şükela:  tümü | bugün
  • neden bilmiyorum ama anders'ın kafedeki konuşmalara kulak misafiri olduğu sahneden ayrı bir etkilendim. ki başlığa yazılanlara bakıyorum ve evet yalnız değilmişim diyorum. ama ben hakikaten nedenini bilmek istiyorum. anders karşı masada oturan kızın konuşmasını dinlerken içim acıdı resmen; tutamadım biraz da ağladım. atlas'ın o sıkış tıkış koltuklarına ilk defa bu filmde lanet ettim hatta; bir rahat ağlanılmıyormuş burada be diye söylendim içimden. bitiş sahnesi de ayrı bir vurucuydu tabii ama yok ben bu filmi hep bu sahneyle hatırlayacağım.

    filmi izlemeyecek bile olsanız okumaya değer:

    --- spoiler ---

    evlenip çocuk yapmak istiyorum.
    dünyayı dolaşmak, bir ev almak...

    romantik tatillere gitmek, gün boyu
    sadece dondurma yemek istiyorum.

    başka ülkelerde yaşamak.
    ideal kiloma inip orada kalmak.

    harika bir roman yazmak.
    eski arkadaşlarla haberleşmek.

    bir ağaç dikmek istiyorum.
    nefis bir akşam yemeği hazırlamak.

    kendimi başarılı hissetmek.

    buz banyosu yapmak, yunuslarla yüzmek.
    gerçek bir doğum günü partisi vermek.

    yüz yaşına kadar yaşamak.
    ölene dek evli kalmak.

    bir şişede coşkulu bir mesaj yollayıp,
    aynı derecede ilginç bir cevap almak.

    tüm korkularımın üstesinden gelmek.
    bütün gün bulutları izleyerek yatmak.

    antikalarla dolu eski bir ev almak.
    bir maratonu sonuna dek koşmak.

    harika bir kitap okuyup, güzel
    cümleleri hayatım boyunca hatırlamak.

    hislerimi yansıtan
    harika resimler yapmak.

    bir duvarı sevdiğim resimlerle
    ve sözcüklerle kaplamak.

    sevdiğim dizilerin
    tüm sezonlarına sahip olmak.

    önemli bir konuya dikkat çekip,
    insanların beni dinlemesini sağlamak.

    paraşütle atlamak, helikopter kullanmak,
    çırılçıplak yüzmek.

    her gün aradığım türden
    iyi işi bulmak.

    romantik ve eşsiz bir evlenme
    teklifi almak. gece açık havada uyumak.

    besseggen dağına tırmanmak, bir filmde
    ya da ulusal tiyatroda rol almak.

    piyangoda milyon kazanmak.
    faydalı işler yapmak.

    ve sevilmek istiyorum.

    --- spoiler ---
  • oslo'dan ayrilacagim gun filmdeki cafe sahnesinin gectigi yeri nasil bulurum acaba diye dusunmekteydim. karl johans gate'in ara sokaklarinin birinde sinematek'i bulmamla iceri girmem 1 oldu. resepsiyondaki gorevliyi darlamamin ardindan yerini tarif etti. 1 gun once -farkinda olmadan- onunden gectigim cafeye gittigimde garson kizlar burasi degil dediler. haydaa demeye kalmadan yakindaki kunsthaus dedikleri mekandaki elemanlari gormem iyi oldu. biraz norvec sinemasi uzerinden sohbetin ardindan cafeye geri dondum. 2 ay once el degistirdigi icin garsonlarin cogu filmden habersiz vs. cafemi alip anders'in oturdugu masaya gectim. tek 1 kelime norvecce bilmedigim icin cevreye ilgi ceken gozlerle baktim vs. mekan hakkaten etkileyici adresini de yazalim da yolunuz duserse bir kahve siz de icin : espresso house, parkveien 27
  • dünyanın neresinde olursanız olun, ne imkanlar önünüze serilmiş veya serilmemiş olsun, küçük dünyanıza sıkıştınız mı, içinden kolay kolay çıkamayacağınızı, dış dünyada yaşananları "hiç" bulacağınızı, en ufak şeylerde bile nasıl kolay kırılacağınızı ama kimse ya da hiçbir şey sizi eskisi kadar ilgilendirmediği için bir o kadar da kolay kırabileceğinizi yine de hayatta en çok istediğinizin "sevilmek", "bir işe yaramak" olduğunu hiç dolambaçsız anlatan güzel bir film. hele ki böyle bir hayata tanıklık etmişseniz, birkaç huzme yaş akar gider.
  • anders "uygun görülmeyen" şeylere bağımlı, çünkü hayatında bağımlı olabileceği başka bişey yok, bağlanma ihtiyacını gidermeli.
    her şey yolunda giderken, bunun aslında bir yanıltmaca olduğunu görmek insanı yoldan çıkmaya ve yoldan çıkmayı savunmaya itebilir, anders bunu yapmalı.
    tek bir doğru yok, olabilir mi zaten? tepeden inme "evet artık her şey yolunda" saçmalığı da neyin nesi? aslında tedavi ya da başka bişey yok, aslında sadece ikna var. "evet her şey tamam hadi bunu kabul et ve seni kontrol etmemize izin ver" daha neler... ikna bir tedavi değil, zaten bağımlılığın tedavisine de inanmıyorum.
    her şeyin sonunda, anders'ın yürüdüğü sokakların, yüzmediği havuzun, dolandığı bahçenin anders'siz halini görüyoruz. şu dünyadan yok olup gitmemizin hiç bir anlam ifade etmediğini ama var olmamızın bir fark yaratabileceğini anlıyoruz.

