şükela:  tümü | bugün
  • isveç'e kaçak olarak giren bir grup türk'ün yaşadığı dramı, aldatılmayı, kültür şokunu şahane bir görsellikle ve vurucu sahneler ile anlatan tunç okan filmi.

    37 yıl öncesinin filmi olduğu hesaba katılarak filmi izlemekte ve not vermekte fayda var. zira 37 yıl önce bir avrupa ülkesine kaçak girerek hayatının kurtulacağını ümit eden insanların eğitim seviyesi, giyiniş tarzı, bilgisi, tecrübesi tam olarak filmde anlatıldığı gibidir. tek tip diye yargılamak büyük haksızlık olur. türkiye'de fabrikası olan zengin bir iş adamı kaçak olarak isveç'e gidecek değil ya. elbette fukara olup benzer kıyafetleri giyecekler.

    ayrıca bu insanlar kaçak olarak giriyorlar ve sadece geceleri otobüsten dışarı çıkıp şehirde tur atıyorlar. o yüzden görecekleri isveçli tipler de aynen filmde anlatıldığı gibi kişiler olacak. bu adamlar sanatçı, bilim adamı, turist, üniversite öğrencisi olarak gitmiyorlar ki üstün meziyetli, ilerici, asil isveçli tiplemeler ile muhatap olsunlar.
    sadece avrupa'da değil dünyanın bir çok ülkesinde kaçak hayat süren veya sürmeye çalışan, dil bilmez, kültüre yabancı, işsiz ekmeksiz insanların durumunu anlatması açısından oldukça başarılı buldum filmi. izlemeye değer.
  • tarihsel önem haiz olan bir film ama senaryosu da çok eksik kalmış bir film.. hikayesi çok iyi olsa da,yer yer abartıya kaçan ve tekrara dayalı olan bir serimi var. aynı hikayeye "daha çok mesele" sığdırabilirdi.. türklerin birbiriyle hiç konuşmamaları beni çok şaşırttı. tunç okan ın bence en önemli gol atma şansı olduğu bölüm tekraren ve kolaycı biçimde "boş boş" etrafa bakışlarını vermektense birbiriyle yapabilecekleri "nolduk biz" tahlilleriydi. en büyük eksiği bu filmin..
  • türkleri isveçlilerin gözünden isveçlileri de türklerin gözünden gösteren çalışmadır. onun için filmde türkler bu kadar mağara adamıvari, isveçlilerse bu kadar dejeneredir. gerçeğin iki yüzü vardır ve tunç okan iki yüzü de cilalayarak parlatarak vermiştir.
    gelgelelim film 1974'te çevrilmiş ve sansür nedeniyle engellenmişse de 1977'de danıştaydan izin alıp yayınlanmış ve 5 hafta gösterimde kalıp 1977 yılının en çok iş yapan filmi olmuştur. o yıl filmi toplam 240.000 küsür kişi izlemiştir.
  • tunç okan 1974'te çektiği filmde 'öteki', beriki, bıyıklı, aç, bilmemiş, şaşkın, çaresiz, birarada olmaya çalışan, korkmuş, gariban ve nihayetinde insanlık durumunu ve trajedisinin ortasında bir avuç kandırılmış kaçak işçiyi stokholm'ün bir meydanına kondurup; zevk ve sefahat düşkünü bir takım isveçlilerin neredeyse eğlencesi haline getiriyor. yüce makamlar buyurmuşlar : "bu film insanımızı aciz gösterip hakaret ediyor, yasaklayalım!" diye. burada insanımız değil yabancılık konusu var. yabancı olmuş herkesin aczi, korkusu var. modernizmi tamamlayamamış; ne olduğunu bile bilmeyen insanların postmodernizmle baş etme zorunda bırakılmışlığı var, öteki olmanın iç karartıcı sıkıntısı var. daha insancıl bi hayat istemenin bazılarına yasak, lüks ve ulaşmamaları gereken bir rüya olması var. "sen dur orda rezil, pis barbar, korkunç, iğrenç yabancılar" nidaları var. çetrefilli bir yersizlik yurtsuzluk ve yalnız bırakılma bulantısı böğrümüze nasıl da çöküyor. hep "öteki"nin üstüne basarak, omzuna çıkarak tanımlamazsak kendimiz nasıl da rahat edemiyoruz. bir kulüpte birbirini tanımayan iki insan sahnede sevişirken gülen eğlenen, seksi erkeği arabısana ve donundaki araba resmine göre seçen elit kişiler, yemeklerine hamle eden aç karaktere "ıyy, pis rezil" demekten geri kalmayınca; barbarlığın ve medeniyetin sınırları onlar tarafından çizildiğinden, için için isyan edip yerimizde duramadan bu -nerdeyse sessiz- filmi izliyoruz. zülfü livaneli'nin müziğine de ayrıca şapka çıkartıyorum ve görmemiş herkese tüm samimiyetimle bu filmi görmelerini öneriyorum. atilla dorsay kılıklı entryim için de büyüklerimizden özür dilerken küçüklerimizin yanaklarını sıkıyorum.
  • tunc okan'in bu filmini kücükken seyretmisseniz, polisin otobüsün icine girip yürümeye basladigi sahne asla gözünüzden silinmeyecek, otobüse her polis bindiginizde gereksiz yere gerileceksinizdir.
  • turk sinemasinda yilmaz guney anadolu'daki anadolu insanini (yol, suru) anlatmada ne kadar ehil ise, tunc okan da avrupa'daki anadolu insanini (fikrimin ince gulu*, otobus) anlatmada o derece ehildir.. gectigimiz aylarda the terminal'i izlerken de bu film aklima gelmi$ti, zira yine bir yabanci, dilini hic bilmedigi bir ulkede mahsur kaliyor.. tabi biri i$in eglenceli tarafina egilirken, digeri ise caresizligin kotu ve agir havasini izleyiciye vererek huzun ruzgarlari estiriyor..

