şükela:  tümü | bugün
  • motoryatçılar pers, yelkenciler yunan soyu ve kardeşliği mensubu sayılır. kadıköy'de fenerbahçe marina daha çok yelkenci orta sınıf, kalamış marina ise yelkenci veya motoryatçı kodaman ağırlıklıymış.

    şarjım bittiğinde kafede hangisinden cep telefonu isterim? garson? güzel kadın? eşlikçi erkek, yalnız adam? ben ilk olarak orta sınıf yalnız erkekte güven aradım. bula bula cep telefonu olmayan birini buldum.

    ankaralı namık'ın parçası vay seni vay vay. tam alemcilik ve işret meclisi kokuyor. bu aslında tutucu orta sınıfın yapıp ettiği-yaşadığı-miras bıraktığı kültür galiba. orta sınıf ahlakı deyince, tutucu ve yürütücü de bunlar, sıkılıp alternatif arayan, artı değerine harcama yönü arayan da orta sınıf. onları bir mekandan diğerine deri değiştirerek veya maske takarak geçiyor saymalıyız.

    toplumun bu atkı eşdeğerlerini olumlu çağrışımla sunması çok önemli. yumuşak güç gibi.. atkı tipi kılcalların yokluğunu, korunaksız çıplaklığı göze almayınca sanırım orta karar orta sınıf sızlanıcı sünniler oluyoruz. (bkz: atkı/@ibisile)

    ["siz üst sınıf ingilizler var ya, bazen öyle adi oluyorsunuz ki."
    "ben üst sınıftan değilim. orta sınıftanım."
    "aman ha üst, ha orta - ne fark eder?] john fowles - the magus

    (ilk giri tarihi: 15.11.2017)

    (bkz: orta sınıf ahlakı)
    (bkz: yeni orta sınıf)
    (bkz: küçük burjuva/@ibisile)
  • aristoteles'e göre zenginler ve yoksullar, her iki kesim de erdemli yaşamı kuramaz. orta sınıfın olmadığı, bu iki sınıftan oluşan bir toplum birbirine hiç benzemeyen ve asla ortak noktaları olmayan kölelerden ve despotlardan kurulmuş demektir. oysa bir devlet, alabildiğince, benzer ve eşit insanlardan oluşmayı amaçlar. bu koşul ise, başlıca orta sınıfta bulunur.
  • yok olan sınıftır.

    türkiye’de artık durumun ya iyidir ya kötüdür ortası yok denecek kadar azdır.
  • ibrahim kahveci - 24.04.2019 - karar gazetesi
    --- alıntı ---
    kahvaltıda 'beka' akşama da 'ideoloji' yeriz

    artık krizleri sorgulayamıyor, dertlerimizi de açıklayamıyoruz.
    akşam sofrada yemek pişemiyorsa sesimiz de çıkmıyor.
    sabah kahvaltıda kuru ekmek lüks olmuş ama derdimiz ülke bekası deniliyor.
    oysa kimse 2 milyar dolarlık köprüye 12 milyar dolar hazine garantisine bakmıyor.
    açık ihalelerin iptal edilip yüzde 50 fazlasına tanıdık firmalara verilmesini de göremiyor.
    matematik ile ülkenin bekasını şifreleyebiliyor ama aynı matematiği ülkemizin yoksulluğunda görmezden geliyoruz.
    ülkenin geleceği patlıcan ve patates fiyatı ile değerlendirilmeyecek kadar önemlidir diyoruz...

    ***

    hafta sonu vahim bir olay yaşandı. ana muhalefet partisi lideri kemal kılıçdaroğlu linç girişimi ile karşı karşıya kaldı.
    bakıyorsunuz ki;
    iş dünyasından “çıt” yok.
    ne kurumsal bir açıklama, ne bir kınama.
    sadece şahsi bir kaç tweet...
    kurumsal sessizlik...
    sanırsınız ki, kuzuların sessizliği.
    bu kadar korkuyla nereye gideriz? hangi yabancı gelir; hangi teknolojiyi artırabiliriz?

