şükela:  tümü | bugün
  • m.o. 458’de ilk oynandiginda birincilik odulu kazanan, tragedya uclemesidir.
  • istanbul festivali'nde yer almış ve yıldız sarayı tiyatrosu'nda sahnelenmişti. başrollerinden birini uğur polat canlandırıyordu.
  • oresteia, ünlü besteci xenakis’in, yunan tragedyalarından yola çıkarak gerçekleştirdiği, ses, dans, ışık, tiyatro, insan sesi ve enstrümantal müziği bir araya getiren çağdaş bir dramatizasyon.

    spyros sakkas ve borusan kültür sanat merkezi, bu konserleri önümüzdeki yıllarda xenakis vakfı işbirliği ile türkiye’de efes antik tiyatrosu’nda, avrupa’da 2006 petra avrupa kültür başkenti gösterilerinde ve 2008 pekin olimpiyat’larında ve uluslararası istanbul müzik festivali’nde aynı sanatçı kadrosuyla gerçekleştirmeyi planlamaktadır.

    türk-yunan kültürel işbirliği açısından büyük önem taşıyan bu ortak projede özellikle orkestra ve koroların türkiye’nin en ünlü şefi gürer aykal tarafından yönetilmesi ve her biri solist olarak da esere katılacak olan orkestra üyelerinin, borusan istanbul filarmoni orkestrası’ndan seçilmesi, ülkemizin tanıtımına büyük yarar sağlayacak.

    oresteia
    konser yeri: benaki müzesi - pire caddesi atina
    konser tarihleri: 23 eylül, 25 eylül, 26 eylül 2005
    saat: 21.00

    müzik - proje - teatral tanıtım: iannis xenakis
    sanat yönetmeni: spyros sakkas
    set amiri: vasilis zidianakis
    koreografi: natassa zouka
    işık: andreas bellis
    ses: agis gyftopoulos

    borusan istanbul filarmoni orkestrası
    şef gürer aykal
    dört çocuk korosu (250 çocuk)
    yunan radyosu’nun 100 kişilik karma korosu
    (koro şefi: antonis kontogeorgiou)
    kassandra - athena rolünde : spyros sakkas
    clytemnestra rolünde: aglaia pappa
  • agamemnon, the choephori ve the eumenides bölümlerinden oluşan üçleme.
  • babalık hukuku'nun, analık hukuku'nun üzerine çıktığı, artık "meşru" sayıldığı bir tema barındırması bakımından içeriğiyle, toplumsal önem arzeden bir oyun.
  • oyunda sorunsallaştırılan, tartışılan meselelerden bir tanesi hiç şüphesiz analık hukukunun yerini babalık hukukunun alması. fakat -sıklıkla yapıldığı gibi- babalık hukukunun doğrudan bir tahakküm ve şiddet ilişkisi ile kurulduğunu düşünmek konusunda şüpheci olmak gerekir. zira analık hukukunun savunucuları olan erinnüler, temelde intikam hakkı üzerine kurulu bir adalet düzenini savunurken, babalık hukukunun temsilcisi orestes ve apollon akla ve iknaya dayalı bir adalet düzenlemesi ortaya koyarlar. intikam yasası -biraz da doğası gereği- içinden çıkmak neredeyse olanaksız bir şiddet döngüsü yarattığı için sorundur zaten. bu döngüyü kırmanın yolu da tarafsız atina'da bir mahkeme kurmak olacak.

    philia (dostluk) ve peitho’nun (ikna) polis düzenini korumak için yeterli olmaması ve bu nedenle korku salmanın gerekliliği ile hukuk sisteminin ikna ediciliğinin temelinde potansiyel şiddetin bulunması meselesini oresteia üzerinden yeniden düşünmek gerek. athena’nın tiradını (681-710) anımsayalım mesela:

    “siz en kanlı cinayet davalarına bakacak ilk yargıçlar! / bu mahkeme atinalılar için gelecekte de baki kalacak ve adı areopag olacaktır. (…) yurttaşlara kendi iyilikleri için önerim şudur ki: / ne başıbozukluk, anarşi; ne de şiddetin, baskının egemenliği despotluk! / her ikisine de ‘hayır’ diyebilmektir en iyisi! ama, / korkuyu ve dehşeti kentten tümüyle kovmak da istenmemeli / hiçbir şeyden ürkmeyen kişi, nasıl hep adil kalabilir ki?”

