şükela:  tümü | bugün
  • kendi kendinin elinden tutmaktır. bu tedx konuşmasıyla tanıştığım kavram..
    başkası zor durumdayken göstereceğimiz şefkati kendimizden esirgememektir.

    bunu öğrenmeye ihtiyacımız var..

    (bkz: self-compassion)

    ekleme: https://eksisozluk.com/biri/coco-rocha haber etti zeynep selvili instagram hikayesinde ilk öz şefkat entrysi diye paylaşmış..

    https://i.hizliresim.com/6xy2l7.png
  • haberdar olduğum ama zeynep selvili sayesinde içsellestirebildiğim kavram. 20 dakikalık bir konuşması var. "çok ihtiyacım varmış buna" diyor insan izlediğinde.
  • ablam bana öz şefkatini yükseltmelisin dedi.

    ben de hangi boş boğaz kişisel gelişim kitabından okudun diye sordum.

    tiksinerek bana güldü.

    kim çıkarıyor lan bu kelimeleri?
  • bireyin zorluklar ve hatalar karşısında kendisine karşı anlayışlı ve destekleyici olmasıdır.
    "belli bir yaşantıyla ilgili olarak o günkü gerekçelerimi, seçimlerimi, becerilerimi, o gün yaptıklarımı, yapamadıklarımı anlaşılır bulmaya çalışıyorum. o gün bu ihtiyacımı karşılamak için bunları bunları yaptım diyerek, gerekçelerimi anlayarak kendimi affediyorum. başka türlüsüne bilgim, tecrübem, donanımım yoktu diyerek bilmeyişimi anlayarak affediyorum... o gün şu sebepten dolayı şunlara şunlara izin verdim diyerek kendi gerekçelerimi anlamaya çalışıyorum. insan olduğumu hatırlayarak kendime şefkat duyuyorum. geçmişin yükünü bırakıp, hafifleyip, özgürce yoluma devam ediyorum..." diyebilmesidir.
  • ülkemizin tanınmış üçüzlerindendir.
    kendilerini şöyle tanıtayım size :
    -öz saygı,öz şevkat ve ben özgüven.
    -gece, melek ve bizim çocuklar.
    - nazlıcan, bedirhan ve ben suphi.
  • "iyi hissetmek kendinize borcunuzdur:öz şefkat

    "ahhh çocuk ne yaptın?" ne zaman hata olarak algılayacağınız bir şey yapsanız, ne zaman düşseniz, paramparça olup dağılsanız zihninizin içinde çok tanıdık bir ses çıkıp "ah çocuk ne yaptın?"der. merak ediyorum sizin de içinizde buna benzer bir ses var mı? hani hata yaptığınızda bir konuda başarısız olduğunuzda sizi acımasızca eleştiren, yargılayan, olanlardan sizi sorumlu tutan, size tembel olduğunuzu, başarısız olduğunuzu, güçsüz olduğunuzu, zayıf olduğunuzu ya da yeterince zayıf olmadığınızı, yeterince güzel, yeterince akıllı, yeterince onlar gibi olmadığınızı söyleyen bir ses var mı? çünkü eğer varsa bilirsiniz. dünya üzerinde hiçbir ses, o sesten daha acımasız değildir.

    insan hariç hiçbir canlı acı çektiğinde kendine kızmaz, korktuğunda kendini aşağılamaz. bir şeyler yolunda gitmediği zaman kendini suçlayıp cezalandırmaz.

    peki nedir öz şefkat? kişinin kendine de sevdiği değer verdiği birine davrandığı şekilde davranması demektir. kişinin kendine de bilhassa zor durumlarda, acı çektiği durumlarda ihtiyacı olan anlayışı, kabulü, şefkati vermesi demektir. fakat maalesef öz şefkat çoğumuza yabancı gelir. çünkü malesef çoğumuz kokutmanın, cezanın, eleştirilmenin çok sık kullanıldığı ortamlarda büyüyoruz. kaçınız çocukken bir davranışını değiştirmesi konusunda korku ile motive edildi? " o tabağındaki yemekleri bitirmezsen bir daha sana yemek yok" "arkandan ağlar" ya da kaçınız kontrolü elinde olmayan duygu düşünceleri yüzünden utandırıldı? "çocuuum nerden aklına geliyor böyle saçma sapan düşünceler? düşünme!" "korkma evladım ne var korkulacak bunda?" tanıdık geliyor mu?

