şükela:  tümü | bugün soru sor
  • arap baharı soğuk savaş düzenini ortadan kaldırıyor. ilk olarak tunus'ta zeynel abidin bin ali gitti. arkasından hüsnü mübarek. daha sonra muammer kaddafi. dolaylı olarak yemen'de ali abdullah salih. suriye'de ise beşşar esed ve rejimi yolda.

    soğuk savaş düzeni sadece kuzey afrika ve ortadoğu'nun sorunu değil. bir diğer cephesi orta asya.

    sovyetler birliği'nin dağılmasıyla birlikte kurulan türk cumhuriyetleri sovyet düzeninin ruh ikizinden farksızlar. bir nevi hepsi minyatür birer sovyet cumhuriyeti.

    kırgızistan,
    özbekistan,
    kazakistan,
    azerbaycan,
    tacikistan,
    türkmenistan ve diğerleri.
    hepsi kendi çapında diktatörlerin yönettiği ülkeler.

    bu ülkelerde baskı kol geziyor.
    bu ülkelerde yolsuzluk sınırı çoktan aşıldı.
    bu ülkelerde halkın kendini özgür bir şekilde ifade etmesi engelleniyor.

    azerbaycan'da olduğu gibi babalardan sonra oğullar işbaşına geliyor.

    arap baharıyla birlikte orta asyadaki diktatörlüklerin halklar üzerindeki baskısı arttı. özellikle facebook ve twitter gibi sosyal medya araçları kontrol altında.

    kısa bir süre önce kazakistan devlet başkanı nursultan nazarbayev'in "kazak gençler arap gençlere özenmeye kalkmasın, sonuçları kötü olur" şeklinde bir tehdidi oldu. bu tedirginlik sadece nazarbeyev'de yok. tüm orta asya diktatörlerinde var.

    arap baharı konusunda sınıfta kalan türkiye orta asya baharı olursa ne yapacak?
    entelektüel birikimini bu konuda harekete geçirebilecek mi?
    yoksa arap baharı ülkelerinde yaptığı gibi sadece diplomatlarını geri çağırmakla mı yetinecek?

    büyük bir tsunami bizi bekliyor.
    biz ne kadar hazırız?
    ekşi sözlük ne kadar hazır?
    ve tabii ki rusya ve çin ne kadar hazır?
  • yusuf korkmaz adlı yazarın konuyla alakalı dikkat çekici bir makalesi var.

    orta asya baharı'na hazır mıyız?

    iletişim teknolojilerinin neredeyse doygunluğa eriştiği, iletişimin ve bilgiye erişimin kendi kültürünü oluşturduğu bu çağda hiçbir hareketin ve düşüncenin belli bir mekânla sınırlı kalması düşünülemez. özellikle son yıllarda internetin toplumsallaşması süreciyle iyiden iyiye hissettiğimiz bu vakıa, âlemde hiçbir hakikatin nihan kalmaması temennisini hızla gerçekliğe dönüştürüyor. yaratılışları itibariyle tamamen birbirleriyle etkileşim mekanizması üzerine kurulan insanlar ve oluşturdukları toplumlar, doğal olarak görebildikleri ve bilebildikleri şeylerden az ya da çok etkileniyor ve bunu bir şekilde düşüncelerine ve davranışlarına yansıtıyorlar. işte bu etkileşim toplumlar düzeyinde gerçekleştiğinde de tarihin yazımına konu olan sosyolojik değişim ve dönüşümler ortaya çıkıyor.
    bu kavramsal girişi yapmamın sebebi, 21. yüzyılın en önemli fenomenlerinden olmaya aday halk isyanları ve devrimlerinin, aslında çok farklı şekillerde gerçekleşen ve birbirini domino taşı gibi tetikleyen etkileşim mekanizmalarına sahip olduklarını açıklamak isteyişim.

