şükela:  tümü | bugün
  • 1402'de timur'la birlikte horasan'dan anadolu'ya gelip rumeli'ye geçen, mehdilik ve peygamberlik savında bulunduğu için idam edilen kalenderi şeyhi.
  • inalcık hoca'nın da kendisi hakkında bir küçük makalesi bulunmaktadır. bu makalede otman baba ile fatih sultan mehmet arasındaki ilişkiyi okuyabilirsiniz. ama ben şimdi o makalede bulunmayan bir bilgiyi de aktarmak istiyorum.

    bu otman baba maslahatıyla pek övünen bir derviş imiş. ayrıca epeyce de asabi imiş kendisi. kendisini çok kızdıranları "sizi on iki boğumluk maslahatımla boğarım şimdi ha!" diye tehdit eder imiş.

    lakabı "siki büyük" olan dervişlerin yaşadığı bir çağda, bu, çok da şaşırtıcı olmasa gerek.

    (bkz: halk dini) *
  • fatih sultan mehmed'in, götü yeyip de asamadığı bir derviştir. tabii, bana soracak olursanız, bunun sultan'ın götünün yeyip yememesi ile alakası yoktur. fatih, asmayıp da besleyerek doğrusunu yapmıştır. aksi halde, çok büyük bir ihtimalle, istanbul'un fatihi, istanbul halkını karşısına alacaktı. zira,

    o otman baba'dır ki, “bu dünya malı için zulüm yapanlara karşı olduğunu” ilan etmiş, fatih sultan mehmet gibi bir padişaha “tiz cevab ver ki, sultan sen misin yohsa ben miyim” diye sorup elini öptürmüş, ve başka bir sefer, sultan’ın onu tutuklu olarak bir araba içinde istanbul’a getirmesi üzerine verdiği emri kendisine ileten kul’a “heybet ve celali içinde kütüğünü havada sallayarak <kimdir o mehemmed dedüğün!>” diye karşı gelebilmiştir (aktaran inalcık, 2004: 17, 25, 26).

    • inalcık, h., (2004), “otman baba ve fatih sultan mehmed”, doğu-batı, 7 (26), pp.11-28.

    kutbu-l aktab'dır, evet.
  • şöyle bir görünüşü vardı:

    bıyıkları dudaklarının iki yanından çenesinin altına kadar uzanır; saçı, sakalı ve kaşı kazınmıştır; sırtında bir post taşır ve boynunda keşkül, elinde asa; ihtimal ki erkeklik organında da bir "piercing" (neydi yahu bunun türkçesi; demir halka?) bulunur idi.

    not: diğer haydari dervişleri gibi.
  • tırnova kadısı otman baba'dan bir abdalı tarif etmesini ister. baba şöyle yanıt verir:

    "abdal, oldur kim mecmû-i mâsiv allah'dan geçüb aşk-i hakk visalinde kararı ola ki, gayre vücûd kalmaya, dahi kendüyü ve mecmu-i eşyayı hatt-i ilahi ve sun-i padişahi bilüb gayri idraki hakkdan baid ola ve sıfatı taklidden zayil olub ayn'al yakine ere".

    günümüz diliyle ve kısaca şunu demek istiyor otman baba : "abdal, allah dışında herşeyden vazgeçmiş kişidir."

