şükela:  tümü | bugün
  • türk edebiyatının yaşayan en büyük isimlerinden. yıllardır erzurum'da hocalık yapmış bir istanbul beyefendisi. beşir ayvazoğlu kendisi hakkında hoş bir biyografi yazmıştı. bir kitabında var şimdi bu portre.

    internette hakında şöyle bir bilgi var:

    1931'de istanbul'da doğdu. vefa lisesi'ni bitirdikten sonra istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi ve çapa yüksek öğretmen okulu'nun türk dili ve edebiyatı bölümü'nden mezun oldu. (1955) artvin ve diyarbakır liselerinde öğretmenlik yaptı. 1959'da erzurum atatürk üniversitesi'nin edebiyat fakültesi'ne asistan olarak girdi. 1962'de yeni türk edebiyatı doktoru, 1975'te doçent 1988'de profesör oldu. 36 yıl çalıştığı erzurum'dan 1994'te ayrılarak sakarya üniversitesi'ne geçti. 1996'da kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. halen islam ansiklopedisi'nde redaktör olarak çalışmakta ve fatih üniversitesi'nde ders vermektedir. orhan okay'ın çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış dört yüz kadar makale ve deneme yayını bulunmaktadır.

    basılmış eserlerinden bazıları: sanat ve hayat, abdülhak hamid'in romantizmi, ilk türk pozitivist ve natüralisti beşir fuad, batı medeniyeti karşısında ahmed midhat efendi, şeyh galip-hüsn ü aşk, sanat ve edebiyat yazıları, mehmed akif, necip fazıl kısakürek, kültür ve edebiyat dünyamızdan, konuşmalar.
  • doktorasını beşir fuad üzerine yapmıştır ki, biyografi türünün en iyi örneklerinden biridir bu.
  • bu büyük ustaya ithafen; ateşli cümlelerin yazarı nazan bekiroğlu'nun mor mürekkebiyle yazdığı bir kitap vardır: cümle kapısı. kitabın içinden bir deneme de doğrudan orhan hoca'ya hitaben (açık mektup tarzında) yazılmıştır.
    orhan hoca, doğrudan olmasa da benim de hocamdır... onun yazdığı lise edebiyat kitabını okumuş olmaktan hala büyük bir haz duyarım.

    (bkz: unutulmayan ders kitapları)
  • mensuplarının büyük bir çoğunluğunun; son derece yanlı, tutucu ve hatta zaman zaman gerici olduğu türkoloji camiasının zihni açık ender hocalarından biridir. türkoloji camiasının fikirlerini beğenmediği yazarları yok sayma taktiğine inat doktara çalışmasını beşir fuad üzerine yapmıştır. lafı gevelemeyen bir üslubu vardır. söz gelimi abdülhak hamit'in sahra şiiri için alışılagelmiş "türk edebiyakındaki ilk kır şiiri" tanımını hamit'in sonu panteizme varacak bir serüvenin ilk şiiri olarak tanımlar. hasılı büyüktür, değerlidir; hocadır.
  • "sanat ve edebiyat yazıları" isimli kitabından alınan "edebiyatın üstünlüğü" başlıklı yazı dergâh'ın bu ayki sayısında okunabilir. bu minvalde iki yazı daha yayımlanacakmış.
  • harvard üniversitesi'nde, bir zamanlar şinasi tekin hocanın yayına hazırladığı journal of turkish studies'in 30, 31 ve 32. sayıları orhan okay'a ayrılmış. 30. sayıda makalelere başlamadan önce çevresindeki insanlar hocaya dair, biyografik metinler yazmışlar. içlerinde biri var ki okuyunca beni benden aldı. eşi, mübeccel okay'ın "sınıf arkadaşım.. hayat arkadaşım" isimli yazısını sanırım akademisyen adayları, gerçek hayat ile ilim hayatı arasında savrulanlar mutlaka okumalı. yazının hepsini değil ama etkilendiğim, imrenerek okuduğum kısımları buraya aktarmak istiyorum:

    "1957'de nişanlanıp 1959 yılında evlendik. bir aylık evli olarak 31 ağustos 1959'da erzurum'daydık... üniversitenin lojman olarak kiraladığı, ilk evimiz olan örnek otel'deki tek odamıza geldik. geliş o geliş.. tam 36 sene..

