şükela:  tümü | bugün
  • sosyolog. aydinliktakiler karanliktakiler isimli calismasinda gecekondulardaki sosyal yasami incelemis, basarili bir eser meydana getirmistir, kanimca. boylece populer kultur ve orhan gencebay arabeski disinda da okunabilir bir sosyoloji kitabi oldugunu gormemi saglamistir.emre kongar ise kizlarina mektup yazmaya devam etmelidir.
  • ülkücü görüşe sahiptir ama satır, bıçak ve dabanca ile icrai sanat etmek yerine bilime vermiştir kendini.
    alevi bektaşi kimliği üzerine yaptığı araştırmalarını yayınladığı alevi bektaşi kimliği adlı kitabı okunasıdır.
  • şöyle bir hipotezim var, dillendireyim:

    güncel olarak türkiye'de bilgi ve yalan üretim çevrelerinde yer alan her kişinin geçmişine baktığınızda mutlaka icra ettiği başka pis işleri görmeniz mümkündür. bu 1970'ler veya 1960'lar süreci olabilir, önemli değil. ama mutlaka bir şekilde tarihsel olarak da "derinden" işleyen bir süreç olduğunu gorursunuz ırkçılık-faşist kadroların süregelmesi babında.

    ismail beçikçi, malmisanij'a verdiği ve akabinde kitaplaştırılan roportajında, türkdoğan'ın kendisinin erzurum'da öğretim görevlisi iken universiteden atılması için ihbarcılık yaptığını söylemiştir. ismail beşikçi'nin o donem süregiden doğu mitingleri'ne katılarak gozlemler yapmaya çalışması ve daha da onemlisi, sosyalist-devrimci ogrencilerin beşikçi'nin odasında toplanıyor olması "asistanların başı" konumundaki türkdoğan tarafından gerekli makamlara bildirilmiş ve sonrasında sıkıtonetim mahkemelerinde beşikçi'nin yargılanmasına kadar giden "öğretim gorevlisi" pozisyonundan kovulması sürecini başlatmıştır. gerçekten de helal olsundur.

    şimdi de türkdoğan düşmüş kürtlüğe asimile olan türklerin peşine. kitaplar yazıyor bu ve benzer konular hakkında. kafatasçı kriterler uydurarak, nedense kimsenin ulaşamadığı alanların bilgisiyle sosyal bilimcilik yapıyor kendince. alıcısı var nasıl olsa, sayıları azalsa da..

    velhasıl, bizler, kimin "devletin çocuğu" olduğunu pek iyi biliriz diyelim, fazla uzatmadan.
  • ilker parasız iktisatta neyse sosyolojide o olan adam, mantar gibi biten kalın kalın kitaplar açısından.

    (bkz: çevir çevir yaz)
  • kendi kendine "aydın" payesini vermekten beis duymayan, yazdığı kitapların birbirini tutmayan yelpazesini, her daldan, her yapraktan bir türklük çıkarma becerisini pek maharetle yakasına yapıştıran, atatürk üniversitesi'nden emekli bir adam. bir de jurnalciliğiyle meşhur olmuş, ki kendisi de jurnalciliğini itiraf eder:
    "ismail beşikçi’nin, pkk ve benzeri terör ve şiddet olaylarından tutunuz da kürdistan ütopyasına yönelik tutum ve zihniyetinin, türk ulusunun birlik ve varlık felsefesine karşı nasıl hainane bir davranış içinde bulunmasını açıklaması bakımından ibret verici olsa gerek. benim, bir türk aydını olarak, siyasal kürtçü akımların kundakçılığını yapan toplumsal bir aktörün, akademik kuruluşlarda görev yapmaması hususunda eğer bir dâhilim olmuşsa, bundan da onur duyarım."

    utanmadan bu mektuba referans veren insanlar için altını çizmek gerekir, aydının görevi jurnalcilik değildir. demokrasilerde, aydını geçtim, ortalama bir vatandaşın görevi, devletini korumak, düşüncelerinden ötürü insanları yüksek otoritelere ihbar etmek, yaftalamak ve mahkemeler yerine yargılamak, işten atılmasını sağlamak değildir. hiç kimse, düşüncelerinden ve bu düşüncelerini ifade etmesinden ötürü cezalandırılamaz. azıcık okuma yazma bilen şu iki maddenin ne demek olduğunu rahatlıkla kavrayabilir:

    madde 18- herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.

    bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.

    madde 19- herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.

