şükela:  tümü | bugün
  • üretim süreci açısından küçük burjuvazi gittikçe önemsizleşti, tekelleşmeyle birlikte burjuvazinin güçlenmesine acımasız bir işçileşme eşlik etti ve sınıf toplumsal olarak daraldı, gelir dağılımı patronların lehine bozuldukça büyüğüyle küçüğü arasındaki makas açıldı. dahası, bu gelişmelerin sonucunda yüzyıl önce bazı örneklerde siyasi alanda doğrudan temsil edilen küçük burjuvazinin böyle bir şansı da kalmadı.

    bu toplumsal katman yok olacaktı ve başka bir gözle bakıldığında belki de yok oldu. ama kapitalizmin işçilerle patronlar arasına yerleşen böyle bir ara sınıf olmaksızın kendisini yeniden üretmesi imkansızdı. çünkü zenginleşip gücü arttıkça toplumdan da uzaklaşan patronların hayatları geniş emekçi kesimler için hayallerin dahi ötesindeydi. insanoğlu doğasına dair tüm iddialarına karşın gerçekçi bir yaratıktı ve ulaşılabilir ya da ulaşılabilir görünen hedefler olmaksızın bu düzenin içinde tutulamazdı. kapitalizm patronlar vesilesiyle kendisini yeniden üretemezdi.

    geleneksel küçük burjuvazinin bıraktığı boşlukta bugünkü orta sınıflar olgusunu yaratan budur. kapitalizm bugün orta sınıfların yaşam tarzına eşitlenmiştir. herkesin uçuk kaçık hayalleri olabilir ama bunlar belirleyici değildir. düzen uçları değil ortalamayı veri alır ve insanları bu ortalamaya göre dağıtır. herkesin gözü de bu ortalamanın üzerindedir. düzgün çalışma koşullarında düzenli bir gelir, erişilebilir sağlık ve eğitim hizmetleri, yaşanabilecek bir ev, eğlenceye ve tatile ayrılabilecek makul miktarda para... toplumun geniş bir kesimi bunlardan mahrum olsa ve asıl ortalama bunun oldukça altında kalsa da yaşam standartlarının ortalaması olarak bunlar sunulur. insanlara bunlara ulaşılabilecekleri, bunlar için çalışmaları ve bu düzene bağlı kalarak düzenin kurallarına uymaları söylenir. orta sınıf kimliği böyle tanımlanır ve bu açıdan hiçbir cazibesi olmayan işçi kimliğinin terk edilip orta sınıfların çekiciliğine kapılınan an burasıdır.

    artık bu noktada bir emekçiye ama sen de işçisin demenin anlamı yoktur. ancak bu kritik aşamada işçi kimliğinin orta sınıfın karşısında cazibesini artırmak için üç husus belirginleşir. birincisi; perde gerisindeki düzenin asıl sahipleri olan patronlara karşı düşmanlığı yeniden üretmek zorunludur. ikincisi; işçi sınıfının maddi talepleri ile sosyalizmin onlara sağlayacağı olanaklar arasında insan doğasına dair üretilen tüm yalanlara karşın bir mesafe bulunmamaktadır. lakin üçüncüsü; düzenin bu taleplerin ulaşılabilir olduğu söylemine karşın yalnızca bu düzlemde üretilen ve siyasi ve idelojik açıdan bırakılan diğer boşlukları ihmal eden bir stratejinin hiçbir şansı yoktur.
  • benim barışamadığım ama adayı olduğum şeydir. üretmez ama ister. yaşadığı batılı standartlı hayatın her öğesini bedel ödemek yerine doğuştan hakkettiğini sanma yanılgısındadır. liberalliğe ya da sosyalizme göz kırpabilir. ayrımcılığa şiddetle karşı çıkar ancak gündelik hayatı bu ayrımcılıklar sayesinde üretilir ve her türlü ayrımcılığı sürekli üretmekten yorulmaz. bunu gizlemek için lokantada garsona, sokakta selpak satan çocuğa, eve temizliğe gelen kadına gereksiz nazik ve iyi davranır (sürekli çok teşekkürler der), böylece kendini kötücül benzerlerinden ayırdığı yanılgısındadır. kendini olmadığı bir bedene ve ruha sıkıştırma çabası içinde o kadar kocaman bir eksiklik ve boşluk yaratır ki bu boşluğun farkına varabileceği duraklamaları yok etmek için sürekli bir şeylerle meşgul olur: ve buna çalışmak der.
    aristokrasinin burjuvaya devrettiği mimik ve jestleri aynen devralmışır. her bir orta sınıf adayı dik yürür (kambur yürümez), kedi sevdikten sonra ellerini kolonyalı mendille siler ve tatilinde en kötü prag'a gidemediyse kendini eksik hisseder. orta sınıflık 'henüz olamadım ama olacağım'ın kendisidir. hiç bir zaman olunmaz. olunursa ölünür. her zaman tamamlanma hedefinden vazgeçmeyen bir eksik kişidir. sadece bundan dolayı bedbaht değil daha ziyade maldır.
  • marx'ın orta sınıflara dair ürettiği külliyatın sınırlı olması onun dünyayı iki sınıftan müteşekkil bir sadelikte görmesine bağlanır. kimisi bunu takdir eder, kimisi ise toplumların bundan daha karmaşık bir yapıda olduğu iddiasındadır. oysa, marx'ın orta sınıflar hakkında az yazma sorunu bu şekilde ele alınamaz. marx, orta sınıflar hakkında yeterince üretmiştir. marx'ın üzerinde az kalem oynattığı esas mesele ideolojiler alanıdır ve orta sınıflarla ilgili bir tartışma aslında her durumda ideolojiler alanı ile ilgili bir tartışmadır.

