1. şu ana kadar bir tanım yapılmamış olmasını kucuk dilimi yutmuş şekilde farkettiğim kavram. *
  2. toplumları bir arada tutmak için kullanılan önemli bir araçtır. biz düşüncesini bireyler düzeyinde içselleştirip aidiyet duygusunu ve ihtiyacını biz'i çoğaltıp, güçlendirmek için kullanılmıştır uzun yüzyıllar boyunca.

    müslümanlar, hıristiyalar, museviler kendileri için en iyiyken; yunanlılar, türkler, kürtleri almanlar için de aynı şey geçerlidir. sarı ırk, siyah ırk, beyaz ırk derken bu böyle gider.

    ancak günümüzdeki eleştiri daha çok bireyler nezdinde yapılan ötekileştirme; çoğunluğun azınlığa yaptığı ötekileştirmedir. cinsel azınlıklar, dini azınlıklar, etnik azınlıklar günümüzde devletlerin sistematik olarak yaptığı ötekileştirmeden bireyler nezdinde paylarını düşeni almaktadırlar.

    yüzyıllardan beri devletlerin oluşturmaya çalıştıkları güçlü, bölünmez biz'in karşısına şimdilerde politically correct, pozitif ayrımcılık, renklerimiz kavramları konulmaktadır. zira güçlü biz oluşturacağız diye çabalayan çok kültürlü uluslar bugün büyük biz'in içindeki biz'ler sayesinde bölünme tehditi yaşamaktadır.
  3. naçizane, kanımca ülkemizin en büyük problemlerinden biridir. demokrasi anlayışının yerleşmemiş olmasından, ve kozmopolitliğin zayıflatılması sonucu yaşanan hoşgörüsüzlük problemlerinden besinini, suyunu alır. insan tanımadığından korkar. istiklal caddesinde yanınızdan zürafa geçse dönüp bakmazsınız, ancak bir çok şehirde şort giydiğiniz için dayak yiyebilirsiniz.
  4. haber bültenleri, köşe yazarları çok sever bunu. mahalle baskısı da üzerine çuklata sosu gibidir. aynı cümlede ikisi de kullanılırsa "hah, bu adam kesin önemli biri" diye düşünülecek diye bi' sanrı bile vardır.

    - işte biz, ötekileştirilmiş yaşanmışlıkl*
  5. orneklerini cogaltabilecegimiz bu kavram aslinda kisaca her nerede "biz" ya da "bizden" olmayan varsa onu arayip bulmaktir...
    bireysel boyutta "otekilestirmek" olarak ele alabilecegimiz bircok ornekle karsilasiriz.cocuklukta baslar otekilestirmek belki de. iki kisi oynar fakat ucuncu bir kisiyi aralarina almak istemezler. en basitinden, cocukca ve masumane bir otekilestirmedir bu fakat konumuz da bu degildir. otekilestirmenin toplumsal boyutundan bahsetmek gerekir. bunun icin de tarihsel surece deginmek gerekiyor.

    kisaca; ticaretini gayrimuslimlere birakirken anadoludaki insani `timar sistemi` ile tarima mahkum eden osmanli belki de kasitli olmayarak onlari otekilestiriyordu. bir yandan zenginlesen ticaret guruhu diger yandan tarima mahkum edilen genis bir halk yigini. ne var ki bu ornege baktigimiz zaman goruyoruz ki bi ideolojik ya da sinifsal herhangi bir tutumla karsilasmiyoruz fakat yakin zamana baktigimizda cumhuriyetten hemen once baslayan ve cumhuriyetten sonra da suren bir jakoben anlayisla karsilasiyoruz.halka tepeden bakan, halki hor goren bir burokratik zihniyet. iste bu da bir cesit otekilestirme.

    fransiz ihtilalinden oncesini ve sonrasini ele aldigimizda da benzer ornekler goruruz. once sahiplenen ve koruyan bir burjuvazi ardindan emekci kesimi ezen ve onlari otekilestiren bir burjuvazi.

    ( en basa donup baglayalim) orneklerini cogaltabilecegimiz bu kavram aslinda kisaca her nerede "biz" ya da "bizden" olmayan varsa onu arayip bulmaktir...
  6. sözlük nedeniyle sağlam tiksindim bu kelimeden. ötekileştirme aşağı ötekileştirme yukarı.

    küçük çocuklar yeni öğrendikleri kelimeleri sürekli tekrarlarlar ya. onun gibi geliyor.
  7. kişinin çocukluğunda edindiği ve bütün yaşamı boyunca üstüne bir şeyler kattığı alışkanlık. daha ilkokul sıralarında o beslenme çantalı yıllarda gösterir kendini. çocuklar kendilerine göre bir kriter inşaasına henüz o yaşlarda başlar. hepimiz iyi biliyoruz ki ailesinin maddi durumu iyi olan bir çocuk sınıfındaki fakir çocuğu her zaman dışlar. bu etiketlemeye en çok maruz kalan ise kapıcı çocuğudur sanırım. ne yazıktır ki insanın tertemiz yıllarında edindiği bu alışkanlık hayatı boyunca yakasını bırakmaz.

    büyüdüğünde ise siyasi, etnik ve dini konulardan bir yada birden fazlasında ötekileştirme eğilimine bulaşır. kendinden olmayanı yadırgamak hoşuna gider bu yaşlarda. çünkü babasından öyle görmüştür. haber saatinde salondaki koltuğuna yerleşip hoşuna gitmeyen her habere, hoşuna gitmeyen her görüşün haberine saldırmak yeri geldiğinde küfür etmek babalarımızın çocuklarına bıraktığı pek de hoş olmayan bir mirastır sanırım. çocuk, evdeki idolünün bu tarz hareketlerde bulunmasını zamanla kendine huy edinir. yine babadan aldığı bir özellik ise okumadan araştırmadan atıp tutmaktır. karşındakini cahilce etiketlemektir. burda suç babanındır. çocuğuna okumayı sevdirmemiş, evde kendi görüşünü savunan gazeteden başka hiçbir şey okutmamıştır. hatta, eğer bir gün x görüşü savunursan hakkımı helal etmem der baba. tehdit eder. işte artık her aile ayrı bir kamptır. bu kampların tek görevi ise kendinden olmayandan öteki diye bahsetmektir. birbirlerine kız vermezler, birbirleriyle iş yapmazlar yeri geldiğinde birbirlerine selam vermezler..

    hoşgörü topraklarında bu hoşgörüsüzlüğe şahit olmak insanın içini acıtır.
  8. böyle, söylemesi çok havalı; söyleyene, demokrat, hümanist, aydın, zeki, donanımlı insan görünümü katan sihirli sözcüklerden biri. tek bir kusuru var, kullanışsız olması! şöyle ki; birini bununla itham ettiğinizde otomatik olarak bu eleştirmekte olduğunuz eylemle halvet oluyorsunuz. birinin "ötekileştirme" eyleminin öznesi olduğunu iddia etmek, insanları "ötekileştirenler" ve "ötekileştirmeyenler" olarak ikiye ayırmak, dolayısıyla bir grup insanı ötekileştirmek oluyor otomatikman. biliyorum, buradan yazınca tam anlaşılmadı ama, buna paradoks mu diyorlar ne...

ötekileştirmek hakkında bilgi verin