şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
1061 entry daha
  • yapımcı ve sinemacıların birbirine girdiği, sinemada sansürün ve reklam sürelerinin tartışıldığı bir dönemde vizyona giren organize işler-sazan sarmalı hakkında "filmin ilk yarısında çıkması gereken bir ekşici" olmayı bırakıp sonuna kadar hem de iki kere izlediğim film hakkında şahsî yorumlarım:

    --- spoiler ---

    birinci film, vizontele kadar başarılı olamamıştı. yine de hatrı sayılır bir gişe elde etti. birinci film, özgün bir hikâye olmasına karşın vizontele kadar beğenilmedi. tıpkı vizontele tuuba filmi gibi. bunun yansıması olarak da eğlenceli ve güzel olmasına karşın organize işler-sazan sarmalı da izleyicileri pek memnun etmiş gibi görünmüyor.

    bunun sebebi ise birinci filmdeki sebeplere benziyor. birinci filmde yılmaz erdoğan'ın kaçış rampası bu filmde de göze çarpıyor: filmi net bir karakter yaratmak yerine diyaloglara boğmak. normal şartlarda bu tip hikâyelerde herkesin bildiği tipler vardır ve bu tipler başka bir tipi karakterleştirir. organize işler'deyse herhangi bir tipin nasıl bir karaktere dönüştüğü bir türlü yansıtılamıyor. yabancı filmlerden biliriz, standart biri vardır; başından bir şeyler geçer ve bu onu karakterleştirir. zaten son dönem filmlerinde karakterin o noktaya gelişi uzun uzun anlatılır.ama maalesef organize işler'in ilk filminde olduğu gibi bu filmde de net bir karakter yaratılamamış; hatta karakterler etrafında hikâyenin dönmesine müsaade edilmemiş. oysa vizontele'de deli emin'den tutturun siti ana'ya , reis bey'den müteahhit fikri'ye hatta sezgin'e kadar tüm karakter ve tipleri çok iyi tanıdık, ezberledik. replikleri beynimize yer etti. tam olarak karakter hangisi? sarı saruhan mı, asım noyan mı, dolandırılan damat mı, dolandırılan çocuk mu, asım noyan'ın kızı mı? belli değil. birinci filmde de asım noyan mı, süpermen mi, dolandırılan aile mi, müslüm denen hıyar mı? bunların bu noktaya geliş hikâyesi de belli değil. tipler hangisi? kim dekoratif kim figüratif? kim yardımcı oyuncu, kim asıl oyuncu? hikâye tam olarak kimin üzerinden dönüyor? bütün hikâyelerin iç içe girmesi mi onu sazan sarmalı yapıyor? hikâyeyi anlatmak zorunda mı? tabii ki hayır. (kısmen birinci filmde asım noyan'ın geçmişi hakkında bir iz vardı.) ama en azından karakter veya karakterleri tanımamıza müsaade edilmeli. hayır, ona da müsaade yok. şimdi diyebilirsiniz ki hikâyenin adı bu yüzden organize işler veya sazan sarmalı. hayır. bu tamamen kurguyla ilgili. iç içe geçmiş birden fazla hikâye anlatılacaksa eğer, her hikâyenin oluşumu bir şekilde anlatılmalı en azından.

