şükela:  tümü | bugün
  • tamamen doğal yöntemlerle, herhangi bir hormon, katkı maddesi vs. içermeyen besin topluluğu
    (bkz: ekolojik tarım)
  • terim : organik gıda, yetiştirilmesinde ve işlenmesinde, genetik mühendisliğin,yapay gübrelerin,böcek ilaçlarının, büyütme düzenleyicilerinin, hormonların , ve katkı maddelerinin kullanılmadığı gıda maddeleridir.

    kelime anlamı olarak, içinde organik moleküller barındıran gıdalardır. tuz, su gibi gıdalar ise inorganik gıdalardır.
  • (bkz: organik kavun)
  • organik gıdalar, bitkisel ve hayvansal gıdaları içerir, yani hiçbir yapay koruyucu, renk verici, parlatıcı veya diğer katkı maddeleri kullanılmadan işlenmişlerdir.
  • dış görünümü itibarıyle, bir insan ya da hayvanın herhangi bir organına benzeyen gıda maddesi.

    yaygın olarak tüketilen organik besinler arasında, erkek cinsel organına benzerliğiyle hıyar, vajina gibi tüylü ve sulu olması hasebiyle şeftali, ergen oğlan pipisi görünümüyle bornova bamyası, latin hatun götünün hatlarına sahip karpuz gibi besinler başı çeker.

    besin maddeleriyle benzeşen ve yiyecek adlarıyla anılan organlara ise besinik organ adı verilir.
  • 50 yıllık araştırma üzerinde yapılan 12 aylık çalışma, organik besinlerin diğerlerine göre herhangi bir sağlık avantajı sağlamadığını gösteriyor:

    http://www.thisislondon.co.uk/…ticle.do?ito=newsnow

    not: "diğerleri" derken konya ovasının kimi yerlerindeki gibi lağım suyuyla yetiştirilen sebze meyveleri hayal bile etmediklerinden emin olabilirsiniz, o bizim kendi güzelliğimiz.
  • egri bugru ve cirkin olduguna dair derin bi inanc duydugumuz besin grubu. o yuzden soyle telkinler veriliyor:
    parlak guzel meyveleri degil cirkin olan organik meyveleri tercih edin, cunku onlar daha faydalı

    ne cirkini lan? acayip olan sey bizim guzellik anlayısımız. bi burnuna gotur de kokla o kocaman kırmızı cilegi. cilek kokusu var mı? hıyardan hıyar tadi alıyor musun? 250 gram peyniri tavada eritiyorsun, 50 gram acayip tadi olan bi sey ve 200 gram su cıkıyor tavadan. o elmaların ustune parlatıcı sıkıyorlar albenisi olsun diye, biz de buna kanacak kadar safız. gerci simdiki ergenler mısır'ın gercek tadının neye benzediginden bile habersiz ya

    yıllarca parlayan her seyi iyi zannettik. simdi de cirkin olan her seyi faydalı sanıyoruz. bravo bize
  • bu tabiri kullanan insanlar manyak oluyor. bildiğin katıksız manyak. sırf onlar yüzünden salatadan, meyveden, köy tavuğundan falan soğuyorum, nerede zararlı katkılı şey var gidip bunları yiyorum. (cips, diet kola, sütlü çikolata, mayonez, beyaz ekmek, burger king menuleri vs.)

    yahu geçen gün bizim eve misafirler geldi, masada da yeşillikler var, marul, roka maydonoz falan. kadın rokaları eline alıp çok büyük olduğunu, hormonlu olduğunu, bunları yemenin sakıncalı olduğunu, pazarda gidip herşeyin en küçüğünü aradığını, onların ancak organik ve sağlıklı olduğunu söyledi. yahu sanki yediği roka 5 santim uzun olursa hemen ölecek. nedir ben bu sağlık sevdası anlamıyorum. organik besin olayının sırf para tuzağı olduğunu anlatman zaten imkansız. hayır ayrıca organik besin tamlaması da yanlış. katkısız ve hormonsuz desen neyse. sanki bin yıl yaşamak istiyor gibi davranıyor insanlar, bunu yapmak için saatlerini çarşıda pazarda daha doğal meyve sebze arayarak geçiriyorlar. yemin ediyorum hiç bir şey anlayamıyorum.
  • organik gıda diye bir tabirin olmadığı günleri hatırlıyorsanız, yaşınız kemale ermiş demektir. kurtlu kirazları, eğri büğrü patatesleri yemişliğiniz varsa, kafadan 30+sınız zaten. peki sonrasında gelen dalgayı hatırlıyor musunuz? birden bire ortaya çıkan kırmızı başlıklı kızdaki cadının elmaları gibi al al parlak parlak elmalara nasıl sevindiğimizi? eşit boyda salatalıkları, yusyuvarlak kan kırmızı domatesleri annenizin büyük bir hevesle kucaklayıp salataya kattığını? nereden bilebilirdik o zamanlar çankayanın şişmanı göbeğini hoplatırken bizlerin yavaş yavaş zehirlendiğini, tarım ülkesi memleketimizde hiçbir şeyin yetişmez olduğunu, tohumların ihraç edildiğini, çiftçinin insiyatifinin sıfıra çekildiğini. ne güzel kurtsuz kiraz, pasparlak elma!

