şükela:  tümü | bugün
  • otobüs penceresinden hayata bakmak için çok güzel bir fırsattır. yine de bu bakış yanınızda oturan şahıs yüzünden pek uzun sürmez. her kimse kesin duyulmayı bekleyen fikirleri, yatıştırılmayı bekleyen endişeleri, paylaşılmayı bekleyen acıları vardır. havadan sudan girdiğiniz muhabbetler, içinizde sır olacak gözyaşlarına dönüşür yavaş yavaş. rahatlayan şahıs öğüt filan da istemez zaten, içinde birikenlerin sözlerde kendine bir anlam kazandırması onun için yeterlidir çoğu zaman. çok çok çok nadiren "anlat" der size nezaketen. pencereden dışarı bakıp "yok öyle bişi" dersiniz. omuzunuza çöreklenirken duymak istediği sözler de bunlardır zaten. eğer geceyse müziğinizle başbaşa kalırsınız yıldızların altında. bari hayatın anlamını bulayım diye giriştiğiniz düşüncelerden müzik koparır sizi, alır götürür hayallere...
  • 8 saati asiyorsa oldurucu olan yolculuk sekli.
  • tatil dediğimiz şey kafa olarak boşalmak, rahatlamak gibi birşeyse, uzaklaştıkça yaşadığınız yerdeki sorunlardan soyutlandığınızı sürece uzun sürmelerinden ötürü en iyi hissetmenizi sağlayan ulaşım şekli. gece yarısı karanlık olan dışarıya, alışık olmadığınız şehirlerin ışıklarına bakılır. molalarda "dadundan yenmeyen" çorbalar içilir, varmaya yakın artık sıkılmış olduğunuzdan ve yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmiş olmanızdan kaynaklanan bir heyecan sarar filan...
  • gece yolculugu ise hava güzel oldugu takdirde ay ve yildizlar esliginde rahat rahat yapilr, gündüz ise günes olmayan tarafta olani makbuldür. hava kötü ise her an biseyler ters gidecek korkusuyla yapilir. hava nasil olursa olsun, yolculuk yapan birini beklemek zordur. en rahati ise hic yola cikmamak veya hicbir sevdiginizi dizinizin dibinden ayirmamaktir...
  • yurdum insanını ve şehirleri tanımak için en büyük fırsatlardan biridir.
    uçak yolculuğunda daha insancıl ve paylaşımı daha fazla olan yolculuktur.
  • eğer yanınızda anlaşabildiğiniz insanlar varsa veya yalnız başınaysanız çok zevk alabileceğiniz yolculuklardır. ancak ne zaman yanınıza çekilmez biri oturur, oradan uzaklaşmak istersiniz..
  • herkes kendini özel hissetmek ister, ama muavinler pek önemsemez bunu, kimi ekstra şeker ister, kimi hiçbir şey istemez karizma yapar, kimi uykuya teslim eder kendisini şoförün yerine, kimi yumurta yer otobüse damgasını vurur, kimi yanındakine yolculuk nereye diye sormakla görevli adamlardır, her yolculuk , her şehirler arası yolculuk birbiryle aynıdır, birbirinin tekrarıdır.
  • içinden geçtiğiniz köylerin geceleri, ne istanbul'un, ne ankara'nın ne de başka yerleşim yerlerinin geceleriyle kıyaslanamayacak kadar karanlıktır...ama başınızı biraz kaldırırsanız gökte "yıldız" denilen yanıp sönen o küçük parıltıları görür; küçük bir çocuk kadar sevinirsiniz..sonra şaşırırsınız, insan bir "yıldız" gördüm diye sevinir mi..fark edersiniz ki; içinde "yaşam" mücadelesi verdiğiniz şehirlerde yıllar var ki başınızı kaldırıp göğe bakmamışsınızdır..zaten baksanızda bir "kara duman" göreceksinz..insanların "daha fazla, daha fazla" derken ruhlarının iç yüzünü yansıttıkları o geniş tavanın yıldızları kurumuş, ölmüştür şehirlerde..tıpkı "umutlar" gibi..şimdi siz "yenilenip, dinlenmeye" güneye iniyorsunuz..aslında yanılıyorsunuz..şehirdeki her türlü yorgunluğun düşünüldüğü, ve şehirdeki mimarın tasarladığı ve şehirdeki adamın yaptırdığı o otelde yine yoracaklar sizi..bir parça deniz ve bir maviyle kandıracaklar...oysa hiç birimizin yapamadığı bir seçenek kıyıda köşede durur hep..otobüs o karanlık köylerin içinden geçip giderken birdenbire "durun..inecek var!" diye bağırıp, tüm tepkileri üzerinize çekme pahasına otobüsten inip, bir evin kapısını çalarsınız..yaşlı bir kadının elleriye açtığı böreği yerken.."insanlık" dersiniz ölmemiş, şu yaşlı ninenin küçük evinde yaşıyor hala..yaşam savaşı veriyor mu demeli yoksa?

    not:kötülük tabii ki her yerde..çaldığınız her kapıda karşımıza çıkabilir günümüzün hayatında..ama hala "insanlığın" yaşadığı yer derseniz; "kara duman" şehirlerde olduğunu iddia edemezsiniz..