şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ankara devlet tiyatrosunda bu sezon oynanan oyunlardan biri olup konusu tanıtımında şu şekilde geçmektedir:

    istanbul! yedi tepeli şehir. her tepesinde her gün nice suçların işlendiği, iyiliklerin ve kötülüklerin kol kola girip dans ettiği o kadim, büyülü şehir. o şehrin seçkin bir semtinde bir apartman: hayırlı apartmanı. sevi hayırlı, çok tuhaf olayların yaşandığı çok tuhaf bir gecede öldü ya da öldürüldü.
    ne mutlu ki katiller kadar kahramanlar da var. komiser ramazan! o iyilerin dostu, kötülerin korkulu rüyası. adaletin ve huzurun yılmaz bekçisi.
    sevi hayırlı cinayetini çözmek için görevlendirilen kahramanımızın elindeki ipuçları şunlardı: yarım kalmış bir sufle, kullanılmış bir şırınga, boş bir ilaç kutusu ve bir sürü ıvır zıvır!
    oyun odasına ilk kim girdi? meşhur palamutzade elması gerçekten var mıydı? varsa neredeydi? bunlar ve daha pek çok soru cevabını buluyor…
    gelinler üç kaynana bir/ öbür dünyadan da sevilir/ yaşamanın tam sırası/ oyun odası!

    anında biletleri tükenen suç ve ceza, radyo-yu hümayun ve fare kapanı'nın aksine hala bilet alınabilecek oyunlardan.

    izledikten sonra oyun ile ilgili fikirlerimi belirtmek açısından bu entry'i editleyeceğim.
  • oyun tek perde ve 1 saat 20 dakika civarı sürüyor. tek mekanda geçiyor, ışık gayet güzel olmuş, dekor da iyi, bir tek arkadaki istanbul fotoğrafını beğenmedim dekorun havasını bozmuş.

    gelinlerden en büyük olanın hareketlerini itici buldum. sonuçta iyi oynadığı için bana sevimsiz gelmiş olabilir buna emin olamadım. komedi oyununda büyük oynanır buna itirazım yok ama rolün kaldıracağından fazla büyük oynuyor gibime geldi. diğer iki gelin dozundaydı.

    mali abi* rolünden daha komik birisidir aslında, rolünün elverdiği ölçüde showunu yaptı. hareketler, jestler, mimikler süperdi. kendisini de baş rolde göreceğimiz bir oyun çıkar diye umut ediyorum.

    bülent abim* ankara dt'de rol yeteneğine hayran kaldığım oyunculardandır kendisi. 3 şehzade'de beraber oynamıştık, o oyunda olduğu gibi diğer oyunlarında da muazzam bir doğaçlama yeteneği olduğunu gözümüze sokmaya devam ediyor.

    klişe espriler de var güzel espriler de var. keyif alınacak bir oyun çıkmış ortaya. süresi de uzun değil zaten, izlenmemesi için hiçbir sebep göremiyorum.
  • tanım: mustafa kılıkcı'nın yazdığı kuvvet yurdakul'un yönettiği ankara devlet tiyatrosu oyunu.

    oyunla ilgili çok yazılacak bir şey yok. yinede bir kaç kelime etmem gerekirse; oyun, klişe ve ucuz bir metinden oluşan, tek bir karakterin üzerine tüm yükün yüklendiği, herhangi bir ilgi çekici öyküsü olmayan, basit tv sitcomlarının dandik bir kopyası gibiydi.

    oyunda övebileceğim tek şey dedektif rolündeki bülent çiftçi. oyunu yaklaşık bir saat seyircilerin telefonlarının ışıklarıyla oynamak zorunda kaldı. buna rağmen performansını hiç düşürmedi.