    maksimum etkileşim

    nasıl “türkiye müslümanları”nın son on yıllık iktidar tecrübesinin ve bunun uluslararası alanda en görünür çıktısı olan “one minute” olayının ve mavi marmara sonrası takınılan resmi tutumun halk isyanlarının arka planındaki güdüleyici etkisi yadsınamazsa, bugün dersim tartışması başlığıyla türkiye’de sürmekte olan tarihi gerçeklerle yüzleşme ve geçmişi sorgulama heyecanının da bir yıldır bölgemizde cereyan eden halk hareketlerinden ve devrimlerden ilham almadığı ve hiçbir şekilde etkilenmediği iddia edilemez.
    bugün kuzey afrika ve ortadoğu’daki tüm devrimci hareketlerin ak parti tecrübesinden bir şekilde ilham almış olduğunu deklare etmesi, bizi yalın bir gerçekle yüzleştiriyor. bunca devrimci hareketi etkilemiş bir oluşum bu ülkede adı konulmamış bir devrim gerçekleştirmemiş olamaz. meseleyi siyasi boyutlarından tamamen soyutlayarak entelektüel bir bakış açısıyla ele aldığımızda gerçekten de gerek ordunun devlet yönetimindeki etkinliğinin zayıflatılması, gerekse ergenekon tipi derin devlet yapılanmalarının çökertilmesi bağlamında türkiye’nin ciddi yol kat ettiğini söyleyebiliriz.
    soğuk savaş sonrası dünya algısının beslediği ve zamanın ruhuna da uygun olan bu dönüşümü islamcı bagaja sahip bir hareketin gerçekleştiriyor olması ortadoğu’nun müslüman halkları için elbette çok şey ifade ediyor. çağın geçer akçesi demokrasiyi islam’ın özündeki rey’i cumhurla bağdaştırmayı başarabilmiş bir model görmek onları bizden çok daha fazla heyecanlandırıyor. elbette bu yazdıklarımın, türkiye’de düşünmenin bedeli olan siyasi tarafgirlik ithamlarına maruz kalacağını biliyorum. ama sırf bu ithamlardan beri kalmak uğruna yapılan ve bu sebeple sağlam temellere dayandırılamayan analizlerin sadre şifa olamadığı gerçeğini takdirlerinize bırakıyorum. dışarıda milyonlarca insana ilham vermiş siyasi bir harekete sahip olduğumuz gerçeğini bu ithamlardan çekinerek yazmaktan kaçınmak entelektüel sorumlulukla bağdaşmıyor. hak teslim edilmeden haklı olunamadığı gerçeğini anladıkça hakikate yaklaşabiliyoruz.

    arap baharı’na ciddi anlamda ilham kaynağı olan son on yıllık türk tecrübesinin de etkileşim yasası gereği arap baharı’ndan nasibini almaması mümkün değil. türkiye’nin ayağına pranga gibi takılan resmi tarihin sorgulanması ve gerçeklerle yüzleşme heyecanını biraz da bu bahar ruhuyla anlamakta fayda var. başkalarına hürriyet ve demokrasi ilhamı vermiş türkiye’nin saklı tarihî gerçeklerle sağlıklı olarak yaşaması düşünülemez. başbakanın resmi tarihi yırtıp atan “şaşırtıcı” konuşması da geri dönülemeyecek bir yola girildiğinin kanıtı. girilen bu yolun türkiye’nin baharını getireceğini marjinal bir kesim dışında tüm türkiye entelijansiyası çok iyi biliyor. çünkü ortadoğu artık dersim’li chp’nin ve hama’lı baas’ın asla tutunamayacağı bir bölge haline geldi. ya bugün bizim yaptığımız gibi dersim’i ve dersimli chp’yi sorgulayacağız, ya da beşşar esad’in yaptığı gibi hama katliamına gerekçeler uydurup, yeni hama katliamlarını yani yeni dersim’leri meşrulaştıracağız. bu anlamda son on yıllık türk tecrübesinin arap baharı’nı, arap baharı’nın da türk baharı’nı tetiklediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