    anne babalarımız bize bu şekilde konuştukça, biz de kendimizle bu şekilde konuşmaya başlarız. çocuklar aynı zamanda gözlemleyerek de öğrenirler. doğrudan eleştiriye maruz kalmanız gerekmez. eğer büyüdüğünüz ortamda kendini sıkça eleştiren biri varsa, onu gözlemleyerek davranışlarını da kopyalayabilirsiniz.

    peki bu içimizdeki agresif, cezalandırıcı, yargılayıcı iç sesin amacı ne? ne yapmaya çalışıyor? korumaya çalışıyor tabiiki ve bunu da bildiği tek yolla yapıyor. kızarak, korkutarak, suçlayarak. bizi güvende ve hayatta tutmak. çünkü o da korkuyor; hata yapmamızdan, başarısız olmamızdan, yalnız kalmamızdan, acı çekmemizden korkuyor. o yüzden cezamızı çekelim istiyor ki bir daha aynı hatayı yapmayalım. korkalım ki bir dahakine daha temkinli davranalım. yine aynı acıyı yaşamayalım. herkeslerden önce hatamızı, eksiğimizi o bulsun ki öyle hazırlıksız yakalanmayalım, canımız öyle kolay kolay yanmasın.

    bir yanımız kendimize nasıl daha fazla şefkatle davranacağımızı öğrenmek için yanıp tutuşurken, diğer yanımız da bir direnç gösterir öz şefkate karşı. çünkü kendimize şefkat gösterirsek hata yapacağımızdan korkarız. dahası yaptığımız hataların umrumuzda olmayacağından.. şımarık biri,bencil biri dahası tembel biri olacağımızdan.. bir yerlere nasıl geldiysek o içimizdeki eleştirel iç sese borçlu olduğumuzu zannederiz. bu kadar direnç gösterdiğimizin farkında bile olmayabiliriz.
    o zaman şunu yapmaya çalışın derim: gözlerinizi kapatıp içinize bakın biraz ve eğer sizin için uygunsa bir elinizi alın ve avucunuzu nazikçe kalbinizin üzerine yerleştirin. "haydaaaaa" değil mi? hemen iç sesiniz devreye girip sazı yine eline alacaktır. "şaka herhalde, yapmayacaksın değil mi böyle bir şey?" "burada işin ne ne yapıyorsun sen?" bir gözünüzü açıp etrafa baksanız herkes koymuş mu elini kalbinin üstüne. siz hariç. "haydaaaaa" mümkün değil eliniz yadırgıyordur kalbinizin üstünde olmayı. herkesin yaptığını gördü ya yine iç sesiniz başlar başlar " bu kadar basit bir şeyi bile yapamıyorsun inanamıyorum sana acınacak durumdasın" belki de daha bilimsel şeyler arıyorsunuzdur bu işler biraz saçma geliyordur.

