şükela:  tümü | bugün
  • abd bandirali ticaret gemileri, akdeniz'de 1793'den itibaren seyretmeye baslamislardi. fakat bilhassa akdeniz ,tamamiyle osmanli denizcileri'nin kontrolunde idi. bu gorevi, cezayir beylerbeyi'mize bagli filolar surduruyordu. iste bu yuzden abd gemileri de, cezayirli gorevlilerle anlasmak mecburiyetinde idiler. yeni kurulan abd harp gemileri ise, kendi teknelerini korumaktan uzaktilar. durumu gozden geciren amerika birlesik devletleri hukumeti, cezayir beylerbeyimize muracaata karar verdi. yapilan muzakereler sonunda anlasmaya varildi. 5 eylul 1795 tarihinde bir anlasma imzalandi.

    bu anlasmaya gore; amerika birlesik devletleri, her yil cezayir beylerbeyi'mize 642,000 altin dolar ve 12,000 osmanli altini vergi odemeyi* kabul ve taahhut etti. buna mukkabil cezayir de amerikan bandirali hicbir ticaret teknesine dokunmamayi kabul etmisti.

    abd tarihinde,yabanci dille (osmanli turkcesi) imzalanan tek anlasmadir.

    ayrica baska bir devlete,vergi odemeyi taahut eden de tek antlasmadir.

    bu tarihi vesikayi, devletleri adina imza eden gorevliler:

    joseph donaldson ve vizir hassan bashaw (bu kisi meshur cezayirli gazi hasan pasa mi onu bilemiyorum)

    anlasmanin metni icin: http://www.yale.edu/…diplomacy/barbary/bar1795t.htm
  • osmanli imparatorlugu ve abd'nin bu tip bir ili$ki icine girdikleri dogrudur. bir kac fark ile:

    - anlasma abd ile osmanli imparatorlugu arasinda degil, cezayir arasindadir.
    - abd bu kadar ezik degil. abd habire gemilerine saldiran cezayir'e sava$ ilan edip, yenmis daha sonra cezayir kontrolundeki bir limani ablukaya alip bir cok gemiyi batirmis ve sonunda da istedigini kabul ettirmistir.

    sava$in sebebi de hukuken osmanli imparatorlugu'na ait olmakla beraber, fiilen osmanli imparatorlugu'nin kontrolunde olmayan cezayir'li korsanlarin abd ticaret gemilerine zarar vermesidir.
  • galiba bir de osmanli amerikaya deve yardiminda bulunmustur, amerikaya yaptigimiz ilk ve tek hibe budur.
  • (bkz: haydaa)
    (bkz: o da nesi)
  • bu konudan, saglam bir liberal (anti-bushçu) amerikali arkada$ima bile bahsettigimde kahkahalar atti.. hic milliyetci olmamasina, icinde yabanci kulturleri ogrenme meraki ve azmi olmasina ragmen bu prototipteki bir adam bile birden hiper ukala kesilip, "olmaz oyle $ey, onemsiz bir $eydir, hemen akabinde saldirip cevabini vermi$izdir" dedi.. demekle de kalmayip ak$am i$ ciki$i bu konuyu evde internette ara$tiracagini soyledi.. harbiden de ara$tirip ertesi gun geldi ve "dedigim gibi sonra sizin o gemilerin hepsini batirmi$iz, bize kimse yan bakamaz" laflarini etti.. kaynaklarini da tum israrlarima kar$i soylemedi..

    oyle ya da boyle bu vergi olayi ya$anmi$tir.. bunu tabiki o zamanin super gucu olu$umuza, onlarin da daha yeni yeni uluslararasi bir guc olma cali$malari a$amasinda bulunmalarina baglayabiliriz..

    ---------------------------------------------------------------------------
    ve $imdi de murat bardakci'ya sozu birakiyorum:

    size belki masal yahut hayal mahsulü gibi gelebilir ama askerlerimizi gözaltına almaya kalkan amerika birleşik devletleri, bir zamanlar bize vergi öderdi!

    amerika, üçüncü selim'in tahtta bulunduğu 1790'lı yıllarda ticari gemilerinin akdeniz'de dolaşabilmesi için o devirlerde birer türk eyaleti olan cezayir, trablusgarb ve tunus'un idarecileriyle ayrı ayrı anlaşmalar imzalamış ve yıllık verginin yanısıra bu eyaletlerde esir bulunan denizcilerini kurtarabilmek için, sadece cezayir'e 642 bin 500 dolar ‘‘haraç’’ vermişti.

    süleymaniye'de gözaltına almaya kalkıştığı askerlerimize turuncu tulumlar giydirip ellerini bağladıktan sonra başlarına torbalar geçirip götüren amerika, bir zamanlar vergi mükellefimizdi. üstelik bize sadece vergi vermekle de kalmaz, resmen 'haraç' bile öderdi.