    tiradın ilk cümlelerinde demokratik bir kurumun inşası söz konusu. ikinci bölümde ise bu kurumun varlık gerekçesi açıklanıyor: ne baskının egemenliği, ne de anarşi. bu kurum denge sağlamak için, çatışmaları çözmek için ve demokratik ethos içinde bir ölçülülük ortaya koyması için gerekli. demosun bazı şeyler karşısında korku da hissetmesi gerekir. tıpkı tragedyayı tanımlarken aristoteles’in işaret ettiği gibi: tragedyanın amacı izleyicide merhamet, acıma ve korku gibi duygulanımlar uyandırmaktır.

    zamanımızı, politikamızı, kurumlarımızı düşünmeye dört dörtlük bir davet oresteia.
  • aiskhylos’un i.ö. 5. yüzyılda perikles’in reformlarını desteklemek amacıyla yazdığı oyun. oyunda kan bağı, kan davası, intikam, öç kavramları ile birlikte adalet ve hukuk tartışılır. doğa yasaları, toplumsal vicdan karşısında rasyonellik (buradaki karşılığıyla demokrasi) övülür; kandaşlığa bağlı hukuk yerine yurttaşlığa bağlı hukuk savunulur, özcesi tanrıların kurallarının karşısına vatandaşlık sözleşmesi koyulur. bütün bu kazanımlar için feda edilen kurbansa kadınlıktır, anneliktir. kadının doğurduğu çocuk ile olan doğal bağı erkek tarafından işgal edilir, kadın annelikten kovulur, adalet hukuka indirgenir ve erkekler kendilerine bir demokrasi yaratır.

    (bütün büyük hikâyeler aynı şekilde başlar; ya şehre biri gelir,)

    tragedyanın ilk bölümünde ünlü komutan agamemnon troya savaşından sonra evine döner ve karısı klytaimestra tarafından öldürülür. aiskhylos’un tasvir ettiği klytaimestra işini bilen, iktidar hırsı olan, becerikli, yalancı bir kadındır ve kocasının yokluğunda şehrin (iktidarın) emanet edildiği aigisthos ile birlikte olmaktadır. (klytaimestra’nın oğlu orestes’i sürgüne göndermiş olması, kızı elektra’yı köle gibi yaşatması, hazırlıklı olmak istediği dönüş için (benzeri olmayan şekilde) gözcü ateşlerinden “zincir” yapması, kocasını yalan dolu gösterişli sözcüklerle karşılaması, planlı (ve soğukkanlı) bir şekilde cinayet işlemesi bu tasvirin basamaklarıdır.) oysa aslına bakıldığında klytaimestra, kendi iktidar hırsı yüzünden, onu hiç ilgilendirmeyen bir ilişkiyi (paris-helen) bahane ederek koca bir kenti yağmalamaya, talan etmeye giden, uygun rüzgâr bulamadı diye de kızını (iphigeneia) öldürmekten çekinmeyen bir adamın karısıdır. agamemnon klytaimestra’nın yavrusunu, doğurduğunu yalanlarla çalmış ve kurban etmiştir. klytaimestra’nın bunun öcünü alıyor olma ihtimalinin üzerinde durulmaz, iktidar hırsı vurgulanır. (klytaimestra’nın işbilirliğine şapka çıkarmamak mümkün değil aslında; agamemnon’u serdirdiği işlemeli, pahalı, erguvan kumaş üzerinde yürütüp havaya sokması, bu kumaşın boyunun banyoya kadar olması, kocasını banyo sonrası, kasları iyice gevşediği sırada üzerine attığı ağla yakalaması ve iki balta darbesiyle öldürmesi, adam öldükten sonra bir kere daha vurması (işte bu üçüncü darbe işi tutku cinayeti yapıyor), hep alkışlık. onu tasvir eden yüzlerce görsel arasında en sevdiğim şu: görsel )

    tragedyanın ikinci bölümünde yine bir cinayet işlenir, bu kez oğul orestes’in anne klytaimestra’yı öldürüşünü görürüz. apollon orestes’e gaz vermiş, yetinmeyip onu tehdit etmiştir. (elektra ve orestes’in annelerini kötüleyip, şeytanlaştırmaları, babalarının kahramanlığını anlatmalarıyla sıkıcılaşan bu bölümde asıl hesabın apollon’la diğer tanrılar arasında olduğunu hatırlamakta fayda var.) orestes klytaimestra’nın yalvarmalarına kulak asmaz, anne katili olur, tiksindirici, çirkin, yılan saçlı erinysler ona musallat olur, bölüm biter.