    aslında çok doğal tepki veriyorsunuz biliyor musunuz. çünkü alışkın olmadığınız bir şeyi deniyorsunuz o an. ama bazen zihinize komik ya da saçma gelen bir şey bedeninize iyi gelebilir. kendinize bir şans daha verin. tekrar deneyin:
    kapatın gözlerinizi, zihninizin tüm eleştirileri ile birlikte, bu sefer merakla ne olacağına dair alın elinizi ve yadırgaya yadırgaya da olsa sorgulamadan kalbinizin üzerine koyun. şimdi farz edin ki o kalbinizin üzerindeki el size değil de başka birine ait. anlayışlı, duyarlı, bilge, şefkatli birine ait. sizin ne kadar üzüldüğünüzü, ne kadar korktuğunuzu, ne kadar endişelendiğinizi bilen birine ait. artık daha fazla acı çekmenizi istemeyen birine ait. iyi olmanızı, güvende olmanızı isteyen birine ait. ne yapmış olursanız olun, sizi tüm hatalarınızla, tüm kusurlarınızla birlikte kabul eden, dahası seven birine ait. şimdi o elin sahibi bu zor anınıza ortaklık ederken size neler söylesin isterdiniz? tam da o anda ne duymaya ihtiyacınız var? içinizdeki sıcacık ses size "yanındayım" diyecektir. "geçecek, sen elinden gelenin en iyisini yapıyorsun." bunu sesi duyduğunuz andan itibaren pılınızı pırtınızı toplayıp hindistana yerleşmeyeceksiniz, vegan olmayacaksınız, bir ağacın altında gününüzün yarısını saatlerce meditasyon yaparak geçirmeyeceksiniz çünkü aradığınız nirvana'ya ulaşılmayacak. ama o andan itibaren bir şey değişecek çünkü elinizi alıp kalbinizin üstüne koydunuz ve normalde kendinize söylemeyeceğiniz şeyleri kendinizden duydunuz. aylardır, belki yıllardır başkalarından duymak istediğiniz şeyleri kendinize fısıldadınız.

    en fazla bakıma muhtaç duyan memeli türü insandır ve bizim sütten çok daha fazlasına ihtiyacımız vardır hayatta kalabilmek için. bağ kurmaya, sıcaklığa temasa ihtiyacımız vardır. kendimize böylesi şefkatle yaklaştığımızda bakım verme ve yatıştırma mekanizması üç şeyi aralar: nazik bir dokunuş, fiziksel sıcaklık, yumuşak bir ses tonu. bu şefkati veren yine sizin şefkatli tarafınızdır. şefkat vermeyi sandığımızdan çok daha iyi biliyoruz aslında: sevdiğimiz biri acı çektiğinde ona ne söylersek iyi gelir, ona nasıl yaklaşırsak iyi gelir çok iyi biliyoruz. işte içimizdeki bu kaynakları kendimiz için de kullanabiliriz. öz şefkat hem nezaket hem cesarettir. öz şefkat kendi kendimize destek çıkmaktır, kendi elimizden tutmaktır. işet bu yüzden öz şefkat hem paylaşılmaya hem de inanın şans verilmeye değer bir fikir."
  • (bkz: eti cici bebe)
  • kötü bir anda şu soruyu sormayı öğrettim kendime:

    "eğer icimdenbirsesdiyorki'nin arkadaşı olsaydın şu anda ona ne söylerdin?"

    sonrası çorap söküğü gibi; çünkü teselli etme mekanizması özümüzde var(mış) zaten. arkadaşının elinden nasıl da sımsıkı tutuyorsun gerektiğinde, düştüğü kuyu çok derin bile olsa var gücünle yukarı çekmeye çalışmıyor musun? kendimize neden göstermiyoruz aynı özveriyi?

    acıyı kucaklamakla ilgili belki binlerce söz söylenmiştir. şefkatin çıkış noktası orası. kabul et, sarıl, kucakla, onunla da güzelsin. ne duymak isterdin? neye ihtiyacın var? önce bir bardak su iç. dostunla konuşur gibi konuş şimdi kendinle.

    öz şefkat konusu psikolojide nerede ve ne kadar kabul edilmekte bilmemekle beraber, insanı sahte bir neşeye ya da kederden kedere savurmadan ''buradasın, bunu yaşıyorsun, düzeleceksin, ben hep buradayım'' diyen rasyonel bir pratiğinin olması hoşuma gidiyor.

    tanım: cesareti arkasından sürükleyen bir disiplin.
  • bazen bi kitap okur, bi film izler ya da tesadüfen yolda yanından geçen birinden bir kelime duyarsın ve bom! evet yaaa,budur işte dersin. öz şefkat kavramı ve zeynep selvili de öyle benim için.

    yolu açık olsun umarım daha çok insana değer. kendisi benden küçük ve adım adım harikulade bir kariyer inşa ediyor. şu sözlükte bile öz şefkat kavramının altına yazılan entryler onunla özdeşleşmiş halde. helal olsun aga.