şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: uraz)
  • (bkz: arda)
  • (bkz: gorgul)
    (bkz: ozgun)
  • fonetik olarak gunumuz turkcesine uzaktir. (bkz: börteçine)
  • (bkz: altuğ)
    (bkz: aybars)
    (bkz: alp)
    (bkz: gökhan)
    (bkz: hakan)
    (bkz: doğan)

    günümüzde de kullanılan isimlerdir.

    isimlerimizdeki arap ve fars etkisinden kurtulmak için çoluğa çocuğa verilmesi gereken isimlerdir.
  • aba: saygıdeğer, saygıya layık kişi. bazı türk boylarında “ana’’,’’abla’’ , bazılarında ise baba anlamında
    da kullanılmaktadır.
    abadan: 1- cömert, verici 2- bağışlayıcı, gönül yapıcı
    abak: temiz, iffetli, namuslu kişi
    abaka: yakın akraba, amca çocuğu
    abakan: alicenap
    abakay: 1- yakın akraba, yeğen, amca çocuğu 2- sibirya’da saygın ve sözü geçen hanımlara verilen bir unvan
    abala: abla
    abar: (avar): 1- gösteriş, heybetlilik 2- baş eğmez, dirençli
    abaş: hanım yürüyüşü (küçük narin adım)
    abay: 1- aydınlık, aydınlık verici 2- hayret uyandıran, hayret verici
    abakıymış: gönül kırıcı, can yakıcı
    abçar-(avşar): 1- işin ehli kişi, iş bitirici 2- uyumlu, itaatkar
    abı: 1- can, ruh 2- soyluluk
    abıç: gönüllü
    abıdan: içli, gönül insanı
    abık: içli, gönüllü
    abıkan: mec.soylu
    abıl: gönüllü, istekli
    abınak: sakinleşmiş gönül rahatlığı içinde olan
    abınç(avunç): avunç, teselli
    abış(apış): bacağın diz kapağından yukarısı
    abışka : içten, içtenlikle çalışan
    abız: ruhsal, ruhlarla ilgili
    abike: alicenap, yüksek gönüllü
    abin: mutlu, memnun, hoşnut
    acar: 1-gayretli,hareketli 2- gözü pek, yırtıcı
    aclan: açık,açılan
    acu-(acı,açığ): 1- açık 2-keskin, sert 3- açı,aralık
    acun: dünya, yeryüzü
    acunal: birl. acun/al (almak’tan)
    acunay: birl. acun/ay/mec.”dünya güzeli”
    acunluk: dünya malı,dünyalık
    acunsuz: dünya malında gözü olmayan
    aça: 1- toplum içinde saygınlığı olan kişi 2-analık derecesinde saygıya layık hanım
    açan: açma eylemi içinde olan (çiçek gibi)
    açığ: 1-açık,dürüst 2- bahşiş bey yada hanların verdiği bahşiş
    açık: (açığ) büyük kardeş
    açıl: açık, açılmış
    açuk: (açık) iyi huylu,mülayim
    adak: 1-söz,nişan 2-bağış,sungu
    adal: sadık, güvenilir
    adalan: ünlü, şöhretli
    adaldı: ünlü
    adalır: ünlü
    adalmış: ünlü
    adan: uygunluk, liyakat
    adanır: ünlü
    adanmış: adaklı,adak olmuş
    adar: adama eyleminde bulunan
    aday: memnunluk,hoşnutluk
    abdan: ünlü
    adberilgen: adına layık ve ününü hak etmiş kişi
    adıktı: ünlü
    adın: ünlü,adı anılan
    adınçığ: 1-seçkin,mümtaz 2- olağanüstü, fevkalade, bambaşka
    adıöte: birl. adı/öte mec. temiz bir üne sahip
    adıvar: ünlü,tanınmış
    adıyakşı: birl. adı/yakşı(adı güzel)
    adıyaman: birl. adı/yaman mec. ürkütücü bir üne sahip kişi
    adıyeke: birl. adı/yeke(yeğ) mec. saygıyla anılan kişi, adı yeğlenen kişi
    adkır: aygır,erkek at
    admış: ün almış, tanınmış adsay: birl. ad/say mec. adına saygı duyulan kişi
    adsız: 1- fakir,kimsesiz
    afşar (abçar)
    afşın: apçın,(opçın) zırh,demir örgülü savaş giysisi
    aftaba: su ibriği
    aga (ağa,aka): 1-saygıdeğer, ulu kişi 2- cömert,koruyucu 3-büyük erkek kardeş,ağabey
    agola: yönetici,amir
    agun: tatmin,avuntu
    agunmuş: avunmuş,sakin
    ağaça: akça, beyazca, alımlı
    ağalak: oğlak
    ağalbay: muhterem,saygıdeğer
    ağan: 1-yüksek,yukarıda,yukarılara çıkan 2- geceleri gökten hızla geçen, ışıklı nokta
    ağar: 1- ağı ağırbaşlı, oturaklı 2- gönül ferahlığı 3- göğe yükseliş
    ağartmış: 1- namuslu,dürüst 2- alçak gönüllü, mütevazı
    ağat (akat): namuslu, gönüllü, iffetli
    ağaya: makul,geçerli,uygun
    ağduk: kutsal,muhterem
    ağıcı: ağcı, akçı, akıcı, hazinedar, hazine sorumlusu
    ağıç: varlık, hazine,servet
    ağılgat: 1-saygıdeğer 2- yıldız,gezegen
    ağım: yükseliş
    ağır: 1- ağırbaşlı,olgun 2- ünlü,saygın
    ağırbaş: birl. ağır/baş, olgun, alçak gönüllü
    ağış: (ağıç) hazine, servet
    ağıt: mersiye,ölüm türküsü,göğe yükselen feryat
    ağlamış: çileli,çile çeken
    ağmık: 1- ünlü,tanınmış 2- yüksek rütbeli
    ağrak: yükselen,ilerleyen
    ağrıtmış: mec. acı kuvvete sahip kişi
    ağul: 1- ay’ın halesi 2- oba, köy
    ağutur: yükselten,yukarı çıkaran
    ağzukara: birl. ağzı/kara. mec. sert konuşan, acımasız ve hükmedici konuşan kişi
    ak: 1- beyaz 2- doğuş, doğum 3- yükseliş 4-parlaklık 5-devinim,hareketlilik 6-mec.namusluluk,iffet ve
    güvenirliğin sembolü
    aka: büyük,ulu kişi,saygıdeğer kişi
    akaba: yokuş,meyil
    akaç: akıcı
    akalın: bir. ak/alın mec. dürüst,namuslu
    akan: 1- akıcı 2- yükselen
    akarca: dere,ırmak
    akar: dere,akarsu
    akarsu: dere,ırmak
    akaş: birl. ak/aş mec.helal rızk
    akay: birl. ak/ay 1- ayın en güzel anı 2- yenisey türklerinde “hanımefendi” anlamında kullanılır.
