şükela:  tümü | bugün
  • çokkkk para gerektiren yaşam formu
  • aldığım duyumlara göre, okan bayülgen'in eylediği hayat şekli.
  • evde olamamak için bir sebebin hayatın tam da göbeğinde yer alması, kişisel bakım malzemelerinin her an unutulma tehlikesi olduğu için bir arada ve bir çanta içinde durması zorunluğunun olması, sohbet ihtiyacı duyulduğunda pantolon giyip lobiye gitme gerekliliğinin yer aldığı, birilerinin müşterilerine sürekli gülümseyip iyi hissetirme çabası içinde olduğunun mütemadiyen hissedilmesi, şampuanın, sabunun, kağıt mendilin, suyun, tuvalet kağıdının hiç tükenmeme, dağıtıp çıktığın odanın vahşi bir ders verir nitelikte kitap gibi toplanması, kültablasını izmarit dolu bırakıp tertemiz bulunması, çay bardağının altına bardağı yapıştırmama kağıdı konması, lüks belirtisi mahiyetinde her gün aynı çılgın menülerle karşılaşılması, bir yaşam biçimini, bir kişisel duruşu her müşteriye kabul ettirme ve sonunda ruhunla yüzleşebilmek için anahtarın geri verilmesi gerekliliği gerçeğinin kabullenilmesi durumudur. zordur otellerde yaşamak.
  • di$aridan keyifli gozuken ya$ama bicimi.
    icerden bakincaysa umitsizlik diz boyu. bir yere ait olamama duygusunu peki$tiriyor sadece, yalnizligi, kapinin oda servisi haricinde calinmayacagi gercegini kafasina vuruyor adamin surekli.
    kiyafetlerini gonlunce yerlere atip cikamazsin otelde ya$arsan, yazdigin bir mektubu, deger verdigin bir e$yani ulu orta birakamazsin; cunku sen yokken yabancilar gezecektir o odada.
    sevdigin bir tabloyu asamazsin duvarina, daralinca odadan cikip mutfaga giremezsin onceden yaptigin gibi, zira tek odadasindir, uyudugun, yedigin, bekledigin, cali$tigin, kahrolup aglamakli duvarlara baktigin o tek oda.
    uzun lafin kisasi beladir otelde ya$amak, lanetlenmi$ ruhlara verilen bir ceza belki de.
    chelsea hotel no 2nin amna koyiim, o da yalan cikti ..
  • (bkz: expat)
  • (bkz: salvador dali)
  • eşyalarını kendin seçmediğin, duvar boyasının renginden nefret ettiğin bir odada, banyoda duş perdesini küvetin içine koyarak duş yaptığın, çevreye zarar vermemek için havluları tek kullanımda kirliye atmadığın, geceyarısı tatlı krizi geldiğinde minibardaki toblerondan başka alternatifin bulunmayan, pazar kahvaltılarını bile koca bir salonda tanımadığın insanlarla ettiğin ve gerçek bir kayısı kıvamı yumurta yiyebilme sorununu çözebilmek için garsonu aşıp mutfağa girmenin gerektiği yaşam biçimi . sevdiğin bir kitap gelse aklına, alıp şöyle sevdiğim bir bölümü tekrar okuyayım desen, okuyamazsın. arkadaşlarımı çağırayım –tabi bulunduğun yerde arkadaş varsa- şöyle sabahlara kadar muhabbet edelim desen, çağıramazsın. ne kadar büyük olursa olsun yine de dar ve boğucu olan otel odanda normal zamanda bulamadığın o kendine ayıracak vakit o kadar çoktur ki aksi gibi ve yatağında oturmuş elinde kumanda uydu kanallarında boş boş gezerek harcanabilecek gibi değildir. sabah çıkarken anahtarını soketten çekip odadaki tüm sesi ve ışığı öldürür, asansöre yürür, düğmeye basıp beklersin. insanın içinde büyük bir yalnızlık duygusu olur, bilmiyorum belki de kendine acıma.
  • apart otelde yaşamak versiyonu çok da sıkıcı olmayan, fatura vs ödemeden ev gibi ortamda yaşamayı sağlayan yaşam biçimidir.
  • (bkz: honda ataizi)
  • odaların kontrolunuz dışındaki dekoru, düzeni ve temizliğini fear and loathing in las vegas'taki gibi kendinize göre "özelleştirip" daha "samimi" bir ortam yaratmanız her zaman mümkündür.