    en önemli üçüncü bölüm (eumenidler), tragedyanın yazılma (ve asırlardır tartışılma) nedeninin işlendiği bölümdür.

    ortada iki cinayet, iki katil vardır, ancak 1 suç aranmaktadır. kimin daha suçlu olduğu sorulur, kocasını öldüren kadın mı, annesini öldüren çocuk mu daha suçludur. kocasını öldüren kadın suçluysa, oğul bunun intikamını almıştır, dolayısıyla suçsuz bulunacaktır. anneyi öldürmek daha büyük suçsa, kocayı öldürmüş olmak önemsiz sayılacaktır. suç bir yana, kimin yası tutulacak, kimin soyu lanetlenecek; agamemnon’un mu klytaimestra’nın mı?)

    erinysler’in orestes’e musallat oluşuyla kapanmıştı ya ikinci bölüm, son bölüm de bununla açılır. yaptığının doğruluğundan tamamen emin olmayan orestes, erinysler’in sözleriyle azap çekmektedir, apollon’dan yardım ister.

    (burada bir es verip perikles’i anmakta ve aiskhylos’un bu oyunu yazmaktaki motivasyonunu hatırlamakta yarar var. atina’da ilk demokratikleşme hareketlerinin kurucusu olan kleisthenes’in yeğeni olan perikles döneminde halk mahkemeleri kurulmuş, her sınıftan herkesin bu mahkemelerde jüri olarak yer alması sağlanmıştı. cinayet, kan davası gibi suçlar tanrı buyruklarına ya da geleneğe göre değil, işleyişinin temelinde ikna olan bu jürilerin kararına göre cezalandırılıyordu. atina’da demokrasi ve hukukun tesis edilmekte olduğu bu dönemde aiskhylos da tiyatro aracılığıyla halka reformları anlatmaya çalışmıştır diyebiliriz.)

    apollon (bu nedenle) orestes’e atina’ya gitmesini söyler (olaylar argos’ta geçiyordu, söylemedim di mi), orada mahkeme olduğunu ve suçsuz bulunacağını ekler. orestes atina’ya gider ve şehrin koruyucu tanrısı athena’dan yardım ister (erinysler hâlâ peşindedir). athena her iki tarafı dinler, ancak “durum benim çözebileceğimden karışık” der. (bir tanrı olarak bunu söyler.) “yeminli hâkimler seçeceğim / bu cinayet için ve onların / düzenini yerleştireceğim dünyaya.” erinysler bunun her şeyi altüst edeceğini, “ancak korkunun insanı sofu yapacağını”, geleneğe kıymet verilmesi gerektiğini söyler. lakin athena dinlemez ve jüri karşısında her iki tarafa yeniden söz hakkı verir.

    erinysler orestes’i kendisiyle kan bağı olan birini, annesini öldürdüğü için suçlar. kan bağının önemini vurgular çünkü anne ile oğul arasındaki bağ doğaldır, kutsaldır. dolayısıyla anneyi öldürmüş olmak doğa yasalarına, geleneğe karşı gelmektir ve mutlaka annenin intikamı alınmalı, oğul öldürülmelidir. (bu nedenle tragedya boyunca dike’den yardım istenir; doğaya karşı işlenen bu suç ancak doğal yasalarla cezalandırılabilir.)

    orestes ise kendisi adına apollon’un konuşmasını ister. apollon, orestes’in babasının öcünü almasının zeus’un isteği olduğunu söyleyerek başlar. erinysler zeus’un bir baba katili olduğunu hatırlatır (erinysler’in bellek işlevi). apollon orestes’i savunurken anne ile oğul arasındaki bağı küçümser, aslolanın dölleyen, yani erkek olduğunu, kadının sadece bu dölü tutan, koruyan canlı olduğunu söyler. hatta babası zeus’un başından doğan athena’yı örnek göstererek kadına her zaman ihtiyaç duyulmadığını belirtir. yani analık hakkını hiçe sayar. koca ile kadın arasında ise (zeus ve hera’nınki gibi) bir sözleşme, bir akit olduğunu, klytaimestra’nın buna karşı gelerek daha büyük bir suç işlediğini söyler, kocasını öldüren kadını suçlar.