    akbaş: birl. ak/baş mec. dürüst,namuslu
    akbel: dürüst,sözüne güvenilir kişi
    akbergü: birl. ak/vergi fıtrat,huy mec.iyi huylu
    akça: 1-beyaza kaçan 2-ipekli dokuma 3-para,maliye,hazine
    akçalar: birl.ak/çalar mec.ak tenli hanım
    akçalı: zengin,mal sahibi
    akçalmaz: birl. ak/çalmaz mec.yanık tenli hanım
    akçıl: 1-ak tenli, akça yüzlü 2- ağarmış, aklaşmış
    akçın: sözüne güvenilen,sağlam kişilikli
    akçora: birl. ak/çura 1- şamanist gelenekte iyi ruh ve iyilik perisi
    akel: birl. ak/el mec.dürüst,namuslu
    akgün: birl. ak/gün mec. gelecek,istikbal
    akhan: birl. ak/han şamanist gelenekte “iyilik tanrısı”
    akı: eli açık,cömert,zengin gönüllü
    akım: 1-yönelim,yükseliş 2- akmaktan, akıcı,yayılıcı
    akın: 1-saldırı,hücum 2-kazak ve kırgızlarda, ozan ve müzisyenlere verilen ad
    akınay: birl. akın/ay türkistan’da hanım ozanlara verilen ad
    akıncı: 1- akın eden,saldıran 2- osmanlılar dönemindeki, öncü birliklere ve bu birliklere dahil olan
    kişilere verilen unvan
    akış: 1-yükseliş 2-akmaktan akış 3-servet,hazine
    akkara: birl. ak/kara mec.zıtların bütünlüğü
    akman: birl. 1-temiz,iffetli 2-apak,bembeyaz akoba: birl. ak/oba mec.soylu
    aksak: 1-aksayan,seken 2-yükselen,çıkan
    aksoy: birl. ak/soy mec.soylu
    akşaman: birl. ak/şaman şamanist gelenekte,iyi ruhlarla ilgilenen ve ilişkiye giren kam
    akşit: yürekli,gözükara
    aktan: birl. ak/tan seher vakti,şafak
    akuz: birl. ak/uz (uzman,usta)
    akün: birl. ak/ün mec.temiz,şöhretli
    akyol: birl. ak/yol mec.dürüst,namuslu
    akyön: birl. ak/yön mec.dürüst,namuslu
    akyüz: birl. ak/yüz mec.dürüst
    al: 1-bayrak kumaşı 2-kızarmış,kızarık 3-el,kolun bilekten aşağı kısmı 4- ala,alaca 5-almaktan al
    ala: karışık renkli,benekli
    alaban (alban)timsah
    alaca: karışık renkli
    alaçuk: kulübe,baraka,altay türklerinde,oda,(çadırın iç bölmesi)
    alagan: (algan)fatih
    alagaş: ender rastlanan,nadir
    alagün: birl. ala/gün gün ortası
    alak: yok edici,öldürücü,alıcı,avlayıcı
    alan: 1-ışık,nur 2-orman içindeki açık ve düzlük bölge 3- algan
    alança: bahçelerdeki ağaç aralarında bulunan çimenlik bölge
    alanguva: birl. ala/geyik
    cengiz kaan’ın onuncu göbekten büyük anası 2- ergenekon destanında adı geçen uldız han’ın kızı
    3-türk mitolojisinde yer alan ünlü kadın ki, efsaneye göre, bir nevi türklerin ’’meryem ana” sı gibidir.
    alar: yalancı karanlık(gündüz vaktinde)
    alas (alaz) şamanist gelenekte “ateş tanrısı’’
    alasayvan: şafak vakti,güneşin doğuşu
    alası: erek,amaç,sahip olunması istenen nesne
    alataş: birl. ala/taş köz,ateş parçası
    alayunt: birl. ala/yunt altay türklerinde “kısrak” anlamında kullanılmaktadır.
    alba: yükümlülük,hizmet yükümlülüğü
    albaga: hasılat,savaş yada av ganimeti
    alban: haraç,ganimet
    albatu: bürokrat, hizmetle yükümlü kişi
    albeni: çekim,cazibe,sempati
    alcu (alçu)alıcı,avcı
    alçiçek: birl. al/çiçek (gül’ün türkçe karşılığı)
    alçin: kızıl renkli bir çalı kuşu
    alçu (alcu)1-algan,fatih,2-alcı,avcı
    aldı: 1-öncü,öndeki,selef 2-algan,fatih
    aldur: ok atışı,oklayış
    alev (yalav...yal kökünden)ateşten çıkan ışık
    algan: fatih,fetheden
    algazın: yabani vahşi hayvan
    algı: 1-fetih,almaktan... alım 2- fehim,algılama
    algın: 1- serap 2-yüksek yer 3- bitiricilik,bitiriş
    algış (alkış): dua,yakarış,niyaz
    algu: 1-tüm,hepsi 2-toplum,topluluk 3-silah 4-alıcı,avcı
    algur: sakin,kendi halinde,kendinden emin
    algün: birl. al/gün”...kazak ve kırgızlarda,doğum sırasında yaşanan dikkat çekici,unutulmaz günleri
    mecz eder.
    alıcı: alcu,avcı
    alık: alıngan,kırgın
    alım: 1-çekim,cazibe 2-vergi,haraç
    alımga: yazıcı,(han ve kaanların buyruk ve fermanlarını yazan görevli kişi)
    alımlı: çekici,cazibeli
    alınak: birl. alın/ak mec.dürüst,namuslu
    alıncahan (alınçak han) oğuzname’ye göre,türk’ün oğullarından
    alınçak: 1-çekici,cazip 2- alıngan,nazik
    alıngan: alınan,incinen,gücenen
    alk: bitirmek,yok etmek,sona erdirmek,bitiricilik
    alka: 1-bitirici,yok edici 2-ileri,ilerici
    alkabölük: birl. alka/bölük..vurucu tim
    alkan: alkan,fatih
    alkar: bitirici,yok edici
    alkaş: bitirici,yok edici alkı: pervasız,vurdumduymaz
    alkım: 1-gökkuşağı 2-gerdan
    alkır: tamamlayıcı,bitirici
    alkış: algış,dua,övme,yüceltme
    alma: elma
    almakay: elma yanaklı
    almaluk: 1-alınması gerekli olan 2-elma bahçesi
    almas: almaz,nazlı
    almıla: elma
    almış: algan,fatih
    alp: bu sözcük birçok erdemi içinde barındırır. bilgelik, yiğitlik, fedakarlık, kahramanlık,
    gözükaralık, toplumculuk, vb. ile birlikte tüm bunlar arasındaki uyumu da içerir.
    alpagu: düşmanına tek başına saldıran kişi
    alpagut: 1-alplik gösteren kişi 2-kurt soyundan 3- seçkin ve saygın kişi
    alperen: birl.alp/eren (gazi, derviş) toplumun sayıp sevdiği, örnek aldığı savaşçı kişilerin genel adı
    alpman: alp gibi alpçe yaşayan
    altaçu (altaç): aldatıcı taktik sahibi
    altamış: aldatıcı,hileci
    altan: 1-altın 2-güneşin doğuş anı,şafak
    altanurug: (altın uruk) cengiz kagan ve oğullarının soyuna verilen unvanlardan
    altay: 1-al/ala/tay 2-altın 3-ormanlarla kaplı yüksek dağ
    altındağ: birl. altın/dağ/altay dağlarının,diğer adı.