    topluma üretim sürecinin penceresinden bakan ve bu sürecin temel belirleyeni olarak sömürüyü gören anlayışın modern toplumu sömüren patronlar ve sömürülen işçiler şeklinde iki sınıfa ayırması bir basitleştirme değildir. esas tartışma kişinin sınıflar haritasındaki konumuyla düşünsel dünyası arasında ilişkinin son derece karmaşık olmasından çıkar. bu haritada, yaşamak amacıyla emeğini satmak zorunda olduğu için işçilerin tarafında yer alan bir doktor ya da mühendis kendisini sırf bu nedenle bir işçi olarak görmez. kişilerin kendisini nerede konumlandıracağı fikirler dünyasındaki bir mücadelenin konusudur.

    bir süredir fikirler dünyasındaki hakimiyetinde gedikler açılan ve 1980 ve 90'lardaki ağırlığını kaybeden kapitalizmin belki de en az hırpalandığı alan budur. insanlara bir süredir bir gelecek tahayyülü sunamayan, onlara umut veremeyen, bir çıkış yolu gösteremeyen bu kokuşmuş düzen, aslında düşünsel düzlemde üretilen bir sınıfın, orta sınıfın vesilesiyle kendisini yeniden üretmeyi başarıyor. üretim sürecindeki konumlar açısından son derece dar olan bu sınıf, fikirler aleminde düzenin ürettiği fikirlere alıcı oldukça genişliyor.

    kentlerde yerleşik eğitim düzeyi yüksek kafa emekçileri, sağlıkçılar, doktorlar, avukatlar, mühendisler, bankacılar ve başkalarının bu fikirlerle girdiği ilişki bayağı karmaşık üstelik. çünkü genel olarak bu düzenin en gerici düşünceleri değil, en rafineleri bu insanlar arasında alıcı buluyor.

    laiklikten vazgeçmiyor ama piyasa değerlerinden uzaklaşamıyorlar ya da savaş karşıtlıklarından kimse şüphe duyamıyor lakin abd veya avrupa'ya hayranlar örneğin. tüm bunları muhalif bir kimlikle yapmaları, muhalifliğin düzenle barışık bir orta sınıf pozisyonu olarak görülmesine ve buraya sıkışmasına yol açıyor.

    fikirlerin ifade ediliş şekli ve muhalifliğin yaşamdaki biçimleri de bu pozisyonla tutarlı oluyor. 140 karaktere sıkışan twitter aktivistliği ya da orta sınıfı yeniden üreten yaşam biçimlerinin facebook'tan teşhir edilmesi veya orta sınıf hülyalarının sosyal medyada dünyaya karşı bir duruş gibi pazarlanması bu tutarlılığın en güzel örnekleri... sosyal medyayı aslında yoğun olarak işçilerin kullanıyor olduğu bir gerçeği değiştirmiyor: sosyal medya bir orta sınıflar cenneti.