    $imdi benyazdim bey'in anlattigi konuya kisaca deginmek istiyorum.. evet, kapilari, camlari kapali, perdeleri cekilmi$ bir otobus istiklal caddesi'nde ya da taksim meydani'nda park edilmi$ halde bulunsa, elbette turk polisi ne yapar eder dalar iceri, bunda sanirim hic birimizin $uphesi yok.. otobus filminde ise isvec polisi'nin pek de durumu iplemedini, sadece gelip park cezasi kestigini goruyoruz.. fakat gercek hayatta isvec polisi bu kadar laylaylomdur, bu kadar mi vurdum duymazdir? maalesef buna pek ihtimal veremiyorum.. otobusun park ettigi yer oyle alelade bir meydan degil, sergels torg.. burada izinsiz ku$ bile ucurtmaz isvecliler.. lakin bu bizarlik tabiki filmde verilmek istenen mesaji sekteye ugratmiyor ama insanin da aklina takilmiyor degil..

    milliyetcilik konusuna gelince, bazi yabanci yapimlara bizi yanli$ tanittiklari icin kizarken, "tu kaka" derken, otobus tarzi filmlere gelince "toplumsal gercekcilik" demeye tabiki hakkimiz yok, lakin bir midnight express ile diger filmleri (ki ozellikle bu otobus filmini) ayri kefelere koymak gerekmektedir diye du$unuyorum.. yani olaylari bire bir ya$ayan ki$i (william billy hayes) bile filmin* abarti oldugunu kabul etmi$ken ve filmde sadece hapishane yonetimine, savciya, avukata, hakime sovulse tamam ama butun bir ulusa ana avrat duz gitmek, bogurup kusmak da neyin nesidir? nasil otobus gibi saf bir film ile bu kuduzca yazilmi$ filmi ayni kefeye koyariz?

    caresizligin ne demek oldugunu, bir kac saniye suren bir sahnede tuncel kurtiz o kadar iyi gosteriyor ki, ekrana ziplayip filmin icine girerek ona tercumanlik yapasi geliyor insanin.. bu arada iki sene arayla cekilen ve 70'li yillarin en cok konu$ulan turk filmlerinin ba$inda gelen suru ve otobus filmlerinde tuncel kurtiz'in oynamasi ise ho$ bir rastlanti olsa gerek..