    altu (aldu): 1-ilk,birinci 2-algan,fatih
    altun: altın
    altunsabak: birl. altun/sabak(sopa,değnek)
    aluç: 1-alıcı(alçu) 2-kayın cinsi bir ağaç
    alungan: alıngan,nazlı
    alunur: nazlı
    alyu: (algu)
    t..çağatay han’ın torunu
    amaç: (umaç)gaye, hedef, beklenti
    aman: (yaman) sertlik
    amgak: emek/zahmet
    anaç: 1-anacık 2-analık duygusu çok gelişmiş 3-anaya çeken 4-doğurgan, üretken
    anagay: anaya çekmiş, anaya benzer
    anasıoğlu: birl. anası(nın)oğlu (babası erken ölmüş ve özellikle anası tarafından bin bir güçlüklerle
    yetiştirilip büyütülmüş, yetim çocuklar için kullanılmış olduğu anlaşılan türk adlarından)
    anat: 1-anı,anılan 2- yakın,hısım
    anaz: yeğrek, evla, eftal
    and (ant) 1-yemin,söz 2- yakın akraba
    anda: birlikte ant içmiş(kan kardeşi) (anda’lık türklerin en eski geleneklerinden biridir. andalar
    birbirlerini kardeşlerinden daha ileride korur, sayar ve kayırmaya çalışırlar.)
    andaç: hatıra, anı olsun diye verilip,alınan hediye
    andarıman: anılara değer veren ve saygı gösteren kişi
    andır: anısı ola hatıra
    angay: anılarına bağlı olan kişi
    angı: 1-anı,hatıra,2-yetki, yeterlilik
    angım: mamur, hakim
    angın: ünlü, anılan, adı duyulan
    angış: ünlü, meşhur
    angıt: yaban ördeği
    anık: 1-anlayış, yetenek, fehim 2- hafıza, bellek 3- hazır, mevcutlu
    anlı: 1-sakin, ağırbaşlı 2- bellek, hafıza
    anıt: anı olsun diye yapılan yapı
    anıtgan: anıt yapan
    anlı: ünlü, tanınan
    annak: yadigar, hatıra
    ant: and, yemin
    antlığ: and içmiş, yeminli
    anuçur: övülmüş, övülmeye layık
    anuk: yadigar, hatıra
    anuş: anış, anma eylemi, anı
    apa: ulu, büyük, saygıyı ve hürmeti hak etmiş kişi (bazı türk bölgelerinde “baba” anlamına da
    kullanılmaktadır.
    apağ: apak, temiz
    apak: temiz, namuslu,iffetli
    apateg: (apatek)birl. apa/tegtek(gibi,benzer) ara: orta yer, ortalık, boşluk, orta
    aral: 1-ada 2- aralık,orta, ortalık
    aras: 1- at kılı 2- kalın yün 3- talih,baht
    araslan: arslan (çuvaşlarca söylenişi)
    arat: cesaret, yüreklilik
    arbış: büyü,efsun
    arbuz: büyü, sihir
    arca: 1-arıca, saf, temiz 2- çam ağacı, çamdan yapılmış kutu
    arda: 1-uzun değnek 2- artçı, halife, ardı sıra giden
    ardalı: (ardalu) yönetici, amir
    ardıç: 1- halife, artçı 2- bir ağaç türü
    arga: zeki, akıllı
    argan : (arkan) kement, kement bağı
    argatu: yaban koyunu
    argıç: 1- kır, mera 2- gurur
    argın: 1-yavaş, sakin 2- gelecek yıl
    argun: pars cinsinden avcı bir hayvan
    arguş: (arkuş)1- edepli, terbiyeli 2- haberci, haber veren
    argüden: birl. ar/güden, arlı, edepli
    arı: (arık) 1- saf, arı, arınmış 2- ırmak, dere
    arıca: soylu, temiz, iyi huylu
    arıç: barış, sulh
    arığ (arı, arık)
    arık: 1- arı, arınmış, temiz 2- narin, ince yapılı
    arıl: arınmış, temiz, pak
    arın: saf, arınmış
    arınç: 1-barış, kurtuluş 2- temizlik, saflık, günahsızlık
    arınık: saf, şeffaf, billur
    arınmış: temiz, gönüllü
    arkın: 1-argın, yavaş, sakin 2- halef, ardıç
    arkış: 1-ulak, haberci 2- kervan, kafile
    arkun: halef, geriden gelen, takipçi
    arkuy: siper, mevzi
    arkuz: (arguz) edepli, iyi huylu
    arlağ: arlı, edepli
    arlat: biricik oğul, anaların en çok üstüne düştükleri oğul
    armagun: armağan, hediye
    armağan (yarmagun-yarmagan)- hediye
    arman: 1- onurlu, arlı, edepli 2- dilek, istek 3- hayal, fantezi
    arpa: 1- büyü, tılsım, şamanist gelenekte, kamların okuduğu dua 2- tahıl
    arpad (arpa)
    arsin: (ersin) kurtuluş, istiklal
    arsalan: arslan
    arslan: yırtıcı hayvan mec. cesaret, atılganlık ve gözü pekliği sembolize eder.
    arslanbala: birl. arslan/bala..arslan yavrusu
    arslancık: küçük arslan..arslan yavrusu
    arslança: arslan gibi, arslan özelliklerine sahip
    arsu: birl. ar/su mec. namuslu, dürüst
    arsun: 1- efendi, ağırbaşlı 2- rahata ermiş, huzurlu
    artagan: bereket, artuk, fazlalık, bolluk
    artam (erdem)
    artım: bereket, bolluk
    artuç: mızrak, mızrak ucu
    artuk: fazlalık, üstünlük, bereket mec. varlık, zenginlik
    artukdoğan: birl. artuk/doğan
    kırgızlarda, olağanüstü vasıflara sahip kişilere verilen bir unvan
    artun: vakarlı, ölçülü
    artur: cazibeli, çekici, işveli, fettan
    arturu: 1- ekstrem, uç noktalarda 2- bereket, bolluk
    artut: armağan, hediye
    arvış: sihir, büyü, tılsım
    arzık: fanatik, bağnaz, sofu
    asan: 1- sağlıklı, zinde 2- asma eyleminde olan
    asena: efsanevi dişi kurtun adı. yakın, yakınlık duyulan
    asıglı: faydalı,gerekli
    asığ (ası,asık) 1- fayda, çıkar 2-kar,temettü
    aspar (asbar) faydalı, işe yarayan asrak: himaye, koruma
    aşan: aşmak’dan ...mec. azimli, engel tanımaz
    aşıt: 1- aşılacak, aşılması gerekli olan 2- işitmekten...işit, kulak ver
    aşkar: 1- savaş atı 2- kuyruk ve yelesi kara, vücudu kula renginde olan at
    aşkın: 1- aşmış, üstün, faik,akranlarından ileride olan 2- melodi,nağme
    aşuk: 1-aşık,aşmış, geçmiş 2- tolga
    aşula: yılmaz irade sahibi
    aşur: aşırmaktan... mec. yılmaz, gayretli
    ata: 1- ulu, saygıdeğer kişi 2- baba, dede, ced 3- adın ve soyun bağlı olduğu kök
    atabay: birl. ata/bay lala, beybaba. han, kağan ve padişah çocuklarını eğitip yetiştiren kişilere verilen
    bir unvan
    ataç: 1- atasına bağlı, atasının yolunda 2- atadan intikal eden 3- büyüklük gösteren çocuk
    atadan: miras, manevi miras
    ataeri: birl. ata/eri mec.atalarına ve geçmişine saygılı
    atagüç: birl. ata/güç mec. gücünü atalarından almış
    atağ: (atak) 1- ün, nam, şöhret 2- atılgan 3- dağ yolu 4- çağlayan 5- bir şahin türü
    atahan: birl. ata/han mec. devletin ilk kurucu büyüğü, devlete ad veren kişi
    atala: tanınmış, ünlü ve zengin
    atalan: ünlü, meşhur
    atalay: ad almış, ün almış, meşhur kişi (atila’nın asıl adının bu ve bundan bozulup çevrilmiş hali
    olduğunu söyleyen bazı tarihçilerimiz de var.)
