şükela:  tümü | bugün
  • sefere cikan ordu kamp kurdugunda padisahin icinde kaldigi cadir
  • bir ilhan berk şiiridir , sözlerini de yazayım tam olsun *

    sevgilim, işte eylül
    ve işte senin usul usul seğiren yüzün.

    zaman ki sonsuzdur
    bitmemiş şiirler gibidir.

    bazı hüzünleri
    bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.

    biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
    (isteğin bulanık kıyısında).

    bundan değil midir bizim aşkımızda
    sürekli bir akşam hüznü vardır.

    ps: düzeltme için hüthüt'e teşekkürler
  • konar ve göçer yaşayış içinde bulunanların daima tetikte hazır bir durumda bulunmalarını mümkün kılan amil, şüphesiz barınaklarıydı: kurıkan, keregü, kerekü, yurd’un ahşap konstrüksiyon olan karkasının üzeri, kalın keçe örtülerle kaplanan bu çadırlar en eski çağlardan beri türkün kutsal barınağı idi. örnek

    atalarımızın dilinde “ev” demek “çadır” demekti. ev kelimesinin tarih boyunca türk topluluğunda aldığı şekiller: eb, ev, öy, üy gibi kalıplar üzerinde devam eder. bugün kazakistan ve kırgızistan’da kara keçe ile örtülü yurda karaüy, beyaz keçe ile örtülü yurda aküy denmektedir. son yüzyıllarda aküyler prensip itibarı ile yeni evlilere çeyiz olarak verilmektedir. düğün merasimi yapılan yurtlara otay veya okotay denilir. özbeklerde ve türkmenlerde yaylalarda bugün karaüy yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

    temelleri geçmişin derinliklerinde eriyip kaybolan türk medeniyetinin, en dikkati çeken unsurlarından biri, şüphesiz bu çadırlardır. bozkırda yaşayan en eski türk topluluklarının barınak olarak süratle kurulup yine süratle sökülen, bir yerden bir yere çok kolay taşınabilen bu çadırı seçmeleri şüphesiz sebepsiz değildi. konar göçer topluluk her an harekete hazır olmalı, kolayca yer değiştirebilecek bir tetiklikte bulunmalıydı. tabi ani bir tehlike karşısında da çadırlar acele sökülüp yola çıkıldığı gibi hayvanları otlatmak üzere gittikleri bölgelerde de çadırlarını kısa bir zamanda kurabiliyorlardı.

    atalarımızın yüzyıllar boyu kullandıkları çadır tipinin yuvarlak planlı, ortası delik kubbe gibi bir çatısı veya gene yuvarlak planlı ve koniğimsi çatısı vardı. bugün orta asya’da ve anadolu’da kayseri’nin akkışla yaylasında “kuzu güdenler” ile niğde civarında “bekdik aşireti” hala bu orta asya çadır tipini kullanırlar. emirdağ’da muslucalı türkmenleri ise “topak ev” dedikleri bu çadırı artık yaylaya çıkmadıklarından depolarına kaldırmışlardır. hâlâ tek tük kullanılan yurd biçimindeki çadırlar en eski geleneğin son kalıntılarıdır. yaz kış oturulan bu barınakların, bugüne kadar insanlar tarafından yapılan buluşların en pratiklerinden biri olduğu muhakkaktır. bu orijinal yapının insanlığın kültür ve mimari tarihi içinde müstesna bir yere sahip bulunduğu gün geçtikçe daha büyük bir açıklık kazanmaktadır. göçebe evinin biçimi üzerinde önemle durulması sebebi onun daha ileri devirlerdeki yapı biçimlerinde tesiri olduğu fikrine dayanmaktadır. son çeyrek yüzyılda bazı sanat tarihçilerinin, kümbet gibi çeşitli mimari yapıların çıkış noktalarını bu çadır formlarında aradıkları bilinir.