    1963'de orhan doktorasını verdi ve paris'e gittik. orhan'ın çalışmaları ve takip ettiğimiz derslerden arta kalan zamanlarda müzeleri, sergileri, sahafları gezdik. çoğu zaman metroya binmeden, her tarafı görerek, tanıyarak. yabancı talebeler için tertip edilen, uygun fiyatlı, paris dışı gezilerin hepsine katıldık. türkiye'ye döndükten sonra ben de fransızca okutmanı olarak çalışmaya başladım.

    huzurlu, güzel ve sakin olarak geçirdiğimiz 36 yılı şimdi büyük bir haz ile hatırlıyorum. çocuklarımızı bu sakin ortamda gayet rahat büyüttük. biz de mesleğimizi aynı şekilde ve severek icra ettik. çocuklarla sohbetlerimiz, seyahatlerimiz, yaz tatillerimiz hpimizi mesud ediyordu, hep beraberdik.

    orhan çalışmalarını bahane ederek hayatımızı zorlaştırmadı. biz de rahat çalışabilmesi için elimizden gelen gayreti gösterdik. anlayışlı ve sakin bir aile reisinin evinde, diğer fertler de aynı davranınca, hayat o kadar güzel ki!.."
    (sayfa: lxxxi)

    evet, mübeccel hanım eşini, orhan okay hocayı anlatırken etrafta sürüsüne bereket bulunan ahmak geldi aklıma. akademik kariyer yaparken küçük dünyasını başına yıkan, hayatı kendine, yetmezmiş gibi bir de etrafındakilere, ailesine, sevdiklerine dar eden, muhtemel minicik ama gerçek mutluluları saçma sapan sebeplerden dolayı erteleyen, kendi sorunsalını yanındakilere hafakan olarak yaşatan, hırsı uğruna hayatta bir sürü şeyi mahveden, kaybeden, yok eden ahmaklar..

    öte yandan, mübeccel hanım ne bahtiyar bir kadınmış. şu ölümlü dünyada evinde halim, ilminde selim bir erkek ile onca seneyi paylaştığı için ne kadar şanslıymış. maşallah.. allah ikisine de uzun ömür versin.
  • aşağıdaki metinleri bir yazısında kullanmış şahsiyettir:

    "... ortak bir avrupa medeniyetinden, dolayısıyla bir batı medeniyetinden bahsetmek yanlış değildir. bu medeniyet iki esas kaynaktan beslenmiştir. biri greko-latin dairesidir ki batı sanat ve kültürünün kaynağıdır. diğeri ise dünya görüşünün, felsefesinin ve ahlâk anlayışının kaynağı olan hıristiyanlık'tır."

    "... modernisation kelimesi ... fransızca'da bile yenidir ve fransız ihtilâlinden aşağı-yukarı bir asır sonra, 1878'den itibaren kullanılmaya başlamıştır ..."

    "her ne kadar arapça'dan türetilmiş ise de kelimenin kökünden türetilmiş diğer kelimeler arasında medeniyet, o zamana kadar bilinmemekte ve kullanılmamaktadır." (tanzimat dönemi itibarıyla ifade ediliyor)

    "... 'milel-i mütemeddine: medenî milletler' ..." (1856 ıslahat fermanından)

    "dönemin birçok yazarının ifadesinde de medenî milletler olarak sadece avrupalıların akla gelmesi, buna mukabil bir islâm ve osmanlı medeniyetinin de olabileceğinin düşünülmemesi önemli bir noktadır. bunlara göre bir tek medeniyet vardır, o da avrupa medeniyetidir." (yine xıx.yüzyıl bağlamında)

    "... 'sensin ol fahr-i cihan-ı medeniyyet: medeniyet dünyasının övüncü sensin' ... 'acep midir medeniyyet resûlü dense sana: sana medeniyet peygamberi dense tuhaf mıdır' ..." (şinasi'nin mustafa reşit paşa'ya dair iki dizesi)

