*

şükela:  tümü | bugün
  • örümcek solucan bir gün yolda yürümekteyken mafsal ağrısı çeken bir ihtiyar tarafından ele geçirilir ve sülük zannedilerek mafsal üzerine yerleştirilir. aksi gibi kahramanımızı macera çağırmaktadır, bu yüzden durumu anlatmaya çalışıp vakit kaybetmektense ihtiyarı hart diye ısırır. ısırdığı kişinin istiklal deki pipolu sortlu ak sakalli oturan amca olduğunun farkında değildir tabi. böylece ortaya yeni bir kahraman çıkar. onun adı da "örümcek istiklal deki pipolu sortlu ak sakalli oturan amca"dır... hah olmadı... onun adı da "istiklal deki pipolu sortlu ak sakalli örümcek oturan amca"dır... bu da olmadı... adalet eski bakanıdır... hay mına goyayım, ne karışık bir maceraymış bu...
  • w2*nin rope gamedeki solucanlarin durumu hali .
  • örümcek solucan'ın en son rol aldığı çizgiroman yürüyen ölü örümcek devlet memuru'dur (dead spider government officer walking). zincirlikuyu mezarlığında zevklen torpakları sömüren örümcek solucanımız, okuldan çaldığı 350 sayfalık öss cevaplarını teyzesinin oğluna 1923 model telgrafla göndermeye çalışırken kalp krizi geçiren merhum ptt telgrafçısı kemal esoes'in taze mezarına yalnışlıkla girer. o sırada kabir azabı çekmekte olan kemal mezar taşına kafa atmak üzereyken araya örümcek solucan girer ve refleks bir hareketle mehmetin burnunu ısırır. bu hareketle mehmet hem örümcek tavuğun, hem de örümcek solucanın süper güçlerine kavuşur. ismi bundan sonra kemal örümcek solucan tavuk almera romero jose de rodrigues esoes olan kemal solucan'a der ki:

    - ey solucan efendi, senin de ismin örümcek solucan benim de, bundan sonra senin ismin mustafa örümcek olsun der.

    10 dakika önce olay mahalline kemal'in ruhunu almaya gelen azrail kenardan konuşmaları çaktırmadan izlemektedir. kemal'in yaşama azmine hayran kalan azrail kemal'i serbest birakir. kemal de solucanı alıp mezardan çıkar. oltayı alıp galata köprüsüne balık tutmaya giderler. mustafa örümcek seve seve balık yemi olmayı kabul eder. kemal mustafayı denize atar olta ignesinin ucunda. mustafa gelen gecen balıkları hart hurt isirir. fakat yarattıkları tehlikenin farkında degillerdir. gelecek macera:

    (bkz: örümcek toriklerin istilası ve kapitülasyonlar)
  • "altona mahpusları: varlık ve piçlik" isimli maceradan...

    '...örümcek solucan eski hayatını özlemişti, süper kahraman olmadan önce, neler yapıyordu acaba? mutluydu belki de, kurtarılacak kimse yoktu, kıyafetler, düşmanlar, uçma-kaçma-kovalama, akşama kadar toprağın içinde oyalanıp duruyordu. en büyük tehlikesi, saklandığı taşın bir insan tarafından kaldırılması ve bir oltaya takılmasıydı. oysa şimdi, kim olduğunu bile bilmiyordu, toprağı delerek, mineral aramaya çıkmışken, yolda hurziye ile karşılaşmayı özlemişti.

    "özgürlük..." dedi, kendi kendine, "özgürlük toprağı delmek ve istediğin yöne, istediğin kadar ilerleyebilmektir".

    "işte buldum seni küçük solucan..." diyen bir sesle irkildi örümcek solucak. dönüp baktı ve şaşakaldı. dev bir tamamböceği'ydi bunu söyleyen. küçüklüğünde annesi onu defalarca uyarmıştı, babasının çıldırarak ölmesine neden olan tamamböceklerine karşı. "sakın onlarla konuşma, seni çıldırtırlar, al bu da beslenme çantan, içine bir şey koymadım, acıkırsan toprağı del" demişti annesi.

    örümcek solucan cevap vermedi. tamamböceği bu defa daha da sert bir sesle: "seni öldüreceğim, babanın yan gömüleceksin..." diye sümkürdü.

    bu lafa çok içerleyen örümcek solucan, yıllardırca aradığı babasının katilini bulmuşçasına hiddetlendi ve vargücüyle sordu:

    - babamı sen mi öldürdün?

    tamamböceği'nin cevabı kısa ve net oldu.

    - tamam.