    dananın kuyruğunun kopacağı bölge orta asya

    tüm bunlar bir yana türkiye için asıl sınav henüz başlamadı. ortadoğu halklarında olduğu gibi inanç bağıyla bağlı olmamızın yanı sıra kan bağıyla da bağlı olduğumuz orta asya’da ortadoğu diktatörlüklerinin asyalı versiyonları görevde bulunuyorlar. 1991’de sovyetlerin dağılması üzerine birer ikişer ay arayla kurulan ‘istan’lı cumhuriyetler yirmi yıllık şu kısacık ömürlerinde henüz demokrasiyi tadamadılar. tacikistan devlet başkanı’nın son icadı 18 yaşından küçüklere cami yasağı oldu. ezanın hoparlörden verilmesi yasaklanalı yıllar oluyor, islam kültürünü edebiyatının her zerresine ilmek ilmek işlemiş tacikler maalesef bu tür maskaralıklarla uğraşıyorlar. iki millet bir devlet olduğumuz öz gardaşımız azerbaycan’da bizim kurtulmaya çalıştığımız okullarda başörtüsü yasağı acımasızca sürüyor, türkiye cumhuriyeti’nin inşa ettirdiği türk cami keyfi şekilde kapalı tutuluyor. babadan oğula geçen yönetimin antidemokratikliğinden söz etmeye zaten gerek yok. diğer türkî cumhuriyetlere göre nispeten ılımlı olan kazakistan yönetimi nedense son günlerde çevre ülkelerdeki mevkidaşlarını örnek almaya başladı. başörtüsünün okullarda yasaklanmaya başladığı haberleri geliyor. türkmenistan ve kırgızistan’da da dindarlar üzerinde baskılar giderek tırmanıyor. okullarda başörtüsü yasağı girişimleri halktan gelen yoğun tepkiler üzerine hayata geçirilemese de hak ve özgürlükler adına iyi sinyaller vermiyor. ve tabi ki bu ülkelerin en kapalısı özbekistan’da tam olarak neler olup bittiğini bile doğru dürüst öğrenemiyoruz, çünkü muhalif liderler suikastlarla ortadan kaldırılırken, muhalif gruplar akıl almaz işkencelerle hapishanelerde sindiriliyor.

    orta asyada bahar çiçekleri açınca

    yazının girişinde uzun uzadıya anlatmaya çalıştığım etkileşim dalgası elbet buraları da saracak. çünkü bir yıldır süren bahar dalgasının, gelip geçici bir ayaklanma rüzgârı olmadığını, tam tersine belki de fransız devrimi gibi gelecek on yılları ve asırları etkileyeceğini bariz bir şekilde gördük. artık bu sürecin geri dönüşü yok. kısa vadede olmasa bile orta vadede bu dalgalar orta asya başkentlerine de ulaşacaktır ki saydığımız ülkelerin son zamanlarda halkları üzerindeki baskıları artırarak, kontrolü daha sıkı bir şekilde ele geçirmeye çalışmaları bu sancıların işaretidir. tüm diktatörlükler gibi onların da ilk refleksleri elbette daha sıkı tedbirler ve daha çok içe kapanma olacaktır.
    işte kuzey afrika ve ortadoğu’da ve özellikle libya ve suriye’de biraz gecikmeyle de olsa yeni duruma intibak etmeyi başaran ve tarihin doğru tarafında yerini alan türkiye’nin en esaslı sınavı o zaman başlayacaktır. dost ve kardeş ülkelerin yerini, iki millet tek devletli ülkeler aldığında izlenecek yollar, alınacak tutumlar herhalde şu anda dış işleri ve ak parti stratejistlerinin en çok üzerinde çalıştığı konular olsa gerek. gerçekten de bu zorlu sürece ne kadar iyi hazırlanabilirsek vartayı o kadar sağlam atlatmış olacağız. bu anlamda türkiye’nin son yıllarda çıtasını yükseltmekte olduğu demokrasi kıstası başlıca sigortamız olacak gibi görünüyor. herkes için demokrasiyi savunmaksa, dış politikada realizm-idealizm dengesini çok iyi hesaplamış ve gelişmeleri çok önceden kurgulamış, kurgulamakla da yetinmeyip yön verebilmiş stratejik zihniyet sahibi kadrolara ihtiyaç duyuyor. umarım gereken hazırlık yapılmıştır ve bu kez orta asya maceramız enver paşa’nınkine dönmez.
  • ihtimali bile burdaki ittihatçıların ağzını sulandırıyor sanırım. bu arada; (bkz: mart 1995 azerbaycan'a darbe girişimi)
  • aralarında kuşkusuz, azerbaycan ve türkmenistan; batı ülkelerinin en çok faydalanmak istediği, en çok ağızlarını sulandıran ülkelerdir.