    işte, şimdi sizlere masal yahut hayal gibi gelebilecek olan bu hadisenin ayrıntıları:

    18. yüzyılın sonlarına kadar, bağımsız bir sultanlık olan fas dışında kuzey afrika'nın tamamı, türk hakimiyeti altındaydı. mısır, imparatorluğun tabii bir parçasıydı ve o zamanlarda 'garp ocakları' denilen kuzey afrika'daki topraklarımızda tunus, cezayir ve trablusgarb eyaletleri teşkil edilmişti. istanbul gerçi fas'ı da kendi toprağı olarak görüyor ve káğıt üzerinde de kalsa bir eyalet kabul ediyordu ama bu hakimiyet konusu tartışmalıydı. fas'ın başında bir 'sultan' vardı ve o devirde 'magrib' denilen fas, bağımsız gibiydi.

    osmanlı, 'garp ocakları'ndaki iktidarını bu topraklara anadolu'dan, özellikle de ege tarafından sevkettiği askerler ve levendler sayesinde devam ettirirdi. idari güç, bölgenin en sözü geçen kişisi olan ve 'dayı' unvanını taşıyan yöneticilerin elindeydi.

    garp ocakları'nın içişlerinde teferruata girmek istemeyen istanbul, buralarda 'divan'lar kurmuştu. divana memleketin ileri gelenleri katılır, aralarından birini reis seçerler, 'dayı' unvanını alan bu reis kendi adamlarını tayin eder, bir çeşit hükümet kurar ve eyaletin hákimi kabul edilirdi. her eyalette gerçi istanbul'dan gönderilmiş birer 'vali' de vardı ama valiler işlere pek karışmazlar, padişahı temsil etmekle yetinir, konaklarında oturur ve 'dayı'nın kararlarını tasdik ederlerdi.

    yerli halk kendi halinde yaşar ama siláhlı güçler ve özellikle de denizciler, geçimlerini akdeniz'de korsanlıkla sağlarlardı. korsanların istanbul ile ticaret ve türk denizlerinde dolaşma anlaşması yapmış olan memleketlerin bayrağını taşıyan gemilere saldırması yasak, ama diğer gemileri yağmalaması serbestti.

    işte, amerika'nın bir zamanlar bize vergi ve haraç vermesini bu korsanlarla 'dayı'lardan biri, cezayir dayısı olan hasan paşa sağlamıştı.

    1776'ya kadar ingiliz sömürgesi olan amerika bağımsızlık savaşını kazanmış ve mücadelenin lideri george washington, yeni devletin ilk başkanı seçilmişti.

    amerika artık diğer kıt'alara açılmak, ticaret ve deniz yollarında faaliyet göstermek zorundaydı. kongre'nin bu maksatla görevlendirdiği kişiler, akdeniz'deki ilk anlaşmayı 1786 temmuz'unda fas ile imzaladılar. fas sultanı, amerika ile dost olduğunu duyuruyor ve amerikan gemilerinin fas limanlarını kullanmalarına izin veriyordu.

    osmanlı devleti ile henüz benzer bir anlaşma yapılmamış olmasına rağmen, amerikan ticaret gemileri akdeniz'de seyretmeye başlamışlardı. cezayirli korsanlar, 1785'ten itibaren rastladıkları amerikan gemilerine el koydular, mallarını yağmaladılar ve denizcileri de esir olarak cezayir'e götürdüler.

    başkan george washington, kuzey afrika'da yaşanan bu hadiselerden kongre'yi haberdar etti ve 1795'te joseph donaldson başkanlığındaki bir amerikan heyeti görüşmeler yapıp anlaşmaya varmak üzere cezayir'e gitti.

    joseph donaldson ile cezayir dayısı hasan paşa, 5 eylül 1795 günü cezayir'de bir 'dostluk ve barış anlaşması' imzaladılar. metin türkçe olarak kaleme alınmıştı ve daha önce fas ile imzalanan ve arapça olarak kaleme alınan 1786'daki anlaşmadan sonra, amerikan tarihinin ingilizce olmayan ikinci metniydi.

    cezayir anlaşması'na göre amerika, cezayir'de bulunan esirlerin bırakılması için dayı'ya 642 bin 500 dolar 'haraç' ödeyecek ve her sene 12 bin cezayir altını eden 21 bin 600 dolar vergi verecekti. amerikan kongresi, anlaşmayı 1796'nın 7 mart'ında onaylayınca, metin yürürlüğe girdi. kongre, böylelikle osmanlı devleti'ne resmen vergi mükellefi oluyordu.

