakterlerini hem oyunculuklarını çok eğlenceli ve başarılı buldum. özellikle siyahi kadının mimikleri, konuşurken yaptığı vurgu ve tonlamalar muhteşem.

    hikayenin, piper kerman'ın otobiyografik kitabının uyarlaması fikriyle başlayıp tamamen bambaşka bir hal almasının yanı sıra, normalde ana karakter olan piper chapman'ın yavaş yavaş ana karakterlikten çıkması ve dizinin git gide ana karaktersiz bir hal alması da müthiş bir şey. bu dizi gerçekten, litchfield'e yolu düşmüş bir grup insanın (mahkumlar ve çalışanlar) yapmış ve yapıyor oldukları tüm şeylerle kendilerinin ve birbirlerinin hayatlarını nasıl etkilediklerini tek bir karaktere ya da noktaya odaklanmaksızın anlatan içten bir yaratı.

    --- spoiler ---

    tüm kast muhteşem. gerçekten tüm samimiyetimle karakterlere ve onları canlandıran tüm oyunculara müthiş bir sempati* besliyorum. elbette hikayede baskın karakterler (belki black cindy, red, taystee, nicky, big boo, gloria, penssatucky, sophia...) ve pek dominantlığı olmayan (belki soso, norma, watson, angie, gina, anita...) roller de var. ama her biri birbirinden sevilesi ve takdir edilesiler. hepsini canı gönülden bağrıma bassam da, oyunculuklarına ayrıcalık tanıyarak bir kez daha isimlerini vermek istediğim karakterler ve oyuncular şunlardır:

    maria ruiz; jessica pimentel tarafından.
    nicky nichols; natasha lyonne tarafından.
    gloria mendoza; selenis leyva tarafından.
    aleida diaz; elizabeth rodriguez tarafından.
    black cindy; adrienne c. moore tarafından.
    crazy eyes; uzo aduba tarafından. (kendisi bu rolüyle 2014 emmy ödüllerinde "outstanding guest actress in a comedy series" dalında ve 2014 critics' choice televizyon ödüllerinde "best guest performer in a comedy series" dalında ödül aldı.)
    tiffany doggett (pennsatucky); taryn manning tarafından.
    anita demarco; lin tucci tarafından.
    brook soso; kimiko glenn tarafından.
    natalie figueroa; alysia reiner tarafından.

    gerçekten yoruldum ve yazmak istediklerimin 24'te 1'ini falan yazdım sanırım. ve tüm içtenliğimle söylüyorum; ben olsam bu kadar uzun bir entry'yi hayatta okumazdım. yine de kendim için hoş bir rahatlama oldu.
  • bu dizide taystee diye bir karakter var.
    bildiğin teyzemin kızı lan.
    tip, konuşma, hal hareket hepsi aynı amk.
    gördükçe aklıma geliyor.
  • --- spoiler ---

    1x6'da nicky'nin uyuşturucu kullanımından kaynaklı bakteriyel enfeksiyon yüzünden kalp ameliyatı geçirdiğini öğreniyoruz. nicky'i oynayan natasha lyonne aynı sebepten ötürü 2012'de kalp ameliyatı geçirdi ve bölümdeki yara izi gerçek.

    --- spoiler ---
  • "all problems are boring until they are your own." red
  • 3. sezon trailer'ını izleyince ne kadar özlediğimi fark ettiğim dizi.

    --- spoiler ---

    the world is better in black and white... and red
    --- spoiler ---
  • "kübra balık" adında, hayatında ilk defa türkçe konuşan bir türk karakterin ikinci sezonda eklendiği dizi. o kadar dil varken türkçe seçtiniz de saçma olan bir tane bile türk oyuncu yok muydu koca abd'de? ya kübra ismiyle mafya olamayacağını söyleyen olmadı mı bunlara?

    bunlar işin ayrıntısı, keşke her gün bir bölüm olsa, yılın 365 günü izlesek dediğim, takip ettiğim tek dizidir. alex mi daha seksi piper mı sorusunu hala sordurtmaktadır. güzel bir dizide türkçe konuşan birini görmek bile çok güzeldi. adam ingilizceye benzetmiştir, arapça gibi konuşmasından iyidir. en güzeli istanbul türkçesi olurdu tabii.
  • --- spoiler ---

    4. sezon finalinde poussey'in new york'ta geçirdiği gece baştan sona kadar o kadar tatlıydı ki kendimi parçalamak istiyorum.
    --- spoiler ---