şükela:  tümü | bugün
  • peter mullanın ilk yönetmenlik deneyimi. ölen bir annenin bıraktığı üç çocuğun hikayesini anlatır. tabi bu çocuklar 20-30 yaşlarına girmiştir ama bu kayıp onları çok etkilemiştir. işin içine bir de din girince olaylar kopar.
    tam bir iskoç aksanıyla konuşulduğu için filmde ingilizce altyazılar bulunur.
  • klasik rulette 17, 34, 6, 1, 20, 14, 31, 9 rakamlarına bir arada verilen ad. voisins de zero ve tier dışında kalan öküz-ayrık sayılar.
    duygusal kumarcılar pek severler ama sayılar duygusudur.
  • tom waits’in kimisi daha once kaydedilmemiş, bazıları başka sanatçı bozuntularıyla ortak çalışma olarak zuhur etmiş, bazıları tom ve kathleen çiftinin pespaye eşya deposunda unutulmuş şarkıları toparladığı elli küsur şarkı ve üç cd’den oluşan yapıtı.

    albümü her birine garip isimler verdikleri üç bölüme ayırmışlar, bir fikir vermesi açısından şarkı isimlerini buraya almak, albümü dinlemeye niyetleneceklere gözdağı olması açısından elzemdir:

    brawlers
    01. lie to me
    02. lowdown
    03. 2:19
    04. fish in the jailhouse
    05. bottom of the world
    06. lucinda
    07. ain’t goin’ down to the well
    08. lord i’ve been changed
    09. puttin’ on the dog
    10. road to peace
    11. all the time
    12. the return of jackie and judy
    13. walk away
    14. sea of love
    15. buzz fledderjohn
    16. rains on me

    bawlers
    01. bend down the branches
    02. you can never hold back spring
    03. long way home
    04. widow’s grove
    05. little drop of poison
    06. shiny things
    07. world keeps turning
    08. tell it to me
    09. never let go
    10. fannin street
    11. little man
    12. it’s over
    13. if i have to go
    14. goodnight irene
    15. the fall of troy
    16. take care of all my children
    17. down there by the train
    18. danny says
    19. jayne’s blue wish
    20. young at heart

    bastards
    01. what keeps mankind alive
    02. children’s story
    03. heigh ho
    04. army ants
    05. books of moses
    06. bone chain
    07. two sisters
    08. first kiss
    09. dog door
    10. redrum
    11. nirvana
    12. home i’ll never be
    13. poor little lamb
    14. altar boy
    15. the pontiac
    16. spidey’s wild ride
    17. king kong
    18. on the road

    ilkel blues örneklerinden madrigallere, jack kerouac metinlerinden, oğlunun davul dövdüğü çiğ rock şarkılarına, bilinçaltı sayıklamalardan, tom waits’in garip sesler, taklitler yaptığı, yeryüzü yok olsa da, bir zamanlar gezegende yaşayan özellikle de kimsenin duymadığı sıradan hayatlar yaşayan ve sırf bu yüzden olağanüstü hikayeler barındıran insan ırkının genel bir özeti olarak uzaya gönderilmiş bir kısa dalga radyo yayını, her eve lazım olduğunu söylemek gereksiz.
  • the x-files dizisinde ajan fox mulder'in uzaylilarin elinden kurtulup mezardan ciktiktan sonra defalarca seyrettigi film.
  • brawlers'da rock ve blues sürprizler*, bawlers'da alıp götüren derin, fırtınalı, güzelikler*, bastards'da teatral denemeler, şiirler, hikayeler, hatta fıkralar, "böyle de kafa bulurum işte*..." diye bitiveren, yeme de yanında yat, dinle dinle şaş, düşün düşün taş, sevin sevin uç... üçü bir yerde define, batık geminin enkazından çıkartılmış, kapalı bir sandıkta gizli saklı bir hazine*.
  • amerikalı yazar lyle kessler'in yazdığı, amerikan rüyasını zekice ti'ye alan tiyatro oyunu. kapitalizmin iyi yetim çocuğun sınırlarını zorladığı, kardeşini korumak adına ev hapsi veren bir abiyle, evin kapısından öteye adım atmamış, televizyon, markalar ve başkasının dayattığı değerlerle yaşan kardeşinin öyküsü. bir de tabi bu düzeni yıkan bir yabancı. dünyada çok kez sahnelenmiş. 8 kasım itibariyla gencay gürün tiyatrosu tarafından profilo sahnesinde olacakmış. gencay gürün rejisinde, cüneyt türel, serhan arslan ve ömer akgüllü oynuyormuş.
  • beck'in modern guilt albümünün ilk şarkısı

    sözleri şöyle:

