şükela:  tümü | bugün
  • 1928 lefkoşe doğumlu olmayan şair. hem osman konuk var osman konuk var hatta osman konuk var osman konuk var osman konuk var osm...

    //-bir kereden ne olur?-

    "bir kereden bir şey olmaz" diyor osman konuk. ama
    bunu öyle bir îma ile söylüyor ki okuyucu şunu
    anlıyor:

    yasak meyveyi bir kere yersen bitti. hapı yuttun sen,
    artık iflah olmazsın.

    ben de buna kabil bir şey yazmıştım, bir kitabımda:
    "kalbin aynası bir kere çizilmeye görsün" diye.

    "bir kereden bir şey olmaz" diye diye düştük bu
    hallere. rahmetli özal da "anayasayı bir kere delsek
    bir şey olmaz" demişti.

    osman konuk yakışıklı bir delikanlıydı.

    felsefede mi, sosyolojide mi, nerde okuyordu unuttum.
    ama eskidikçe güzelleşen kahverengi bir derimontu
    vardı ve o günlerde sırılsıklam âşıktı.

    çok iyi şiirler yazıyordu, hangi yıllardı?

    derken ortalardan kayboldu, şiir falan yazmadı. neden
    sonra malatya'da üniversiteye öğretim elemanı olmuş
    diye duymuştuk.

    kırklar dergisinde (sayı: 6 mart/nisan 2004) gördüm,
    nihayet. tanınmamak için şair başlıklı bir şiiri var.
    çok sevdim bu şiiri.

    zaten herkes osman konuk'tan birşeyler bekliyor, onun
    bir yerlerde aniden görüneceğini umuyordu. iyi oldu.

    bir şiir ne anlatır?

    her okuyana ayrı ayrı şeyler anlatır.

    hayır, şiir bir şey anlatmaz, diyenler de var.

    bana çağın ruhunu (bunun hayatımıza yön veren
    çehresini) anlatıyor gibi geldi. şiiri hayatımızdan
    çıkarmaya çalışan vahşetini.

    zaten osman konuk da:

    "nihayet şiirden bahsetmiyoruz burada"
    ....................
    "şiirden bahsetmiyoruz... şurayı imzala ve geç."

    diyor.

    ama "mesaisi bitince ayakkabılarını değiştirip çıkan
    sekreterin kederi", "gökdelen mezarlıklar", "utangaç
    bıyıklı muhafazakârların en gizli ilkesi", -nedir o?-;
    "bir kereden bir şey olmaz", "aynalı binalara
    ziyaretçi kartlarıyla girilirkenki utanç", "plazalarda
    zevksiz yelekleri ile sırıtan dindar reklâmcılar",
    "kart vizitin arkasına çarpı atma sanatı" gibi
    unsurlar çarptı bana.

    bana şiirin son bendindeki dobra sorular dokundu:

    "........... amerika
    irak'a neden girdi, neden düşük bel modası var
    örovizyonda nasıl birinci oldu türkiye
    telekom neden özelleştirildi dersin
    türkan şoray da kanunlarını değiştirince ne alakası
    var bütün bunların
    bir kereden bir şey olmaz"

    osman konuk'un ifade tarzı, kullandığı dil, semboller,
    işaretler, imalar şu yaşadığımız yılların bize armağan
    ettiği bütün yaralara, açmazlara, acılara doğrudan
    değiniyor. kendi yazdıklarımla çakışıyor, belki bu
    yüzden çok yakın geldi bana, çok anlaşılır.

    bu kadar anlaşılır olmanın şiire zaaf getirdiği
    söylenebilir mi? burada bir basitliği, sıradan-bilinen
    şeylerin varlığını görebilir miyiz?

    hayır!

    görünenler aslında perde arkasındaki "gizli el"e
    işaret ediyor. çağın ruhuna üfüren gizli el'e. bütün
    dünyayı avucuna almanın gururunu, utanmazlığını,
    sapkınlığını, haddi aşmış olmanın iğrenç bedelini dile
    getiriyor.

    bedel nedir?

