şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ilber ortaylı, faruk kadri timurtaş'ın önerdiği gibi, tarihi türkiye türkçesi denmesinden yanadır keza "tarihte hiçbir hanedanın ismini alan dil yoktur. " şeklinde buyurur.
  • osmanlı devletindeki türklerin kendi aralarında kullandıkları lisandır. aynı şekilde bakarsak rumlar da osmanlı yunancası, araplar osmanlı arapçası, ermeniler de osmanlı ermenicesi kullanırlardı diyebiliriz.

    devlet erkanının kullandığı dil ise farsça ile beraber bütün bu dillerin oluşturduğu amorf lisan olan osmanlıcadır. kelimelerin en fazla 5'te biri türkçedir. farsça'dan ve arapçadan transfer edilmiş dilbilgisi ve gramer öğelerine ve kurallarına sahiptir. türkçe'nin bir çok temel kuralı osmanlıca'da yoktur. konuşulurken arada türkçe kelimeler pek tabi ki duyabilirsiniz, ama bu onun türkçe olduğunu göstermez.
  • genellikle osmanlıca olarak bilinir fakat yapısı göze alındığında sadece türkçenin tarihi devirlerinde yer alan bölgesel bir lehçe gibidir. diğerlerinden ayrılmasının ve daha bilinir hale gelmesinin en önemli sebebi, malümunuz osmanlı devleti'nin siyasi durumundan ötürüdür.

    selçuklu türkçesi, azeri türkçesi, türkiye türkçesi gibi.
  • ibrahim' e ibo demek gibi (laubali) değil de abdülhamit' e hamit demek gibi (kestirme) yerine (aramızda) osmanlıca dediğimiz türkçe. bir akademisyenin karşısında daima 'osmanlı türkçesi' tabiri kullanılmalıdır, yoksa bozguna uğratılırsınız.

    14- 15. yüzyıllarda türkçeye arap ve fars dillerinin(arapça ve farsçanın) işlemesiyle ortaya çıkmış, özellikle divan şairlerinin hünerlerini sergilemeleri adına fırsat yaratmış türkçedir. ( ki o zamanlar âşık paşa ve günümüzde eserlerinden ziyade sadece isimleri kalmış eski ünsüz şairler türkçe eserler vermenin utanç verici şeyler olduğunu söyleyerek arapça ve farsçadan arındırılmış türkçeyi aşağılamışlar, halkın anlayabileceği şekilde türkçe yazılan eserler için özür dilendiği bile olmuş. bunun yanında bu anlayışa karşı şair ve padişahlar da yok değilmiş.)

    günümüzde ' tükaka' şeklinde nitelendirilmesi, öz türkçenin savunulması amacıyla veya bir dile yabancı dillerden kelime girmesinin sakatlığıyla alakalı düşünce sonucu değil, osmanlı türkçesi isminin islamî bir duruş/bakış/görünüş/esinti/izlenim' (y)e sahip olduğu, bu isim islamî bir çağrışım yaptırdığı içindir.

    yazı dilimizin ( türk yazı dili) tarih içerisinde gelişmeye, dönüşmeye mahkum olmasıyla alakalı olarak bu dile nasıl ki ingilizce ve fransızca kelimeler sızıyorsa, yüzyıllar öncesinden sızmış olan ve şimdilerde az buçuk mürekkep yalamış insanoğlu tarafından arapça ve farsça kelimelerin görmezden gelinmeyerek yadırganmaksızın hatta zevkle kullanılması da güzel bir şeydir kanaatimce.

    sonraları tanzimat, servet-i fünûn, edebiyat-ı cedide yazar/ şairlerinin elinde elim sende veya vurkaç oyununun malzemesi olan bu dil ziya gökalp'ler ömer seyfettin'ler derken günümüzde de etkinliğini iyi ki sürdürmektedir. şahsi endişem günün birinde türkçemizde ingilizce, fransızca ve belki de papua yeni ginecenin etkisinin arapça ve farsçanın şaşaasını söndürebilme ihtimalidir ki çok uzak ihtimal diyelim.

    *
  • (bkz: #23311500)
  • yazması bir o kadar zevkli lakin okuması da bir o kadar çetrefillidir.*

    bu bir dil değildir evvela. ya da bizim anladığımız anlamda bir dil değildir.
    bir kültür iletişimi aracıdır... belki kültür lisanı diyebiliriz

    çağatayca şiir yazan ali şir nevai dönemi divancılarımızın çağatayca beyitler vermesi gibi yüksek edebiyatın, kültürün, fikrin olduğu yerdeki dilin/dillerin özelliklerinin edebiyat sahasında ve devlet eşrafında görülmesini sonucudur.

    bu osmanlıcadan sonra şairlerimiz batıya kaydı ve benzer düzlemde edebiyatımız da batılılaş özellikle fransızlaştı.

    hikaye budur.
    bundan geriye kalan ise elinde kargacık burgacık arap esaslı osmanlı alfabesiyle yazılı parşomenleri dolaştıran lisansçılar...
  • sağdan sola beladır.

    yazması bir dert, okuması bir dert bıktım illallah.