    think i'm stranded but i don't know where
    i got this diamond i don't know how to shine
    in the sun where the dark winds wail
    and these children leave their rulers behind
    as we cross ten leagues from a rubicon
    the matchsticks for my bones
    if we can learn how to freeze ourselves alive
    we can learn to leave these burdens to burn

    cast out these creatures of woe
    who shatter themselves
    fighting the fire with your bare hands

    now my journey takes me further south
    i want to hear what the blind men sing
    with their fossils and their gypsy bones
    i'll stand beside myself so i'm not alone
    and how can i make new again what rusts every time it rains
    and the rain it comes and floods our lungs
    we're just orphans in a tidal wave's wake

    if i wake up and see my maker coming
    with all of his crimson and his iron desire
    we'll drag the streets with the baggage of longing to be loved or destroyed
    from a void to a grain of sand in your hand
  • dot'un ekimde saheneye koyduğu dennis kelly oyunu. ushan çakır'ın yokluğu/ayrılması nedeniyle biraz geç olarak izlemiş olsak da cidden çok iyi kotarılmış, çarpıcı, izlerken "evet yaa, benim de yarın aynı duruma düşmeyeceğimi kim bilebilir?" sorusunu kendi suratınıza çarpan bir oyun olmuş. dot'ta izlediğim ilk oyun olması itibariyle midir, yoksa sahnelenme tekniği midir veya oyuncuların başarısından mıdır bilemem ama insanı içine çeken, yay gibi gerip gerip duygusal boşalmaları yaşatıp, düşündürüp ardından gene geren geren ve en sonunda "oh?" diye allak bullak sizi bırakan bir oyun olmuştur. henüz gitmek gibi bir niyetiniz yoksa bile bir an önce biletleri temin edip izlemenin ciddi iyi bir tecrübe olacağı kanısında olduğum, başarılı oyun.
  • dotbilsarda proje kapsamında vur yagmala yeniden'deki kısa oyunlardan ve dot'un pornografi oyunundan tanıdığımız gizem erdem ; gene kısalardan tanıdığımız ibrahim selim ve yusuf akgün'ün harikalar yaratmış olduğu klasik tatta dot oyunu.

    dot'un oyuncularından tuğrul tülek bu sefer sahne yerine yönetmen koltuğundan bize katılıyor ....

    ibrahim selim oyunun en muhteşem süprizi oldu. kısaların çok üstünde bir performans ile sevdikçeklerin arasında yükseldi çok sahici, çok olduğunu gibi, çok samimi ....

    oyunun yazarını, dot'a çok yakışacak ama bu sefer duru tiyatronun kaptığı ve iki sezondur oynadığı gerçekten etkileyici bir oyun olan sondan sonra da yazarı; dennis kelly

    vallahi gidilir, konu artık dotseverlerin çok şaşırmayacağı, dot'un çizgisinde bir konu olsa güzel bir oyunculuk için seyredilir, sonracıma bir güzel keyif yapılır. yoğun iş temposunun içinde kendin için bir şey yapmanın keyfi ile 1,5 saat geçiliri.

    http://www.go-dot.org/?p=917
    http://en.wikipedia.org/wiki/dennis_kelly
  • izleme fırsatı bulduğum dördüncü dot oyunu. ilginç hatta önemli bir konu, temel bir insanlık meselesi ama güzel işlenmiş. aklınızda sorular, doğru olduğunu bildiğiniz cevaplar. apaçık doğrular mı sevdiklerinizin menfaati mi arasında gel-gitler. sevdiklerinizin sizi doğrularınızdan ne kadar saptırabileceği ile ilgili bir sürü düşünce işte. oyuncu arkadaşlar çok çok iyi (bkz: gizem erdem), (bkz: ibrahim selim), (bkz: yusuf akgün). helen rolü ile gizem beni birazcık daha fazla etkiledi. diğer arkadaşların çok önünde olduğu için falan değil. üçü de harikaydı. sanırım gizem beni de bir noktaya kadar kandırıp yönlendirebilirdi, öyle hissettim.
    plastik sandalyeler rahat mıydı, hayır değildi. bilet pahalı mıydı, evet pahalıydı. ama çok önemli değil, bunları bilerek gitmiştik zaten. bunları bilerek giderseniz beğenerek izleyeceğiniz ve etkileneceğinizi tahmin ediyorum.

    göt kadar olan salonda 3-4 teyze vardı sürekli olarak bir sakız-şeker alış verişindelerdi:
    -almaz mısın şekerim?
    -alır mısın şekerim?
    zaten hafta sonu olunca aklım maçlara gidiyor. az kaldı ben de başlayacaktım "al bunu alamaz mısın, sen ne biçim hanım ablasııııın" diye. yanımdakileri utandırmak istemediğim için tuttum kendimi. tek olsam kesin yapardım bu işi. e ama diğer taraftan tek olsam zaten tiyatroya falan gitmem ki.