    atalık: miras
    atalmış: ünlü, meşhur
    ataman: ulu, saygıdeğer kişi
    bir kısım tarihçilere göre, osmanlının, kurucusu olan osman bey’in asıl adı budur. bir kısmı
    atman, bir kısmı otman der.
    atasagun: birl. ata/sagun hekimlerin en ulusu başhekim şamanist gelenekte de aynı ad, en iyi kamlar
    için kullanılmaktadır.
    atay: 1- ünlü, tanınmış 2- akın, hücum
    atıgay: ünlü, tanınmış
    atığ: adı sanı belli, ününü arttırmış kişi
    atıl: ünlü, meşhur
    atılgan: atak, gözüpek,cesur
    atılmış: atılgan, gözüpek
    atış: ünlü, meşhur
    atilay: türk tarihinin en önemli kişilerinden,batı hun imparatoru, bu kişinin adı üzerinde tarihçi ve
    dilciler pek de anlaşamamışlardır. benim görüşüm de göç sırasında itil ırmağı kıyısında doğmuş
    olmasından dolayı “itil/ay”dır. ancak bununla birlikte bu kişi için bazı adlar söylenmekte
    (atila,atilla,atılay,atilay,atalay,atlıhan vb.) anlamlar:1- atacık,babacık 2- itil ırmağı kenarında
    doğduğundan ve türklerdeki eski bir gelenekten dolayı “itil” çocuğu anlamında verilen itilay’ın zamanla
    atilay’a dönüşümü 3- atlı/ay 4- atlı/han 5- macar dilinde çelik anlamına gelen “atzel” den
    atlığ: ünlü,zengin
    atmaca: yırtıcı bir avcı kuş
    atman: ünlü, saygın
    atmış: atma eyleminde bulunmuş (ok,kargı vb.)
    atsak: ünlü, adı duyulan
    atuk: bolluk, bereket
    avar (abar) 1- heybet, büyüklük(abartı) 2- dirençlilik, dayanıklılık
    avaz: nara, yüksek perdeli ses, çığlık
    avcı: av yapan, avlayan
    avcıl: avlayıcı, av işinin uzmanı
    avgan: avuntu
    avınç: avuntu, teselli
    avınça: avunç
    avıngu: avunç,teselli
    avlak: av yeri, av olanı
    avkar: bozkır bıldırcını
    avunç: teselli, avuntu
    avuçu: avunç
    avunduk: avuntu, teselli
    avutmuş: teselli eden
    ay: dünyamızın uydusu olan gezegen. ancak türk kültüründe bu ad güzellik, temizlik, ahlaklılık vb.
    değerleri de içeren birçok öğeyi içinde barındıran bir sembol ve mecaz olarak kullanılmıştır. çok önceleri
    erkeklerde kullanılmasına karşın, zamanla kız çocuklarına ad olarak verilmiş, gerek başta, gerekse de son
    da, birleşik ad olarak değerlendirilmiştir. bununla birlikte bazen geçmiş örneklerde de görüleceği gibi hem
    erkeklerde hem de kızlarda kullanılmıştır. ancak yine de ağırlık kız adlarındadır.ve kız adlarında önemli
    bir konumdadır. ayağ (ayak) 1-uğur, şeref, şan 2- devinim, hareket (ayaklanma sözü) buradan gelir.
    ayana: birl. ay/ana altay türklerinin eski tanrıçalarından
    ayas: ay ışığı, mehtap, gece aydınlığı
    altay, tuva, çuvaş türklerinde tanrı sıfatı olarak kullanılan bir ad
    ayata: birl. ay/ata şamanist gelenekte, göğün altıncı katına bakan tanrı
    ayaz: 1- ay ışığı 2- saf, berrak hava 3- kuru soğuk
    aybakım: birl. ay/bakım, bakmaktan, bakış
    ayban: birl. ay/ban mec. debdebe, şaşa
    aybandı: birl. ay/bandı (banmak)
    aybar: 1-ay gibi parlak 2- heybet,heybetlilik
    aybı: imdat, medet
    aybın: onur,şeref
    ayçıl: ay ışığı, ay pırıltısı
    ayda: 1- ay’a eş değer güzellikte 2- dere kenarlarında yetişen hoş kokulu bir çiçek
    aydaboldı: birl. ayda/oldu mec. ay parçası
    aydan: ay parçası
    aydar: (aydar han) saç perçemi, kakül
    aydın: 1- aydınlık, ışık yoğunluğu 2- açık, aşikar 3- entelektüel , münevver
    aygan: içten, samimi, yaren
    aygay: nara, bağırtı
    aygın: sınırsız, uçsuz, geniş
    aygır: erkek at
    aygırag : 1-dağ keçisi 2- bir geyik türü
    ayguçı: yönetici, devlet görevlisi, danışman, yarıcı
    ayım: çekicilik, sempati
    ayımça: ay parçası
    ayıntap: mehtap, ay ışığı
    ayır: değişik, farklı, başka, fark
    ayırbaş: birl. ayır/baş..değişim, mübadele
    ayırt: fark, farklılık, ayırım
    ayıtgu: temyiz
    ayısıg: birl. ay/ısıg..ay ısısı, sıcaklığı
    ayıt: söylemek, anlatmak
    ayıtmış: söyleyen, bildiren, uyaran
    aykaç: konuşkan, konuşmacı, hatip
    aykın: geniş, ferah, aydınlık
    aykoyun: birl. ay/koyun
    yakut destanlarında adı geçen, eski dönem güç tanrısı
    ayla: 1-ayın çevresindeki ışık halesi 2- devir, dönüşüm
    aylu (aylı): aydan
    ayma: duyarsız, başıboş vurdum duymaz
    ayman: aya eş değerde
    aymaz: vurdumduymaz, başına buyruk
    ayral: kuraldışı, istisna
    ayrı: başka, değişik, farklı
    ayrıç: bölüşüm, taksimat
    ayrıkça (ayıkşa): derviş, mecnun
    ayruk: 1- farklı, değişik 2- varlıklı, zengin
    ayselig (aysiliğ) birl. ay/silig, dürüst, namuslu
    aytak: konuşmacı, hatip
    aytar: haberci, muhbir
    aytek: konuşmacı, hatip
    aytın: aydın, aydınlık
    aytış: nutuk, anlatım, hitabet
    aytışan: hatip, konuşmacı
    aytuk: hatip, konuşmacı
    ayuk: söz söylenebilen ve sözün değer gördüğü yer
    ayur: konu, bahis, bahse konu olan
    ayün: birl. ay/ün karahanlılar ve uygurlar döneminde, han ve kağanların analarına verilen bir unvan
    ayzıt: şamanist gelenekte “ ay tanrıçası”
    azboy: heyecan
    azgın: zapt edilmesi zor, sınırı aşmış, tahrik olmuş
    azlağ. nadir, az rastlanır.
    azrak: nadir, az rastlanır.