    ben oyunun berbat olmasına rağmen yaşanan aksaklıkların getirdiği doğallık nedeniyle çok güldüm. çünkü hem elektriklerin gitmiş olması, hem de seyirciler arasında bulunan engelli kardeşimizin kahkahaları seyircinin enerjisini oldukça yukarıya çekti. tabi bu kardeşimizden rahatsız olup homurdananlar da vardı. "pff yhaa. sinirlerimi bozdu!" diyen, pelinsular, ecesular, sular. bir yanım insanlık hakkında geleceğe umutla bakarken, diğer yanım bu moronların homurdanmalarıyla mücadele etti. iyi ki o güzel kardeşimiz de oradaydı ve birlikte kahkahalar attık. bülent çiftçi'nin seyirciler arasında oyun gereği megafonla dolaşırken, bu kardeşimize de oyun içinden bir kaç replik söyletmesi de ayrıca gönülleri hoş etti.

    oyun edebi olarak berbat olabilir ama bende derin ve güzel izler bıraktı.

    son olarak ışık kumandadan minik bir ricam olacak. o flaşörleri biraz daha seyirciye çevirin gözlerimiz biraz daha bozulsun. lütfen ama rica ediyorum.
  • ankara devlet tiyatrolarında sahnelenen “vasat” oyun. vasat kelimesi oyunculara ve emeğe olan saygımdan, yoksa basit ve klişelerle dolu. tek perde ve süresinin kısa olmasına rağmen zor geçti zaman. komedide bunu başarmak da büyük iş aslında! kısa süre içinde dahi tekrara düşülüyor ve oyun ilerlemiyor. olay örgüsü de akıcılık da yok. teknik olarak ise oyunun megafon kullanılan kısmında ses boğuluyor ve hiç anlaşılmıyor megafondan söylenenler. bişeyler söyleniyor ama kimse anlamıyor.

    sonuç olarak izlenmese pek bir kayıp olmayan oyun.
  • ankara devlet tiyatrosu'nun altındağ sahnesi için hazırladığı yerli ve komikli oyunu.

    metin, tiyatro oyunuyla skeç matematiği arasına sıkışmış gibi gözükse de zamanı iyi kullanarak, büyülü gerçekçi birkaç öğeyi esprili bir dille sunarak 80 dakikayı dolduruyor. yer yer bazı tekrarlara düşerek sıkması yazarın süreci yayması gibi gözükebilir ama hünersizlikten kaynaklandığı bir gerçek.

    metin, yetişkin tiyatrosundan çok, lise gibi gençlerin tiyatroyla buluşmalarına vesile olacak şekilde kaleme alınmış bir polisiye. (derviş galip adlı diziyi fazlasıyla andırıyor.) altındağ'da oynanmasının sebebi de muhtemelen yöre halkını tiyatroyla buluşturmak. ama dönüp baktığımızda altındağ halkı sahnesine ne kadar sahip çıkıyor bilinmez. çankaya'dan kalkıp biz gidiyoruz yine. biletler satışa çıktığın an bitmiyor genelde son gün doluveriyor. neyse bu da bir aşama.

    oyunu ayakta tutan ve izleten tamamen oyuncular. metin en başta polisiye olmasının verdiği avantajla bir merak öğesi yeşertiyor. ancak merak öğesini sıcak tutamıyor. çünkü o kadar çok goygoy dönüyor ki merak öğesinden uzaklaşıp goygoylara ve laf kalabalığına kulak asıyoruz.
    yani oyun devasa bir sabun köpüğü.

    oyunda üç karakter olay yerinde sorguya çekiliyor. karakterler o kadar saf ki, hiçbirinin aklına "susayım da avukatımı çağırayım, neden suçlanıyorum yahu" fikri gelmiyor. saf gibi konuşup durmasalar olay da ilerlemeyecek. e mecburen, e haliyle komedi unsurlarını yazar buradan besliyor. ancak günümüz tiyatrosu biraz da karakterlerin konuşması zorunluluğuyla ilerleyerek açık kapı bırakmamaya çalışıyor. ya da en fazla bir karakter tek bir hataya düştüğü için hikaye ilerliyor. burada her karakter sürekli olarak göz göre göre safça hatalar yapıyor ve inandırıcılık ruhu (dramatik yapı) kaybolup yerini skeç matematiğine bırakıyor.

    oyuncular sayesinde eğlenerek izlenen oyuna önyargılı gitmeyin. zira çok emekleri var sahnede. güldürüyorlar da. sağ olsunlar. iyi ki varsınız.