şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı türkçesi'ne hangi aklı evvel osmanlıca diye isim taktıysa gidip validesinin ellerinden öpmek, yedi ceddine selam göndermek istiyorum öncelikle, bu müthiş isimlendirmesinden ötürü. odur ki, osmanlıca türkçe ayrımı yapamayan cahil zihniyet türü başlıkların açılmasını sağlamış, beni osmanlı türkçesi başlığına yönlendirerek, bir allah'ın kulunun böyle bir şeyi tanımlamaya değer bulmadığını görmeme ve şaşırıp kalmama yol açmıştır. evet, osmanlı türkçesi, ek$i sozluk'te ve birçok başka kaynakta osmanlıca olarak göreceğiniz şeyden başkası değildir. ancak osmanlı türkçesi demekteki maksadımız yeni icat çıkarmak değildir elbette (bkz: kendilerinden biz diye bahseden insanlar). mesele öyle bir hâle gelmiştir ki bugün, osmanlıca'nın türkçe (hadi yumuşatalım, bir tür türkçe, eskiden kullanılan türkçe) olduğunun farkında olmayan insanlarla dolup taşmıştır çevremiz. (bu insanların, lazca'yı 'ha cideyrum uşağum' türü cümlelerin toplamı zannedenlerle aynı kişiler olduklarından da ciddî biçimde şüpheleniyorum.)

    kabile dillerinden bahsetmiyorsak eğer, her dil tarih içinde başka dillerle ilişkiye girmiş (linguistic intercourse diyelim buna), hâkim kültürün dilinden sözcük ithâl etmiştir. din, mutfak, yaşam tarzı ithâlat ve ihracatının böyle yoğun olduğu bir bölgeden, avrupa ile ortadoğunun kesişiminden bahsediyorsak hele (doğu batı arası köprü diyelim mi buna? yok, bazı klişeleri saklayalım sonra acıkınca yeriz) bunda herhâlde şaşıracak ya da gocunacak bir şey de yoktur. bu noktada türkçe de bol miktarda sözcük ithâl etmiştir, özellikle arapça ve farsça'dan. bu ithâlat osmanlı imparatorluğunun serpilmesiyle tarihsel olarak çakışınca da, adı olmuştur osmanlıca.

    sonra bir ulus kimliği peydah olmuştur, olsundur. bunca kimliğin yanında bir o mu fazladır? (belki de evet, bu sorunun yanıtı kolay değildir - neyse) tarih fikrinin de popüler olmasıyla, insanlar kendilerini geçmişleriyle (uluslarının geçmişiyle) tanımlamaya pek teşne olmuşlardır. istemişlerdir ki başka ulusların sözcükleri defolsun kendi dillerinden. o ulusun geçmişten beri kullandığı sözcüklerle yaşasın ve serpilsin kültürleri, ulusal kültürleri. almanlar da yapmıştır bunu, farisiler de. türkler de.

    şimdi, bu dilde arılaşma sürecinde atılan arapça ve farsça sözcüklerin boşalttığı yerlere doluşan fransızca ve sair batı dillerinden gelen sözcükleri bir yana bırakalım, şimdilik konumuz bu değil. bir şekilde dilin sözcük popülasyonu değişmiştir, amenna. amenna lâkin, bu süreçle birlikte bir dilin bütünüyle ortadan kalktığını ve yerine yepyeni bir dilin konduğunu mu zanneder bazı zekâî efrad acaba? kendilerinin iki yüz yıl önce kullanılan türkçe (evet, türkçe) ile yazılmış bir metni anlayamamasına benzer biçimde, shakespeare'in yazdığı dili bugün birçok ingiliz'in anlayamayacağını bilmez mi? bilmez mi, kimsenin kalkıp 17. yüzyıl ingilizcesiyle ilgili "şekspirce-ingilizce ayrımı yapamayan cahil zihniyet" başlığını açmayacağını, aklına bile getirmeyeceğini?

    osmanlıca'yı türkçe'den ayrı bir dil zannedenler kümesi (bkz: kümes) ile lazca'yı cideyrum uşağum zannedenler kümesinin (bkz: küme) ciddî biçimde kesiştiklerini düşündüğümü söylemiştim. yine bunlarla kesişeceğini düşündüğü bir üçüncü küme, sanırım, şöyle anlatılabilir: zhinlerindeki "anadolu-türkiye 1915" imgesiyle "anadolu-türkiye 1925" imgesinin uçurumlarla ayrılmış olduğu, 1923 civarında bu topraklarda ikamet eden insanların toptan gregor samsa misali metamorfoza uğradıklarını zanneden insanlar kümesi. her üç küme de, ilköğretim sisteminin ne kadar efektif çalıştığıyla doğru orantılı olarak genişledikçe genişliyor. ortaya, kendisine ilkokulda öğretilenlerin dışında bir şey söyleyenlere cahil sıfatını yakıştırmaktan çekinmeyecek azotlu bir popülasyon çıkıyor.
  • ilber ortaylı, faruk kadri timurtaş'ın önerdiği gibi, tarihi türkiye türkçesi denmesinden yanadır keza "tarihte hiçbir hanedanın ismini alan dil yoktur. " şeklinde buyurur.
  • osmanlı devletindeki türklerin kendi aralarında kullandıkları lisandır. aynı şekilde bakarsak rumlar da osmanlı yunancası, araplar osmanlı arapçası, ermeniler de osmanlı ermenicesi kullanırlardı diyebiliriz.

