şükela:  tümü | bugün
  • yanlış olarak dansözcülük manasında kullanılır. oysa doğu dili, tarihi ve edebiyatı bilgisiyle ilgilidir. vedet oryantalist, oryantalizmin kitabını yazmış, en baba oyantalist demektir
  • (bkz: oryantal)(bkz: dansoz)
  • (bkz: oryantalizm)
  • israrla bakiniz (bkz: sarkiyatci)
  • batı'nın gözlükleriyle doğu'ya bakan kişi. bir nevi, uzağı okuyamayıp, "ama ben uzağı da okumak istiyorum," demesine mukabil, hipermetrop gözlük kullanan şahıs.
  • piyer loti de unlu bir oryantalisttir ve bu sebeple istanbul'u epey ziyaret etmisligide vardir. bazi eserlerinde bu etki gorulebilmektedir.ancak nazim hikmetin bu oryantalistlere bir giydirmisligi vardir.

    "tevekkül!
    kısmet!
    kafes, han, kervan
    şadırvan!
    gümüş tepsilerde rakseten sultan!
    mihrace, padişah,
    bin bir yaşında bir şah.
    minarelerde sallanıyor sedef nalınlar,
    burunları kınalı kadınlar
    ayaklarıyla gergef dokuyor.
    rüzgarlarda yeşil sarıklı imamlar ezan okuyor!"

    iste frenk şairinin gördüğü şark!
    işte
    dakikada 1.000.000 basılan
    kitapların
    şark'ı!
    lakin
    ne dün
    ne bugün
    ne yarın
    böyle bir şark
    yoktu,
    olmayacak!
    ....
    hatta sen
    sen pier loti!
    sarı muşamba derilerimizden
    birbirimize
    geçen
    tifüsün biti
    senden daha yakındır bize
    fransız zabiti!
    fransız zabiti sen
    o üzüm gözlü azadeyi
    bir orospudan
    daha çabuk unuttun!
    kalbimize diktiğin
    azadenin taşını
    bir tahta hedef gibi topa tuttun!
    bilmeyenler
    bilsin:
    sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin!
    şarlatan!
    çürük fransız kumaşlarını
    yüzde beş yüz ihtikarla şarka satan:
    piyer loti!
    ...
    n hikmet
  • (bkz: oksidentalist)
  • sanatında doğu kültürünü kullanan batılı sanatçılardır.
    bu sanatçılar 19. yüzyılda doğunun gizeminden etkilenerek ve "doğu çok farklı, doğu bambaşka" diyerek tası tarağı toplayıp doğuya doğru akın etmişlerdir.
    doğuya gitmek, doğuda yaşamış olmak bir ayrıcalık, bir yaşam biçimi haline gelmiştir. bu sanatçılardan kimileri osmanlı sarayında yıllarca yaşamıştır.
    doğu kültürünü özümseyenler batıya döndüklerinde bu kültürü giyimlerinde, ev düzenlerinde, hayatlarında devam ettirmişlerdir. bu da batıdaki sanatçıların da oryantalist sanata yakınlaşmalarına sebep olmuştur.
    bu dönemde ortaya çıkmış olan oryantalist sanatçılara en iyi örnek amadeo preziosi dir. kendisi en ünlü oryantalist ressamdır. o sadece kültürü resimlemekle kalmamış, bu kültürün bir parçası olmuştur.
  • pekala insanlığın göbek atarak kurtulacağı üzerine kurulmuş bir ideolojinin neferi de olabilir. düşününce pek de saçma gelmiyor aslında. oturmaya mı geldik ayol?
  • batılı, doğuyu niçin merak eder? kendi varoluş sancılarını ezilmiş doğu toplumlarının gerçek acılarına bakarak dindirmeye çalıştığı için mi, daha iyi bir insan olma yolunun en önemli durağı doğu olduğu için mi, doğuda insan olmanın bedeli daha ağır ödendiği için mi? batılı neden ait olmadığı bu toprakların izini sürer? sırlar, gizemler ve söylencelerle bezeli egzotik doğu kültürlerinde kendisine unutturulan, hafızasından çıkarılan bir dünyaya giriş kapısını bulmayı umduğu, insanın özüne dair bir bilmeceyi çözebileceğini düşündüğü için mi? insan olduğunu hatırlamak için mi?

