• toplumları bir arada tutmak için kullanılan önemli bir araçtır. biz düşüncesini bireyler düzeyinde içselleştirip aidiyet duygusunu ve ihtiyacını biz'i çoğaltıp, güçlendirmek için kullanılmıştır uzun yüzyıllar boyunca.

    müslümanlar, hıristiyalar, museviler kendileri için en iyiyken; yunanlılar, türkler, kürtleri almanlar için de aynı şey geçerlidir. sarı ırk, siyah ırk, beyaz ırk derken bu böyle gider.

    ancak günümüzdeki eleştiri daha çok bireyler nezdinde yapılan ötekileştirme; çoğunluğun azınlığa yaptığı ötekileştirmedir. cinsel azınlıklar, dini azınlıklar, etnik azınlıklar günümüzde devletlerin sistematik olarak yaptığı ötekileştirmeden bireyler nezdinde paylarını düşeni almaktadırlar.

    yüzyıllardan beri devletlerin oluşturmaya çalıştıkları güçlü, bölünmez biz'in karşısına şimdilerde politically correct, pozitif ayrımcılık, renklerimiz kavramları konulmaktadır. zira güçlü biz oluşturacağız diye çabalayan çok kültürlü uluslar bugün büyük biz'in içindeki biz'ler sayesinde bölünme tehditi yaşamaktadır.
  • naçizane, kanımca ülkemizin en büyük problemlerinden biridir. demokrasi anlayışının yerleşmemiş olmasından, ve kozmopolitliğin zayıflatılması sonucu yaşanan hoşgörüsüzlük problemlerinden besinini, suyunu alır. insan tanımadığından korkar. istiklal caddesinde yanınızdan zürafa geçse dönüp bakmazsınız, ancak bir çok şehirde şort giydiğiniz için dayak yiyebilirsiniz.
  • haber bültenleri, köşe yazarları çok sever bunu. mahalle baskısı da üzerine çuklata sosu gibidir. aynı cümlede ikisi de kullanılırsa "hah, bu adam kesin önemli biri" diye düşünülecek diye bi' sanrı bile vardır.

    - işte biz, ötekileştirilmiş yaşanmışlıkl*
  • sözlük nedeniyle sağlam tiksindim bu kelimeden. ötekileştirme aşağı ötekileştirme yukarı.

    küçük çocuklar yeni öğrendikleri kelimeleri sürekli tekrarlarlar ya. onun gibi geliyor.
  • kişinin çocukluğunda edindiği ve bütün yaşamı boyunca üstüne bir şeyler kattığı alışkanlık. daha ilkokul sıralarında o beslenme çantalı yıllarda gösterir kendini. çocuklar kendilerine göre bir kriter inşaasına henüz o yaşlarda başlar. hepimiz iyi biliyoruz ki ailesinin maddi durumu iyi olan bir çocuk sınıfındaki fakir çocuğu her zaman dışlar. bu etiketlemeye en çok maruz kalan ise kapıcı çocuğudur sanırım. ne yazıktır ki insanın tertemiz yıllarında edindiği bu alışkanlık hayatı boyunca yakasını bırakmaz.

    büyüdüğünde ise siyasi, etnik ve dini konulardan bir yada birden fazlasında ötekileştirme eğilimine bulaşır. kendinden olmayanı yadırgamak hoşuna gider bu yaşlarda. çünkü babasından öyle görmüştür. haber saatinde salondaki koltuğuna yerleşip hoşuna gitmeyen her habere, hoşuna gitmeyen her görüşün haberine saldırmak yeri geldiğinde küfür etmek babalarımızın çocuklarına bıraktığı pek de hoş olmayan bir mirastır sanırım. çocuk, evdeki idolünün bu tarz hareketlerde bulunmasını zamanla kendine huy edinir. yine babadan aldığı bir özellik ise okumadan araştırmadan atıp tutmaktır. karşındakini cahilce etiketlemektir. burda suç babanındır. çocuğuna okumayı sevdirmemiş, evde kendi görüşünü savunan gazeteden başka hiçbir şey okutmamıştır. hatta, eğer bir gün x görüşü savunursan hakkımı helal etmem der baba. tehdit eder. işte artık her aile ayrı bir kamptır. bu kampların tek görevi ise kendinden olmayandan öteki diye bahsetmektir. birbirlerine kız vermezler, birbirleriyle iş yapmazlar yeri geldiğinde birbirlerine selam vermezler..

    hoşgörü topraklarında bu hoşgörüsüzlüğe şahit olmak insanın içini acıtır.
  • böyle, söylemesi çok havalı; söyleyene, demokrat, hümanist, aydın, zeki, donanımlı insan görünümü katan sihirli sözcüklerden biri. tek bir kusuru var, kullanışsız olması! şöyle ki; birini bununla itham ettiğinizde otomatik olarak bu eleştirmekte olduğunuz eylemle halvet oluyorsunuz. birinin "ötekileştirme" eyleminin öznesi olduğunu iddia etmek, insanları "ötekileştirenler" ve "ötekileştirmeyenler" olarak ikiye ayırmak, dolayısıyla bir grup insanı ötekileştirmek oluyor otomatikman. biliyorum, buradan yazınca tam anlaşılmadı ama, buna paradoks mu diyorlar ne...
  • o kadar çok hayatımızın içinde bir kelime ki. sağdan soldan fırlıyor. hepimiz birer küçük faşistiz belki de kendi çapımızda. dinci dinsiz, kürt laz çingene bilmem ne, mini etek giyen, bakımsız, alt mahalle, üst mahalle, fenerli beşiktaşlı galatasaraylı... ne yapıyoruz? nasıl bir hayat istiyoruz? ötekileştirme eğilimimiz nereden geliyor, hangi sorunun çözümüne ışık tutuyor.
  • koyu dindarların hep muzdarip olduklarını söyledikleri şey. ancak son dönemde artık öyle bir duruma geldi ki "dini bütün" arkadaşlar dini yarım ya da çeyrek olanlarla ve hiç dini olmayanlara duydukları, bunca senedir içlerinde tuttukları primitif, cahillikle yoğurulmuş, cerahatleşmiş nefreti kusuyorlar.

    ve nasıl rahatsız oldukları şey ötekileştirilmekse, aynısını yapıyorlar. (yazıda da onlar bunlar var, ama referans noktalarına ihtiyacım var n'apiim) dini bütün olmayan, inançli da olsa dini eletirebilen, kendi içinde dinin yaşanmasını isteyen, dinden nefret eden, muhammed'i hastalıklı gören, muhammed'i seven ama yobazları sevmeyen herkes aynı çatı altında.

    laikçi ve ateist hepsi. bu insanlar insanları da camilerden uzaklaştırıp tek tip cemaat haline getiriyorlar oralarda toplananları. ramazanda yenilen dayaklara ses çıkarırsa provakatör, çünkü gerçek müslüman olsa ses çıkarmazdı. kim eleştirebilir bunu? sadece dinsiz köpekler.

    israil'i en çok herkes kendilerine yüzyıllarca yapılan şeyleri bunca acıdan sonra nasıl olur da kendileri de yapar diye eleştiriyor. çünkü bu acıyı en iyi bilenler onlar.

    ben burda bu grubu "ah yazık ne acılar çektiler, nasıl yaparlar bunu anlayamıyorum" diye eleştirmiyorum. ancak insanoğlunun nasıl dün bir konuda ağlayıp bugün aynısını yaptığını göstermek istiyorum.

    o nefret ettiğiniz israil'den hiç farkınız yok.