    *****
    halil inalcık, doğu batı makaleler 1:sayfa 144
  • tekkesi bugün güney doğu bulgaristan'da, haskova'nın hemen güneyinde, kırcaali yolundan bir kaç kilometre içerideki tekkeköy'dedir. tekkeköy'ün bulgarca ismi teketo olarak geçmektedir. edirne'den 1 saatlik mesafededir.
    tekke, şu an çok çok iyi bir durumdadır. yenilenmiş hizmet binaları bir tepenin eteklerine yayılmıştır. etraf yemyeşil çimenlerle kaplıdır. teketo köyü, tahmin edilebileceği gibi alevi türklerin yaşadığı küçük bir köydür.
    son zamanlarda, türk partisinin iktidar olduğu dönemde, tekkenin yemen yukarısındaki tepeye çok güzel bir de otel yapılmıştır. tekke ziyaretine gelenlerin konaklaması için düşünülmüş bir oteldir.
    otman baba, balkanlardaki alevi merkezleri içinde önde gelen bir tekkedir.
    daha güneyde, bugün yunanistan sınırları içinde yer alan seyyid ali sultan'a bağlı bir tekke olmasına rağmen, faaliyet yoğunluğu, geniş alanı, ulaşım kolaylığı ve gidip geleninin çokluğu ile daha aktif bir merkez olduğunu söylemek mümkündür.
    tekke'de, otman babanın sandukasının bulunduğu odada ilginç bir de gelenek vardır:
    gelip giden insanlar, dileklerini, umutlarını, iyi dileklerini oradaki defterlere yazıp bırakırlar.
    tekke'ye uğrayanlar bunlara mutlaka göz atmalı.
    hatta belki bir şeyler de karalamalı.
    tekkenin etrafında, ziyaret edenlerin başka ilginç geleneklerine de rastlamak mümkündür.
  • hulul inancının vücut bulduğu kişi. gittiği her yerde tutuklanması da bu yüzdendir.
  • otman baba 883 recebinin 8.günü (1478) de ölmüştür.
    derviş küçük abdal onun yanında adım adım takip etmiştir.gezdiği yerleri kronolojik olarak kaydetmiştir.derviş küçük abdal ıı.bayezid’in ilk zamanlarında otman baba velayetnamesinde (vilayet-name-i şahi) yazmıştır.
    (alıntı : şevki koca yeniçeri ocağı sayfa 20)
    fakat bu derviş küçük abdal bunu otman babanın ölümünden 5 yıl sonra yazmıştır. öyle hemen yazmamıştır.
    küçük abdal, kendisine lâkabını ve vilayetnâme’yi yazma görevini bizzat otman baba’nın verdiğini ifade etmektedir ki, buradan, onun, baba’yı çok iyi tanıdığı ve eğitimli birisi olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.
    otman baba kendisinin lakabı olup, asıl adı hüşam şah’tır. çok ateş yaktığı için kendisine bu namın verildiğini söylerler. cömertliğinden dolayı bazı daha sonraki bazı kaynaklarda gani abdal ismiyle de zikredilir. yine, o, ismini soran tırnova kadısına, somun abdal cevabını vermiştir.
    küçük abdal, otman baba’nın oğuz dili konuştuğunu ifade eder. nitekim vilâyetname’den bu açıkça sezilmektedir. otman baba’nın fiziki görüntüsü, yassı yağrınlı, ala gözlü, kızıl benizli, heybetli bir yapıya sahip, ibretli bakışlı, zahirde kuvvetli ve batında sınırsız bir kimse olarak tarif edilir. otman baba anadolu’ya gelişinin başlangıcından itibaren, giyimi ve hareketleriyle dikkat çeken bir şahsiyet haline gelmiştir. yanında birkaç yüz abdalı olduğu halde, anadolu ve rumeli’de dolaşmış, çehardârb tıraşı,(bkz: derviş tıraşı) esrik yapısı, harap bir vaziyetteki kılık kıyafeti ve marjinal fikirleriyle pek çok kimsenin dikkatini çekmiş, olumlu veya olumsuz tepkiler almıştır. vilayet name’deki bilgilerden, onun, anadolu’da kaldığı süre zarfında ağrı dağı eteklerinde, bursa, iznik, germi yan ve saruhan havalisinde uzun süre dolaştığı, bu arada manisa’da şehzadelik yapan ıı. mehmed ile tanıştığı anlaşılmaktadır. daha sonra istanbul’a geçmiş, terkoz civarında ve göztepe’de bir süre ikamet ettikten sonra, faaliyet sahasını balkanlar’a kaydırmıştır. bilhassa yaz ayları, abdallarıyla birlikte, balkan muhtelif şehirleri, köy ve kasabaları dolaşmış, kurban toplamıştır.