    "... denilebilir ki bu yüzyılın yenileşmekte olan düşünce hayatını, kendilerini ilmî çalışmalara, felsefeye ve fikir meselelerine adamış kişiler değil, daha çok edebiyatçılar yürütmüştür. tanzimat dönemi şair ve yazarları batı'dan gelen sosyal ve felsefî konulara ilgi duymuşlar, bunları fikir yazılarında olduğu kadar roman, hikâye, tiyatro ve şiirlerinde de kullanmışlardır. ancak bu konuları belirli ve sistematik ekollere, doktrinlere bağlamak mümkün değildir."

    "şinasi'nin, aklın herşeyi idrâk edebileceği inancına karşı ziya paşa felsefesini 'idrâk-i meali bu küçük akla gerekmez' (yücelikleri algılamak bu küçük aklın işi değildir) kaziyesi üzerine kurar." (dizenin devamı "zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez" olacak)

    "galiba edebiyatımızda tanrı'ya soru soran ilk şair ziya paşa olmaktadır."

    "ziya paşa ve özellikle mehmed âkif'in şiirlerine düşüncenin ve mantığın hâkim olmasına mukabil hâmid daha çok duygularının ve serbest ilhamın idare ettiği bir şairdir." (abdülhak hamit kastediliyor elbette)

    "herbiri sekizer mısralık 294 kıtadan (2352 mısra) kurulmuş tek ve uzun bir poem olan makber iki temel düşünce etrafında döner. kıtaların bir kısmı fatma hanım'ın şahsiyeti, özellikleri, fazileti ve hatıralarıyla bir mersiye olmaktan fazla bir şey ifade etmez. ikinci tema asıl ölüm gerçeği ile ilgilidir ki makber'i alelâdelikten kurtaran bu tarafıdır."

    "... bütün bu aykırılıkların hepsi inanç sahibi bir insanın kriz anları olarak kalır." (hamit'in makber'de geçen cerbezeli dizeleri bağlamında)

    not: "modernleşme ve türk modernleşmesinin ilk döneminde inanç krizlerinin edebiyata yansıması" başlıklı, şubat/03'te yayımlanmış bir makaleden yazımı aynen korunarak alınmıştır.
  • türk lirası banknot tasarımlarıyla heyecanlandırmış tasarımcı;
    buyrunuz
  • geçen ay "bir başka paris" adlı enfes bir kitabı daha çıkan, türk edebiyatının yaşayan en kıymetli nazariyecilerinden biri. kitabın tanıtım yazısı şöyle:

    “paris... güneşin cimri davrandığı, kapalı havaların ve yağmurun bol olduğu iklimi, bu yüzden her zaman yemyeşil parkları, hemen şehrin içinde sayılabilecek ormanları, gündüzün ve gecenin her saatinde canlı bulvarları, korku veren dar sokakları, sefahat ve eğlence yerleri, adeta estetik bir zevkle tezyin edilmiş vitrinleri olan mağazaları, dinî hayatı, müzeleri, konser salonları, üniversitesi, kitapçıları, sokak ressamları, sokak çalgıcıları ve fanfarları, kadın veya erkek, genç veya yaşlı çok defa şık giyinmiş, zarif konuşan insanları, bunların hemen yanında metro koridorlarında, kirli havanın ısıttığı metro ızgaralarında uyuyan kloşarlarıyla bana göre yine bir başka belle époque’ü yaşıyordu.

    bugün de şüphesiz öyledir demek istiyorum. ve yine şüphesiz değişen çok şey de olmuştur diye düşünüyorum. ama yakın yıllarda oradan gelenler hiç de güzel haberler getirmiyor. demek 1960’lar da rüya oldu…”
  • orhan okay'ın vefat haberini üzüntüyle almış bulunmaktayız.
    bir çınarın daha doldurulmaz boşluğu ile kalanlara sabir,hocamıza allah'tan rahmet dilerim.