    film ilk on dakikasında bir yerlerde, lykke li posteri var.

    not: bu filmin tam metnine ihtiyaç duyuyorum ama bulamıyorum. nerden bulacağımı da bilemiyorum.
  • insanın kendi zihnine sıkışmasının nasıl bir şey olduğunu gözümüze soka soka anlatan film. aslında ana karakterin etrafında bir ton pozitif şey yaşanıyor. partide tanıştığı kız, iş görüşmesinde eski bir uyuşturucu bağımlısı olduğunu anlatmasına rağmen onu işe almak isteyen adam, evine misafir olduğu arkadaşı, birbirini hala çok seven bir anne ve baba. orospu çocuğu kardeş dışında hayatına olumlu yönde devam edebilmesi için bir çok şans çıkıyor karşısına.

    buna rağmen filmin başladığı gibi bitmesi çok güzel olmuş. çünkü asıl anlaşılması gereken nokta: insan o zihin zehirlenmesini yaşadığı zaman önüne gelen fırsatlar bile anlamını yitiriyor, olumsuzluklar dışında kalan her şeye kör kalıyor. zıtlıklarla birlikte anlamaya alışkın olduğumuz dünya beyaz olmadan siyaha bürünüyor. tahminimce o evreye gelindiğinde halihazırda beyin eror vermiş oluyor.

    filmin o kadar çok övülecek sahnesi var ama benim için en vurucu sahne: partide tanıştığı kızın havuza sensiz girmeyeceğim dedikten sonra 2-3 saniye kadar bekleyip havuza atlamasıydı. bu sahneyi tam olarak açıklayamıyorum ama hayatının bir kısmında eylemsizliği denemiş insanlara çok tanıdık duygular hissettireceğine eminim.
  • hani birbirimize sorup duruyoruz ya, "ne iş yapıyorsun? diye. verilen cevapları beğeniyoruz, beğenmiyoruz, yorumlar yapıyoruz, kıskanıyoruz, halimize şükrediyoruz... işte yaptığımız tüm mesleklerin üzerinde olan ve yeryüzündeki tüm insanlar için ortak olan tek gerçek mesleği, bu film sayesinde buldum.

    önce; kafe sahnesindeki kızın, hayatı boyunca yaşamak istedikleri ile ilgili yaptığı upuzun listenin tüm maddelerini boşverin ve son dileğine bakın;

    "ve sevilmek istiyorum."

    sonra; kendisine ne iş yaptığını soran kıza, anders'in verdiği cevabı dinleyin;

    "sevgi arıyorum. birileri bana acısın istiyorum."

    her gün, her gün, sevgi aradığımız, sevilmek istediğimiz bir dünyada, diğer tüm meslekler anlamsız kalıyor. üstelik karşılığında para da almıyoruz... keşke hepimiz aynı cevabı versek. en azından birbirimizin ağzından duyardık, ortaklığımızı. belki birbirimize, hiç olmadığımız ve olmayacağımız kadar, yakın hissederdik.