    azuk: (azuka, azık): geçimlik, yiyecek b harfi ile başlayan isimler
    babat:cins, tür
    babrak: hızlı, çevik, atletik
    babür: kaplan cinsi, yırtıcı bir hayvan
    bacı: kız kardeş
    baçak: bir çeşit zırh (dize geçirilen bir zırh)
    baçman: başlık, tolga
    badan: batan (batmaktan...güneşin batışı)
    badur: batur, bagatur, kahraman
    baduruk: (badruk) 1- sadık, güvenilir 2- batur, kahraman
    baga: 1- alt, küçük, küçük rütbeli yönetici 2- boğa
    bagatur: kahraman, batur, bahadır
    bagay: afacan, yaramaz, ele avuca sığmaz
    bagrı: kararlılık, azim
    bağam: destek,arka, kuvvet
    bağan: anıt, abide
    bağatur: bagatur, batur, bahadır, kahraman
    bağdaşuk: uyumlu, ahenkli, uzlaşmacı
    bağdu: ışık, şua, ışın
    bağı: büyü, efsun, bağlılık
    bağım: bağlı, bağlılık
    bağımsız: bağlı olmayan, özgür
    bağır: 1- sine, göğüs, kucak 2- kalp, gönül
    bağırlak: iri bir kırlangıç türü
    bağış: 1- veriş, ikram 2- af, af ediş,3- nezaret
    bağlan: 1- demet, deste 2- bağlılık 3- kızıl renkli bir su kuşu
    bağrı: kararlı, azimli
    bağşı: (baksı) kam, doktor
    bahadır: bagatur, batur, kahraman
    bahşi: baksı, doktor, bilgin, büyücü, hoca
    bakaç: bakıcı, bakan, nazır
    bakan (bağan): 1- anıt, abide 2- bağlayıcı, birleştirici 3- haşarı, afacan
    bakay: haşarı, ele avuca sığmayan
    bakım: bakma eylemi, nazar, bakış
    bakır: bakır madeni
    bakırsokum:birl. bakır/sokum (kuzey türklerinde, merih yıldızı
    anlamına kullanılmaktadır.)
    bakış:1- bakış, nazar 2- ikram 3- af
    baksı (bakşı): bahşı,doktor, bilgin, büyücü
    baktı: bakan, nazır
    bakuy: ulu, saygıdeğer kişi, tecrübeli, bilge kişi
    bal: 1- yapışkan sıvı 2- arı balı 3- çamur, balçık
    bala: yavru, çocuk
    balaban (balıban): 1-bala bandırılmış 2- iri başlı bir doğan türü
    ayrıca mecaz olarak “ mahzun ve baygın bakış” anlamını içerir.
    balaca: yavrucak, ufaklık
    balak (balak): manda yavrusu
    balaman: cüsseli, iri kıyım
    balamir: (balabir) biricik yavru
    balandı: iri yarı, gösterişli
    balasagun: birl. bala/sagun özlenen, beklenen yavru (çocuk)
    balbal: 1- heykel, anıt 2- mezar taşı (eskiden mezarlara dikilen ve
    üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı)
    balçak: kabza, kılıç kabzasındaki siperlik
    baldu: balta
    balduk: balta
    balgay: ünlü, meşhur
    balı: değerli, yüksek, ulu kişi
    balkan: ormanlarla kaplı, dağlık bölge
    balkın: parlak, gözalıcı
    balkır: 1- yağmur arasında çıkan güneş 2- yağmurun hemen ardından
    çıkan güneş
    balta: ağaç ve odun kesmek için kullanılan alet
    balteg: çamur, çamurlu balug (balık) 1- balçık çamur 2- ev, köy 3- suda yaşayan balık
    bamsı: 1- yüksek, ulu, ulaşılmaz 2- baksı, kam
    banar: demet, tutam, deste
    bangu: (mengü, bengü) sonsuz, sonsuzluk, ebedi
    banıçiçek: kutsal çiçek
    banlak: çağrı, davet, ezan
    baradan: 1- boradan, bora parçası 2- nara, yüksek ses, bağırtı
    barak: türk mitolojisinde adı geçen çok tüylü, iri başlı köpek
    barbol: varol
    barça: 1- parça 2- tüm, tamam, eksiksiz
    barçın: ipekli kumaş, kadife
    barçuk (barçık) tahta ve keçeden yapılan küçük heykel
    barçuk art tigin: birl. barçuk/art/tigin (art,ardçı,halef)
    bardam: varlık, ganimet, bolluk
    bargan: varan
    bardı: vardı (varmak...dan)
    bargan: varan, ulaşan
    bargı: kadife
    bargıt: kadife
    bargu: nimet, ganimet
    barguş: ganimet
    barık(barı) : esas, esas olan, mahfuz
    barım: varım, servet, varlık
    barın: 1- güç, kuvvet 2- barınak
    barunduk: sığınılacak yer, barınak
    barış: 1-varış, gidiş, gidişat 2- sukunet, sulh 3- servet, hazine
    bark: (barka) baraka, ev çok önceleri saray anlamına kullanılan
    bu sözcük, uygurların kentleşmeye ağırlık vermesinden sonra,
    “taştan yapılan ev” anlamında kullanılmıştır.
    barkan:oynak toprak, bataklık
    barkat: heykel, büst
    barkın: 1- gezgin, seyyah 2- kararlı, azimli
    barkuk: servet, varlık
    barla: parlak, göz alıcı
    barlak: parlak
    barlas: 1- çekici, cazip 2- varlık, servet 3- temiz, temizlik
    barlı: varlıklı, zengin
    barlık: varlık
    barmak : (varmak)
    barmaklak: 1- varıcı, ulaşıcı 2- eldiven 3- varlık
    barman: varlıklılık, mevcudiyet
    bars: pars, leopar
    barsuk: porsuk
    bartık: heykel, büst
    bartu:1- varlık, servet 2- menzil, varılacak yer
    barug: mesned, dayanak
    basagar: ağırbaşlı, mütevazi
    basak(basa)1- cesur, gözükara 2- baskın 3- farklılık, ayırım
    basan: 1- baskın yapan 2- ölünün ardından verilen yemek 3- yayan, yayıcı
    basar: baskın, baskıncı
    basat:1- mühür, 2- yardım, muavenet 3- busat, pusat,silah 4- başat
    basgan: basan, baskıncı
    basık: 1- gece baskını 2- basınç, tazyik, baskı
    basılgan: baskıncı
    basım: enerji, güç
    basır: basar
    baskak: basak, cesur, farklı, çengiz kaan döneminde askeri valiler için
    kullanılan ünvanlardan
    baskın:1- galp, muzaffer 2- ani yapılan saldırı 3- basık, yaygın genişlemiş
    basmıl:1- baskıncı 2- yardımcı, muavin
    basruk: baskı, tazyik
    bassız: başsız, başına buyruk
    bastı: bastıran, baskın yapan
    bastık: basdı, baskıncı
    basu (basut) tokmak