    "gizli el"in bize "bir kereden bir şey olmaz" diye
    fısıldadığı eylemi türlü teviller icat ederek işlemiş
    olmanın ezikliği ve yıkıntısıdır.

    osman konuk yıllar sonra, yıkıntılar arasından başını
    kaldırarak, gençlik günlerinden kalan yakışıklı ve
    erkek sesiyle dobra dobra konuşuyor işte.

    helal sana be delikanlı osman.//

    mustafa kutlu, iç. yeni şafak 17.03.2004
  • osman konuk (1961) 80 kuşağı şairlerinden. şiirleri yeni sanat, yönelişler, diriliş, oluşum, tan, ipek dili, kırklar, atlılar, kökler gibi dergilerde yayımlandı. on yıl kadar şiir ve edebiyat ortamının dışında kaldı. çok az şiir yayınlıyor. şiirlerinde sade, çarpıcı, ironik bir dil gözlenir. lirikten ironiğe devriliveren gerçekçi bir şiiri var.

    (bkz: şiir savaşlarım)
  • "....
    tutumlu davranırdım, işsiz kalmamak için
    her hafta yarım kilo ölerek
    her hafta yarım kilo toprağım olurdu
    şeytana uyup ölmekten vazgeçersem
    toprağımı ekip biçer, çiftçilikle uğraşırdım
    ...."
  • aşırı zeka sonucu oluşan sarkastik yazının şair olanı. okumuş olmak için değil de gerçek(ten) şiir okutan şair.

    masal

    şairleri öldürsek ne iyi olur
    sade ve aptal görünürüz belki birazcık
    ıslatmayan yağmurlukların
    buruşmaz kumaşların sandırdığı güvenlik
    sabah şehre giriyoruz, kahramanlar yaşıyor
    nehirde sıçrayan balıklar varmış
    evlerde lacivert gözleriyle artis gibi anneler
    kolejli çocuklara masallar anlatırmış
    "gökten hiçbirşey düşmedi"

    bütün kötülüklerin kaynağı kelimeler
    kötülük bir kelime, sözlüğün ortasında
    yeri çok sağlam
    şairleri öldürmeliyiz derim
    sade ve aptal görünürüz belki birazcık
    huzursuz kızlarla, sinirli erkeklerle dolu sokaklar
    çok sıkıcı; doğruysa
    dördümüze de uzun ömür
    sadakat erdemi biçen el falcı

    öldürsek ne iyi olur, bakarsın birden biter
    kredi kartı borçları
    tanrı grevde olmalı dedirten fotoğraflar
    şairleri durmadan öldürmeliyiz
    kesin değil çünkü
    kendilerini sokak fenerlerine asmaları

    (bkz: tehlikeli belki) ( 2000- 2005)
  • dizeleri şiirinden koparıp almak olmaz ya, yine de 'bu da benden':
    espiriler iyi, kadınlar çekirdeksiz, kimse ümraniye'de oturmuyor
    boğaz manzaralı bir resimde oturuyor
    ...
    bu balık bir çocuk tüfeğiyle vurulmuştur diyorum
    herkese benden
    bunu hep kullanmak istediğimden değil
    ağızsız bir çığlık
    ağızsız bir çığlık
    herkese benden kendi etinden

    (bkz: herkese benden)
  • (bkz: beyaz savunma)
  • gerçek hayat dergisinin bu hafta bayilerde yer alan sayısında müthiş bir röportajı bulunuyor. suavi kemal yazgıç'a konuşmuş.
  • 16 mayıs 2009 saat 16.00'da pan yayınlarında (beşiktaş) imza günü olan penye çağı şairi.
  • günümüzün en ilginç şairlerinden.

    seni yalnız ben anlarım
    tehlikeli belki
    beyaz savunma

    kitapları meşhurdur.

    şiirlerinde zeka ve ironi dolu dostane bir tat vardır.

    "klişeler olmasa konuyu değiştiremeyecektik"