    iç asya’da hun çağı’ndan beri kullanıldığı anlaşılan; iç ve orta asya’da öy, üy denilen ve bilahare eb ve daha sonra ev olan bu mesken, yuvarlak dar bir mekân içerisinde o kadar büyük imkânlar bahşeder ki, on beşyirmi kişilik bir aileyi bütün eşyaları ile birlikte kolayca barındırabilir. öy’ün kurulup kaldırılma ameliyesi ancak 15-20 dakika kadar sürer, çadırın ahşap konstrüksiyonu o kadar hafiftir ki, bütün takım taklavatı dahil olmak üzere bir tek deveye yüklenebilir. bunun yanı sıra silindirik yapısı ve kubbemsi çatısı ile o kadar dayanıklı ve mukavimdir ki, en sert fırtınalara bile hiçbir tehlikeye maruz kalmadan rahatça karşı koyabilir. bir öyün kuruluş safhalarını incelediğimizde, onun üç gerekli merhaleden sonra meydana geldiğini görürüz:

    ilk olarak keregelerin (kanatlar) yanyana bir silindir biçiminde dizilmesi ve birbirine bağlanması ile yurdun etraf çatkısı kurulur. çadırın büyüklüğüne göre, silindir biçimindeki gövde, beş ila sekiz keregeden meydana gelir. keregeye aynı zamanda kanat da denir, gerildiğinde bir kafes gibi açılır ve gövdeyi meydana getirecek 120 ila 170 cm. yüksekliği temin eder. keregeler tıpkı bir kafes gibi, birbirlerine çaprazlama temas eden çıtaların birleşme noktalarında açılan küçük deliklerden keçi derisinden yapılmış sırımlar geçirilerek raptedilmeleri ile meydana gelirler. çadırı toplamak icap ettiğinde, kerege sıkıştırılınca birbiri üzerine gelerek bir demet haline gelir ve bir deveye yüklenerek kolaylıkla oradan oraya taşınır. kermek germek fiilinden gelen kerege, batı türkistan’da dut ağacından, kazak ve kırgızlarda hatta özbeklerde sarı söğüt ağacından yapılır. toroslar’da bekdik aşireti ve emirdağ’da muslucalı türkmenleri bu kanatları (kerege) meydana getiren ince çatıları çam ağacından yaparlar. çadırın kapı çerçevesi, güneşin doğduğu yöne doğru yerleştirilir, keregeler de kapı çerçevesine bağlanır.

    öy yapımının ikinci safhası, çadırın tavan çatkısını kurmaktan ibarettir. keregelere bağlanarak çatıyı teşkil edercesine uzanan eğik değneklere (40 ila 70 adet olabilir) türk topluluklarında buna uk veya ok adı verilir. anadolu’da ise bunlara uğ denmektedir. bu uğlar tepede masif ahşap bir çemberde (çapı 1.5 m. kadar) nihayetlenir. bu çemberde kırgızistan’da cagarak, çangarak, çangrak, kazakistan’da şanrak, batı türkistan’da tuynuk, tünlük; türkiye’de düğnük; iran’ın horasan türkmenlerinde tüğnük, tündük derler. örnek

    uğların üst uçları incedir ve ahşap çemberde bulunan uğ yataklarına girince, yurdun çatısı da tamamlanmış olur. ortada, tas biçiminde ahşap konstrüksiyondan kafes vücuda gelmiştir. çadırın en üst kısmını teşkil eden çemberden gün ışığı girdiği gibi, içeride ocakta ateş yakıldığı taktirde duman da buradan çıkar. öylerin genişlemesi ve yükselmesi, keregelerin artmasıyla belirli bir sınır içinde değişir. normal büyüklükte bir öyün çapı 5 veya 7 metre, yüksekliği ise 2.5 ila 4 metre arasında değişir.