    nerede okudugumu ya da duydugumu hatirlamiyorum ama zamaninda sanirim cetin altan bu film hakkinda, "hic gercekci bulmadim, oyle turk mu olur, benim bildigim turk hemen oracikta seyyar tezgahini acar durumleri, lahmacunlari satmaya ba$lar" demi$ti.. tama cetin abi iyi guzel de bunlar daha ankara'yi, istanbul'u, yani boyuk $eheri bile gormeden buraya getirilmi$ adamlar.. biraz insafli olmak lazim..
  • şimdi çıkıp ararat'a kızarlar, arabistanlı lawrance'a kızarlar ama illaki gece yarısı ekspresine nefret kusarlar.tunç okanın filmi ise sessiz sedasız geçip gitmiştir önlerinden,ıskalanmıştır.kimsenin kimseye kızma hakkı yok zaten.gereksiz milliyetçilik sivilce yapar.film dediğimiz görüntülü debdebeler, bir kurguya dayanır ve kurgu yönetmenin gani gönlüne göre abartılı ya da gerçeğe yakın olabilir.yönetmen takdirlerini bir yana bırakırsak, var olan gerçekliklerin üstünü kim örtebilmiştir ki esasen? aihm davalarına bir göz atmak gerekir-ki umurumda olmaz bu mahkemenin aldığı kararlar, siyasi bir organdır en nihayetinde- sonra sosyolog abiler çok iyi bilir bunları ki sosyolog olmaya hacet yok, yaşam koşulları denilen bir luzumiyet var.en zayıf halkalar var, varoğlu var..

    bütün bu gerçekleri marslının uydusuyla sıvayamazsın.-marsta uydu var mı?- kendini bir marslı gibi kertip, kıyaya köşeye çekilemezsin. sonra elalemin filmine at tükürüğünü,balgamını; kendi filmine gelince toplumsal gerçeklik de, geç..aslında bu ikili oynamanın, bu riyakarlığın kökten milliyetçi düşüncelere oranla çok daha aşağılık olduğunu belirtmek gerekir.bir tutarlılık meselesi ne de olsa*

    bu sinema denen meretin yüzünden nice budunlar, nice soylar hakir görülmemiş midir? birilerinin de çok kritik bir yorumuyla, bizans'a sövüp sayan da bizlerdik.. tarih yazıcılığımızda da aynı durumlar, aynı destansı anlatımlar, aynı düşmanı hakir görmeler..
    sorun ben ve öteki sorunudur, muhakkak..
  • bir grup turk isci varini yogunu ortaya koyup almanya'ya isci olarak gitmek icin adamin tekiyle anlasir. adam bunlari almanya'ya goturecene isvec'te stockholm'da bir meydanin ortasina parkeder otobusu ben gelicem birazdan deyip cikar gider bir daha gelmez. burada anlamadigim 2 nokta var 1. isvec almanya'dan daha uzak degil mi? bi de deniz gecmesi gerekiyor nasil? 2. hangi ulkede sadece yayalarin girdigi bi yere koskocaman otobus parkedebiliyor.. neyse.. otobusteki garibanlar 1-2 gun beklerler sonra teker teker otobusten cikar ve telef olur.. birisi suya dusup donar.. biri (bkz: peep show)'da beynini yer vs. anlatim olarak görkemli buldugum bu filmi fantastik bir final bekliyor. (bkz: atilla dorsay)
  • sabit planları, kurgusu, kadrajları ile 20 lerin sovyet sinemasını hatırlatan filmdir, bilhassa ani flaşbekler daha doğrusu kuleshovvari efektler, bir kirsanoff ya da vertov dan kesit gibidirler.. fakat kimi yerlerde göz alışkanlığı mıdır artık bi şaryo hareketi ya da zoom herneyse, istiyor, "imkansızlıktan dolly bulamadık be baba" diyor film avaz avaz .. hayır, kurguyla halledilebilirdi bu durum ya da ona göre çekilebilirdi, eğer akla tunç okan ın sinema dilinin şaryo kullanımına zaten izin vermediği fikri geliyorsa diye söylüyorum ..