    ***

    bir ülkede kitleleri harekete geçirebilirsiniz.
    açlığı, işsizliği, yoksulluğu beka diye unutturmaya çalışabilirsiniz.
    ama ankara’nın gösterişi-şatafatı ne olacak?
    fakirin akşam evde yemeği olmadığında 13 uçak filosundan arjantin’e, yeni zelanda’ya nasıl özel uçuş yapabiliriz?
    nasıl kardeşlik kurabiliriz?
    toplumu ‘davada’ birleştirelim derken, ‘parada’ bu kadar ayrışmayı nasıl izah edebiliriz?

    ***

    feto’yü nasıl tanımlıyorduk:
    altı dava
    üstü para ve ihanet.
    bizi ayıran onların kendileriydi. kendi davaları uğruna onlarda her türlü günah hani sevaptı.
    bugün biz de yoksul kesimi davada birleştiriyoruz.
    “sizi anlıyoruz” diyoruz ama özel uçaklar, özel ihaleler, özel yaşamlar aramıza duvar örüyor.
    ne diyor temel karamollaoğlu, “kamu malı yetim malı gibidir. kamu malını yetimin malını korur gibi gözetmek lazım.”
    yetim malı...
    işsizlerden kesilen ‘işsizlik fonu’
    yani bu seçimde en fazla kullandığımız fon.
    tadına vardık bir kere...
    şimdi ‘kıdem tazminatı fonu’ da geliyor.
    yanına bir de ‘zorunlu bes fonu’ eklenecek.
    bir de ne vardı?
    çok kazanandan çok vergi... ama kurumlardan değil, şahıslardan.
    kısaca çok okudun, çok çalıştın ama şu ana kadar zaten vergi dilimleri ile enflasyona bile ezdirilmen yetmedi.
    orta sınıfa’ bir vergi artışı daha geliyor.

    ***

    zengin lüksüne, parasına, yaşamına bakar.
    ülke yanmış, hak-adalet gitmiş o kadar önemli değil.
    fakir zaten başını kaldıracak bir durumda değil.
    yıllardır tekrarlıyorum: asıl sorun “orta sınıf
    demokrasi, hak-adalet, eşitlik vs diye onlar ortalığı karıştırıyor.
    toplanan sürülere onlar katılmıyor, kenarda izliyor ve uyarıyor.
    venezuela’da askeri darbeye de karşı çıkan onlardı; iktidarın referandumlarla tek güç haline gelmesine de...
    sonra başaramadılar. 3,6 milyon orta sınıf ülkeyi terk etti.
    abd’de tuvalet temizlemeyi bile kurtuluş gördüler.
    ya geri kalanlar.
    kuyruklar, açlık, sefalet içinde zayıflıyorlar.
    dava uğruna...
    akşam sofrada ideoloji var. hadi buyurun.
    --- alıntı ---
    https://www.karar.com/…ksama-da-ideoloji-yeriz-9945
  • teoride azalarak bitmeye yüz tutan pratikte artarak büyüyen sınıftır. sosyal bilimlere ait marksist bir kavram olan orta sınıf olgusunu beşeri/doğa bilimlerindeki olgular gibi açıklayamayız. belli ölçütler/filtreler olması halinde orta sınıf kavramı oluşacağı iddia edilse de sosyal bilimlerde önemli olan 'var olan' değil "hissedilen"dir. ülkemizde büyük bir kesim ki bence nüfusun yarısına yaklaşmaktadır diye tahmin ediyorum kendisini orta sınıf olarak görmektedir/görmek istemektedir. zira burjuvazi ile orta sınıfın kesişik eşyalarını/refah seviyesi aygıtlarını kullanmayı kendine hak olarak görmekte ve ne pahasına olursa olsun kullanma gayreti içerisindedir. bu konuda oldukça gururludur. bence en büyük aydınlanma aslında kendilerinin orta sınıfa ait olmadığını farketmeleri olacaktır.
  • bkz
  • adaletsizliğin kötü yönetilen sistemden yada insanlardan kaynaklandığına inanır, böyle yaşar ve öyle de ölürler. hayatla ve hakikatle en ufak bir ilişkileri yoktur.
  • mensubu olduğum tarikat. öyle bir tarikattır ki:

    müritleri, korku ve umut arasında yaşarlar. başları, içine girmekten korktukları müstakil gecekondudan bozma evlerden ya da kalitesiz apartman dairelerinden; elli katlı, lüks residans dairelerine gidip gelir. fakir olmamak veya zengin olmaktır tüm hayalleri.

