şükela:  tümü | bugün
  • enterasan olayların geçtiği mekanlardır.

    eskiden şehirlerarası yolcu taşımacılığında mutlaka uğranması gerekli yerlerdi.firmalar otobüs garajlarının dışında önemli semtlerde de bilet satışı için yazıhane açarlardı.

    galiba 1965 yılı idi.1966 da olabilir.döviz alıp satmak üzerinde bulundurmak sıkı kurallara bağlı.sadece yetkili bankalar döviz bozabiliyor...
    ankarada izmir caddesinde uludağ turizm isimli bir şirketin
    acentesi vardı..bu yazıhaneyi uzaktan akrabam birisi çalıştırıyordu. kendisi başka bir semtteki yazıhanesinde duruyor,burayı da bir kadın sekreter tutmuş onun vasıtasıyla yönetiyordu.
    bir cumartesi günü akşam vakitlerinde yazıhaneye uğradım.istanbuldan gelen otobüs yolcuları indirdi.
    50 yaşlarında esmer orta boylu bir kadını ,şoför ,yazıhane sekreterine teslim etti. “türkçe bilmiyor.yardımcı ol” dedi.gitti. sekreter yabancı dil bilmiyor.kadın ingilizce ,fransızca,arapça ve italyanca derdini anlatmaya çalıştı,olmadı.benim yabancı dilim de yok gibi.ben de faydalı olamadım.dışardan geçen ve tahminen odtü'lü olan bir gence el ettim.arkadaş ingilizce biliyor.kadını dinledi . (italyada bir şirkette sekretermiş.avusturyada erkek kardeşi varmış.onu gördükten sonra istanbula uçakla gelmiş.lübnan vatandaşı imiş.karayolu ile ankara-adana üzerinden beyruta gidecekmiş.ankaraya inince türk parasının kalmadığını anlamış. üzerinde yabancı para var.bu parayı bozdurması lazım.cumartesi olduğu için bankalar kapalı.bozduramıyor.ertesi gün de pazar.otele ödeme yapamıyacak.adana için bilet alamıyacak.katolik imiş.vatikan elçiliğine telefon etmek istiyormuş) genç arkadaş işim var dedi gitti. rehberden vatikan elçiliğinin telefonunu bulduk. kadın telefon etti.10 dakika kadar italyanca konuştu.karşı taraf türkçe biliyormuş.bizim sekretere “elçiliğe getirebilir misiniz” demiş. sekreter yazıhaneden ayrılamıyacağını söyleyince ben acıdım kadına, götüreyim dedim.bir taksi tutuk vatikan elçiliğine gittik.türkçe bilen bir kavas kadını aldı içerde bir yere götürdü.döndü. kadın 15 dakika kadar kaldı.50 lira vermişler.pazar günü ve otel için yeter demişler.ben bizim eve götüreyim.misafirimiz olsun dedim.kavas kadına tercüme etti. kadın olmaz dedi.anne-babamın evi dedim. tamam dedi. kadını alıp dikimevindeki evimize götürdüm.kardeşim iyi ingilizce biliyor.
    babam kadını görünce “ bu kim, şimdi de eve kart karı mı getiriyorsun dedi” turist dedim.inanmadı. neden sonra kabullendi.pazar günü kardeşim ankarayı gezdirdi.pazartesi döviz bozdurup adana otobüsüne bindi.
  • otobüs yazıhanesi denilince aklıma gelen ilk yer üsküdar harem. küçüklüğümden bu yana tüm şehir dışı seyahatlerimizin başlangıç noktası olan harem sadece istanbulluların değil, neredeyse tüm türkiye'nin temas etmiş olduğu kaotik bir yer.

    otobüs yazıhaneleri ve çalışanları deyince aklıma nedense "kurtlar sofrası" geliyor. askılı beyaz atletin üstüne beyaz naylon gömlek giyip gömlek yakasına kumaş mendil sıkıştıran, şişkin iğrenç göbeğiyle adeta gurur duyan, kadın ya da erkek hemen herkese sikecekmiş gibi bakan, yumurta topuklu sivri burunlu siyah parlak kösele ayakkabılı, anfi yutmuş gibi bağıra bağıra konuşan, götü yere yakın şerefsiz kevaşe mahdumları geliyor aklıma.

    öz güven patlaması yaşayan, tatar ramazan aromalı barzolardır bunlar. bak kaç yaşına geldim, halen otobüs yazıhanesi guard aldırır bana. az önce biriyle tartışmışım gibi kaşlarımı çatar, sert bir mizaç verir, çakı gibi dururum önlerinde. gözüyle seni tartar, üç saniyede de notunu verir eşşoğlu...

    uçak biletlerinin düşmesi, otobüs firmalarının belini kütürdetti. çok iyi çok da güzel oldu tamam mı! bir sabiha gökçen'deki iklime bak dönüp, bir de harem'deki. biri manhattan biri cizre. avam insanlar!