    https://www.youtube.com/watch?v=crbldrrcunq
  • film değil bu, başka bir şey. sanat eseri aq. 10 puan verdim. izleyip izleyip ağlıyorum.
  • bir hiçsin. yoksun aslında. şimdilik var olduğun yanılgısı içerisindesin. senden önce yüz milyara yakın insan var oldu, toprağa karıştı ve yok oldu. senden sonra da milyarlarca insan doğacak ve yaşayacak. ölümünün ardından üç gün sonra arkandan ağlayan kimse kalmayacak. en fazla yıl dönümlerinde hatırlanacaksın. o da en iyi ihtimalle kırk, elli sene sürecek. yüz sene sonra adını kimse hatırlamayacak. neler yaptığını, kiminle seviştiğini, en sevdiğin yemeği, hangi üniversitede hangi bölümü okuduğunu kimse bilmeyecek. hayat, sensiz olduğu gibi devam edecek. güneş doğacak, batacak, insanlar işlerine koşuşturacak... büyük bir eser bırakmanın da teoride bir önemi yok. hatırlanman bir şeyi değiştirmiyor. çürümüş bedenin, hakkında yapılan iltifatları duyamayacak. zaten milyonlarca yıl sonra belki insanlık bile kalmayacak. birkaç milyar sonra dünyada bir yaşamın olduğuna dair iz bile bulunamayacak. on milyar yıl sonra güneş sistemin dağılacak, parçalanacak. yüz milyar yıl sonra...

    anlayacağın gerçek anlamda bir hiçsin. yazdığın akademik makalelerin bir önemi yok. çocuğunun diş kaşıyıcısının nerede olduğunun ise hiçbir önemi yok. girdiğin iş mülakatları, arkadaşların, ailen, sevgililerin, bunların hepsi bir ilüzyondan ibaret.

    -spoiler-

    sağlık merkezinden çıkar çıkmaz yanına uğradığın dostun seni zerre umursamıyor. onun aklı fikri kimsenin okumadığı makaleleri. sen ona dertlerini anlatırken onun tek derdi proust'tan hiçbir şeye hizmet etmeyen alıntılar yapmak. seni dinlemiyor bile. dinliyormuş gibi yapıyor. sen konuşurken onun aklından geçen bebeğin diş kaşıyıcısının nerede olduğu. akşama gelmen için davet ettiği yere kendisi gitmeyecek kadar umursamaz bir insan. sana haber vermeyecek kadar da unutkan. sabah görüştüğün arkadaşın seni çoktan aklından silmiş. senin için endişeleniyorum demesi tamamıyla bir vicdan rahatlatması. sen onun vicdanen yaptığı bir mastürbasyondan ötesi değilsin.

    gittiğin anlamsız iş görüşmesine ne demeli. mülakatta söylediğin onca zekice şey... karşındakinin umurunda mı sanıyorsun. aradığı, çıkardıkları boktan dergiyi öven yalaka bir tip sadece. dertlerinden bahsettiğin an adamın gülmeye başlamasına ne demeli. senin dertlerin başkalarına mizah malzemesi olur. bu hep böyle değil midir zaten?

    kız kardeşine ne demeli? seni görmeye bile tenezzül etmeyen bir insan seni ne kadar umursayabilir? tek düşündüğü senin kendini öldürmemen. onu da muhtemelen senin ölünle uğraşmamak için istiyor. şimdi intihar edeceksin, millete bunu anlatacaklar, cenazenle uğraşacaklar, ağlayacaklar filan. onların rutinini bozmaya ne hakkın var.

    eski arkadaşların... seni gördüklerinde nasıl olduğunu kimse sormuyor bile. akıllarına gelen tek şey eski, saçma bir hikaye. onu da sırf eğlenmek için hatırlıyorlar. insanların sohbetine bir malzeme olmaktan fazlası değilsin. eski kız arkadaşın seninle azıcık konuşuyor. onun da tek derdi çocuk yapmak. boktan evliliğini çocukla süslemek. ne büyük dert.

    dans ettiğin o kız. seviştiğin hani. azıcık bir şeyler hisseder gibi olduğun. sen girmeden havuza girmem diyen ama saniyesinde söylediğini unutup kendi eğlencesine dalan kız.

    ve telefonlarına cevap vermeyen eski sevgilin...

    hepsi kendince haklı aslında. sen de haklıydın intihar etmekle. varlığının bir şeyleri etkilemediği bir dünyada yokluğunun da bir önemi yoktu.

    -spoiler-
  • 31. istanbul film festivalinin yönetmenlik açısından en dikkat edilmesi gereken filmlerinden biri. özellikle anders'in kafede oturup diğer insanları gözlemlediği sekans bir point of view, bir circle of action dersi adeta.
  • "mutlu değilim ama idare eder" bir hayatın parçası olmayı istemeyen, çemberin dışında kalan bir adamın hikayesini anlatan film. çok beğendim.

    --- spoiler ---

    anne-babası nice'te olmasaydı, kız kardeşi onunla görüşseydi, eski kız arkadaşı telefonu açsaydı, iş görüşmesinde adam cvdeki boşluğu sormasaydı, ne olurdu? yine aynı son olurdu.

    "anders has no faith in a new beginning. the last sound we hear from him is a sigh."

    --- spoiler ---