şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: oynamak)**.
  • (ara: oynamak)
  • (bkz: saw)
  • özellikle profesyonel ilişkilerde işin bitişine neden hallerdir.

    kendini olduğundan büyük göstermek;
    atıp tutmak;
    dedikodu yapmak;
    kafa karıştırmaya çalışmak;
    sömürmek;
    vermeden, almaya çalışmak;
    kandırmak;
    görgüsüzlük;
    ciddiyetsizlik;
    etik değerlerden yoksunluk;
    onu bunu taklit edip, gibi yapmak ile de renklenen bu oyunları artık kimsenin çekesi yoktur sanırım.
  • oyun oynamak; büyümektir.
    oyun oynamak; öğrenmektir.
    oyun oynamak; "oyun" demek "entrika" demek değilse eğer; dünyadaki cennet sevincidir.
  • hayatımın anlamı.
  • - insanı oyun oynamaya iten şey nedir?
    + hayvanlar oyun oynarlar, avlanmayı öyle öğrenirler çünkü. fakat evcil hayvanlar, sadece oyun oynayabiliyor, biz onu insan dünyasına kilitlediğimiz için. ama eğer örneğin kedi sokakta olsaydı, küçükken
    oyun aktivitelerini yapacaktı, büyüdüğünde de aynı hareketleri kullanarak kuş ya da fare yakalayacaktı. bu oyun/gerçek dünya ayrımını hayvanlarda yapmak çok kolay: avlandığımız zamanlar ve henüz avlanmadığımız zamanlar. insan için benzer bir ayrımı yapmak çok daha zor. bir kere bizim yavru ve yetişkin arasındaki sınırlarımız çok muğlak. bir zamanlar çocukluk dediğin şey 5-6 yaşında bitiyordu. şimdi seninki bitti mi? (mehmet’i gösteriyor) daha bitmedi, üniversite okuyorsun çünkü. biz insanlık olarak yavruluk dönemini uzattıkça uzatıyoruz, öyle bir noktaya geleceğiz ki yavrular yetişkinliğe adım atacaklar ve ölecekler. hayvanlar, tabii burada etoburları kastediyorum, otoburlar da çok fazla oyun oynamazlar çünkü öğrenecekleri çok fazla bir şey yoktur. siz hiç oyun oynayan bir koyun gördünüz mü? dolayısıyla, oyun eğitimdir. daha doğrusu eğitim oyundur. oyun olmayan eğitim de eğitim değildir zaten. biz onu tabi ki bozduk. eğitimi önce kurallılaştırdık. tabii bunda problem yok, oyunların da kuralları vardır zaten. ama sonra ne yaptık? eğitimden eğlenceyi, oyunu da çıkarttık.hatta bir dönem eğleniyorsanöğrenmiyorsundur vurgusunu çok fazla yapmaya başladık. 20.yüzyılın ikinci yarısında bundan bir çıkış var. brecht’in meşhur lafı vardır “eğlendirmeyen tiyatro gülünecek tiyatrodur” diye -ki bu adam, didaktik, öğretici tiyatroyu savunan bir adam. ama eğiterek öğretmeyi savunuyor aslında. brecht’e yapılan bir okuma, onun metinlerini acayip sıkıcı yorumlar. bu yüzden bir ara türkiye’de dünyanın en sıkıcı brecht oyunları gösterilirdi. halbuki bu adam çok eğlendirici oyunlar sahnelemiş hayatı boyunca, eğitimin böyle olması gerektiğini düşünüyor çünkü. eğitim sıkıcı olmamalı, eğitim oyun olmalı. o yüzden ben derste civilization üzerinden bir şey anlatabiliyorum artık. ödev olarak “gidin eve civilization oynayın, şu tarihe kadar da uygarlığınızı yıkmadan getirin bakayım, sonra da disketle getirin, bakacağım neleri becerip neleri beceremediğinize” demek istiyorum. ben eğitimle oyunu ayırmıyorum birbirinden. eğitimin oyun olması gerektiğine inanıyorum zaten. hatta bana kalsa tüm üniversiteleri kapatıp oyun oynatırım herkese, tabii oyunun yeterince sosyal bir şey olmasını sağladıktan sonra. şimdilik daha içe kapatıcılar. devasa online’ların bile daha içe kapatıcı bir tarafı var.

    (kaynak: http://www.oyungezer.com.tr/content/view/245/75)
  • sevdicegınle yapılınca dahada eglenceli olacak olandır.
  • "we don't stop playing because we grow old, we grow old because we stop playing." *