    bunları yiye yiye geldik bu günlere. artık çürüğü çarığı olan sebze, tezgahta parıl parıl parlayandan daha pahalı! artık çocukken yuttuğun kurtlar migrosta satılanların iki katı! artık 1 kilo organik pirinç bir mekdanıls iki kişilik menünün bilmem kaç katı pahalı. kolay mı sağlıklı beslenmek? hadi kolayı geçtim, ucuz mu? zehirlenmemeyi bütçemiz kaldırır mı?

    tanım: siren ertan'ın hermes çantasıyla kanyon organik pazardan elleriyle seçerek aldığı şey. http://kelebekgaleri.hurriyet.com.tr/…&p=3&rid=2368
  • metropol insanları arasındaki yeni trendin kahramanıdır organik besin. böyle yapınca daha modern oluyormuşsun.
    ama.
    aması var işte arkadaşım. artık bakıyoruz, önüne gelen gıda bilimcisi kesilmiş. biri çıkar askorbik asit kanser yapar der, öteki çıkar sütte antibiyotik var der, der de der. büyük gıda kartellerine direneceğim, kendimi zehirletmeyeceğim derken, esasında organik(!) gıda denilen olayın da çoğunlukla benzer kartellerin kontrolünde olduğunu bilmez. doğal olan her şey muhteşemdir zanneder, bu yüzden yıllardır en az katkı maddeleri kadar kanserojen olan mikotoksin deposu ne idüğü belirsiz, ama katkı maddesiz (ki o da şüpheli, organik ürün logosu bulunan ürünlerin adamakıllı denetlendiğini mi zannediyorsunuz?) gıdalar yer. kanser vakaları artıyor, bu da sırf gıdadaki katkılardan dolayı yalanına inanır, ama geçen yüzyılla bu yüzyıl arasındaki tıbbın ilerleyişini göz ardı eder, sebebi bilinmeden belki de kanserden ölen insanları göz önüne almaz böyle bir istatistik türetirken. dünya nüfusunun artışıyla orantılı olarak tarım alanlarının azalmasını göz ardı eder, herkes doğal (lan nasıl doğal, 30 yıl gübreli tarım yapılmış toprakta ertesi yıl gübresiz üretim yapılınca her şey düzelir mi zannediyorsun, düzelmiyor) tarımla beslensin, kimseye gıda yetmesin, herkes açlıktan kırılsın.
    öteki tarafı da var tabi ki olayın. bütün gıda üreticileri, ister organik üretsin ister atomlarından sentezlesin, karını maksimize etmeye çalışıyor. ve internet çağında, herkesin bilgiye kolay ulaştığını zannettiği ama yazılanların %99'unun yalan olduğu çağda herkes kendini kurtarmaya çalışıyor. iki taraf da parayı bastırıp yalandan bilimsel araştırmalar yaptırıyor, iki taraf da kendini iyi göstermek için etik metik dinlemiyor. sen organik üretim yapan adamın gerçekten kimyasal kullanmadığını mı zannediyorsun? organik tarım yaptığını iddia eden ve organik ürün logosuna sahip üreticilerin analiz raporları düzenli olarak bana geliyor, görmek ister misin? ya da en muhteşem zannettiğin gıda işletmelerinin yaptığı tahşişleri-hileleri bilsen acaba bir daha bir şey yiyebilir misin?
    bu olayın tek ve ütopik bir çözümü var. iki tarafı da gerçekçi ve sıkı bir şekilde denetlemek ve insan sağlığına aykırı bir şey yaptığında anasından emdiği sütü burnundan getirmek. ama dünyadaki tüm hükümetler paraya taptığı için ne yazık ki olmuyor böyle bir şey ve biz bir o yana bir bu yana savruluyoruz.