    basuç: baskı, tazyik
    basut: 1-yardım, yardımcı 2- demir tokmak 3- baskın yapan baş: oluş, doğuş, ortaya çıkış, uç nokta, doruk, birinci sıra gibi anlamların
    hepsini içeren bir söz
    başacı: reis, lider, öncü
    başad(başat)
    başagut:önde gelen, önde bulunan, sevilen
    başak:1- buğday başı 2- ok ucu...okun ucuna takılan sivri demir 3- sümbül çiçeği
    başalmış:1- öncü,önder 2- düşmanını yenip, yoketmiş
    başar: başarı, kazanç
    başaran: başarılı, muvaffak
    başarı: muvaffakıyet
    başat:1- emsalleri arasında en üstün ve en önde gelen 2- hanlık yapan
    bir soya mensup kişi
    başa: (paşa) bazı tarihçilerimize göre ..baş-ağa, bazılarına göre
    ise baş-şad sözcüklerinin değişime uğramasıyla bu biçime gelmiş ve sözcük,
    bugünkü anlamıyla general ordu komutanı
    başbağ:1- başı bağlı, özgürlüğü kısıtlı 2- gözde, sevgili, en değerli
    başbuğ: ordu komutanı, orgeneral
    başçıl: şef, lider, önde gelen
    başdaş: denk, akran
    başdu: başta olan, önde giden
    başel: birl. baş/il..yol gösterici,mihmandar
    başgak: 1- başkan,şef 2- bir tatlı su balığı
    başgöz: birl. baş/göz 1-birleşik, ayrılmaz 2- mec. evlilik
    başgu: alnında beyaz lekesi olan at
    başıl: önde giden, şef
    başkal: emir, ferman
    başkan: yönetici, şef, başta giden
    başkara: birl. baş/kara...mec. sert, acımasız,bir kişiliğe sahip olan kişi
    başkır: başarı, muvaffakıyet
    başladaçu: başlatıcı, yönetici, hakem
    başlag: başlangıç, ilk
    başlak:1- başıboş, salınmış 2- başlangıç
    başlamış: 1- kararlı, çalışkan 2-lider, lider olmuş
    başlığ: başı dik gururlu
    başlık: yönetici, şef
    başnak: başlıksız, tulgasız
    başşad: (paşa) ordu komutanı, general
    baştın: selef, önceki
    baştınki: baştaki, öndeki, önder
    başveren: fedai
    başvermiş: kurban, fedai
    batak:1- çamur, bataklık 2- gizli, gömülü
    batışad: birl. batı/şad
    t...göktürk ve uygur ordularında, batı kanadının komutanlarına verilen unvan
    batım:1- batma boyu, boy, derinlik 2- sivri bir aletin saplanması
    batır: batur’un şive farkıyla söylenmiş biçimi
    batmaz: 1-diri, mücadeleci 2- vücuduna sivri ve kesici aletler işlemez
    batrak: (batırak) mızrak, kargı
    batsık: 1- bastıran, yanaştıran 2- gün batısı, batı
    batu: 1-güçlü, yenilmez, gücüne dayanılmaz 2- dayanıklı, metin 3- gün batısı
    batuga: 1- batu, kahraman 2- gizli, gizlenmiş
    batur: bagatur, kahraman
    baturgan: 1- saklayan, gizleyen, gizli 2- batıran,saplayan
    batut: gizli, saklı
    bavırgan: 1- şefkatli, koruyucu 2- bağıran, nara atan
    bay: varlık, zenginlik, egemenlik, erklik, üstünlük, bolluk sözcüklerinin tümünü
    içeren önemli bir ad. türk adlarının önemli birleşiklerinden başka sözcüklerle
    kullanılabilen, kullanılan sözcüğü bütünleyip, güçlendiren, hem başa gelerek hem de
    sona gelerek kullanılabilen bir ad.
    baya: bay,baylanmış, zenginleşmiş
    bayak: selef, daha önceki
    bayan: (muyan, buyan) 1- kalıcılık,sonsuzluk 2- baht, mutluluk 3- zenginlik,
    güçlülük,erklik 4- eski dönem tanrı sıfatlarından 5- uygur kağanlarının unvanlarından
    bayar: ulu, yüce, kudretli, celil...tanrı sıfatlarından
    bulgar hanlığı dönemi,soyluluk ve üstün vasıflı yöneticiler için verilen bir unvan
    bayat: tanrı sıfatlarından ,..1- devletli, kısmetli 2- kadim, ezeli
    bayatlı: devletli, bahtı açık, muktedir bayatluğ: (bayatlı)
    bayavut (bayagut) varlıklı, muktedir
    bayça: varlıklı, muktedir
    bayçu (baycu): varlıklı, devletli
    baydak: 1- bağımsız, hür 2- bekar
    baydan: 1- cömert, eli açık 2- şık, yakışıklı
    baydar: varlıklı, muktedir, egemen
    baygın: kendinden geçmiş
    bayık: 1- varlıklı, egemen 2- usta, eli yatkın 3- doğru sözlü, saygılı, güvenilir
    bayın: çekici, güzel, yakışıklı
    bayındır: güçlü,varlıklı, egemen
    bayır: yamaç
    bayıtmış: zengin, kudret sahibi
    bayla: varlıklı, refah içinde olan
    baylak: rahat, refah içinde
    baylam: 1- azim, kararlılık 2- demet, bağ
    baylamış: varlıklı, güçlü olmuş
    baylan: nazlı, şımarık
    baylanış: ilişki, münasebet
    baylık: 1- varlık, varlıklılık, güçlülük 2- ganimet
    baymaz: mala mülke ilgi duymayan kişi
    bayraç: varlıklı, zengin
    bayrak: varlık, varoluş, erklik, güç, ve bağımsızlık
    bayram: güzellik, mutluluk, sevinç, bolluk
    bayrı: 1- ezeli, kadim 2- emektar, tecrübe sahibi 3- sonradan zapt edilip, yurda dahil edilen toprak
    bayrın: kadim, ezeli, eskiye dayalı
    baysa: madalya
    baysal:1- birl.bay/sal 2- bolluk, rahatlık 3- asayiş, sükunet
    baysan: yakışıklı, levent, gösterişli
    baysin: zengillik, kudret
    baytag: bolluk, çokluk, kalabalık
    bayuk: hazır, amade
    bayur: cesur, gözükara
    bayutmuş: birl. bay/utmuş (yenmiş, muzaffer)
    bayülgen: birl. bay/ülgen
    şamanist gelenekte insanlar arası ilişkilerle ilgilenen “mükafat tanrısı”
    bayülken: (bayülgen)
    baz: 1- emin, güvenilir 2- merkeze bağlanmış, sonradan katılmış
    bazda: hoş, latif, çekici
    bazır: basar, baskıncı
    bazman: tabi, bağlı, muti
    beceri: (beceriklik) hüner, marifet, yeterlilik
    becet: süs, makyaj, tezniyat
    beçirik: becerik, beceri, marifet
    beçkan: ipekten yapılmış sancak