    örümcek bu yanıttan bir şey anlamadı ve tekrar sordu:

    - sen mi öldürdün babamı çabuk söyle!
    - tamam.
    - yav nasıl tamam, bu sana son uyarım, cevap vermezsen seni hipertriot gazıyla boğar, örümcek ağına hapseder ve karıncalara yem ederim.
    - tamam.
    - sen mi öldürdün laaaaaan?
    - tamam.
    - hasbinallahü velvekil. kardeşim bak güzelce soruyorum. sen mi öldürdün babamı, beni nereden buldun?
    - tamam.
    - bak kızıyorum ama.
    - tamam.
    - son kez u-ya-rı-yo-rum.
    - tamam.
    - eşşeksin sen.
    - tamam.
    - öküzoğlu öküz. insan kafa.
    - tamam.
    - lalalalala lalalalala lalalala
    - tamam.
    - duymuyorum kiiii, heptürülelele heptürürüelelü
    - tamam.

    akıp giden şuursuz diyalog örümcek solucan'ın beynini sulandırmıştı. bu da tamamböceği'nin olmasını istediği şeydi zaten. o sırada örümcek solucan'ın örümcek hisleri devreye girdi ve örümceğin bütün benliğini etkisi altına aldı, örümcek bağırmaya başladı:

    - yaşasın nasyonal sosyalizm. yaşasın nürnberg yasaları. yaşasın führer.

    bunu duyan, polonya'lı bir ailenin tek çocuğu olan tamamböceği'nin tüyleri tiken tiken oldu. sanki hitler'in 1 eylül'de polonya'yı işgal etmesi ve dedelerinin, ninelerinin ölümü gözlerinin önünde canlanmıştı. tamammen içgüdüsel olarak, soyunu devam ettirme isteğiyle, riske girmemekten yana davranıp, bu faşist örümceğin kendisini öldürüp ırkını sona erdireceği düşüncesiyle irkildi ve bağırdı:

    - pis faşist.

    örümcek solucan kafasını "hayır, hayır, bittin oğlum sen" dercesine sağa sola sallayarak "öleceksin" diye haykırdı. bunu duyan tamamböceği ardına bile bakmadan kaçtı.

    örümcek solucan suratına indirilen bir tokatın ardından kendine geldi. karşısında gördüğü hurziye'ye "ne oldu bağa, ne oldi böyle" diye sordu.

    hurziye, "o yahudi böceğine dersini verdin" diye cevapladı.

    örümcek, "hayıır, hayııırr" diye höykürdü. "o da bizim gibi bir canlı, ona bunu yapmamalıydım, kim bilir gururu nasıl incinmiştir".

    ellerini yüzüne kapamaya çalıştı fakat ellerinin olmadığını farkederek üzüldü. kuyruğunu yüzüne kapadı ardından, bir kaç dakika ağladı. ve sakinleşince dönüp hurziye'nin yüzüne tükürdü "pis, karaktersiz, soysuz cellat, sevgisiz, zavallı, ırkçı şabalak, antrikot kılıklı matador şüllesi, ornitorenk mesanesi..." gibi bir sürü hakaret saydıktan sonra, toprağa daldı.

    ve, bu hastalığı, alman mezarlarında dolaştığı bir zaman kapmış olabileceğini düşünerek, bir daha o mezarlarının etrafında dolaşmamaya yemin etti. oysa bunun da ırkçı bir davranış olabildiğini farketti. ve sonsuz düşüncelere boğuldu. hemen cep telefonunu çıkarıp, popstar'da yarışmacı olan serkül'ü oylayarak ruhunu ferahlattı. kafasını telefonundan kaldırdığı an, xorgan kristalini gördü. 4800 nanometre dalgaboyunda parıldayan bu yoğun kristalin içine çekildiğini hissetti ama buna engel olamadı.

    bütün duyuları felç olmuştu. şu sözler çınlıyordu kulaklarında "entestura zamankas, tamastura ustulap, horiratta tartarap, arçikas, artibas, arzırak..." bir ayini andıran bu garip sözleri milyonlarca kez duydu sanki.

    gözlerini açtığında kendisini bir cam bardağın altına hapsedilmiş olarak buldu. henüz sersemliği geçmemişti ki, kuyruğuyla gözlerini ovuştururken karşısında resim yapan adamın buğulu görüntüsü gördü. ve adamın yaptığı resme odaklandı.

    bu binlerce solucanı ezmek üzere olan, bir nazi botunun resmiydi. resmi yapan adam bir kahkaha atarak arkasını döndü.

    "adolf hitler..." diye yutkundu örümcek...'

    devamı gelecek sayıdaymış. henüz çıkmadı.