    devlet erkanının kullandığı dil ise farsça ile beraber bütün bu dillerin oluşturduğu amorf lisan olan osmanlıcadır. kelimelerin en fazla 5'te biri türkçedir. farsça'dan ve arapçadan transfer edilmiş dilbilgisi ve gramer öğelerine ve kurallarına sahiptir. türkçe'nin bir çok temel kuralı osmanlıca'da yoktur. konuşulurken arada türkçe kelimeler pek tabi ki duyabilirsiniz, ama bu onun türkçe olduğunu göstermez.
  • genellikle osmanlıca olarak bilinir fakat yapısı göze alındığında sadece türkçenin tarihi devirlerinde yer alan bölgesel bir lehçe gibidir. diğerlerinden ayrılmasının ve daha bilinir hale gelmesinin en önemli sebebi, malümunuz osmanlı devleti'nin siyasi durumundan ötürüdür.

    selçuklu türkçesi, azeri türkçesi, türkiye türkçesi gibi.
  • ibrahim' e ibo demek gibi (laubali) değil de abdülhamit' e hamit demek gibi (kestirme) yerine (aramızda) osmanlıca dediğimiz türkçe. bir akademisyenin karşısında daima 'osmanlı türkçesi' tabiri kullanılmalıdır, yoksa bozguna uğratılırsınız.

    14- 15. yüzyıllarda türkçeye arap ve fars dillerinin(arapça ve farsçanın) işlemesiyle ortaya çıkmış, özellikle divan şairlerinin hünerlerini sergilemeleri adına fırsat yaratmış türkçedir. ( ki o zamanlar âşık paşa ve günümüzde eserlerinden ziyade sadece isimleri kalmış eski ünsüz şairler türkçe eserler vermenin utanç verici şeyler olduğunu söyleyerek arapça ve farsçadan arındırılmış türkçeyi aşağılamışlar, halkın anlayabileceği şekilde türkçe yazılan eserler için özür dilendiği bile olmuş. bunun yanında bu anlayışa karşı şair ve padişahlar da yok değilmiş.)

    günümüzde ' tükaka' şeklinde nitelendirilmesi, öz türkçenin savunulması amacıyla veya bir dile yabancı dillerden kelime girmesinin sakatlığıyla alakalı düşünce sonucu değil, osmanlı türkçesi isminin islamî bir duruş/bakış/görünüş/esinti/izlenim' (y)e sahip olduğu, bu isim islamî bir çağrışım yaptırdığı içindir.

    yazı dilimizin ( türk yazı dili) tarih içerisinde gelişmeye, dönüşmeye mahkum olmasıyla alakalı olarak bu dile nasıl ki ingilizce ve fransızca kelimeler sızıyorsa, yüzyıllar öncesinden sızmış olan ve şimdilerde az buçuk mürekkep yalamış insanoğlu tarafından arapça ve farsça kelimelerin görmezden gelinmeyerek yadırganmaksızın hatta zevkle kullanılması da güzel bir şeydir kanaatimce.

    sonraları tanzimat, servet-i fünûn, edebiyat-ı cedide yazar/ şairlerinin elinde elim sende veya vurkaç oyununun malzemesi olan bu dil ziya gökalp'ler ömer seyfettin'ler derken günümüzde de etkinliğini iyi ki sürdürmektedir. şahsi endişem günün birinde türkçemizde ingilizce, fransızca ve belki de papua yeni ginecenin etkisinin arapça ve farsçanın şaşaasını söndürebilme ihtimalidir ki çok uzak ihtimal diyelim.

    *
  • (bkz: #23311500)
  • yazması bir o kadar zevkli lakin okuması da bir o kadar çetrefillidir.*

    bu bir dil değildir evvela. ya da bizim anladığımız anlamda bir dil değildir.
    bir kültür iletişimi aracıdır... belki kültür lisanı diyebiliriz

    çağatayca şiir yazan ali şir nevai dönemi divancılarımızın çağatayca beyitler vermesi gibi yüksek edebiyatın, kültürün, fikrin olduğu yerdeki dilin/dillerin özelliklerinin edebiyat sahasında ve devlet eşrafında görülmesini sonucudur.

    bu osmanlıcadan sonra şairlerimiz batıya kaydı ve benzer düzlemde edebiyatımız da batılılaş özellikle fransızlaştı.

    hikaye budur.
    bundan geriye kalan ise elinde kargacık burgacık arap esaslı osmanlı alfabesiyle yazılı parşomenleri dolaştıran lisansçılar...