    beder: ziynet, mücevher
    bediz: 1- resim, heykel, nakış, bezek 2- taşlara yontularak yapılan süsleme
    bedizci: ressam , heykeltıraş, nakışçı
    bedük: büyük, iri, cesim, ulu
    begeç: beyliğe uygun olan
    begen: 1- beğeni, hoşluk 2- şehzade, prens
    begençe: şehzade, prens
    begesin: doğruluk, sevap, hayr
    begi: 1- yiğit, güçlü, 2- eş- koca
    begisi:1- doğru, sevap 2- beğenilen, imrenilen
    begüm: hanımefendi, bayan, saygı duyulan hanım, eski türkçe’de “beğ”’in
    tam olarak dişi karşılığı
    beğ: bey, varlık, erklik, güç, yöneticili toparlayıcılık, liderlik, soyluluk vb. anlamları içerir
    beğceğiz: beycik, küçük bey
    beğçe: küçük bey
    beğçek: küçük bey
    beğdaş: akran,eş,denk
    beğde:1- aziz, saygıdeğer 2- adil, adaletli
    beğdeş: nazir,benzer
    beğdi: aziz,muterem, saygıdeğer
    beğdüz emen: birl. beğdüz/emen (ruh,can)
    beğeç:1- beğliğe layık 2- beğ çocuğu, küçük bey beğendik: beğenilen
    beğeni: hoşa giden, beğenilen
    beğenmiş: hoşuna gitmiş
    beğer: beyoğlu, prens, şehzade
    beğlen: bey soyundan olan
    beğlik: beylik, beyliğe uygun olan
    beğrek: beyrek, bey çocuğu, küçük bey
    bek: 1- bey, beğ 2- pek, sıkı
    bekem: bey, beyim
    beken: dayanıklı, metin
    beket: kuvvet, dayanıklılık
    beki: 1- yiğit,güçlü 2- eş, koca 3- şaman, baş şaman
    bekik: güvenli, iyi korunan
    bekim: azimli, kararlılık
    bel: 1- bilgi, bilim 2- belirti,iz, damga 3- tarlanın orta yeri 4- iki dağın arasındaki geçit
    belçin: belirti, iz, damga
    beldek: iz, işaret, emare
    belek:1- kılavuz, rehber 2- hediye, 3-kundak bezi
    belen:1- bilen, alim 2- geçit 3- sırt, tepe, dağ yolu
    belet: belge, delil
    belge: belge, doküman, delil
    belgi:1- belge 2- bilgi 3- fark, farklılık, ayırt, alamet
    belgin: belirgin, net, açık
    belgü:1- belge 2- sınır taşı, sınır toprağı 3- yüzük taşı, nişane
    belik:1- doruk, zirve, şahika 2- saç örgüsü
    bellek: hafıza
    benek: 1- armağan, hediye 2- bakır para 3- işlemeli kumaş
    bengi: bengü, mengü sonsuz, sonsuzluk, ebediyet, ebedi
    bengilik: sonsuzluk
    bengü: bengi, mengü
    benice: sonsuzluk, sonsuzluğa giden
    benk: muhkem, iyi korunan
    benli: yüzünde ben olan
    berdi: verdi,kutsal güçler tarafından yollanan
    beregen: eli açık, cömert, verici
    berge: 1- vergi 2- berke, kamçı, değnek
    bergi: 1- vergi 2- eli açık, cömert
    bergilik: doğal, tabi
    berik: 1-berk, sağlam, gürbüz, dayanıklı 2- cömert, eli açık
    beril: verici, cömert, eli açık, fedakar
    berin: veren, cömert
    beriş: veriş, hibe
    berk: 1- katı, sıkı, sağlam, dayanıklı 2- şiddet, şiddetlilik 3- korunan, muhkem 4- yıldırım
    berkant: birl. berk/ant altay dağları cıvarında bir başka dağın adı
    berke:1- kamçı, değnek 2- dövme 3- naz, işve
    berkem: düşmana karşı iyi korunan yer, müstahkem mevki
    berkin: güçlü, güçlendirilmiş
    berkit: güçlü, güçlendirilmiş, muhkem
    berkliğ: berkli, güçlü, dayanıklı
    berkuk: sert,cesur, dayanıklı
    bermek: vermek, veriş
    berşe: odun kömürü, kül
    besen: bezen,süs, makyaj, gösteriş
    betik: (bitiğ, bitik) yazılı kağıt, mektup
    beybut: barış, sulh
    beyge: bike, küçük hanım
    beygu: bir şahin türü
    beylem: buket, demet, çiçek demeti
    beylen: beyli, beye bağlı
    beynen: beğenen
    beyrek: 1- tim, müfreze 2- merkez ordu, ordugah
    beyru (bayrı) 1- ezeli, başlangıçsız 2- emektar, tecrübeli
    bezek: süs, takı, piraye
    bezen: süs, makyaj
    bezenmiş: süslü
    bezgin: bez...mekden. sarsılmış, bıkmış
    bıçak: biçme aracı bıçgın: kesen, biçen
    bıçkas: kağan ve hanlara yapılan bağlılık andı
    bıçkı: bıçak bileme aracı
    bibi: kibar, eğitimli, sayıdeğer hanım
    (anadolu’da birçok bölgemizde “hala” anlamında da kullanılır)
    biçek: bıçak, biçici
    biçik: biçilmiş, biçimlenmiş
    biçim: şekil, format, örnek, biçilmiş gibi
    biçin: 1- biçilmiş,biçime girmiş 2- ekin, tahıl 3- biçen, doğrayan
    bige: 1- bakire, temiz kız 2- bey kız saygıdeğer kız
    bigem: sevilen, el üstünde tutulan kız
    bigen: beğenilen
    bigendik: beğenilen, ilgi duyulan
    bike: bige
    biket: beylik, beyliğe uygun
    bil: bilgi, bilim
    bildik: bilinen, tanınan, ünlü
    bilecen: bilgiç,çok bilmiş
    bileda: balta
    bilge: bilgili, filozof, alim, bilgin, ulu kişi
    bilgekağan: bilge/kağan (aslı, türk bilge kağan’dır)
    t...türk tarihinin, bir çok nedenlerle en önde gelen kişilerinden. türk milliyetçiliğini devlet siyasetine
    sokan, ona sosyal, ve siyasal bir kimlik vererek, devlet-millet bütünleşmesini sağlayan, milliyetçiliğe
    “zaman boyutu”nu kazandırıp, onu çağlar ötesine götürebilmeyi amaçlayan ve ilk defa “ birleşik türk
    devletleri” fikrini ortaya çıkarıp bunu milli politika biçimine getiren,yönetimi döneminde sık sık kurultaylar
    toplayarak milletine “hesap veren” ve tüm bunları kardeşi kül tigin’in ölümünden sonra yazdırttığı
    “mengütaş’larda(orkun anıtları) da bizzat anlatan ve son olarak da gerek türk dili, gerek de edebiyatı ve
    içeriği açısından, dünyada bir eşi daha bulunmayan yazıları yazdırtan ulu kişi...ilteriş kutluk kağan’ın
    büyük oğlu, kül tigin’in ağabeyi.