    müritleri, sermaye birikimi için evlenirler. evlilikteki eş seçimleri bekarken sahip oldukları yaşam tarzlarını korumak ve mümkünse de arttırmak üzerinedir. eşlerin çalışması ve sermaye artışını desteklemesi çok önemlidir.

    müritleri, küçükken kurdukları ama büyüyünce gerçekleştiremedikleri hayallerini somutlaştırabilmek adına çocuk yaparlar. çocukları genellikle tektir ve süperdir. her şeyi yapabilirler. bale yaparken matematik sorusu çözebilir, yüzerken akşamki piyano dersinin notalarını akıllarından geçirebilirler. çocukları muhakkak özel okula gitmeli, ingilizce dışında başka bir yabancı dili mutlaka konuşabilir düzeyde olmalıdırlar.

    müritlerinin bekar olanları, seks konusunda sıkıntı yaşarlar. seks mevzu bahis olduğunda onlarda, alt sınıfın umursamaz hoyratlığı, üst sınıfın ise istediği zaman erişebilmesini sağlayan parası ve imkânı yoktur. beyaz yaka oldukları ve kurumsal bir kimliğe büründükleri andan itibaren seksi, ikinci yaşam alanları olan sosyal medya üzerinden aramaya koyulacaklardır. kurumsal kimliklerine zarar vermekten korktukları için sosyal medya onların güvenli kerhaneleri olacaktır.

    müritleri, krizlerden çok çabuk etkilenir. çünkü tüketmek, onların yaşam tarzıdır. her gün içmek zorunda oldukları kahveleri, her yaz gittikleri tatilleri, binmeye ihtiyaç duydukları b segmenti arabaları ve evde yemek yapmayı çoktan unutmuş olmaları sebebiyle krizler, hep onları vurur.

    müritleri genel olarak mutsuz ve huzursuzdur. çoğunun küçükken hayal ettikleri bu değildir. bu muydu yani diyerek ömürlerini geçirir dururlar. bunun için mi okuduk onca yıl en sevdikleri hayat görüşüdür. onlarla konuşmaya çalıştığınızda hep şunu söylerler. "aslında basit ve sade bir hayat yaşamak istiyorum". hâlbuki yalan söylüyorlardır. istedikleri daha çok para kazanıp daha çok tüketmekten başka bir şey değildir.

    ekseriyetinin en sevdiği film shawshank redemption, en sevdiği kitap ise kürk mantolu madonnadır. her ikisinde de kaybettikleri değerleri bulurlar. birinde özgürlük diğerinde ise aşktır kendilerinde artık olmayan şey. ancak her ikisini de izlerken ve okurken büyük bir hastalığın içine atarlar kendilerini. o da umuttur.
  • gelirin başarı ile doğru orantılı olduğu temeli üzerine kurulu, kusursuz dolandırıcılığın tuzağına düşmüş, kendini akıllı sanan, toplum katmanıdır. bireyin sınıfını, yemeğin kalitesi, haftasonu aktivitesi, çocuğun özel dersi, giyinilen mağaza, iştirak edilen sanatsal aktiviteler belirler. yani maddi güç gereklidir, yani başarılı olunmalıdır.

    bazıları, bu düzenden bir şekilde muaf olmayı başarıyor. doktorlar, mühendisler, avukatlar, bilim adamları değil. bazıları.

    kariyer konseptinin kurucuları düzeni oldukça sistematik inşa etmişler ve bu bazıları düzeni çok iyi yönetiyor. umut vadenlere başarılı sıfatını, daha çok çabalaması karşılığında veriyor. 10 kazanıp 2 ile ödüllendiriyor. en çok kazandırana müdür deyip diğerlerine göre üst seviyeye çıkarıyor.

    bir üst seviyeye çıkan kendini daha iyi görüyor. kendini daha akıllı, daha iş bitirici, analitik gücü daha yüksek ve hatta bir diğer üst seviyenin adayı kabul ediyor. böylece orta sınıf oluşuyor ve kendi mücadelesini kariyer adı altında başlatıyor.

    patron arayıp, terör örgütü çalışmalarını ele geçirmiş, bunu düzeltmek istiyorsan daha sıkı ve daha fazla çalışmalısın deseydi, amacına ulaşamayacaktı. nitelikli insanları dolandırmak hiç bu kadar sistematik olmamıştı.
  • "yavşak ordusu" denemediği için bu isimle anılan grup.