şükela:  tümü | bugün
  • palma de mallorca veya barselona üzerinden ucuz uçak bileti bulunabilir.

    yöresel kıyafetleri ve çalgıları şaşırtıcı derecede doğu karadeniz'inkilere benzer. yerel dilleri asturianu'dur.

    çok az kişi ingilizce bilir, onlar da çok kötü konuşur. hatta ingiliz dili ve edebiyatı okuyanlar dahi kötü konuşur. yaşlılar genellikle fransızca bilir. ingilizce konuştuğunuzda kızarlar fakat ispanyolca parçalamaya çalışırsanız derdinizi anlamak için ellerinden geleni yaparlar.

    sucuklu kurufasulye * ve sütlaç * asturias mutfağının en yaygın tariflerindendir. patatesli yumurta* ve deniz ürünlü pilav* da oldukça yaygın yemeklerdir. enteresan bir sunumla servis edilen sidra yöresel içkileridir ve alışkın olmayanlar için tadı ve kokusu çişe benzer. şehre hakim başka bir koku da kesif jamón kokusudur. evler, restoranlar, marketler... her yer jamón kokar. avrupa'nın kalanında olduğu gibi burada da döner satan lokantalardan bol bol bulunur, hatta "istanbul döner" isimli bir tane vardır fakat tüm dönercileri pakistanlılar işletir. italyan pizzacılarını da...

    bizdeki bir milyoncuların muadili çin pazarlarına adım başı rastlanabilir. çinliler yasal çalışır, ama yasadışı göçmen zenciler çok fazladır.

    denize direkt kıyısı olmasa da 20 dakikalık bir otobüs yolculuğuyla deniz kenarına gidilebilir. şehrin yamacına kurulduğu dağlardan birinin tepesinde rio de jenerio'daki isa heykeline benzer bir isa heykeli bulunur. ayrıca şehir, gotik üslupta inşa edilmiş san salvador katedrali çevresinde şekillenmiştir.

    otobüs ve gündüzcü taksi şöförleri çoğunlukla kadınlardır. çöp ve temizlik arabalarını da genelde kadınlar kullanır.

    çöpçülere ecologista derler. bu ecologista'larla ilgili de bir anım var: bizdeki gibi her köşede bakkal olmadığından, sigara ya marketten ya da barlardaki otomatlardan alınır. gün ortasında bir saat sigara almak için evimin altındaki bara indim, çöp toplama zamanı olmamasına rağmen sokakta çöp arabası duruyordu. barda da birkaç erkek ecologista ve mini mini giyinmiş birkaç cici kızdan başka kimse yoktu. efendim konuşmalardan anladığım, kızlar biralarını içiyor, çöpçü abileri tanımıyor ama birden bir an geliyor, muhabbet açılıyor, herkes şen kahkalar atıp eğleniyor. işte böyle bir dünya hayal ediyorum ben de; cinsiyet, sınıf vb. önyargılar olmadan beraber içten gülebilmek... (biliyorum troll, biliyorum ki oradasın ve küflü minik kafandan kızların orospu olma ihtimali, çöpçülerin kızların götüne bakması gibi sahneler geçiyor, geber bence)

    neyse efendim, şehrin temizliği gerçekten dikkat çekicidir. yağmur yağdığında dahi, ki çok sık yağar, tüm sokaklar her akşam yıkanır. bizdeki 5 yılda bir değiştirilen adi kaldırım taşlarına alışan ayaklar, oranın kaliteli ve cilalı granit kaldırım taşlarında bol bol kayar. temizlik konusunda tek istisnai durum, eski şehirdeki eğlence mekanlarının bulunduğu bölgedir, sarhoş ispanyol gençler kalabalık sokaklarda hiç çekinmeden çıkarıp işerler ve gecenin ilerleyen saatlerinde sokaklar altgeçit tuvaleti gibi kokar.

    yaşlı nüfusun da yoğun olmasına rağmen öğrenci kentidir. gençler geceyarısına kadar evde/sokakta* içer ve geç saatlerde eski şehirdeki* eğlence mekanlarına giderler. gece hayatı ufak bir şehirden beklenmeyecek kadar hareketlidir. barlar ve klüpler sabaha karşı kapanır. hafta sonları sabah 6-7 gibi, hareketli gecenin ardından yakın şehirlerdeki evlerine dönmek üzere otobüsleri dolduran sarhoşları görebilirsiniz.

