şükela:  tümü | bugün
  • batının düşüşü (der untergang des abendlandes) isimli kitabını 2 cilt olarak 1918-22 yıllarında yazmış, kitabın adından da anlaşılacağı üzere, i. dünya savaşı yazarın görüşlerini oldukça etkilemiş, yön vermiştir. iki dünya savaşının, spengler'ın görüşleri üzerinde travmatik bir kadercilik, döngüsellik ve tarihin tekrarına olan inancı doğurduğu aşikardır, ki aynı özellik arnold toynbee'de de görülür. daha sonra, değişen zaman ve anlayışla yapıtlarının, özellikle william mcneill (ki mcneill'in yapıtının ismi, spengler'a nispet yaparcasına "the rise of the west"tir, yani batının yükselişi anlamında) tarafından sertçe eleştirilmiştir.
  • uygarlıkların ortaya çıkışını insanın gelişim dönemlerine göre sınıflandırmıştır. çocukluk döneminde toplum ortaya çıkmıştır. din bu dönemde kendini göstermeye başlar. gençlik dönemi aklın egemenliğiyle geçmektedir. olgunluk dönemi entellektüelliğin üst seviyede olduğu, sanatın, felsefenin, bilimin tavan yaptığı dönemdir. yaşlılık döneminde tüm değerler parçalanmaya yüz tutar, kaçınılmaz olarak çöküşün habercisidir.

    tarih olaylarında nedenselliğin yerine yazgısallığı temele almıştır. ona göre yazgı tarihin bütün görünümünü belirler.

    eleştirel tarih felsefesinin önemli adamlarındandır. tarihi yasa koyucu doğa bilimi olarak değil, betimleyici ve yaşayan bir bilim olarak ele alır.
  • batının çöküşü*'nün müellifi ve tam bir goethe sevdalısı yazar. batının çöküşü'nün önsözünde (aralık 1922'de kaleme almış) "yarattığım bu eseri bu yılların sefaletine ve iğrençliğine rağmen, bir alman felsefesi diye adlandırmakla övünüyorum" eklemesini yapmayı eksik etmiyor. birinci dünya savaşı sonrasında almanya'da, devaluasyon sonucu maaşların dahi çuvallarla dağıtıldığı bir döneme, gayet de uygun bir karamsarlık içerisinde spengler. ama daha kitabının başlangıcında batı medeniyeti hakkındaki düşüncesini belirtiyor ve onu antik yunan da dahil olmak üzere bir tarih anlayışı olarak apayrı tutuyor: (batının çöküşü sf:29, dergah yay, 1997 istanbul)

    "gayemiz budur. biz batı kültürünün insanları, tarih duygumuzla, bir kaide değil istisnayız. dünya tarihi bütün insanlığın değil de bizim dünya görüşümüzdür. hintli ve klasik insan, ilerleme halinde olan bir dünyanın görüntüsünü kurmadı ve ihtimal ki vakti gelince batı medeniyeti yok olduğunda "dünya tarihi"nin uyanan şuurunda öylesine ağır basan bir kültür ve bir insan tipi bir daha hiç olmayacaktır."

    burada spengler batı merkezciliği eleştiriyor ve hint, babil, çin, mısır, meksika kültürlerine hakettikleri yerin tanınmadığını, ama batı kültürleri için de atina, floransa veya paris'in varlığının, lo-yang veya pataliputra'nın varlığından daha önemli olduğunu söylüyor. batı tarih anlayışını, batı medeniyetini güneş olarak gören ve diğer bütün medeniyetleri ise onun etrafında yörüngesiyle dönen bir sisteme benzetiyor ama diğerlerinin üstün noktalarını da unutmuyor. aslında burada getirilebilecek çözümlerin de yine evrensel sayılamayacağını, sadece o medeniyeti kapsayacağını söylüyor (a.g.e sf:38):