    julia 20’li yaşlarının sonunda genç bir alman kadın. gazeteci. uzun etekleri, gümüş küpeleri ve boynuna doladığı tülbentleri ile türkiyeli herhangi bir kadından ayırt edilemeyecek bir görünüme sahip. ah bir de saçının sarısı, gözünün mavisi, yüzünün batı avrupalı ifadesi kimliğini ele vermese… erasmusla türkiye’ye giden, bir süre sonra türkçe’yi de söken, bir de türk erkek arkadaş edinen julia türkiye’ye karşı nasıl bir tutum benimsemesi gerektiğini bilmeyen avrupalıların güzel bir örneği, sevsin mi nefret mi etsin karar veremeyenlerden. türkçe bildiği için artık türkiye gündemini de bianet, radikal gibi sol duyarlılığı yüksek medya organlarından takip edebiliyor. anlıyor türkiye’yi, anladığını sanıyor. ve bana soruyor:

    -o kadının adı neydi, hani sen de biliyorsundur, şimdi yine davası görülecek…

    -pınar selek’i diyorsun.

    -onunla konuşmak istemiştim ben, belki türkiye’den de tam karşıt görüş bildirecek birisini bulurum diye düşündüm, resmi bakış açısını savunan biri…

    -o biraz zor, dava süreci devam ediyor, sanmıyorum ki biri görüş bildirsin.

    -peki tam olarak neyle suçlanıyor?

    -(iç ses: bilmiyorsan niye ilgileniyorsun?)

    konuşma ilerliyor…

    -bir de reşit olmayan kürt çocuklar var hapishanelerdeki, o konu da çok ilginç… yani sadece pkk gösterilerine katıldıkları için içeri atılıyorlar….

    konuşma ilerliyor…

    -elif şafak da ülkesine dönemiyor galiba, ben o kitabı okudum (baba ve piç), hiçbir şey göremedim yani, orada suç teşkil edebilecek ne olabilir ki?

    -yok o aslında günlük gazetelerden birinde yazıyor, bir sorun yok…

    diyorum ama sinirlendiğimi de fark ediyorum. aynı eleştirileri kendim yaparken julia’nın sözlerinin sabrımı niye taşırdığını anlatmak da güç. galiba onda o yukarıdan, o hassas, o sözde duyarlı, batıdan doğuyu düzeltmeye, doğunun sorunlarını köşelerine haber yaparak bu toplumların bütün sorunlarını çözme hevesindeki gazetecilerin, politikacıların tümünü görüyorum. oysa onun fazla da suçu yok, ekonomik sorunlarının çoğunu çözmüş, insan hakları ihlallerinin doğu toplumlarına kıyasla daha az yaşandığı, yargının işlediği bir ülkenin çocuğu. ve bu çocuğun yolu, günün birinde işlerin kendi ülkesindeki gibi gitmediği, haksızlığın, adaletsizliğin yüzyıllardır günlük hayatın bir parçası olduğu bir ülkeye düşüyor. türkiye onu heyecanlandırıyor, chp’nin kemalist, akp’nin devrimci olduğunu düşünüyor, istanbul’a bayılıyor, orhan pamuk deyince gözleri parlıyor. türkler, ermeniler, kürtler, aleviler, süryaniler yani anadolu coğrafyasının tüm zenginliği onu kendisine çekiyor. orada daha mı insan olduğunu hissediyor?

    o ve onun gibiler, kürt hareketine de destek verseler, filistinlilerin de yanında yer alsalar, iran’da kadın haklarını, afganistan’da halk iradesini de savunsalar batılı gözlüklerini çıkarmadıkları, çıplak ayaklarıyla toprakta yürümedikleri, kendi hükümetlerine, kendi siyasetlerine baş kaldırmadıkları sürece “dünyayı sözcüklerle değiştirebileceğini zanneden hevesli üç beş genç” olarak kalmaya devam edecekler. belki de kendi doğusuna batıdan bakanlardan yeğdirler, bilemiyorum…