    (bkz: insan hakları evrensel beyannamesi)

    bu iki basit insan hakkına riayet etmeyenin yeri zaten goebbels'in ve lysenko'nun yanıdır.

    kitaplarına vakit ayıramayacağım, zaten "etnik sosyoloji" diye, kürtlerin nasıl türk olduğunu anlatmaya uğraşan bir kağıt tomarına harcayacak vaktim yok, şunun altını çizeyim: hem köy üzerine, hem kent üzerine, hem doğudaki aşiretler üzerine, hem weber, hem de ziya gökalp üzerine yazmaya kalkışacak feraset weber'e bile nail olmadı. böylesine dikkat dağınıklığı ancak türkçülüğün meşrulaştırıcı kudretiyle mümkün olabilirdi, öyle de olur.

    erzurum hemşin pastanesi efradındandır, fahrettin kırzıoğlu gibi ikinci nesil türkçülerin yanında yetişmiş, ayrımcılığı o abilerinden öğrenmiştir.
  • kendisini bugüne kadar tanımaz etmezdim. bugün itibariyle kendisiyle tanışarak hakkında birkaç şey öğrenmiş oldum. tanışma hikayemiz tam ''hayat ne tuhaf lan vapurlar filan'' kıvamında.

    bu güzel tatil gününü bisikletimle şöyle tuzla'dan bostancı'ya pedal çevirerek geçirmek istedim; ki yaptım da. kartal sahil'de ara vermiş adalar manzarası ve vapurlara bakarken yaşlı bir amca bana doğru yaklaştı ve ''evladım telefonunda internet var mı?'' dedi. dedim ''var amcacım hayırdır?''. ''internetten orhan türkdoğan'ı aratır mısın?'' dedi. ''neden arayacağız amcacım?'' dedim ama o anda aratacağımız kişinin karşımda olduğunu çakmıştım. ''evladım bak bakalım bana benziyor mu?'' dedi. iyi dedim amcayı kırmayalım gönlü olsun. google'da arattım tabi görseller filan çıktı. ''benziyor mu bana?'' dedi. ''benzemek ne kelime sizsiniz zaten bu kişi :)'' dedim. derken bir sitede biyografisini filan görünce önümü ilikleyip bi saygı duruşuna geçtim. öyle ayaküstü biraz muhabbet ettik.

    beşir atalay zamanında öğrencisi imiş. ''nasıl bilirsin amca kendisini?'' dedim; ''sıfır'' dedi. ''hiç arayıp sormuyor şimdi ki nesil hep böyle zaten.'' dedi. beşir atalay buraları takip ediyorsa bilgisi olsun.

    bu da böyle bi anımdır. hayat ne tuhaf vapurlar filan demiş miydim?
  • toplumun sorunları ve bu sorunların kök sebebini şöyle tespit eden milliyetçi sosyolog.

    "... bugün türk toplum yapısında gözlenen radikal diyebileceğimiz değerler sistemindeki çürümenin, bu anarko-kapitalizm sürecinin bir sonucu olmadığı düşünülebilinir mi?

    türk toplumu bugün; haksız kazanç sağlayan kültürsüz ve sosyal mannerizmi bulunmayan bir üst zenginler sınıfının istilası ile karşı karşıyadır. şöyle ki, şirketler dünyası, borsa-piyasa ilişkileri ve holdingleşme sonucu;
    - yeni bir toplumsal tabakanın dillere destan hedonistik yaşantıları,
    - veto grupları ve iktidar elitleriyle güçlü birliğin sağlanması,
    - gri para dalavereleri,
    - ülkeyi bunalımlara götüren terörist eylemler,
    - hayat pahalılıkları,
    - kitlelerin yoksullaşmaları,
    - işsizliğin patlama noktasına ulaşması,
    - intiharlar,
    - gençlik yan kültür alanlarının oluşması,
    - seksi ve epiküriyen türden felsefelerin basın ve tv dünyamızı istilası,
    - milli ve dini ülkülerim marjinal alanlara itilmesi, bu hızlı liberalleşme ve kapitalistleşme sürecinin toplum katlarına yansımalarından başka ne ile açıklanabilir?

    islami norm ve gelenekli değerler sisteminin dışlanması, al-kullan-at tarzındaki boheminan bir liberal ekonomi fetişizmine kul-köle olunması, özalizmin yeni algı alanları yaratılmasındaki zihniyetinin sürüp gitmesi, günümüzde türk toplumunun gerçek dramıdır."

    ("novum osmanizm ve kemalist sistem diyalektiği", türk dünyası tarih kültür dergisi, ağustos 2017, s: 10-11)