    üniversite kampüsünün etrafında bizim alışkın olduğumuz gibi surlar yoktur. kampüs, açık bir bahçe içerisindeki binalardan oluşur. hatta akşamüstleri günbatımına yakın bahçenin çimleri biçilirken insanlar köpeklerini gezdirmeye gelir kampüs bahçesine. kantin oldukça ucuzdur, alkollü içecekler de satılır.

    şehirde hoş bir güzel sanatlar müzesi vardır. müzenin reklamını el greco resimleriyle yapıyorlar, bir hevesle el greco göreceğiz diye gittik, el apostolado portrelerinden başka bir şey yoktu. *

    benim orada yaşadığım dönemde orhan pamuk'un masumiyet müzesiyeni çıkmıştı ve tüm kitabevlerinin kapısında afişleri, reklamları vardı, aylarca da bestseller raflarında durdu.

    çalışmaya sabah 10'da başlarlar, 2-5 arası siesta yaparlar, 5-8 arası tekrar çalışırlar. pazarları marketler kapalıdır. hafta sonu dışında ayda en az 3-4 gün tatilleri vardır. öyle kuru kuru tatil değil, neyi kutlayacaklarsa insanlar giyinir kuşanır, yürüyüşler ve geçit törenleri yapılır. bir keresinde, ana caddeyi yine kapalı görünce taksiciye sordum bu sefer ne olmuş diye, "isa'nın doğacağını haber veren yıldızı gören üç müneccim kralı" kutluyorlarmış... noel zamanı şehrin caddelerindeki hoparlörlerlerden çok kısık ve hoş bir sesle gün boyu ilahi yayınlarlar ve kilise meydanına noel sahnelerinin maketlerini koyarlar. kısacası milli, dini, resmi her şeyi kutladıkları gibi, irlandalılar'ın aziz patrik günü günü gibi ithal bayramları da kutlarlar.
  • fernando alonso nun dogdugu sehir
  • ispanya'nın özlenilen, rahatlığı ve yaz akşamları bir türlü kararmayan havasıyla akıllarda kalan şehri.
  • vicky cristina barcelona filminin cekildigi ispanya sehirlerinden birisidir.
  • okunuşu: obiyedo olan şehirdir. kuzeydeasturias özerk bölgesinin başkentidir.eğer oviedo'ya madrid yönünden otobüsle giderseniz muhteşem manzaralar, dağlar, kıvrımlar* görebilme şansınız olur ve 4-5 saatte ulaşımı da sağlayabilirsiniz (yeter ki metroda şansınıza ingilizce bilen biri çıksın da otogara ulaşın).çok eğlenceli, gezmekten zevk alacağınız eski bir maden şehri ancak zara'sından çılgınlar gibi alışveriş yapamıyorsunuz fiyatlar neredeyse ülkemiz ile aynı. ara sokaklarında yürümek güzeldir.havalanı gjon şehrinde olduğundan uçağınız erken saatteyse terminalden bir gün önce havaalanı otobüsü için bilet almayı ve 1 saat yolda gitmeniz gerektiğini unutmayın.
  • woody allen'ın gerçek ebatlarda bir heykeli vardır bu şehirde. lakin vicky cristina barcelonada özellikle göstermemişler.
  • ispanya'nın kuzeyinde, asturias bölgesinde yer alan şehir.
    güneyden karayolu ile geliyorsanız bu şehre, yeşil ve güzel olduğu kadar zor ve virajlı bir dağ yolu sizi beklemektedir.
    şehre geldikten sonra bizim karadeniz şehirlerimizi andırdığını göreceksiniz. havası son derece temiz ve ferah olan bu şehirde bizim şehirlerimizden farklı olarak old town dedikleri tarihi merkezi günümüze kadar gelmiştir; gelmekle kalmamış turizm adına güzel bir şekilde de sunulmaktadır insanlara.

    yakın olduğu bölgeler ise, kuzeyinde yer alan liman kenti gijon ve doğal güzelliği ile büyüleyen ünlü haç merkezlerinden covadonga. covadonga benim gördüğüm doğa güzelliği ile büyüleyen ender yerlerden.

    oviedo benim için bir yol üstü şehriydi, bir daha yolum düşer mi bilmem ama sessiz ve yeşilliği ile yaşanabilir bir şehir intibası bıraktı bende.
  • ispanya'nın kuzeyinde yer almaktadır. asturias'ın başkentidir. austrias prensesi oviedoludur. madrid'ten gidecekler için en rahat, en ucuz ve kolay yol yaklaşık beş buçuk saat süren tren yolculuğudur. bu sayede yol boyunca içinden geçilen şehirleri de görme fırsatı olabilir. oviedo havaalanı şehir merkezine oldukça uzaktır ve taksi de bir o kadar pahalıdır. konaklama için oviedo üniversitesine yakın apart hotel kampus kesinlikle tavsiye edilebilir. sidra içilmeden dönülmemelidir.
  • burası gayet küçük bir şehir, gijon'la birlikte austrias'ın iki büyük şehri olarak geçiyor. keltik kökenliler bol miktarda olduğu için cafelerde gayda çalan tipler bir anda peydahlanıyor. gayette güzel yapıyorlar.

