şükela:  tümü | bugün
  • gerekli olmasına gereklidir de, önce bunları biraz birbirinden ayıralım.

    avrupa'da kilisenin gücünü azaltan ve din konusunu bireysel inanış seviyesine indirgeyen reformun gerçekleşmesi, kültürel aydınlanma (rönesans) sayesinde oldu. rönesans sürecini hızlandıran en önemli katalist ise matbaanın icadı ve çok çabuk bir şekilde yaygınlaşmasıydı.

    kısacası, matbaa > kültürel aydınlanma > dini reform gibi bir süreç söz konusuydu.

    matbaanın icadından sonra avrupa'da basılan kitap sayısının yüzyıllara göre dağılımı şurada görülebilir.

    gutenberg matbaasının icadından 40 sene sonra avrupa'da 110 seri baskı merkezi vardı. gutenberg matbaasının icadından sadece 60 sene sonra avrupa'da 20 milyon kitap basılırken, bu rakam bir sonraki yüzyılda 200 milyona ulaşmıştı.

    bu esnada, osmanlı'da ve orta doğu'nun geri kalanında girişilen matbaa projeleri hep gayrı-müslim azınlık tarafından ele alınmış, ama sürdürülememişti. bunları takiben 18 yy'da müteferrika'nın sadece 17 kitabı kapsayan ve 13-14 sene süren projesi söz konusudur.

    kısacası, osmanlı'da ve orta doğu'da aynı dönem basılan ve dağıtılan kitap sayısı, kültürel rönesans yaşayan ve bunun sonucunda dini reform hareketine girişen avrupa'ya göre yok denecek kadar azdır.

    bunlar aslında bilinen şeyler...

    türkiye de dahil olmak üzere, orta doğu insanının dini bir değişim yaşaması, önce kültürel olarak gelişime açık hale gelmesiyle mümkündür.

    işte tam bu noktada islam toplumlarının bir dezavantajı var.

    inandıkları kitabın harfi harfine tanrı tarafından gökten indirildiğine, bir noktasının ya da bir virgülünün bile değiştirilemeyeceğine, sahip olduğu formun mükemmel olduğuna inanıyorlar.

    buna ek olarak, bu halklar yüzlerce yıldır dünyada cenneti yaşayan yönetici sınıfı tarafından tamamen öteki dünya için yaşamaya koşullandırılıyorlar.

    zaten yüzlerce yıldır tebaa olmaktan ileri gidememiş, kendisi dünyada cehennemi yaşarken yönetici sınıfı tarafından cennete hazırlanan bu halk kültürel değişime açık olabilir mi?

    daha mahallesindeki muhtarı sorgulamaktan aciz halk, kültürel değişim yaşayıp okuduğu kitabın tutarsızlıklarını nasıl sorgulasın?

    evet, dini reform önce kültürel aydınlanma gerektirir.

    o kültürel aydınlanmanın gerçekleşmesi ise öyle bugün ya da yarın olacak bir şey değil.

    burada sözü iki satırlığına atatürk'e getirmek istiyorum.

    kendisi kısacık hayatını o kültürel devrimi hızlandırmaya adadı. atatürk'ün oturtmaya çalıştığı devrimlere bakarsanız, bunun izlerini görürsünüz. harf devrimi sayesinde batılı kaynaklarının okunabilmesini hızlandıracaktı... kıyafet devrimi, medeni kanun, tekkelerin kapatılması, vs... bunlar hep kültürel değişimi hızlandıracak birer öge olarak dizayn edilmişti. atatürk bu ülkeyi (kendi kelimeleri ile) "gökten indiği sanılan kitaplar" ekseninde değil, "müspet ilim" doğrultusunda geliştirmeyi kendisine amaç edinmişti.

    avrupa'nın tabandan gelen rönesans hareketini, tepeden yakılan bir kıvılcım ile başlatmak istemişti.

