şükela:  tümü | bugün
  • bir insanin baska bir insanin yaptigi seyi cok beyenmesi.tebrik etmesi.
    (bkz: dovmek)
  • (bkz: sena)
  • beğeni ile arşa yükseltmek.
  • (kimi zaman) övülmek arzusundan dogar.
  • değerli bulduğunu belli etme eylemi. önce önemsemektir övmek, bir şeye özenle eğildigini dile getirmektir. bir arkadaşımın kibrit çöpünden maket yapan komşusuyla tesadüfen tanışmıştım. 'nasıl oluyor da, kibritlerin yakılmamış tombul başları aynı yönde dizildikleri halde, dizili cöplerin üst bölümü alt yanına göre daha uzun olmuyor?' dediğimde, 'biliyor musun, kimse sormadı daha bana bunu, çöpleri ne denli dikkatle secerek dizdiğimi bundan iyi kimse övemezdi. bak anlatayım.' diye söze girdi. gözlerinin parlaklığı içimi açtıydı. övmek salt övüleni degil, öveni de kıvandırır. ince olanı fark ediyor olmak ve söyleyecek sözü bulmak hoştur zamanında.

    çektiğim bir dolu fotoğrafı, görüşlerini çok merak ettiğim güngörmüş bir yabancı dostuma gösteriyordum. içindeki yeşilliği saran rimel çerçeveli gözleri kısık, baktı baktı. 'ne güzel bunlar. ne marka makine böyle çeken?'. yutkundum. gittim icerideki çantamdan makineyi çıkarıp hiçbir sey söylemeden dostumun yaşlı ellerine uzatırken, alet işler el övünür ü ingilizceye nasıl çevirecegimi düşünüyordum.

    bana kalırsa, emek verenleri gereğinden az övüyoruz. övülenlerin çoğu da hakettiklerinden değil, bir çıkar beklendiğinden öyle oluyor. neden acaba? beğenme hakkımıza dahi ket vurulmuş diye düşündüğümüzden olabilir; yahut övünce eksigimiz anlaşılacak sandığımızdan.
  • fazla övünmek ne kadar tiksindiriyosa övmenin fazlası da o kadardır. hele ki överek kendine pay çıkaran bir kesim vardır ki artık bıkmı$ımdır, bunalmı$ımdır.. bir yemeğin en güzelinin yıllar önce onların gittiği bi yerde yapıldığını, geçen hafta gittikleri yerin ne kadar harikulade olduğunu, yaptıkları ettikleri gittikleri giydikleri her $eyin övmeye layık süper! müthi$! olağanüstü! $eyler olduğunu söyleyenlere yakında uçmaya ba$layacağımdır. her $eyin iyisi güzeli sizin olsundur tamam da artık yiterdir, bi çenenizi tutundur, susundur, azıcığı da size kalsındır, iki huzur verindir aa.
  • bazılarının şiirle yaptığı:

    "senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz
    kış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimiz
    alır başımı erzincan'a giderim seni düşünmek için
    dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor
    kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için

    bir bozuk saattir yureğim hep sende durur
    ne var ki ıslanır gider coşkunluğum durmadan
    durmadan
    dağ biraz daha benden deniz her zaman senden
    hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan

    kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm
    seni övdüğüm zaman
    güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda
    seni övdüğüm zaman"*
  • güzel bir şey, takdir ettiğini göstermek gibi ama sanki aslında pek de öyle değil. yakinen sahit oldugum bir olayla izah etmek isterim: a ve b adlarında iki kız düşünün, çocuğun adı da z olsun. bu arada a ve b yakın arkadaşlarım. z yıllarca daha güzel olan b ile beraberdi, seviyordu ama kötü davranıyordu. tripler, ara ara terk etmeler, kasılmalar, kızı yanımızda bozmalar gırla. "seviyordu" kısmını da kızdan biliyorduk, pek göremiyorduk, neyse yıllar sonunda b adlı kızımız bu çocuğu bıraktı. cocuk bi delirdi, barışmak için ugrastı, vs kız da istemedi, başkasını bulmuş bir de o ara. bu da intikam ateşiyle daha az güzel ama iyi bir kız olan a ile gizlice görüşmeye başlamış. kızlar malum birbirini çabuk satar. gel zaman git zaman bunlar sevgili oldu. biz de bu çiftle ilk defa bi yemekte bir araya geldik ama bunlar öpüştükçe biz bakacak yer arıyoruz, e kolay degil onca sene hepsini başkalarıyla görmeye alışmışız. ama dedik aşk bu olur, ılımlıyız hepimiz. hep beraber vakit geçirmeye başladık. z oglumuz surekli “a’nın gözlerine bakın inanılmaz, a sizce de cok guzel değil mi?, a’nın ayaklarının hastasıyım, bebeğim benim ne kadar zekisin, hayranım sana” tadında konuşup duruyor. baktık herkes göz göze geliyor “noluyor lan” bakışmaları. bu cocuk bize kaç yıllık arkadasımızı övdükçe övüyor. kızı seviyoruz, begeniyoruz ama o kadar da değil be abi. sanki bar rafaeli güzelliğinde, aretha franklin gibi yetenekli, marie curie gibi zeki, queen elizabeth kadar asil bir insan bu arkadasımız. bu övmeler uzun dönem devam etti, hepimiz ilişkilerini kabullendik ama tabii kızın elf olduguna inanmadık. işini, evini, parasını, ailesini öven insanlar için de aynı durum. demem o ki görgüsüz olmayan bir insanın sahip olduğu şey genelgeçer olarak çok iyi, çok güzel, pek şahane olursa övmeye ihtiyacı kalmaz, zaten herkes bilir onun muhteşemliğini ve hayran olur. adam kendi içinde yaşayabilir hayranlığını. ama varsa bir sıkıntı, bir emin olamama, kendini de ikna etmek için över de över. en son geçende bu çiftle bir buluştuk, artık evliler, övmeler bitti, hepimiz rahatız. konuyu bir umut sarıkaya eseriyle tamamlamak ister, esenlikler dilerim.
  • bir x kişisine y kişisinin ne kadar güzel/iyi/güvenilir bir insan olduğunu anlattığım vakitlerde istisnasız y kişisi -afedersiniz- yarrak gibi hareket etmeye başlıyor. birine övmeye de gerek yok aslında. kendi içimden bile y kişisinin ne iyi bir insan olduğunu geçirsem bir haller oluyor o kişiye. birinci dereceden yakınlar bile dahil bu değişime. o sebeple kimseye eyyyyyvallah etmemek, kimseye bel bağlamamak lazım. ipimle kuşağım olmak lazım. lazım lazım lazım lazım da olmuyor bazen de. bazen yanında nefes alan biri olsun diyorsun, otobüste dolu birçok yer varken, sırf havadan sudan iki kelam edebilmek için birinin yanına oturuyorsun, bazen de kimseyle muhattap olmamak için yolun 5 kat uzasa bile farklı yollardan gidiyorsun. ölmeden 15 dakika evvel çözeceğim sanırım bazı şeyleri hayatta.

    neyse.
  • guzel olani uygulak cirkin olandan uzak kalmak.