    "nietzsche'nin tarihi ufkunu düşünün. onun çöküş, militarizm, bütün değerlerin değişmesi, hükmetme arzusu kavramları batı medeniyetinin özünde yatar ve bu medeniyetini incelemesinde kesin bir önem taşırlar. fakat yarattığı eserin üzerine kurduğu temel olarak neyi buluruz? hint felsefesine geçici ve sümullu olmayan bir bakış hariç, romalıları, yunanlıları, rönesans'ı ve çağdaş avrupa'yı, kısacası "eski, ortaçağ ve modern" tarihi. kesin konuşursak ne o ne de zamanının diğer bir düşünürü asla plandar dışarı çıkmamıştır. acaba schopenhauer'un, comte'un, feuerbach'ın, hebbel veya strindberg'in düşünce menzili daha mı genişti? bütün psikolojileri, dünyanın tamamı için geçerli olma niyetlerine rağmen, sadece batı avrupa için mana taşımıyor mu?"

    bununla birlikte de spengler'ın kaderciliği başlıyor. insan yaşamını andıran bir şekilde doğan, büyüyen ve ölen medeniyet kavramının son noktasına batıyı yerleştirirken "medeniyet" ve "kültür" kelimeleri arasında bir ayrıma gidiyor. yunan ruhu ve romalı zekasını birbirlerine karşı antitez olarak kullanıyor ve yunan'a "kültür"ü, romalıya ise "medeniyet" tanımını uygun buluyor. bu aşamada kültür, medeniyetin öncülü. batı içinse kültürden medeniyete geçiş aşaması 19.yy ile başlamış durumda. "medeniyet" olan roma'nın askeri başarılarını, kenar mahallelerdeki roma vatandaşı sefil halkın ancak spor merakı olarak kabul etmesini, batı medeniyeti için birinci derecede önemli bir timsal görüyor. işgal edilen topraklardaki değerlilerin, sanat eserlerinin yok edilerek roma'da binaların yükseltilmesini çok mühim buluyor (bu açıdan spengler'dan sonra, 2. dünya savaşı sırasında spengler'ın almanya'sında, nazilerin işgal ettikleri topraklardaki altın rezervlerine el koymaları, goring'in emriyle, bulunan sanat eserlerinin berlin'e yollanması manidar.) spengler, "hepimiz ahlaki anlamda sosyalistiz" derken ("prusyanizm ve sosyalizm" şeklinde iki kavramı aynı potada eritmeye çalışan biri oswald spengler) iktisadi anlayışta sosyalist olmaktan uzak. iktisadi ilişkilerden söz etmeden, (romalılar olmasa da) yunanlıların anlaşılabileceğini düşünüyor. ama bunun için bir argümantasyon girişimi de yok. roma emperyalizminin kaynağını ise, muazzam roma gücüne değil, doğunun kendi kendine karar vermekten vazgeçmesine ve kuvvetini yitirmesine bağlıyor ve batının da 19. ve 20. yüzyıllarda olgunlaşmanın son sınırına geldiği sonucuna varıyor. yani spengler'a göre doğu toplumları için de esasen kahraman bakkal supermarkete karşı durumu sözkonusu değil. artık eskisi gibi tek başına her alanda uzman olan düşünürlerin de artık bulunmamasını çöküşün belirtileri arasında görüyor: (a.g.e. sf:55)

    "burada, sanırım, bu en yeni çağın bütün felsefecileri ciddi bi tenkide açıktırlar. sahip olamadıkları şey, günlük hayattaki gerçek bir mevkidir. hiç birisi tek bir hareket veya tek bir şiddetli fikirle ne yüksek siyasete, ne modern tekniğin gelişmesine, ulaşım konularına, iktisatta veya herhangi başka günlük (aktüel) konuda etkili şekilde katılmamıştır (...) ne yazık ki büyük bir devletin çalışma alanından mahrum olan goethe, örnek bir yürütücü bakan olmanın yanısıra, süveyş ve panama kanalları (tarihlerini bile önceden doğru tahmin ederek) ve onların dünya iktisadı üzerindeki etkileriyle ilgilenmiş, tekrar ve tekrar amerika'nın iktisadi hayatı ve eski dünya üzerindeki tepkileriyle, hatta makine sanayi çağının başlangıçlarıyla uğraşmıştı."