    sosyal medya yalnızca bir örnek ama düşünsel bir krizle boğuşan kapitalizmin, muhalifliği orta sınıf ideolojileriyle kuşatması büyük bir başarı gerçekten. türkiye'de de düzen dışına çıkması en muhtemel dinamiğin, akp karşıtlığının aynı alana sıkışması ve aslında bundan dolayı ilerlenemiyor oluşu bir raslantı değil elbette.

    sorunun çözümü açık. işçi sınıfına ait özgün bir radikalizmin ve muhalif kimliğin yeniden üretilmesi, bu kimliğin şu anda kendisini orta sınıfların bir parçası olarak gören kesimler arasında yaygınlaştırılmasıyla aslında varolmayan bu orta sınıfın eritilmesi gerekiyor.
  • küçük, tatlış, 'petit' burjuvacıklar, tipik özellikleri vardır,

    bi kere tatillerini çok yıldızlı otellerde yapmayı severler
    hep bir üst sınıfa dahil olma hali vardır ama gel gör ki aah o zincirler, kodlar..
    dublex evde yaşama isteği vardır,
    çocuklarını bktan da olsa kolejlere yollarlar,
    geleneksel tarafları ile savaş içindedirler, evlatlarını modern yetiştirir, kız/ erkek arkadaşları ile çok iyi anlaşırlar ( sesli güüül güüül)
    yurtdışına çıkmak elzemdir, çok fotoğraf, aralara serpiştirilmiş anılar olmadan olmaaz
    best seller severler,
    çocuklarına özel ders aldırırlar,

    aklıma geldikçe yazcam,

    bir de orta sınıfın pramitteki yeri ülke politikası ile yakından alakalıdır, tabii öte yandan orta sınıf alışlanlıklarının mı yoksa gelirinin mi yaygın olduğuna da bakılmalıdır, zira yurdumuz gibi 3. dünya ülkelerinde orta sınıf alışkanlıklarını ve hayatını asgari ücretle yani alt sınıf geliri ile yaşamaya çalışan kitle yalnızca borçlanmayı arttırır, refah seviyesini değil.
    gene de seviyorum.
  • artık kılıçtan keskin bir çizgi olmuştur. kendisini üst tarafa atanlar şanslı. altta kalanlar batmaya devam edecek. orta sınıf artık yok. kendisini üste atanlar ve alta düşenler var. uçan balona binmiş gibi üste çıkanlar yavaş yavaş yükseliyor. alta düşenler bataklıkta batmaya başlıyor. örnek mi? mesela 10 sene önce iki aile dostumuz vardı. aşağı yukarı aynı standartlarda idiler. bunlardan ikisi de devlette çalışan mühendisti. orta sınıfın tam ortasında eşit haldeydiler.

    birinin yurtdışı görevleri oldu. yükselmeleri oldu. deli para kazandı. evi arabayı değiştirdi. hayat standardı uçtu gitti. oğlu ve kızına iki iyi şirkette iş buldu. onların işe girmesiyle eve giren para bir anda 7 bin lira arttı. oğlana krediyle de olsa gelecek vadeden bir bölgeden bir ev aldı evlenir diye. evlenmese de evin değeri her gün artıyor. en kötü 3 sene içinde aldığının baya üstüne satar. 10 yılda giyimden yediği yemeğe kadar her harcaması level atladı.

    diğeri memur gibi gitti geldi. maaş aynı kaldı. yurtdışı görevi olmadı. arada farklı illere gitti. pek fazla da yükselemedi. şanssızlık tek oğlu da doğru düzgün iş tutturamadı sağda solda asgari
    ücretten hallice maaşla çalışıyor. 10 yılda bir kez araba değiştirdi o da aynı arabanın yeni kasası. 10 yıl önce nasıllarsa yine öyleler. alım gücü düştü. yedikleri, gezdikleri azaldı belli bir şekilde görüyoruz.