    athena, apollon’a hak verir, “bir erkekten geliyor bütün varlığım”, “babamın çocuğuyum ben”. (babalar götürsün seni! anan metis’i hileyle yutan o baba değil mi?) oylamaya geçilirken athena oylar eşit çıkarsa orestes’in aklanacağını, çünkü kendi oyunun bu yönde olduğunu söyler. nitekim oylar eşit çıkar, orestes “kan suçundan” aklanır. erinysler “ah siz genç tanrılar!” diyerek (bu önemli bir eleştiridir) şiddetle karşı çıkar bu karara. şereflerinin hiçe sayıldığını söyler, ilenirler. athena onlara ikna edici bir tonla, dostça bir teklifte bulunur: “size kurban vermeyen ev refah yüzü görmeyecek”. (athena’nın onlara şehir yönetiminde kıymetli bir yer vermesi aslında demokrasi için dostluk ve ikna’nın yetmeyeceği, erinysler’in temsil ettiği korku ve şiddete de ihtiyaç duyulacağı bilgisinden kaynaklanmaktadır.) erinysler bu güce sahip olmak için athena’nın isteğini kabul eder, karşılıklı birlik beraberlik aydınlık vs. dilekleriyle dağılınır. (kimse de hani mahkeme, hani jüri kararı dememiştir gördüğünüz gibi, yine bir tanrı (athena) belirlemiştir sonucu, deus ex machina. athena gibi anasız bir tanrı yerine başka biri olsaydı sonuç ne olurdu bilemiyoruz tabii.)

    athena’nın konuşmalarında buraya alıntılayamadığım önemli unsurlar yok değil. intikam almanın sürekli kendini besleyen bir yanı oluşu, kan davasının hiçbir zaman sona ermeyeceği, döngüselliği, bundan çıkmak için hukukun şart oluşu, aklın ve rasyonelliğin şehir sorunlarının çözümü için tek rehber olması gerektiği gibi haklı argümanları var son bölümde. (aiskhylos’un asıl derdi de bunlar zaten, tragedya bu dertten yazılmış.) ancak buna kadınlığı, anneliği kurban ederek ulaşmaya çalışmak bence haklandırılabilir değil. aslolan dölleyendir denildiğinde annelikten kovuluyor kadın. çocuğuyla ilişkisine baba/erkek üzerinden dâhil oluyor. devlet yasasına uğruna analık yasası kurban ediliyor.

    erinysler’in ancak korku salarak var etmeye çalıştıkları adalet yerine akla dayanan, uzlaşma ile tesis edilecek bir toplumsal barış da elbette daha arzu edilebilir bir şey. ancak (yine erinysler tarafından temsil edilen) belleğin hiçe sayıldığı, geçmişin unutulduğu bir yaşam arzu edilebilir mi? gerçek bir barış unutmakla mümkün olabilir mi?

    şunu da yazayım, bitiriyorum: hukukun tam da atina’da temellendiği şekliyle bugün yaşadığını görmek tuhaf oldu benim için. suçlanan kişinin ilk iş suçlayanın itibarına saldırması, onu değersizleştirmeye çalışması, değil gündelik tartışmalarda (ad hominem), mahkemelerde bile bugün kullanılan bir “taktik” sanırım. ayrıca erinysler’in cansiperane savundukları analık hakkı, kan bağı davasını athena’nın verdiği güce değiştiklerini görmek de yine dark hukukta kullanılan bir başka yaklaşım olan “herkesin fiyatı vardır”ı hatırlattı. ama en çok da erkek yazarların erkek yazıları meselesi galiba. kaş yaparken göz çıkarmak ya da ne bileyim.

    tüm hikâyeyi özetleyen cümle ikinci bölümde orestes'in dediğidir diye düşünüyorum, sadece hikâyeye değil galiba tüm ailelere dairdir: baba, babası acıların.

    tragedyalar candır, demiş miydim? okuyalım, okutalım.