    kurguya gelince; kurguda da bazı hatalar mevcut. karakterlerin üzerine hikâyeyi konumlandıramayan yılmaz erdoğan, filmi diyaloglara mecbur bırakmış. ve ilk filmdeki gibi maalesef bkm'nin bütün tanıdık elemanlarına ayıp olmasın diye rol serpiştirmiş. dekorasyon gibi duran figüranlar yerine fazladan tipler yaratmış. bunları da diyaloglara boğmuş. birinci filmde diyaloglar fazlasıyla güldürü unsuru taşısa da ikinci filmde güldürü ögelerini canlı tutmayı maalesef başaramamış. konular birbirinden kopuk. örneğin, kızıyla ilgili seyirciye bir flashback verilmiyor. kuyumcu kayıp, kızını dolandıran adamın akıbeti belli değil. dolandırıcıya neden bayılma numarası yapıldığı belli değil. (galiba sırf ersin korkut'a rol vermek için) dolandırıcının paraları kurtarırken cüceyi ele vermesi çok garipti mesela. parayı zaten kurtarmışken neden ipucu verdi bunu da anlamış değilim. filmin başındaki sarı saruhan'ın mekânı ve adamlarıyla ilgili kopukluklar var. sarı saruhan'ı dolandırmaya kalkan taklacı ziya'ya neden dokunulmadığını da anlamadım. dolandırıcılığı övmemek için fazla kasılmış. küfür etmemek için saçma sapan diyaloglar kullanılmış ama bir tek hece otosansür yemiş. ama tabii ki bkm oyuncularının (ilk filmde altan erkekli, demet akbağ gibi isimler de dahil) becerisi devreye girmiş ve oyunculuklar olayı kurtarmış. bu da filmin izlenebilirliğini artırıyor. ilk filmde cem yılmaz filmi çok eğlenceli kılmıştı. bu filmdeyse kıvanç tatlıtuğ resmen döktürmüş. (çarpışma dizisini izlerseniz benzer bir oyunculuk görebiliyorsunuz.) kıvanç tatlıtuğ, filmi tek başına sürükleyebiliyor diyebilirim. yılmaz erdoğan'ın oyunculuğunu tartışmayız elbette de kendine biçtiği rolde farklı şekillerde seslendirme ve taklit yapmalarına bir anlam veremedim. kısa bir ata demirer rolü vardı, tam da bahsedilen şekilde biriydi; kısa, tadında ve başarılıydı. o tip'e ulaşmak için kerâmi rolü bile yazılmış. ama sırf ona ulaşmak için yazıldığı çok belli. yani aslında kurgu bir sazan sarmalı. çünkü ismini dolandırıcı savcı rolündeki mahir ipek'e ulaşmak için bir rol yazılmış, ona ulaşmak için de başka rol yazılmış ama bütün bunlar sırf hatırdan yazılmış.

    ayrıca bu filmde de izleyici, son dönemlerde eskiden gelen bir gelenekle, fazlasıyla gülmek istiyor. cem yılmaz'ın filmleriyle çok eleştirildiği olaylardan biri olan beklenti karşılamaması meselesi bu filme de yansımış durumda. hollywood bile konu sıkıntısı çekerken aslında çok da eleştirmemeliyiz ama yine de demeden geçemem güldürü beklentisi çok yüksek gidilse de eğlenceli bir film olarak kalıyor aklınızda. birkaç replik, jest ve mimik dışında çok da kalıcı şeyler yok hâliyle. ilk filmdeki plato zenginliği yok. ekstra para harcanmadığı belli. mekânlar pek değişmiyor. istanbul'u bilenlerin de aklıyla dalga geçilmiş olabilir :) hemen hemen her şey sponsora yıkılmış ki filmin olur olmaz yerinde sponsorlar çıkıyor ortaya. vakıfbank, red bull, bahçeşehir üniversitesi, greyder. hatta sırf sponsor için roller biçilmiş ki kızıyla damadının meslekleri buna örnek. yaşadıkları hayatla mesleklerinin hiçbir bağlantısı yok.

    teknik detaylara gelirsek:

    filmde profesyonelce minimount kullanılmış galiba. çünkü tekne çekimlerinde zerre sarsılma yoktu. rayla yapılan çekimleri çok başarılıydı. rayla yapılan çekimleri de sanırım montajsız tek seferde çekilmiş. steadicam adı verilen kamerayla çekim yapan arkadaşı da ayrı tebrik etmek lazım.

    seslere gelince; boom operatörü veya operatörlerini başta kutlamak lazım. filmde gürültüyle ilgili neredeyse tek bir hata yine yoktu. galiba defalarca incelendi ve varsa da hatalar göze çarptı. production mixer, soundman, recordist başarılı olsa da salonda birçok ses güçsüz veya sönük kaldı.

    çekim için genellikle pahalı bir yol olduğundan bir mekândan çıkıp tekrar mekâna girmek tercih edilmez. lâkin bir iki kere bu uygulanmış ama bu da çekim hatasını da beraberinde getirmiş. (en azından görüşüm bu yönde.)

    müziğe gelince, ilk filmdeki bazı müzikler yeniden düzenlenerek filmde kullanılmış. hatta değişik versiyonları (örneğin akustik) da göze çarpıyor. bence bu film için yeni müzikler yapılmalıydı. filmin müziklerini üstlenen yıldıray gürgen'den böyle istenmiş sanırım. yoksa yıldıray gürgen üretken biridir. gişe başarısı yüksek olmayan film müzikleri gibiydi bazıları. filmde renkler ve çekim saatleri başarılıydı. mevsim de buna müsaitken çekildiği için iyice başarı yakalanmış. görüntünün aydınlık ve karanlık bölgelerinin ayarlanabilir değer oranına sahip ışıklar filmde çok başarılı bir şekilde kullanılmış. ayyapım'ın dizilerinde beni en çok rahatsız eden ışık oranına sahip değil en azından. hatta hata aradığım cam ve gözlük camı yansıması beklediğim anlarda asla bu hataya yer verilmemişti. pozlamalar arasındaki aralıklarla cismin hareketi arasındaki uyumsuzluk neredeyse sıfırdı. görüntü yönetmeni gayet başarılıydı birçok konuda. ama yılmaz erdoğan'ın helikopter çekim sevgisi bitmedi gitti
    --- spoiler ---