    amerika, 1796'nın 4 kasım'ında trablusgarb'ın, 1797'nin 28 ağustos'unda da tunus'un dayıları ve beyleri ile anlaşmalar imzaladı. trablusgarb ile varılan anlaşma uyarınca amerikan tarafı trablusgarb bey'i yusuf paşa ile 'divan'ına amerikalı esirlerin iade edilmeleri karşılığında 40 bin ispanyol doları ödüyor, trablusgarb'ın ileri gelenlerine altın ve gümüş saatler, elmas yüzükler ve pahalı kumaşlardan yapılmış kaftanlar vermeyi taahhüd ediyordu.

    yine türkçe olan bu anlaşmanın ilginç taraflarından biri, besmeleyle başlayan metnin hemen girişinde 'bu belge dünyanın hákimi, denizlerin ve karaların hükümdarı, kralların efendisi, sultanlar sultanı, imparatorlar imparatoru, sultan mustafa han'ın oğlu sultan selim han'ın dikkatli nazarları altında imzalanmıştır. allah, o'nun hükmünü daimi kılsın' şeklindeki ifadelerin yeralmasıydı ve bu ifadeler, metni türk tarafının dikte ettirdiğini göstermekteydi.

    amerika, 'garp ocakları'na vergisini 19. asrın ilk çeyreğine kadar ödemeye devam etti ama bu mükellefiyetten daha sonra güç kullanarak kurtuldu. trablusgarb paşası'nın 1801'de kendi başına amerika'ya savaş ilán etmesi üzerine bir amerikan donanması limanları bombaladı, sahile asker çıkardı. aynı gelişmeler daha sonra cezayir'de ve tunus'ta da yaşandı. 1824'e gelindiğinde, amerika, eyaletlerinmize vergi ödeme yükümlülüğünden artık tamamen kurtulmuştu!

    amerika ile osmanlı eyaletleri arasında imzalanan bu metinler, amerikan diplomasi tarihinde 'barbary treaties' yani 'barbary anlaşmaları' olarak geçer. 'barbary' kelimesi, aslı 'barbarosa' olan ve 'kırmızı sakal' anlamına gelen 'barbaros'un kısaltılmışıdır, yani gerisinde barbaros hayreddin paşa'nın hatırası vardır ama bir görüşe göre de kuzey afrika'nın yerli halkı olan 'berberiler'den kaynaklanır.

    bu anlaşmaların metinleri, yale üniversitesi hukuk fakültesi'nin başlattığı 'avalon projesi' çerçevesinde yayınlandı ve bir kısmı da dicle üniversitesi hukuk fakültesi doçentlerinden hasan tahsin fendoğlu'nun 'modernleşme bağlamında osmanlı-amerika ilişkileri' isimli kitabında yeraldı.

    amerika ile türkiye arasındaki ilişkiler, amerika'nın bir zamanlar sadece vergi değil, üstelik 'haraç' mükellefimiz olmasıyla, işte böyle başlamıştı.
    (kaynak: 20 temmuz 2003, hurriyet gazetesi, murat bardakci)
  • "yıl 1783... avrupa standartlarına göre mütevazı da olsa yeni bir denizci devlet olan abd, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başlar. daha 25 temmuz 1785'te, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi, cezayir açıklarında osmanlı gemileri tarafından ele geçirilir. bu gemi, boston limanı'na bağlı, kaptan isaak stevens'ın idaresindeki maria'dır. arkasından, philadelphia limanı'na bağlı, kaptan o'brien'ın dauphin'i de aynı akıbete uğrar. 1793 ekim ve kasım aylarında 11 abd gemisi daha osmanlıların eline geçer... abd kongresi, 27 mart 1794'te, osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için başkan george washington'a 700 bin altına yakın harcama yetkisi verir. böylece abd, osmanlı tehdidi karşısında donanmasının temellerini atmış olur. 5 eylül 1795'te abd bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul eder. anlaşmaya göre abd, cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek atlantik'te, gerekse akdeniz'de abd sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642 bin altın ve yılda 12 bin osmanlı altını (216 bin dolar) ödemeyi kabul eder. dili türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, başkan george washington ve cezayir beylerbeyi hasan dayı imza koyar. böylece abd yıllık vergiye bağlanmış olur. bu, abd'nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek amerikan belgesidir.

    abd'nin 225. yıldönümünde yale üniversitesi'nin arşivinde ortaya çıkan belgeye başkan george washington ve cezayir beylerbeyi hasan dayı imza koyar. belgenin dili 'original in turkish' ifadesi ile baştan belirlenir. tarihi belgenin ortaya koyduğu önemli bir husus da abd başkanı george washington'ın, dönemin sultanı üçüncü selim tarafından muhatap görülmemiş olması. çünkü anlaşma cezayir beylerbeyi hasan dayı tarafından imzalanır. 22 maddelik anlaşmanın tamamı http://avalon.law.yale.edu/…_century/bar1795t.asp#1 adresinden incelenebilir."

    kaynak: http://www.zaman.com.tr/…yapilan-tek-anlasma-turkce
  • (bkz: #19829451)