    bir çok faktör bu filmi özel kılıyo türk sinema tarihinde, şöyle bi başlasam, mesela, yönetmenin avrupa ve türk kültürünün ikisine de aşina oluşu, kadraj kompozisyonlarıyla, kurgusuyla bir şeyler demeye çalışması, filmin kısalığı, müziği, yönetmenin kendisinin başrolde oluşu, oldukça teatral oyunculuk (ki bu gayri ihtiyari mi olmuş emin olmamakla birlikte), senaryonun cüretkar-tavizsiz hali falan feşmekan diye gider sıralama .. ama bence en önemlisi , yönetmenin böyle bi film yapma konusundaki gayreti daha doğrusu yönetmenin oldukça somut ve soyut, mühim ve anlatmaya değer bir derdinin oluşudur.. o derdi ancak ve ancak sinema yoluyla anlatabileceğinin farkındalığıdır, derdin acı verici sonuçlarını sinematik mucize ile mizaha dökme, trajikomik kılmasıdır..

    kendi halinde yabancıya -yalnız türke değil- potansiyel pislik-keş gözüyle bakan bir isveç vardır ortada.. isveçe özgüdür bu durum tüm avrupaya mal edilmez belki, ama tıpkı o meydanın geometrik bütünlüklü üçgenlerinin ortasındaki böcek misali duran otobüsün verdiği huzursuzluğun işaret ettiği gibi dışa kapalıdır o toplum, üçgenler gibi bütünleşmiştir, çarklar tıkır tıkır işlemektedir, o kadar .. gerisi türklerin sorunudur, türklerin cehaletidir, türklerin bok yemesidir (havaalanında esrar taramasına maruz kalan tunç okana-dolandırıcıya yapılan muamelenin sebebi türk olması değil türkiye nin jeofiziki konumunun uyuşturucu kaçakçılığını kolay ve mümkün kılması olabilir tabi ki) ..

    peki bıyıklı türklerin kendi aralarında dahi konuşmamalarına ne desem bilemiyorum, nedir burdaki olay absürdlük müdür, onca yol gelip bi arkadaş olamayacak kadar hödük olduklarını anlatma çabası mıdır.. birbirlerini yabancı toprakta koruyup kollamak yerine kaybolan arkadaşlarının adını bile zikretmemek nası bi senaryo mantığıdır, saçmalıktır bilemedim .. konuşmak iletişmek de bi medeniyet göstergesidir elbette de bu kadar ilkel bir türk imajı çizmek (az kasıp otobüstekilere maymun kostümü de giydirebilirdi tunç okan, böyle de ilkeldirler diyerek) akıldışılığı bırak insanlık dışıdır yahu ..
    ama özellikle tuncel kurtiz acayip oynamış, fevkalade..
  • milyonlarcamızın yıllar boyu dile getiremekte zorlandığı gerçekleri 30 yıl önce görüntüye yansıtarak, popülist türkleri aşağılama modasından faydalanmadan, her türk insanının kaldıramayacağı bir üslupla ele alan, kimi zaman gerçekçiliğinde üstüne çıkan, hafif kara mizah soslu zehir zemberek bir film.

    otobüsün çekildikten sonra, iki isveç polisinin aracın içerisine girdiklerinde karşılarında gördükleri kaçak işçilerin yüz ifadeleri, çaresizliğin ortaya çıkardığı acziyetin kare kare görüntüsüdür. sessizlik orada çaresizliği ifade eder. otobüsten indirilmeye çalışılan kaçakların polise direnmesi, adeta bütünleştikleri sığınakları otobüsten ayrılmak istememeleri oldukça hazin bir sondur. hüzünlendirir.

    kandırılan masum köylüler yine kendi ülkelerinin vatandaşı tarafından dolandırılmışlardır. zira, türkün türkten başka dostu yoktur düsturu bir bakıma yalanlanarak, kendimize en fazla zarar verenin yine bizler olduğu kanıtlanmıştır.

    düşünüyorum da, eğer polisler gelip onları otobüsten çıkarmamış olsaydı, sonsuza dek orada kalacaklar mıydı?