    sinemayla ilgilenenler için şahsî görüşlerimdir. eğlenceli, güldürü unsurları barındıran, güzelce bir film. daha başarılı olması beklenirdi tabii ki.
  • ilk filmi lisedeyken izlemiştim. istanbul'a hayran olduğumuz yıllardı, sürekli şehri geziyorduk ve o zaman istanbul'u çok güzel anlattığını düşünmüştüm filmin. sonrasında da defalarca izledim. genel olarak benim için özel sayılabilecek bir film oldu.

    yıllar geçti, istanbul'dan ayrılalı 10 sene falan oldu. ilk filmi birlikte izlediğim arkadaşıma sordum bu film nasıl olmuş diye. "kötü değil ama organize işler de değil" dedi. buradaki yorumlar da genel olarak vasat bir filme işaret ediyordu. beklentimi düşürerek gittim filme. genel kanının aksine beğendim.

    öncelikle ilk filmin yerini tutmuyor kesinlikle. buna itirazım yok. yine de filmin "organize işler" enerjisini yakaladığını düşünüyorum. organize dolandırıcılıklar, ağır çekim yürümeler, kovalama sahneleri, nil karaibrahimgil ve en önemlisi istanbul görüntüleri ilk filmdeki gibiydi. iyi bir hikayeden daha çok bunları bekliyormuşum sanırım ve aradığımı buldum. keyifle izledim, keyifle ayrıldım salondan.

    --- spoiler ---

    film büyük prodüksiyon ürünü gibi duruyor (en azından son on yıldır gördüğümüz kalitesiz türk komedi filmlerine kıyasla). youtube'da kamera arkasını gösteren videolarda çekimlerin istanbul kalabalığında yapıldığı görülüyor. her sahnenin yüzlerce izleyicisi var. yaşayan şehrin ortasına set kurup bu şekilde çekim yapmışlar. bu da yukarıda belirttiğim gibi istanbul'u iyi aktarabilmesini sağlıyor. serinin iki filmi de bir yandan helikopter çekimleri, mükemmel manzaralar ve şık mekanlarla şehrin ne kadar güzel olduğunu anlatıyor; bir yandan ara sokaklardaki kalabalığı, çeteleri, mafyalaşmayı göstererek şehirdeki kaosu vurguluyor. bu film de dengeyi iyi tutturmuş. belki kasıtlı yapılan bir anlatı bile değildir ama benim için iki filmin de en sevdiğim yanı bu.

    hikaye çok başarılı diyemem ama diyalogların genel olarak güzel yazıldığını düşünüyorum. iki film arasında yaşanmış ama bu filmin konusu olmayan bazı noktalar laf arasında geçen bir cümle ile açıklandı çoğunlukla. genellikle de güzel düşünülmüş noktalardı. bu tarz detaylar filmin seyircisini aptal yerine koymadığını gösteriyor. diğer yandan genel hikayenin basitliği, iniş çıkışlara sahip olmaması, verilen mesajların çok bariz hale getirilmesi yine ortalama seyirciye oynadıklarının kanıtı. zaten başka şansları da yok izlenmek için.

    kıvanç tatlıtuğ, alışılmadık bir rolde oynaması ve ekipten intikam almasıyla ilk filmdeki müslüm (cem yılmaz)'ün yerine gelmiş ve gayet güzel iş çıkarmış. damat da superman (tolga çevik)'in yerine koyulmuş ama o kısım zayıf kalmış maalesef hikayede.