    öyün ahşap konstrüksiyonu kurulduktan sonra, üçüncü safhada tas gibi yapısı olan ahşap kafesin örtülme meselesi ele alınır. çarpana ile veya yer tezgahında dokunmuş tersi yüzü aynı, rengarenk zengin nakışlarla bezenmiş enli kolonlar gövdenin ahşap iskeleti üzerine sımsıkı sarılır. artık öy, büyük fırtınalara dayanabilecek mukavemete sahiptir. aynı zamanda, dıştan ve içten çadırı baştan başa bir renk ve nakış cümbüşü içinde kat eden kolonlar, bu küçük mekâna zengin, neşeli ve aydınlık bir ifade getirirler. emirdağ’da, muslucalı türkmenleri zemine yakın olan kolona ayak ipi, keregeyi tam ortadan sarana gözenek çandırı ve yukarısındaki enli kolona da bel kuşağı derler. daha sonra, sımsıkı hazırlanmış ahşap iskeletin üzerine, bir parmak kalınlığında birkaç keçe örtü kaplanır. keçelerin üzerine dikilmiş olan bant ve ince kolonlar iskelete sıkıca bağlanır. bu keçe örtüler tam çadırın ölçülerine göre kesilmiş olup, hiçbir tarafı açık bırakmayacak şekilde, yalnız kapı aralığı hariç olmak üzere her köşeyi iyice örter. kapı ise, yine dikdörtgen bir keçe ile veya kalın ve ağır bir halı ile kapatılır. ihtiyaca göre bu halı ya kapı çerçevesinin üst kısmında rulo biçiminde toplanarak kapının açık durmasını veya aşağıya dümdüz bırakılarak kapının kapanmasını sağlar. çatının üst kısmında, yuvarlak çember tüğnüğün üzerinde bulunan keçe örtü de icabında rahatça geriye doğru kaldırılır ve bu suretle duman ve vantilasyon için bir açıklık elde edilir. kış aylarında hüküm süren büyük soğuklarda, mevcut keçe örtülerin üzerine bir kat daha örtü serilir ve yurdun duvarlarının kenarlarına çepeçevre toprak veya kar yığılarak her türlü hava cereyanlarına karşı sıcaklığı muhafaza edilir. bu suretle ispirto lambası dahi çadırın içini ısıtmaya kafi gelirdi. yazın ise keçe örtüler toprak seviyesinden 30-40 cm. yükseltilir ve aynı zamanda damın tepe kısmı açılır, dolayısıyla hoş bir hava cereyanı elde edilirdi. bu sayede en şiddetli sıcaklıklarda bile güneş ışınlarına hedef olan bir çadırda rahatlıkla serin bir şekilde oturmak mümkün olur. keçe güneşte fazla ısınmadığı gibi, aldığı ısıyı da etrafa vermez, muhafaza eder. yazın çadırın yan duvarlarını kapatan keçeler kaldırılır ve onun yerine kamış veya sazlarla sıkıca hazırlanmış çok ince bir çit yurdun gövdesini çevreler. bu kamıştan çit, hava cereyanlarının hava cereyanlarının rahatça girip çıkmasını sağladığı gibi yılan ve zehirli böceklerin de içeriye girmesine mani olur.

