şükela:  tümü | bugün
  • murtaza'nın yazarı.
    ayrıca cihangir tarafarında orhan kemal için müze gibi bir yer actı oglu.
  • asıl adı mehmet raşit öğütçü. öğrenim durumu; orta sondan terk. işçilik, dokumacılık, ambar memurluğu, kâtiplik gibi işlerde çalıştı. askerliğini yaparken 5 yıl hapis cezasına mahkum edildi.
    bursa cezaevinde tanıştığı nazım hikmet'in toplumcu görüşlerinden etkilendi. 1950'den ölümüne kadar (1970) kitap ve makale yazarak geçindi.
    yoksul kesimin, işçilerin, öğrencilerin, "sokaktaki adamın" hayatını anlatan öykü ve romanlar yazdı. istanbul'da orhan kemal müzesi açıldı. 1972'den beri adına roman yarışması düzenlenir.
    eserlerinden bazıları: avare yıllar, baba evi, murtaza, 72. koğuş, sarhoşlar, el kızı, ekmek kavgası, bereketli topraklar üzerinde.
  • bilmem hatırlar mısınız, yıllar öncesinde televizyonda izlediğimiz el kızı diye bir dizi vardı, ve bizzat o da bir orhan kemal eseriydi. perihan savaş'la merhum yılmaz zafer oynarlardı hatta, üstelik perihan savaş yılmaz zafer'in annesi rolündeydi (acıdır ki daha sonra perihan'la yılmaz evlenecekler, ama perihan yine yılmaz'ın annesi rolünü üstlenmek zorunda kalacaktı).
    evde el kızı'nın romanını bulmuştum dizi oynarken, okumuştum gençliğin verdiği heyecanla. şimdi aklımda kaldığı kadarıyla konusu şöyle bir şey olmalı: zengin adam fakir kızı (perihan) sever, bir şekilde birleşirler, lakin evlilik boyunca el kızı muamelesi görür hep perihan. ve sonunda aile baskısı, atılan iftiralar gibi bir sebeple ayrılırlar, ufacık çocuk anasının bağrından koparılır, zengin baba tarafında kalır. ne olursa olur artık aradan geçen yıllarda anne dilenci, çocuksa avukat kimliğini edinirler. ve gerek kitaptan gerek diziden hatırladığım tek sahnede artık genç bir avukat olan yılmaz zafer kız arkadaşıyla dilenmekte olan annesinin önünden geçer. yılmaz annesini tanımamıştır belki, ama anne yüreği gönül gözüyle anlar kim olduğunu onun. kendisine tiksinerek bakmasını kaldıramaz yılmaz'ın perihan ve o gece intihar eder, ya da hastalıktan yatağa düşer, ölür. açıkçası hakikaten çok içlendiğim bir kitap olmuştu zamanında. ama hikayesini yanlış hatırlıyor olabilirim büyük ölçüde, yarı amnezik bir yapının insanıyım zira.
    o diziden ve kitaptan damağımda orhan kemal'le ilgili bir kemalettin tuğcu tadı kalmış olacak ki, bir daha okumaya meyletmedim, bilmiyorum hata mı yaptım.
  • orhan kemal, türk edebiyatına olduğu kadar türk sinemasına da önemli katkılarda bulunmuş bir yazardır. verimliliği, insancıllığı ve her şeye rağmen yaşama sevincine dayanan edebiyat anlayışıyla, "edebiyatçı kitlelerle nasıl iletişim kurabilir?" sorusuna güzel bir yanıt oluşturuyor.
  • son donemde oglu isik ogutcu tarafindan gunlukleri ve siirleri derlenmistir (ilk defa gecen sene anma gununde mujdat gezen tarafindan okunmustu esi nuriye hanima yazdigi siir.) kitabin ad yazmak doludizgin'dir. ayrica kitabin sonunda cesitli yazarlar ve sairler tarafindan orhan kemal icin yazilan siirler de bulunmaktadir.

    orhan kemal yazimi acisindan gercekci, yalin ve sicak bir anlatima sahiptir. genel olarak yoksul kesimin (ki kendi hep onlarin arasinda yasadigi icin) hikayelerini dile getirmistir. yasami boyunca capkinliklari haricinde cesitli sikintilar yasamis ve gecim sikintisi onu her zaman yeni eserler vermeye itmistir. yildiz, kemali, nazim ve isik adinda 3 erkek bir kiz cocugu vardir. (benim bildiklerim:) ) yasami ve eserleri hakkinda daha fazla bilgi icin:

    http://www.orhankemal.com/
  • 11 entryden daha fazlasini hak eden agabeyimiz.
  • dün akşam bir yudum insan programında anlatılan yazar. bir dönem şiir yazmış , yazdıkları şiirleri nazım a göstermiş , ve nazım tarafından azarlanmış bursa cezaevinde. sen şiir yazmayı bırak demiş ve romana yönlendirmiş orhan kemal'i. 72. koğuşta yazdığı karakterleri 5 yıllık hapishane hayatında özümsemiş, biriktirmiştir.

    o her zaman kaptan saflığıyla kitaplıklardaki yerini alacak, çok acılar görmüş geçirmiş büyük bir edebiyatçı, yoksulluğuna inat güçlü bir yazardır.
  • fildişi kuleden değil, hayatın içinden yazmış bir insan.
    (bkz: 72inci koğuş)
    (bkz: bereketli topraklar üzerinde)
    (bkz: bekçi murtaza)
  • bir ara beyrutta yasamıstır. ilk aşkını da burada yasamıstır. olaylar şu şekilde gelişir:

    "çalıştığım yerin yanıbaşında bir çikolata fabrikası vardı. ve bu fabrikada sarı saçlı, mavi gözlü çok güzel bir rum kızı vardı. adı eleni’ydi. matbaanın bütün gençleri bu kızın çevresinde pervane gibi dönerlerdi. bense üstüm başım çok kötü olduğu için uzaklarda durur, sokulamazdım. benimle alay eder korkusuyla hep kaçardım. bir gün ters çevrilmiş bir gaz sandığı üzerinde otururken yanıma geldi. zaten ufacık bir alevle parlamaya hazır olduğum için bütüm gövdemi ateş bastı. ben kızı türkçe bilmez sanırdım, benimle birden türkçe konuştu: ‘senin adın ne’ dedi, nereli olduğumu sordu. bir çikolata verdi. aiev ispirtoya değmişti artık. o günden sonra o kıza aşık oldum iyice. işime dört elle sarıldım. ve her gün saçlarımı taramaya başladım. sonra buluşmalar başladı, deniz kıyılarına iniyorduk. ve bir gün ona ayağımdaki eski pantalondan utandığımı söyledim. ‘sen ne utanıyorsun, zenginlerimiz utansın. aldırma böyle şeylere, boş ver’ dedi. işte bende ilk sosyal uyanış galiba bu rum kızı ile başladı."

    bu aşk hikayesi kızın bir gün işten ayrılması ile biter....
  • cok guclu, karakterli ve bilgili bir babanin ogluydu ve bu meziyetleri kendisine de alarak hem yapitlariyla, hem de yasamiyla (capkinliklari haric) cevresince sevilmeyi ve sayilmayi basarmisti. buna ragmen nedense sanki onu uretmeye itme amaci guduluyormuscasina duzenli olarak yipratilmis ve onune taslar koyulmustu. yine de yilmayip bir seyler basarmaya ve elindeki en buyuk guc olan kalemi kullanmaya devam etti. okurken o anlatiyormus gibi hissettiren bir yazar.