    şehir yürüyerek dolaşılabilecek büyüklükte, restauranlar ve cafeler bolca var. şehir meydanında, meclis binasının karşısından devam eden sokağa girdiğinizde sol tarafta bir pastahane var. orası ovieodo'un meşhur pastanesiymiş ince küçük çukulataları da meşhurmuş kadınlara hediye olarak alınırmış o çikolatalar. gidince deneyin.

    pilgrim'lerin uğrak yeri olan katedral'de gezip görmeye değer, katedralin içerisinde kutsal hazinelerin saklandığı bir bölüm var buraya parayla giriliyor. bence fırsatınız varsa girin, hazinenin kutsallığı kısmı sizi çok etkilemeyebilir ama bin sene önce inşa edilmiş duvarlara dokunmak insanı heyecanlandırıyor.

    bir de bölgeye özgü ağaç ayaklar üzerinde duran evler var. isimlerini hatırlayamıyorum birkaç ay oldu gideli. bu ayakların yukarıdaki evle birleşen yerleri yere basan yerlerine göre daha küçük yani çapı yukarı çıktıkça küçülüyor bunun nedeni de farelerden korunmakmış. o denli çok fare varmış yani. veba salgını dönemine denk geliyor mu diye sordum oradaki arkadaşlara olabilir dediler ama çokta emin olamadılar. bu evlerin merdivenleri de evin ynaında ama evle direk bağlantısı yok. ilk önce merdiveni çıkıyorsun sonra zıplayarak evin içine giriyorsun. ya da belki tahtadan portatif bir köprü olabilir. şehrin dışında biraz çıkınca bu evleri de görebilirsiniz.

    bir de şehrin hemen başladığı yerde bir tepe var sanayi tarafında bu tepede çok güzel restaurant ve cafeler var. tepeyi inip çıkan bisikletçilerin haddi hesabı yok. en üstte rio daki gibi bir jesus heykeli var ama o kadar büyük değil. yol üzerinde eski krallıklardan kalma saraylar var. şimdinin malikanesi kadar büyüklükte korumaya alınmış yerler. heryer yeimyeşil. ovieodaya kadar gitmişsiniz bir çıkıp gelin derim. tepe dedim ama yüksekliği de 800 metre civarında demişlerdi.
  • yine benden önce, hislerimi tutup şarkı yapmış (bkz: blind pilot).

    aşk olsun çocuk.

    ve 'some things are better left unsaid' deyişinin en yakıştığı yerlerden biri olsa gerek.

    the thrill here is quicker than you'd think
    the way some jet-lagged bar kept pouring the wine
    from over their heads then sit back down again
    four times is once too much for luck
    and that's how many times the clock struck
    ı wandered home saying your name

    the arches here were built 'cause they don't fall,
    the cathedrals to make you feel small,
    that you might find your small soul.
    but leave the preaching to the president.
    the crowd cheers. his eyes get wet.
    ı'm full as it is, ı'm full as it is
    so don't feed me more.

    you'll be having my head, big as a birthday
    'cause ı left all my doubts on the airplane.
    ı didn't know, ı didn't know ı'm not in control
    ı didn't know, ı'm not invincible.

    now maybe some things are better left unsaid
    but if you wanted to test that out, well, yeah, ı guess, ı could've said.
    but there were nights in bars that ı recall
    your breath was courage laced with alcohol
    you leaned in, you said,
    "make music with the chatter in here
    and whisper all the notes in my ears."
    ı didn't know, ı didn't know the weight of my tongue
    ı didn't know, ı didn't know what ı'd done.

    the lights here are softer than you'd think
    the dim lit peacocks in the trees,
    are hiding their eyes and their beauty, like me.
    but if my eyes were on my back
    ı know what ı'd be looking at
    through every shade of browns and greens.
    ı didn't know, ı didn't know it was nothing new
    ı didn't know, ı didn't know it was you