şükela:  tümü | bugün
  • nesne ilişkileri konusunda söyleyecek pek çok şeyi olan değerli bilim adamı, alman. ancak çalışmalarını amerika'da sürdürmüştür. "kernberg, new york hastanesi-cornell tıp merkezi, westchester bölümü'nün tıbbi sorumlusu ve dekan yardımcısıdır" demektedir metis yayınları. en azından fazla almanca isme sahip bir zat olarak alman kökenli olduğu varsayımında bulunulabilir..

    borderline karakterler üzerine çalışmaları vardır.
  • amerikan psikiyatri derneği üyesi ve aynı zamanda cornell üniversitesi tıp fakültesi'nde psikiyatri profesörüdür. psikanalitik tıp derneği başkanlığı yapmıştır. kendi alanında bir çok ödüllü kitabı vardır.
  • kendisi,özellikle borderline ve narsist patoloji olmak üzere kişilik bozukluklarıyla ilgili oldukça faydalı ve bilgilendirici çalışmaları ve yazıları (cümleleri 6-7 satırda bitse de aslında basit, kolay okunur ve anlaşılır cümlelerden oluşan yazıları vardır) bulunan ve çoğunlukla bununla tanınıp alanında çeşitli ödüller sahibi ve 1928 viyana doğumlu olan, ancak 1959'dan beri amerika'da çalışmalarını sürdüren değerli bilim insanlardan biridir.

    not: ben de kendisini tanımlarken 5 satırda biten tek bir cümle kurmuşum, ilginç olmuş.
  • otto kernberg'in köln'de bir kongreye katılacak olması üzerine, eleştirel psikolog klaus schlagmann'ın ele aldığı bir yazı. sertan batur çevirmiş junge welt'den, buyrun.

    " oral öfkeyi sağaltma dersi

    insanları aşağılayan psikanalist otto f. kernberg köln’de bir kongreye katılıyor. tabipler odası eğitim puanı veriyor.

    klaus schlagmann*

    12 yaşındayken ailesinin toplama kampında öldürüldüğünü gören biri, yetişkinliğinde kadın ve çocuklara karşı dikkat çekici biçimde saldırgan davranıyor. bu “kronik saldırganlığı” otto friedemann kernberg’in psikanalitik çözümlemesine göre hastanın bebekken anne memesinde geliştirmiş olması ve toplama kampına beraberinde götürmüş olması lazım. bu tür bilgeliklerle kernberg yeni yetişen psikanalistleri eğitiyor. kernberg’den bir toplama kampı ya da işkence kurbanının sorularına (“bana inanmıyor musunuz?, benimle aynı görüşte değil misiniz? korkunç değil mi?”) doğru terapötik yanıtlar vermeyi de öğreniyoruz: “kendinize ait bir düşünceye sahip olmak yerine, benim düşünceme niye ihtiyaç duyuyorsunuz?”
    üstadın sunduğu, ilkokula giden bir kız çocuğunun babası tarafından maruz bırakıldığı istismarı “tipik olarak... anneye karşı cinsel anlamda uyarıcı bir zafer olarak” deneyimlediği bilgisi de göklere çıkartılıyor; çocuk “suçunu tolere etmek” zorunda.
    bir süre önce çocukluğunda cinsel istismara uğramış bir kadın hasta kernberg’in kliniğinde terapisti tarafından cinsel istismara uğradıktan sonra kendini öldürdü. terapist ve klinik dava edildi. kernberg’in vakayla ilgili kinik “analizine” göre “antisosyal” hasta terapistini baştan çıkartmıştı. “kurbanın fail olması” söz konusuydu. kernberg şöyle diyordu: “ölüyken nasıl intikam aldığını, aynı zamanda nasıl hem kurban, hem fail haline geldiğini görüyorsunuz”.
    kernberg’e göre eğer analist hastayı 80. kat penceresinden aşağı atıp, aşağıdan hafif bir “plopp” sesinin gelmesini memnuniyetle bekleme isteği duyuyorsa, bir terapi iyi gidiyor demektir.
    bütün bunlar ve söylemediğimiz başkaları “kişilik gelişimi ve travma” başlıklı makalede okunabilir. bu makale kernberg’in lindau psikoterapi haftaları sırasında verdiği aynı isimli konferansa dayanıyor. 2008 yılına kadar kernberg bu organizasyonun bilimsel danışma kurulunda yer aldı. bu konferanstan kısa süre sonra 1997’de uluslararası psikanaliz derneği’nin (ipa) başkanı seçildi.
    konferansın ses kaydından duyulduğu kadarıyla kernberg terapistinin istismarı sonucunda kendini öldüren ve böylece analistinden “intikam alan” hastasından bahsettiğinde dinleyicilerini kahkahalara boğuyor. yaklaşık 1000 dinleyicinin, terapi dünyasının kaymak tabakasının hayran alkışları, bize güvenle burada psikanalitik bilgeliğin incilerine tesadüf ettiğimizi söylüyor.
    cuma gününden pazar’a kadar ülkenin tıbbi ve psikolojik psikoterapistleri bir kez daha kernberg’in büyük sağaltım dersine katılma fırsatı bulacaklar. “kişi, kişisel, kişilik” kongresine katılım tabipler ve psikoterapistler odası tarafından günlük 12 eğitim puanıyla ödüllendiriliyor. “2009 köln terapi günleri”nin duyurusu “otto f. kernberg geliyor!” diye başlıyor: “80 yaşına varmış olan bu psikanalist, araştırmacı, teorisyen, uygulamacı ve yenileştiriciyi psikoterapinin bir efsanesi olarak tanımlamak abartılı olmaz.” kongreyi düzenleyen köln davranış terapisi akademisi hayranlıktan taklalar atarak şöyle diyor: “otto kernberg adı meslektaşları en büyüklük derecesiyle konuşmaya sevk ediyor. kernberg psikiyatri ve psikanaliz içindeki öncü ve en etkili düşünürlerden biri olarak görülüyor ve dünyanın en sık alıntılanan psikanalisti sayılıyor. üretkenliğinin, angajmanının ve performans çeşitliliğinin ölçüsü büyüleyici. kendini onun adıyla süslemeyecek hiçbir büyük psikoterapi kongresi yoktur. otto kernberg sayısız ödül, tazim ve unvan ile donatılmıştır.”
    eleştirel psikologlar için bu göklere çıkarma psikoterapistler loncasının iman yemini. gurunun adı bütün terapistler camiası için malum. meslektaş çevresindeki talep, kernberg’in kitaplarının gerçekten pek kimse tarafından okunmadığını gösteriyor. kernberg’in konferanslarında retorik kalıplar ikiyüzlü, adeta neoliberal bir insan horlamayı gizliyor: her bebek ya da küçük çocuk kendi mutluluğunun mimarıdır. bu “teorinin” temeli sigmund freud’un inançlı bir şekilde devralınan doktrini. doruk noktası ise kernberg’in kendi kişisel notu.
    1939 yılında yahudi ailesiyle birlikte viyana’dan şili’ye ve oradan 1961’de abd’ye göç eden kernberg hastalarının bütün gerçek acı yaşantılarını karartıyor. davranış problemlerinin kaynağını “oral öfke” (her ne demekse) çemberinde belirsiz bir sis bulutuna gömülmüş erken çocukluk sapkınlıklarında arıyor. köln akademisi kernberg’in bu çelengini şöyle süslüyor: “onun nesne ilişkileri teorisini geliştirmesi kişilik gelişimi için temel olan erken ilişki ve bağlanmanın niteliğine odaklanmıştır. böylece kernberg bilimsel araştırmanın, psikanalizi kişisel etkililik inancının sis perdesinden apaçıklığa dayalı bilimselliğe yükseltmeye cüret eden bir öncüsü ve savaşçısına dönüştü.”
    cinsel istismara uğramış küçük bir kız suçunu tolere etmeli. bir toplama kampı yaşantısı anne memesindeki bebeğin davranışı karşısında tümüyle sorunsuz. “bilimsellik” ve “apaçıklığa dayanma” böyle kazanılıyor.

