şükela:  tümü | bugün
  • şu an yaşamakta olduğum tedirginlik.
    (masa lambası açık, oda karanlık. masadaki ıvır zıvır arasında görüken böcek şimdi nerde lan?)
  • gece gece yaşadığım tedirginlik.kendini ışığa,duvarlara vura vura harap ederken çıkardığı sesten tilt olup,kokusuz sineksavarımı boca etmeme rağmen geberemedi namussuz.-o değilde kokusuz sineksavarlarda iş yok.kokuluyu tek geçerim-.derken, tv nin arkasında bi yere kamikaze yaparak indi.bende bir oh çekip, hakkın rahmetine kavuşan osurukçuk için,ceseti nasıl defnetsek planları yaparken,sehpanın ardından ok gibi üzerime uçarak,gecenin karanlık semalarına doğru sırra kadem basmıştır.
  • bu gece de benim yaşadığım tedirginlik.

    kağıt havluyla alıp atayım dedim, elime çıktı kokusu bir de kaçtı eşşoğlueşşek.

    ışığın etrafında turt atarken sinek ilacı sıkayım dedim, tur başına 1 fıs, 10-15 fıs sonrası hala aynı hız ve ahenk ile uçtuğunu görünce iyice sinirim bozuldu.

    en sonunda yaradana sığınıp açtım elektrik süpürgesini tur atarken çektim içine ibnetoru, aletin ağzını da tıkadım.

    hadi şimdi de uç bakalım amk pisliği.
  • o an, bir osuruk böceği olma isteğini körükletir.
  • kendini osuruk makinesi olmaya adamış arkadaş ulan pis osurasım geldi diye odaya girerse aynı etkiyi yaratır. makinanın zalim bakışları ve mağdurların hüzün dolu bakışları kesif kokuda birleşir.
  • yeşil (yazın özünü içtiği yaprak gibi yeşil ama kış olduğunda, nadir görünmekle birlikte bir ağaç gibi kahverengi) böcek fobisinden kaynaklıdır. mesele uçuştaki sersem sepeleklik ve varlığı gözükmeyen kın kanatların çıkardığı o değişik ses. konduğu yerde kokmuyor ama ezerseniz intikam alırmışcasına sinmeli kokuyor, gerçi osuruk kokusu da değil çıkan şey şimdi alla için, daha çok yoğun ve garip bir yaprak kokusu oluyor.

    tehlike var kardeşlerim, öyle kapıya vurmak da yok. bu tam olarak bir yasak giriş!

    ve o andan itibaren artık odamda kiracıdır yeşil böcek. çünkü ben üstüne kapıyı kapatır çıkarım. yok istilacı daha doğrusu, odamdan beni kovuyor hippine. her ne kadar bu eylemi bilinçsizce benim psikozum neticesinde yapıyor olsa da yapıyor ya işte.

    yine de siz mülkünüzde hakimiyet istersiniz; bir süre sonra o odaya sanki arkadan biri sizi ite ite girecek ve mecburen mülkiyet hakkınız için onunla fite fite savaşacaksınız.

    yalnız ben şimdi içeri tekrar girmeden önce, gerçekten iyi bir plan yapmalıyım. ne de olsa ben, öyle basit bir eklem bacaklı değil akıl ve mantık bütününün en tepesindeki varlığım. o ise yeşil ve koku savunmalı (onu yiyicilere karşı) olması dışında yalnızca bir böcek. ok?

    peki plan ne? şimdi bir kere pencerem açık, zaten içeri de oradan girdi. demek ki aynı açık camdan çıkıp gitmiş bile olabilir, bu çok iyi ama ah şu bahsettiğim sersem sepeleklik yok mu, bulamaz da be o şimdi yolunu. hem ışık açık, sever ışığı. diğer taraftan pişmandır o da benim odamda olduğuna, kaçmak istiyordur. of işte, kaçarken savaşçıya çarpma ihtimali de çok yüksek. plan şu:

    öncelikle böcek ilacı şu halde kesinlikle çok yavaş bir silahtır. ayaklara değecek, içgüdüsel temizlenme hareketiyle ağza, oradan enzimlere ulaşacak, sinir sistemine etki edecek de bir zaman geçecek de, afedersin ama ölme eşeğim ölme. yüz yüze yapılacak çata çat bir savaş olmalı bu. ve düşman ya hemen püskürtülmeli açık camdan, ya ölmeli kafadan, ya da esir düşürülmelidir en son ihtimal olaraktan.

    bu yüzden, içeri girerken her iki elime birer 30x50 el havlusu alacağım. içeride havluları aynı anda kendi etrafımın değişken bölgelerinde birer nunçaku gibi hızla çevireceğim. böylece vücudumun etrafında bir koruma kalkanı oluşturacağım. yeşil bana doğru uçar da çarpmaya falan kalkarsa havluların tepmesiyle iyice bir uçsun bakalım diye. çok hızlı çevirmeliyim. içeri ilk girişteki belirsizliği atlattıktan sonra bu havlulardan sol eldeki dönedururken sağdaki daha dikkatli ve atılgan bir mıhlama silahı olarak full konsantre pozisyonda havada hazır bekleyecek. eğer beyin gözden aldığı koordinatları taarruz havlusuna doğru iletirse, bu iş şansımın da yardımıyla böylece bitip gidecek.

    hadi bakalım, uzatmanın alemi yok. kapıyı aç ve gir içeriye. havlu pervaneler çalışsın. pür dikkat ol (yani saf dikkat). ilk iş: nerede bu yeşil? kolay kolay da belli etmez yerini kamuflaj sanatının etkisiyle. sürekli uçamaz da, konuktur kesin bir yere. ama nereye? tamam ortalık sakin, sağ pervaneyi taarruz moduna geçir. aha işte, tabii ki de perdede duruyor, camı ıskalamış. dışarıda ışık olmadığı için yönlenememiş özgürlüğüne. birden bir acıma geliyor, keşke kimse zarar görmeden gitse kendi evine. yine de havlu kenarını tam kafasına indirmek gerekiyor etkilice. sol pervane tam gaz vücut korumasında, sağ vurucu hazır. ileri! ama ananınkisi! uçtu. işte şimdi bu savaş çok sıcak bir halde. uçuşu hemen avizenin etrafında fikslendi. doğru düşünme engelleyici tedirginlik diz boyu ve fiske. isabet kesin ama sersem yeşil şimdi kayıp, yerde bir yerde, kimbilir ki nerede. pervanele pervanele ve işte halının üzerindeki haki bölgede. aslında bundan sonrası kolayca üzerine zıpla ve ez tekniğiyle son bir hamlede halledilebilir ama o zaman yeşil cılk olur ve koku yayılır halıda, cenazenin ardında bile. şu an cesur olup ağ atma tekniğimi uygulamalıyım ve bunun için de ışık hızında olmalıyım. bunu onu ezmeden yapabilirsem benim kokudan kurtuluşum kadar o da hayatta kaldığına sevinecek. önce bir havluyu dikkatlice yeşil'in üzerine ortalayarak at, sonra sen havlunun üzerine atıl ve altında ne varsa bohçala, olduğu gibi de camdan dışarıya postala; hepsi 1 ila 1,5 saniye.

    en sonrasında allam bu nasıl bir rahatlama, nasıl bir cam kapatma, nasıl bir halı silmedir geriye. sorarım şimdi nerede kaldı benim yazının bir yerinde bahsettiğim o en tepedeki varlığım diye. bir not olarak kendime: istersen artık şu pencereye sineklik takma işini daha fazla er te le me.

    yine de, bana rağmen sanırım o, yavaştan kahverengileşmeye başlayan sivri kıçıyla yaşıyor hala bizim bahçede.