    birinci sebep; türkmenistan'ın doğal gaz rezervleri
    ikinci sebep; azerbaycan'ın petrol yatakları
    üçüncü sebep; azerbaycan'ın kafkasya'ya yakınlığı
    dördüncü sebep; türkmenistan'ın kara yoluyla iran, afganistan, özbekistan ve kazakistan ile deniz yoluyla da rusya'ya komşu olması

    diktatörlüklerini, yönetim şekillerini, sorunlarını bilmiyorum. lakin arap baharı'nın orta asya versiyonu yaşanırsa en çok yerel halkın zarar göreceğini ve modern köle-sömürge olacaklarını düşünüyorum.
  • uğur berber'in konuyla ilgili yazısı.

    orta asyaya da bahar gelir ama

    gözler arap baharı’na çevrilmişken orta asya’da karakış yaşanıyor. ortadoğu’yu saran isyan ateşi ile sarsılan orta asya diktatörleri isyan dalgasından korunmak için yıllardır halkları üzerine uyguladıkları baskı politikalarını daha da artırarak devam ettiriyorlar. demode rus zihniyetinin izlerini taşıyan bu yöntem, abd ve avrupa tarafından da memnuniyetle izleniyor.

    %85’i müslüman olan kırgızistan’da yönetim, etnik çatışmaları gerekçe göstererek dindarlar üzerinde baskılarını artırarak devam ettiriyor. bu baskılar o kadar artmış ki, oş şehrindeki alai merkez camii cemaati korkusundan camiye gidemiyor.

    nato ve abd’nin müttefiki özbek lider islam kerimov, dini kitap sattıkları gerekçesi ile onlarca kitap evini kapatırken, gıda ürünleri üzerine helal etiketinin konulmasını da yasakladı. özbekistan’da baskı ve tutuklamalar artarak devam ederken, özbek muhalif hareketinin rusya sorumlusu fuad rüsdemhocaev, 24 eylül 2011 günü, evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonrası hayatını kaybetti.

    nufusunun %70’i müslüman olan kazakistan’da meclis, devlet dairelerinde namaz kılmayı yasaklayan kanunu onaylayarak devlet başkanı nazarbayev’in imzasına sundu. ülke genelinde okullarda başörtüsü yasağı değişik şekillerde uygulanırken, çimkent şehrindeki bazı okullarda sadece başörtüsü değil uzun etek giymek de yasak!

    öte yandan azerbaycan’da başörtüsü yasağı devam ediyor. geçen yıldan beri sürün protestolar ve toplanan yaklaşık yüzbin imzaya rağmen, yeni öğretim yılında okullara başörtülü giden öğrenciler içeri alınmıyor. azerbaycan’da dükkan vitrinlerine başörtüsü konulması bile yasak. %96’sı müslüman olan ülkede bir çok camide ezan okunmasını yasaklamaya çalışan yönetim, halkın tepkisi karşısında geri atmış gözükse de, türkiye diyanet işleri vakfı tarafından şehitler hıyabanı yanında yaptırılan türk camii ise halen ibadete kapalı bulunuyor. bakü'deki türk cemaatin ibadet ettiği cami, hiç bir gerekçe gösterilmeden devlet görevlileri tarafından kapatılmıştı.