    ama 2. dünya savaşı sonrasında nato'nun türkiye'ye biçtiği "sınır karakolu ve tahıl deposu" görevini büyük bir zevkle uygulamak için başa gelen dinci adalet partisi iktidarı ve onu takip eden ve atatürk'ün devrimlerini zamanla tek tek hiçe sayan diğer sağcı / din eksenli partiler türkiye'nin şu anda içinde bulunduğu karanlık ortamı hazırladı.

    demokrasi filan demeyin.

    demokrasinin kelime kökleri halk ve liderliktir. halkın liderliği.

    ap iktidarı ile başlayan ve 12 eylül darbesi ile önü açıldıktan sonra akp iktidarı ile iyice hız kazanan "türk halkının cahilleştirilmesi" politikasının temelinde geleceğe dönük olarak planlanan bir toplum mühendisliği var. ben akp'nin demokrasiden vaz geçeceğini sanmıyorum. neden vaz geçsinler ki? çoğunluğu din ekseninde oy kullanan cahilleştirilmiş bir halk varken demokrasiden daha meşru bir rejim söz konusu olabilir mi? hele bu halk artık tek adamı seçme gücüne sahipse...

    bunları uzun uzun yazıyorum... çünkü bizim gibi halkların önündeki kültürel değişim yolu çok ama çok uzun ve çok dönemeçli. bölgemizdeki diğer islam toplumlarının durumu bizden de kötü.

    türkiye otomobil yapabilir...

    arap emirlikleri en yüksek binalara sahip olabilir...

    mühendislik ve kültürel ilerleme aynı şey değil.

    üretime yol açan öğretim ile kültürel değişime yol açan eğitim aynı şeyler değil.

    zamanla daha da zenginleşebiliriz.

    para da önemli değil...

    ama bu coğrafyada avrupa'daki gibi bir kültürel değişim patlaması bekleyen daha çoooook bekler.

    bizim kitap mükemmel.

    bizim liderler harika.

    batı zaten bizi sevmiyor.

    bu hayatta biz sürünelim, ama ebediyen başımızda durası liderlerimiz zeval görmesin, bin odalı kış saraylarında, beşyüz odalı yaz saraylarında cenneti şimdiden yaşasın. onlar olmasa biz ne yaparız?

    anlamadıysanız, bu cümlenin hemen üstündeki cümle, avrupa'da kiliseye karşı girişilen reformun başlangıcıdır.

    bizde henüz tık yok. öbür dünyada süper yaşayacağız nasıl olsa...
  • ortadoğu'nun avrupadan farkı bataklık olmasıdır. en basit örnek türkiye dir. türkiye son 10 yılı dışarıda tutarsanız her açıdan ortadoğu da eli yüzü düzgün olan, örnek oluşturabilecek, islam dünyası için bir fransız devrimi başlatabilecek rol model tek ülkedir. ama baktığımızda onlar türkiye'yi örnek alacağına, onlar türkiye'ye benzeyeceğine, türkiye onları örnek alıyor onlara benziyor. türkiye'yi aşağı çekiyorlar. böyle bir coğrafya da götünüzüde yırtsanız yaprak bile kımıldatamazsınız. (bkz: ortadoğu islam bataklığı)
  • gerekli midir bilmiyorum ancak böyle bir şey pek mümkün değildir.

    rönesans ve dolayısıyla reform hareketinin temelinde, avrupa'nın (ve özellikle italyan şehir devletlerinin), global ticareti domine ederek yarattığı kaynaklar vardır. zengin bir burjuva sınıfının yarattığı talep olmadan, sanat, bilim, müzik, felsefe alanlarında gelişme göstermek pek mümkün değildir.