    asla devlet adamlarının gönderdikleri ikramları kabul etmeyen otman baba ve sayıları yüzleri bulan abdalları için, bu savaşlar bir geçim kaynağı olmalıdır. onun yakınlık kurduğu akıncı gazilerin başında, mihaloğlu ali bey gelir. vilâyetname’de, ali bey’in otman baba’ya karşı çok hürmetkâr olduğu, onları bir ateşin etrafında otururken gördüğü zaman, yanlarına giderek baba’nın el ve ayağını öpmek istediğinden bahsedilir. vilâyetnâme’de en çok vurgu yapılan hususlardan birisi otman baba’nın devrin hükümdarı ıı. mehmed ile ilişkileridir. otman baba, daha şehzadeliği döneminden itibaren fatih üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışmaktadır. rivayete göre, daha şehzade iken onun rüyasına girerek, ona kendini tanıtmış ve rum diyarına onu padişah yapmak için geldiğini söylemiştir. gerçi, otman baba, hiçbir zaman fatih’in sultanlık otoritesini tanımamazlık etmemiştir. ancak, onun, ilişkilerinde, kâinatı yönlendiren asıl kişinin kendisi olduğu ve onun tasarrufu olmaksızın hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini vurgulamaya çalıştığı açıkça hissedilir. dolayısıyla, kâinatın hakimi olarak, kendisini fatih’in yaptığı işlerden sorumlu görmüş, aralarındaki ilişkiye daha çok bu anlayış damgasını vurmuştur.

    otman baba’nın velâyet konusu ile ilgili de değişik görüşleri vardır. ona göre, hz. peygamber’in ölümüyle peygamberlik sona erdikten sonra, hz. ali tarafından velâyet döngüsü başlatılmıştır ve velâyet, nübüvvetin iç boyutu ve delili, kısacası, velâyet nübüvvetin “çoban”ıdır. velilik, peygamberliğin tasdiki anlamına geldiği için, onu inkar etmek inançsızlıkla eşdeğerdir. otman baba, bu velileri, doğalarındaki başat öğelerin ateş, hava, su ya da toprak oluşuna göre, divâne ve meşru olmak üzere iki sınıfa ayırmıştır. bu türlerin ikisi de makbul ise de, divâne olanlar şeriat bağı ile bağlı olanlardan daha üstündür ve onların aşırılıkları onlara meşrudur. burada sanki, otman baba,vilayetnâme’de anlatılan kişiliğini anlatmaktadır.otman baba’nın gerek şer’i kaidelere uymayan bu görüşleri ve gerekse sahip olduğu hulûl ve tenâsüh inancı dolayısıyla zaman zaman medrese çevreleri tarafından eleştirildiği, devrin hükümdarı ıı. mehmed’e şikayet edildiği, hatta mahkemede sorgulandığı, ancak, bu fikirlerini savunmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. onun medreseli zümreler ve dönemindeki bazı şeyhlerle anlaşamamasında, baba’nın, onları dünya malı biriktirmekle ve şan şöhret peşinde koşmakla, iktidar zümreleriyle işbirlikçi olmakla, halka yalan yanlış, çürük marifet satmakla, kurdukları vakıfları evladiyelik yapmakla itham etmesinin büyük payı olmalıdır. zira, o, allah’ın hakiki velilerinin gizlendiklerini düşünmekte, sufî şeyhleri adı verilen tekkecilerin gizli planlarının dünya malı biriktirmek olduğunu düşünmektedir. kendisi buna şiddetle karşıdır ve bir pislik olarak nitelediği parayı ve her türlü armağanı reddetmektedir. zira, insanı kurtuluşa götüren yegâne yol, mutlak yoksulluktur. bu nedenle, çeşitli vesilelerle ıı. mehmed’in göndermiş olduğu paraları ve hediyeleri katiyetle reddeder. otman baba’nın devrinde yaşayan bektaşi ileri gelenleriyle de pek iyi ilişkiler içerisinde olmadıkları anlaşılıyor. mesela, yenice-i vardar’da, bir sohbet sırasında bayezid baba’yı fena halde azarlamıştır. bayezid baba’nın, rumeli’deki bütün hacı bektaş dervişlerini davet ettiği bir toplantıya katılmamış, ve koyun postuna bürünüp insilah halini tercih etmiştir. yine, kara abdal adındaki bir diğer abdal da, baba’nın kendisini azarladığı sırada “bize ne verip de alamıyorsun, bre yörük kocası” diye ek tepkisini dile getirmişti. benzer şekilde, ziyaretine gelen bektaşi şeyhi mahmud çelebi’yi de, fena halde azarlamıştı ki, bu zat, yakınlarındaki bir edhemî tekkesine saklanarak kendisini kurtarabilmişti.
    o, şücaeddin veli, arık çoban (koyun baba) ve hacı bektaş dışında, geçmişte ve kendi döneminde yaşayan hiçbir veliyi kabul etmezdi. ancak, onun, abdallarına çok düşkün olduğu anlaşılmaktadır. onlarla sürekli sohbet halindedir ve onlara öğütler verir. o, abdallığı şartı olarak, bütün hevesleri terk etmeyi, hakk aşkı ile dolmayı, alemdeki her şeyi haktan bilmeyi gösterir ve bu vasıflara sahip olanların gerçek abdallar olduğunu ifade eder.vilâyetnâme’den, otman baba’nın köprü yaptırdığını , abdallarından ıssız alanlara çeşmeler kurup sular akıtmalarını istediğini, ve bu bölgeleri yerleşim yeri haline getirmeye çalıştığını görmekteyiz ki, bu durum onun iskan politikasını uyguladığını göstermektedir.