    yurdun içinde büyük bir düzen hüküm sürer. çadır sakinlerinin ve eşyalarının yerleri kesin olarak bellidir. kimse bu yerleri değiştiremez. alet, edevat ve diğer malzeme yurdun duvarlarında belirli yerlere asılmıştır ve bir kısım eşya da heybe, çuval ve torbaların içine yerleştirilmiştir. bu şekilde fazla yer kaybına mani olunduğu için sıkışma olmaksızın 20-25 kişi rahatlıkla yurda sığışabilir ve eğilmeye lüzum kalmadan içeride dolaşabilir. çadırın ortasında ateş yakılan yer vardır ki, burası evin hem ortası hem de kutsal yeridir. bunun etrafında çadır sakinlerinin yerleri bellidir. bu yeri, aile reisine danışmadan değiştirmek geleneği zedeler. ocağın arkasında yaşlı erkekler ve misafirler için ayrılmış şeref köşesi bulunur. iç asya’da bu yere tör (başköşe) adı verilir. burası zengin nakışlı keçe örtülerle (koşma) veya ince bir zevkle dokunmuş halılarla kaplanır. ocakçı halı verilen bu halılar takriben 2x3 m. ebatlarındadır. bu müstesna halı tipi, yalnız zengin göçebe topluluklarında özellikle oymak başkanının misafir kabul ettiği çadırlarda bulunur. iç asya’da rastladığımız göçebe çadırlarında, normal olarak 2.80x1.60 m. büyüklüğünde ve bunlardan daha da küçük halı örnekleri kullanılmaktaydı. bu ebatların üstündeki halıların hem yapılması hem de kullanılması göçebelerin hayat şartlarına aykırıdır. çok alçak masalar, hun çağı’nda hayvan şeklinde masa ayakları ince bir plastik anlayışla meydana getirilmişti. büyüklüküçüklü sandıklar dışında çok az mobilyaya rastlanır. herkes yeri kaplayan rengarenk dokunmuş yaygılarda (palaz) yahut küçük halılarda (türkistan’da bu halıların adları: diphalısı, salaç, giyermeç ve çarpay vs. gibi) bağdaş kurarak oturur. ocağın iki kenarına geceleri döşekler yerleştirilir, sabah olunca bunlar tekrar toplanır, yüklük şeklinde kaldırılır ve üzerine cicim tarzında zengin nakışlı yaygı örterek yüklüğün derli toplu, muntazam gözükmesi sağlanır.

    kaynak:

    prof. dr. nejat diyarbekirli - eski türklerde kültür ve sanat
    mimar sinan üniversitesi fen-edebiyat fakültesi
  • ne hâkan'sın, ne ece; olsun, kur onu. orta direği kendin ol, kur onu. o vakit hâkan da sensin, ece de; kur onu. kur onu; göğsünün ortasında, gönlünün köşkünde, aklının dehlizinde; kur onu. geceleyin yıldızlar yağsın, sabahları çiğler düşsün üzerine. kur onu; etrafında geyikler koşuşsun, üzerinde güvercinler uçuşsun. kur onu; o yoksa sen de yoksun; geyikler de, güvercinler de, yıldızlar da, çiğler de. kur onu; yerin olsun, sesin yankılansın, nefesin işitilsin; kur onu. büzüşen değil genişleyen bir şey olmaksa derdin, kur onu. şahsiyet, efendim işte bu kıl çadırdır; kur onu. bir nişangâh, bir işaret, bir kerteriz olmak istiyorsan kur onu. son alınan haberlere göre uzaylılar, saylonlar filan sibirya steplerinde, mançurya yaylalarında kurulu bu tip çadırlara gözlerini dikmiş; fır dönüyorlarmış tepelerinde. şahsiyet arıyorlarmış. tam olarak bulamamışlar. sonra sonra, 'içinde' kurmuş olanlar vardır, onlara bakalım demişler; bu yolda da epey gelişim göstermişler. şimdilerde ellerindeki muazzam alet edevatın, ultraviyole teknolojinin yardımıyla, kimin içinde bu kıldan çadır var şıp diye anlar duruma gelmişler. kurdun ve fakat sıkıldın mı artık o koyun postunun üzerinde oturmaktan? bulacak o uzaylı, o saylon'lu seni. indirecek gemisini yanı başına, girecek yeşilini örten harmanisiyle kapından. ve sen, hafifçe yükselen geminin cam tabanından son bir kez bakacaksın aşağıda bıraktığın kendine. hazır ol.
  • farsça'da "oda" anlamına gelen "otaq" sözcüğünün de atasıdır.
  • türk ailesinin ortak yaşam alanı. çadırla otağın farkını öğrenen insan artık otağa çadır diyemez, otağ çadırdan çok daha gelişmiş bir korunaktır. inşasında kullanılan oranlar ve yapı şekli sabittir, kurulduğu bölgeye göre değişmez. (bkz: termodinamik)
  • (bkz: otak)
  • göçebe türklerin barındığı çadır-ev.
  • bandirmanin efsane bari. bandirma bandirma olali boyle... bir zamanlar orada icenler simdi heryerdeler...