    * yazar psikolog ve saarbrücken’de yaşıyor."

    kaynak: junge welt, 30.10.2009, sayı 252, s. 12. http://www.jungewelt.de/2009/10-30/055.php
    (çeviri: sertan batur)
  • iki kez türkiye'ye de gelmiş, amerikan psikanaliz birliği eski başkanı psikanalist.
    borderline kişilik örgütlenmesi kavramını geliştiren, nevrotik, psikotik ve borderline kişilik örgütlenmeleri arasındaki farkları ele alan, çağımızın en büyük kuramcılarından biri.
    kernberg'e göre borderline kişilik örgütlenmesi gösteren kişiler, nevrotik olanlardan şu hususlarda ayrılır. 1) borderline kişilik örgütlenmesi gösterenlerde kimliği bütünlüğü yok, nevrotik olanlarda vardır 2) borderline'lar temel olarak splitting (bölme) savunma mekanizmasını yardımcı olarak da ilkel savunma mekanizmalarını kullanırken, nevrotikler temel olarak represyon (bastırma) savunma mekanizmasını ve yardımcı olarak üst düzey savunma mekanizmalarını kullanır. 3) nevrotiklerde gerçeği değerlendirme yetisi her zaman sağlam kalırken, borderline'larda strese bağlı geçici bozulmalar olabilmektedir.
  • freudyen geleneği tamamen reddetmez özellikle kişilik bozukluğu alanında , narsistik ve borderline kişilik bozuklukları konusunda epey analitik yorumları vardır.
  • (bkz: erotik arzu)
    (bkz: #59607552)
  • kişilik bozukluklarına farklı bir bakış açısı getirmiştir. birçok kişilik bozukluğunun iç içe geçmiş olduğunu söyler. örneğin narsistik, antisosyal, şizoid, paranoid kişilik bozukluklarının tümünün altyapısını borderline kişilik özellikleri oluşturur.
  • ''bu insanlar dış nesneleri tümgüçlü ve zalim olarak algılarlar. sağ kalmanın yolu tamamen teslim olmaktır. sonrada nesne ile özdeşleşmek. ya da alaycı bir iletişim tarzını benimsemek. bu sayede nesne ilişkilerinde zalimle özdeşleşmek yada mazoşistik bir şekilde boyun eğmek yerine masum bir seyirci haline gelir.'' -habis narsisizm üzerine

    yani eğer bir kişi söyledikleriniz ile sürekli şaka espiri yapıp ciddiye almıyor ise onun üzerinde muhtemel ezici etkinize bakın diyor otto.