    filmin en büyük sıkıntısı (daha önce de defalarca yazıldığı üzere) bensu soral. bence kötü bir oyunculuktan da öte çok kötü yazılmış bir karakter olması asıl mesele. yılmaz erdoğan başta kendi oynadığı karakter (asım noyan) olmak üzere tüm karakterlere çok gerçekçi, çok hayatın içinden replikler yazmışken bu kız sürekli aşırı kalitesiz türk dizisi replikleri ile konuşuyordu. örneğin "parayı kaybettik ama daha önemli bir şey kazandık: ailemizi" minvalinde bir repliği var. gerçek hayatta hiç kimse böyle bir cümle kurmaz. türk dizilerinin ekseriyetle boktan olmasının nedeni de bu hollywood'dan direkt çeviri yapay repliklerdir. yılmaz erdoğan filmleri genelde çok doğal diyaloglara sahipken filmdeki kızın (ve biraz da damadın) bu kadar yapay replikleri olması ilginç geldi. oyunculuk da vasat olunca kötü bir türk dizisi izliyormuş gibi oldum onların sahnelerinde. bu benim için filmin sorunlarından birisiydi ama diğer yandan yılmaz erdoğan'ın bu kötü diyalogları bilinçli yazmış olabileceğini de düşünüyorum. çünkü bir sahnede asım noyan damada "yerli diziden arak repliklerle konuşma" diye kızıyordu. belli ki karaktere yerli diziden arak replikler yazdığının farkında kendisi. belki yeni nesli böyle gördüğü için genç karakterleri böyle konuşturdu, belki kötü kötü türk dizilerini çok seven aptal kitleye de hitap eden bir şeyler olsun istedi filmde. bilemiyorum.

    cüce muhabbeti de filmin kötü taraflarından olmuş. bu kadar tatsız sahneleri koymaya ne gerek vardı bilemedim. bir de ben o noktaya kadar güzel bir film izlediğimi düşünürken bir anda keloğlan mizahı başladı. sahne de uzadıkça uzadı. hiç anlam veremedim.

    bunların dışında erdal tosun'a saygı duruşu çok yerinde olmuş. keşke tolga çevik de bir sahnede görünseydi.

    --- spoiler ---

    olumsuz taraflarına rağmen genel olarak filmi beğendiğimi söyleyebilirim. umarım daha büyük, daha girift, daha zeki organize dolandırıcılıklar göreceğimiz üçüncü film ile güzel bir finale kavuşur seri.
  • ilk filme çok ayıp olmuş.
  • komedi olarak degil de keyifli vakit gecirebilmek icin gayet de izlenebilecek film. ben almancilarla dolu bir salonda izledim, benim tebessumle gecistirdirdigim sahnelerin cogunda katilarak gulduler. ornegin birkac kez tekrarlanmis tup bebek* esprisini ne zaman duysalar birkac saniye boyunca cildirircasina kahkaha attilar. onun disinda diger entrylerde bahsedildiginin aksine bana cuce esprileri cok abartilmis gibi gelmedi. istanbul cekimleri ile kiyafetlerdeki ve dekorlardaki renklerin kullanimi cok guzeldi.

    --- spoiler ---

    benim tek kahkaha attigim sahne ise bitis jenerigi akmadan onceki sofya'daki dolandiricilarla konusma muhabbetiydi. i come to sofya gelecek hafta ve kasanin acilis kapanislari cok guzel yerlestirilmis.

    --- spoiler ---
  • filme bu hafta sonu gitme fırsatı buldum. geçen hafta özelden mesaj atan arkadaşlar
    size sesleniyorum...

    film zevkinize.....

    film'de tek güzel olan olay kıvanç tatlıluğun yaptığı rol. başka hiçbir şeyi beğenmedim.
    ilk filme hakarettir.
  • keyifle izledim, güzel film olmuş. ilk filmdekine benzer ikonik sözler(dayak nedir, nasıl aytılır) sanırım bundan çıkmaz belki ama saruhan mesela baya başarılı bir karakterdi.

    ezgi mola ise bana meltem cumbul'u hatırlattı.
  • filmi çok fazla eleştirmek istemiyorum, filmdeki pek çok oyuncu filmde oynadığı karakteri başka dizi-filmlerde oynamış ve bu karakterler adeta üzerlerine yapışmış durumdayken kıvanç tatlıtuğ'un nispeten daha orjinal bir karakteri bu kalitede oynamış olması, film içinde kıvanç tatlıtuğ adına büyük başarıdır bence.
    kıvanç tatlıtuğ'u tebrik ederim.
  • kivanc tatlitug'un cok iyi rol yaptigi filmdir.
  • sadece kıvanç tatlıtuğ ve mimiklerini izlemeye gitmek gerek. her karakterin altından nasıl bu kadar başarılı bir şekilde kalkar insan ya..
  • kıvanç tatlıtuğ'un oyunculuğunu izlemek için gittiğim filmdir.
    sarı saruhan şahaneydi.
1089 entry daha