    oswald spengler, bir kişiyi öncü sayabilmek için, gökyüzüne spot ışığı tutarak rönesans dönemi insanını arıyor gibi. kümülatif bilimle birlikte verilerin, bir kişinin üstesinden gelebilmesi için fazlasıyla artmasıyla tek alanda ihtisaslaşma zorunluluğunun kaçınılmaz olduğunu düşünmüyor asla. goethe, leibniz gibi her alana el atan rakun gibi kişilerin artık bulunamamasını tamamen olumsuz görüyor. din anlayışı ise iki yönlü. jansenizm ve islamı(ve aynı niteliği taşıyan inanışları), püriten oldukları için olumsuz görürken hint inanışlarını faydalı görüyor. lessing* ve goethe'nin, kilise kurallarını hiç takmazken inanışlarının temel doğrularını kabul etmelerini takdir eden spengler'ın, dinin katı-olumsuz yönlerinin bırakarak yararlı olarak gördüğü noktalarına ulaşmayı esas aldığı açık. batı için, durgunluk olarak gördüklerini, batının çöküşüne yoruyor ama bunun yerini alacak herhangi bir "medeniyet" ya da "kültür" örneği vermiyor. aslında buraya kadarki alman düşünürlerine olan hayranlığı ve "prussianism" kavramına bağlılığıyla birlikte bir yönüyle nazizme katkıda bulunduğu da söylenebilir ama spengler pesimizmine ve kaderciliğine batı toplumunun bayraktarı olmayı isteyen birisinin katlanabilmesi pek de mümkün değil.
  • insanı etçil bir hayvan, vahşeti onun hareket biçimi ve diktatörlüğü de ona uygun siyasi sistem olarak gören insan teki.
  • "optimizm korkaklıktır" sözünün sahibi.
  • oswald spengler 1880-1936 yılları arasında yaşamış bir alman tarih felsefecisidir. tarihi kör bir doğa oyununa benzetip, tarihte bir amaçlılık aramanın boşuna bir çaba olduğunu savunmuştur. dünya tarihinin morfolojisini, felsefi ve bu arada biyolojik esaslara göre açıklamaya çalışmıştır.

    spengler'e göre, kültürler gelişigüzel doğar, gelişir ve ölürler. ona göre, tüm dünya tarihinde 8 tip kültür çevresi ayırd edilebilir; mısır, babil, hindistan, çin, antikite, arap, batı ve meksika olarak belirlediği 8 kültür çevresi vardır. ve bu çevrede;

    • metafiziksel-dini yüksek kültürler
    • simgeci erken kültürler
    • sivil-geç kültürler

    olarak üç gelişme basamağı ayırd etmiştir, "sivil-geç kültür" olarak tanımladığı batı kültürünün bir çöküş içinde olduğunu savunmuştur.
  • "bu zamana doğduk ve sona doğru giden yolu cesurca izlememiz gerekiyor. başka bir yol yok. bizim görevimiz, pompeii'de nöbetinden azat etmeyi unuttukları için vezüv'ün patlamasıyla nöbet tuttuğu kapının önünde ölen ve kemikleri bulunan roma askeri gibi, umutsuzca ve kurtuluş ihtimali olmadan kaybedilmiş bir savaşı vermek. büyüklük budur. asilliğin gerçek anlamı budur. soylu bir ölüm bir insanın elinden alınamayacak yegane şeydir."
  • "barış bir temennîdir, savaş ise olgu... târih ise insanların temennîlerine ve ülkülerine kulak vermez." demiş.