    nahcıvan özerk cumhuriyeti’nde ise islam ve islam’a ait tüm değerler yasaklandı. iğdır’daki gümrük kapısından ülkeye giren türk ve müslüman uyruklu öğrencilerin çantaları saatlerce aranıyor. kitaplar tek tek inceleniyor. islam’ı anlatan kitaplar, namaz kitabı ve kur’an-ı kerim’in ülkeye sokulması kesinlikle yasak.

    bir röportajında “batı’ya karşı islam’ı kendisinin savunduğunu” ileri süren devlet başkanı imamali rahman’ın ülkesi tacikistan’da, 18 yaşın altındakilerin camiye girmeleri yasak, başörtülülerin okula gitmeleri yasak, ezanın aleni okunması yasak, hatlonski, hatlonski eyaleti’nin çarşıda başörtülü kadınların satış yapması yasak. örtüyü "yabancı ülkelerin giyim kuşamlarını taklit" olarak niteleyen tacik devlet başkanı, "yabancı ülkelerin giyimlerini tercih edenlerin bu ülkelere gönderileceğini" söylüyor.

    bir başka diktatörlük olan türkmenistan’da özellikle son zamanlarda baskılar artmaya devam ediyor. türkmenistan’da faaliyet gösteren “gülen okulları” casusluk yaptıkları gerekçesi ile kapatıldı.

    çeçenistan devlet başkanı ramazan kadirov ise kendi kimliği, kişiliği ve dayanakları ile bir bütün olarak kendi halkına ihanetin orta asya’daki en bariz örneği. kadirov bu ihanetini ört bas etmek için türkiye’deki partnerleri ile yoğun bir pr çalışması yürüterek şirin gözükmeye çalışsa da, kanlı ismi tarihin sayfalarına çoktan geçti bile.

    özetlemeye çalıştığımız, orta asya’daki bu baskı politikası arap baharı korkusunun bir ürünüdür. bu baskı politikası , rus etkisi ile dine karşı yürütülüyor gözükse de aslında abd ve avrupa destekli diktatörleri bir müddet daha ayakta tutma gayretinin bir sonucudur.

    her geçen gün açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır ki, abd ve avrupa arap baharı’nın mimarı değil, istemedikleri halde gelen bir bahar sonrası, her çiçekten bal devşirmeye çalışan eşek arılarıdır. ortadoğu’daki sömürü çarklarının bir bir kırılmakta olduğunu görüyor ve bu yeni duruma göre pozisyon almaya çalışıyorlar.

    sömürü düzenin doğu ve batı temsilcileri, henüz arap baharı’nı kendi menfaatleri doğrultusunda eviremedikleri için orta asya’da yeni baharların gelmesinden endişe ediyorlar. bu endişe ile orta asya diktatörlerinin baskı ve insan hakları ihlallerine alttan alta destek veriyorlar.

    tekerrür eden tarih göstermiştir ki, her diktatör yıkılmaya her zulüm bitmeye mahkumdur. yine tarihi bir gerçeklik vardır ki, her yıkılan diktatörün yerine adil bir yönetici, her biten zulmün yerine adil bir sistem gelmeyebiliyor. bireylerin alın teri ve emekleri çalındığı gibi halkların devrimleri de çalınabiliyor.

    bu yazının son cümlesi ile yeni bir başlık açmakta fayda var: acaba, arap baharı’nda ipleri elinde tutmayı başaramayan sömürgeci güçler, kaçınılmaz olarak gördükleri orta asya baharı’nı kontrol altında tutmak için; mevcut diktatörlerin baskı politikalarını artırmalarını emrederek muhalefetin ve halkın reaksiyonuna göre “yeni iş planı” çıkarmaya mı çalışıyorlar?
  • muhtemelen tıpkı arap baharı'nda olduğu gibi orta asya ülkelerindeki mevcut diktatörlerin devrilip yerine amerikancı, gerici, yavşak iktidarların gelmesiyle sonuçlanacaktır.