    yukarıdakilerden ikisi de hala orta sınıf. ama biri balon takmış gibi üst sınıfa doğru çıkıyor diğeri bataklıkta alta doğru gidiyor. orta sınıf ortadan ikiye bölündü. batanlar ve çıkanlar. çıkanlar için pek çok sebep sayılabilir. miras kalmıştır, aldığı araziye inşaat girmiştir, piyangodan para çıkmıştır vs vs. ama düşenlerin en temel sebebi düşen alım gücüdür. açık ve net.
  • (bkz: aslında olmayandır)
    bir iddia.
  • herkesler orta sınıf kinini kusmuş
    doğruları da yazmış ama bu ekşicilerin asgari ücretli tarhanacılar olduklarını bu tespitleri değiştirmez
  • hakkında şu entry'ye çoğunlukla katılıyorum: (bkz: #65124426)

    velakin biraz limited bence. orta sınıfın taptığı şeyler hakkında üç beş şey ben de söyleyeyim:

    sadece bomonti bira değil. her türlü birayı içeriyor liste bence. hatta bana kalırsa alkol genel itibariyle tanrısallaştılıyor. (rakıdan bahsetmiyorum bile artık.) burada hemen şunu ekleyelim; bourdieu açısından bakıyorum sınıf algılarına. dolayısıyla sınıfı yaratan onun paylaştığı taste'tir. bourdieu burada çok deterministik kaçıyor tabii. benim için böyle bir şey söz konusu olmamakla beraber, tek bir sınıfa da ait değiliz artık. sherry turkle'ın kişilik analizleri üzerinden düşünürsek, son cümle daha bir anlamlı olacaktır.

    devam edersek orta sınıf tarafından tapılan objelere/konseptlere; pragmatizm bence 1 numaraya oynuyor. bakın, diğer sınıflarda böyle bir şey yok demiyorum. tabii ki mevcut. fakat orta sınıfımız, sosyal ağlarını örerken (pun-intended) illaki o ağın köşeleri pragmatizmin çengellerine tutturulur. bununla beraber, sosyal ağlarına da , denize düşenin yılana sarıldığı gibi sarılırlar, bozulmasından korkarlar. o yüzden tek tip bir çevre sahibi olurlar genelde. zaten sınıf değiştirme konusunda da en atıl küme budur dolayısıyla; bu kısmı çok ayrı mesele.

    ama efendim, internet çıktı vs, her şey değişti tabii. fakat orta sınıfımız hala atıl, hala o güvende hissettiği sosyal çevresini, işini, evini, barkını, doğduğu şehri bırakamıyor. kazık bağlamışlardır hayatlarına. o kazık etrafında otlanırlar genelde. ekran arkasından şahaneler ama. slacktivism denilen olay bunların altından çıkıyor genelde.

    buna bağlı olarak, tek tip iletişim biçimine alışkınlardır. azıcık farklı bir aksan ya da hareket ölümüne dikkatlerini çekerler. farklı tepkilere katlanamazlar. onlara anlamsız geliyorsa, maruz kaldıkları bilgi/iletişim kaynağı ya da formu bozuktur, işe yaramazdır, tehlikelidir. hipster/punk vs gibi başka kümelerle kontakt haline geçmelerinden bahsetmiyorum bile.

    ha öbür taraftan, yukarıda anlattığım tüm nedenlerin hem tetikleyicisi hem de sonucu olarak, sınıf algısı en çok bu kümede yaşanır.

    yukarıda bahsettiklerimi çoğu akademisyende yakın planda görebilirsiniz. çoğu ait olduğu sınıfı hack'lediklerini ve başka sınıfta varolduklarını sanarlar ama ve lakin, arabeske tapınmakla, orta orta/alt ya da alt sınıfın zevklerini yukarıdan bakıp övmekle, sınıf değiştirmiyorsunuz. geçmiş olsun.
  • modern çağın vebası.

    alt olmadan kendini, üst olmadan tahayyülünü var edemeyen parazit.

    [kundera'nın varolmanın dayanılmaz hafifliği'nde prag baharı'na yürüyen tanklara duyduğu tedirginlikten, sözlükte {cinsiyetçi iddialar münezzeh} insanların gelir durumu üzerinden kendini tayin edip, ammavelâkin gelir durumuna yanaşamayacakları üzerinden de kedi-ciğer-murdar ilişkisi kurmaya kadar gidebilen; ziyadesiyle tarihsel, fakat zamansız mefhum].
  • sosyoekonomik uçurumun artmasıyla gitgide eriyen toplumsal yapı.
    maddî olarak ilgileri olmamasına rağmen manevî olarak kendilerini burjuvaziye yakın hissederler. yaşam tarzları proleter bireylerden çok uzak olmakla birlikte burjuva bireylere yakındır. hiçbir üretim aracına sahip olmamalarına karşın tüketim toplumunun aslî unsurlarındandırlar.