    şu an ortadoğunun büyük çoğunluğu, karnını doyurma derdinde olan devletlerden oluşuyor (buna türkiye de dahil). parası olan, petrol zengini ülkelerde de burjuva sınıfı diye bir şey yok. çünkü kaynaklar şeyhlerin ve onların çevrelerindeki oligarşinin elinde. tamamen petrol kaynaklı olan bu zenginliğin ne kadar süreceği de soru işareti zaten. (misal, osmanlı, kaynakları elinde tutarken de burjuva sınıfı yaratamamış, ama osmanlı ile yaptığı ticaret sayesinde zenginleşen venedik rönesansın temelini atan devlet olmuştur. yani, bir nevi avrupalılar, osmanlı'nın parasıyla çağ atlamışlardır)

    bu koşullar altında, rönesans/reform atılımına benzer bir atılımı teknoloji sayesinde yapacak olanlar yine kaynakları elinde bulunduran batılı devletler olacaktır. özellikle enerji devriminin tamamlanmasından sonra, ellerindeki kaynaklar tamamen kuruyacak olan ortadoğulu devletler, muhtemelen açlık, kıtlık ve susuzluk ile savaşmaya başlayacak ve kurtuluşu bilimde, akılda, mantıkta değil, bedevi dininde aramaya devam edeceklerdir.
  • rönesans hiç bir zaman sadece rönesans değildi, reform da sadece reform değildi. bunları meydana getiren süreçlere de bakmak lazım. en basitinden coğrafi keşifler ve ardından kolonyalizm-emperyalizm ile gelen zenginliğin de islam dünyasına gelmesi lazım. yoksa martin lutherimsi alimler zaten bir iki yüzyıldır islam dunyasinda varlar. hatta sayıları hiç de azımsanacak gibi değil. mevzu belki biraz da ekonimiktir.
  • bu kavramlar batıda ihtiyaçtan değil zorunluluktan doğmuştur. ortaçağ karanlığı dendiğinde aslında buram buram "din" kokar. adamlar çare diye sarıldıkları dinin gerçekte pek de birşeye cevap veremediğini tekrar tekrar çok acı reçetelerle görmüşler. tam da bu noktada birileri "merak" ve "cesaret" denizine atlamaya başlamasıyla olaylar gelişir. ortadoğu ise bu denkleme girmemek için hâlâ batının yüzyıllar önce terk ettiği bir ilacı kullanmaya gururla devam etmete.
  • gec kalinmis bir gerceklik. ulkemizin de icinde bulundugu orta dogu cograsyasindaki tum ulkeleri kapsayan genis capli bir ronesans ve reform ihtiyaci; egitim, kultur; bilim ve daha bircok seyi kapsayacak sekilde. olmasi gereken. gec kaldikca daha cok acilarin yasanmasina daha da karanliga gomulen bir cografya olarak kalmaya devam edecek orta dogu. yapilmali. en yakinda. bir sekilde.
  • bu coğrafya olarak henüz yeni çağda olduğumuz için yakın çağa geçince eminim ki gelecektir. biliyorsunuz ki bu tür gelişmeleri yaklaşık 300 yıl geriden takip ediyoruz.

    (bkz: 300 yıl sonra matbaa ile tanışan zihniyet)
  • yazılanlara bakarak daha iyi anlaşılabilir. iki cümleyi bir araya getiremeyen, derdini yazıyla bile anlatamayan insanlar reform isteyenlere saldırıyor.

    biri de, bu iki kavramın olduğu yerde huzur olmaz gibi bir şey sıçmış. kuzum sen hiç bu iki kavramın doğduğu avrupa'ya gittin mi?

    neyse, sadede gelelim. bu cehaletin yıkılması zor. muhtemelen biz göremeyiz, geçmiş olsun. tepeden inme devrimle en azından bir kesimi kurtarmış mustafa kemal'in de toprağı bol olsun.
  • bu coğrafyaya baktığımızda, bunu gerçekleştirme potansiyeline sahip ülkelerin başında gelmemize rağmen gerçekleşeceğine hiç mi hiç ihtimal vermediğim durumlar. bu böyle zorla da olabilecek bir şey değil. halkın talep etmesi ve bu yönde çabalaması gerekli. bu talebi oluşturmak için de eğitim şart. ne yazıkki o da ülkemizdeki en kötü alanlardan biri. nereden başlayabiliriz diye sorulursa da, bir kitapla, 'beyaz zambaklar ülkesinde' ile başlanmalıdır.