    bir gün bu düzen değişecek, kaçarı yok. fakat önce biz değişmeliyiz; dış politikayı kudüs ve medine'den ibaret gören arap oğlanlarından kurtulmadığımız sürece orta asya'daki soydaşlarımız hakkında tek bir söz söylemeye bile hakkımız yok. hele ki "dindarlar zulüm görüyor :/" diye çığrışıp amerikan değnekçiliği yapan leş kargaları orta asya'ya hiç bulaşmasın.
  • tacikistan'ı etkilemeyecektir. kim ne yapsın allah aşkına tacikistan'ı?
  • türkiyenin doksanlarda kaybettiği savaşa amerikanin ittirmesiyle yeniden asilmasi.
  • arap baharına göre türkiye entelektüel birikim açısından orta asya baharında daha şanslı.

    cumhuriyetin inkar politikası türkiye cumhuriyetinin arap dünyasıyla olan ilgisini kesti.

    harf devrimlerinin amacı da bu bağlantının sigortalarını komple indirmekti.

    bu konuda başarılı olan rejim alternatif olarak milliyetçi akımları destekledi. özellikle 90'larda sovyetlerin yıkılmasıyla türkiye'de orta asya'ya olan ilgi hem ekonomik, hem siyasi hem de akademik olarak gelişti.

    akademik olarak gelişmesi entelektüel çalışmalar bazında arap dünyasına göre orta asya hakkında daha çok çalışma yapılmasına vesile oldu. bu birikimi kullanmak için orta asya baharı büyük bir fırsat.
  • hakkında yazılanlar üzerine ve ne olabileceği üzerine birkaç söz söyleyeceğim ama şuradan başlamak istiyorum:

    azerbaycan orta asya'da değil, güney kafkasya'dadır. orta asya devletleri deyince sayılacak olanlar kazakistan, özbekistan, türkmenistan, kırgızistan ve tacikistan'dır.

    bunlardan kırgızistan yönetimi zaten yalama olmuş durumda. yarın hükümet bir daha değişse, muhtemelen türkiye'de doğalgaza zam gelmesi gibi sıradan bir durum olarak değerlendirilecektir.

    özbekistan'da kerimov'u ancak kan görünce başı dönmeyen biri devirmeye kalkabilir. kerimov'un o koltuğu bırakmayacağı açık. burada bir hareket olursa, özbek halkı büyük sıkıntılar çekecektir.

    nazarbayev ülkesini yabancı sermayeye oldukça açık bir hâle getirmekle bence devrilme riskini azalttı ama aynı zamanda devrilmesini de kolaylaştırdı.

    yalnız böyle sayıp gidilecek işler değil bunlar. orta asya'nın toplumsal ilişkiler ağı oldukça karmaşıktır. hesaba katmanız gereken birçok küçük güç odağı vardır. orta asya güvenilmez bir coğrafyadır. olur da rejimler devrilirse, devirenler de birkaç yıl sonra rahatlıkla devrilebilir. o yüzden bir "orta asya baharı" yaratmak isteyenler sadece kaos yaratmış olurlar. ben buradan başka bir şey çıkacağını düşünmüyorum.

    zaten orta asya'da bulunmadığını söylediğimiz azerbaycan'da iran'ın rolünü unutmamak gerek. bugün azerbaycan'a açıkça diş bileyen iran, amerikancı bir yönetimin alternatif olarak ortaya çıkması durumunda ne yapacak mesela? keza, yerine kim gelecek? müsavat'ın elinde bir kadro kaldı mı?

    özetle, zor iş bu orta asya baharı. kimseye fayda getireceğini de sanmıyorum.

    kullanılacak birikime gelince... türkiye her şeyi olmasını istediği gibi görüyor. vaktiyle "onlar şii biz sünniyiz" diye tavır alanlar vardı. şimdi azerbaycan'ın aslında yarısının sünni olduğunu iddia eden adamlar görüyorum.

    türkiye dünyadan haberi olmayan ve insanlığı bin yıl geriden takip eden cahiller tarafından yönetilmektedir. hiçbir yerde hiçbir şey başaramaz, üzgünüm.