    velâyetnâme’de otman baba’nın 8 receb 883/8 ekim 1478 yılında vefat ettiği ifade edilmektedir. onun, ölümü sırasında abdallarını yanına toplayıp, onlara ölümden korkmadığını, kendisinin bir atı olduğunu ve bu ata binerek göğe çıkacağını söylemesi de hayli ilginçtir. o, ölüm döşeğinde bile abdallarına nasihat etmekte, onlara, tanrı kanı taşıyanların yetmiş iki buçuk milleti yekdiğerinden ayırt etmemesi gerektiğini hatırlatır ve onlara, arkasından ağlamamalarını, zira, artık üşümeyeceğini, yorulmayacağını, acıkmayacağını, yerden göğe gideceğini, zaten aslının da anda olduğunu ifade eder ölümünün sonrasında da bazı sırlara vakıf olduğu ifade edilir. o, öldükten sonra, onun ahiret yolculuğu için bazı olağanüstü olaylar olur. hızır tarafından kendisine bir at gönderilir, abdallarıyla bayramlaşır, alınlarından öper, ve arkasından ağlamamalarını ister.küçük abdal’ın, otman baba’nın cenazesine içlerinde danişmendlerin de bulunduğu iki bin kişinin katıldığını ifade etmesi de oldukça önemlidir. burada, onun aslında ne kadar geniş bir kitleye hitap ettiği ve bu zümreler tarafından saygı gördüğü belirtilmek istenmiştir. danişmendler cenaze namazının kılınmasını birbirlerine teklif etmişler, nihayet, içlerinden, daha önce, bir güneşe doğru namaz kıldığına dair bir rüya gören ve gördüğü rüyayı buna yoran bir danişmendi seçmişler ve namazı o kıldırmıştır. onun, öldüğünde yaklaşık yüz yaşlarında olduğu anlaşılmaktadır. mezarı varna’daki zaviyesinde bulunmakta olup, halen mevcut olan türbesi 1506 yılında yapılmıştır. otman baba, osmanlı kalenderîlik tarihinde önemli bir yere sahip olup, bilhassa, balkanlar’da xv. yüzyıl kalenderliğine damgasını vurmuştur. onun etkisi, kendisinden sonraki dönemlerde devam etmiştir. meselâ, xvı. yüzyılda kalenderi-bektaşi-hurufi bağlamında şiirler söyleyen muhyiddin abdal, otman baba’yı, “ululardan ulu, yedi iklim dört köşeye, arşa kürse tolı” bir şahsiyet olarak betimlemektedir. otman baba’nın halefi akyazılı sultan’dan sonra kutbiyyet makamına geçtiğine inanılan demir baba’nın abdalları, otman baba’ya çok saygı duymuşlar, sık sık türbesini ziyaret etmişler ve bu ziyaretin en büyük kerem olduğunu ifade etmişlerdir.nitekim, onun saygı duyulan yapısı, büyüklüğüne olan inanç kabir taşına da aynen yansımıştır.yine, ıı. bayezid’e, arnavutluk’ta yapılan suikast girişiminden de otman baba dervişleri sorumlu tutulmuştur. ilerleyen dönemde gerek anadolu ve gerekse balkanlar’da pek çok köye hüsam dede ismi verilmiştir.

    kaynak : tanrının kuraltanımaz kulları - ahmet t. karamustafa
    yapı kredi yayınları