    bilge tamgaçu: birl. bilge/tamgacı
    t...göktürkler ve uygurlar döneminde yüksek dereceli memurlara verilen bir unvan
    bilge tonyukuk: birl. bilge/tonyukuk
    t...göktürkler dönemi, ünlü, devlet adamı, siyaset bilimci ve tarihçisi...ıı göktürk kağanlığının
    kuruluşunda önemli rolü olan, hem ilteriş kutluğ kağan’ın yakın yoldaşı ve başkanlığını, hem de bilge
    kağan’ın başbakanlığını yapan ve kendi adına da yazıtlara yazı yazdıran ulu kişi
    bilgen: bilen, bilgin, alim
    bilgin: bilim adamı
    bilgü: bilgi
    bilig: bilgiler, bilim, bilim dalı (orj)
    bilik: bilen, bilgili
    bilun: esir, tutsak, (gönül ve akıl esiri, aşık)
    binit: binilecek nitelikteki, soylu at
    birben: birl. bir/ben ben mec. kendini beğenmiş
    birçe: biricik, yegane
    birçek: 1- biricik 2- saçın ortadan ayrılıp yana dökülmüş hali
    birebin: yegane, tek, biricik
    birge: 1- beraber, birlikte 2- biricik 3-berke
    birgen: içine kapanık, münzevi
    biricik: tek, yegane, bir tane
    biriçim: birl. bir/içim mec. imrenilecek güzellik ve çekicilik
    biridin: güneyli, güney bölgesinden
    birkit: birleşik, birleşmiş
    bişük: nesil,soy-sop, kavim, kardeş
    biterge: gerek, hacet, ihtiyaç
    bitev: (bidev) 1- soylu, soylu at 2- el değmemiş bakir
    bitig: yazı, yazıt
    bitigçi: katip, yazıcı
    bitigen: anıt, yazıt, yazılı taş
    bitim: gaye, hedef, ülkü
    bitki (bütkü) yerden biten
    biyan: (bayan) (buyan) varlıklı, cömert ,eski tanrı sıfatlarından
    biyum: cömert, eli açık
    bod: boy,uruk
    boga: boğa
    boğ: hediye, armağan
    boğa: boğa
    boğaca: boğa gibi güçlü boğacı: boğa deviren
    boğaçuk: küçük boğa, genç boğa
    boğar: boğucu, güçlü, kuvvetli
    boğarcık: güçlü, boğucu
    boğtag: şapka, başlık, hanım başlığı
    bolcal: vade, müddet
    bolçak: gürz, topuz
    bolduçağ: uygun zaman, olan çağ
    bolgan: 1- soylu at 2-keşşaf, mucit 3- olgun, olmuş, ermiş
    bolgu (bolgi): orijinal, özgün
    boncuk: mücevher, takı
    bor: bora, fırtına
    bora: fırtına
    bordak: semiz, şişman, balık etli
    bordu: üzüm, asma
    borka: baraka,ev
    borla: burla, üzüm, üzüm salkımı
    bosum: endam, zerafet
    bosut (basat) anlayış, izan, hidayet
    boşgur: eğitmen, öğretmen, talimci
    boşgut: öğrenci, şakirt
    boy: 1- uruk, uyruk, oymaklar birliği 2- eda, endam
    boyda(ğ): soyut, mücerred
    boydaş: aynı boyun mensubu
    boyla: unvan veren kişi
    boyla bağa tarkan: birl. boyla/bağa/tarkan
    bilge tonyukuk’un öteki adı
    boylan: adına ve soyuna layık
    boyluğ: 1- soylu 2- yakışıklı
    boysan: yakışıklı, heybetli
    boz:1- sert, şiddetli2- alaca renk,füme rengi3- toprak rengi
    bozan: bozmak...dan düşmanı yenip dağıtan
    bozca:1- cesur, gözükara 2- boz rengine kaçan
    bozcak: cesur
    bozçin: dürüst, güvenilir
    bozdoğan: birl. boz/doğan bir doğan türü
    bozkır: step, çöl, vaha
    bozkurt: birl. boz/kurt
    t...oğuz kağan destanında, oğuz’a yol gösteren efsane kurt. genel olarak türk boylarının hemen
    tamamında, türklerin karakteristik özelliklerini üzerinde taşıdığına inanılan “milli sembol” pozisyonundaki
    hayvan (önceleri “gökbörü” olarak kullanılan bu ad, selçuklular döneminden sonra, daha yaygın olarak
    “bozkurt” olmuştur.)
    bozlak: 1- boz ve kül renginde olan 2- otlak, mera
    böbülük: koca, gül
    böçke:1- canavar 2- böcek
    bödge: çağ, zaman
    bög(bök): kısmet, nasip
    bögü:1- filozof, hikmet sahibi kişi 2- büyü, sihir 3- ejderha, canavar 4- zehirli bir böcek
    bögür: 1- ordunun kanatlarından her biri, cenah 2-kaburga ile kalça arasındaki bölge
    böğdün: bürokrat, yüksek dereceli memur
    böğrek: ordugah, merkez ordu, merkez ordunun savaş pozisyonu
    böğürmüş: şamatacı, gürültücü
    böğüş: zeka
    böken: ahu, ceylan
    bökevul: aşçı, iyi yemek yapan
    bökli: yakışıklı,şık, iyi giyimli
    böklice: şık giyimli
    böle: pay, nasip, kısmet
    bölen: bölüm, pay
    bölek: hediye, armağan
    bölük: 1- kısım, ekip, bölüm 2- pay, nasip
    bölün: yönetici, şef
    bönge: tekme
    bönger: tekmeleyici, iyi tekme atan
    börçe: zülüf
    börçek: zülüf
    böri: kurt göktürkler ve uygurlar dönemlerinde kağan muhafızlarına verilen genel bir ad.
    böriteçine (börteçine) benekli bozkurt
    ergenekon destanlarının çeşitli versiyonlarından birinde, ergenekon’dan çıkışı gösteren dişi kurt,bir
    diğerinde ise bu addaki demirci ustası olarak geçer.
    börk: başlık, tüylü hayvan derilerinden yapılan başlık
    börklü(ğ) saygıdeğer
    börklüce: saygıdeğer, saygı gösterilen
    börte: benek
    börü: (böri) kurt
    bubik: konca,gül
    bucak: 1-gizli bölge 2- uzak yer
    bucuga: (buğucu, ceylan avcısı)
    budak: sert dal parçası mec. güç, sertlik, dayanıklılığı sembolize eder.
    budan: (budun)
    buday: buğday
    budraç: gözü pek, cesur
    budulgan: yürekli,cesur
    budun: bütün, ulu, millet “ siyasi ve dini yapıları ne olursa olsun soy,dil, töre, kültür, tarihsel yapıları bir
    olup, psikolojik olarak birbirine bağlı insan topluluğu.türkçe’de kullanılan millet ve ulus sözcükleri tam
    olarak bu anlamı içermektedir. millet, din ortaklıklarını daha ön planda tutan bir anlam içerirken ulus ise,
    daha çok boy ve uruk anlamlarını içerir.buna rağmen yakın zamana kadar millet, son zamanlarda ise ulus
    sözcükleri dilimize yer etmiştir. oysa gerek günlük dilimizde gerek yazı dilimizde bu sözcüğün bir an önce
    kullanıma girmesi gerekmektedir.”
    budunçar (budunçu-yir) sözcüğünün tam anlamıyla” ulusçu”, “milletçi”
    “oğuz töresi”’ni yeniden gündeme getirip, yürürlüğe koyan kişi
    budunçi: buduncu, ulusçu
    budunçiyir: birl. buduncu/yir,yer toprak
    buga: boğa
    bugan: 1- boğan 2- alamet, işaret, iz
    bugateg: boğa gibi güçlü
    bugay: 1-afacan, ele avuca sığmayan 2- buğu, ceylan
    bugu: 1- buğu, ceylan 2- böcek, örümcek 3- canavar
    bugur: sürekli,devamlı, devamlılığı olan
    buga: boğa
    buğra: 1- genç aygır 2- genç erkek deve
    buğu:1- ceylan, 2- yavru geyik 3- buhar
    buğuçan: boğucu, boğaç
    buka: boğa
    bukağı: kelepçe, atların ayağına takılan bir çeşit köstek
    burak: güçlü, yenilmez
    bukan: (mokan, büken) güçlü, yenilmez
    bukuk: tomurcuk, filiz
    bulaç: bulucu, keşşaf, mucit
    bulagan: 1- olgun, kamil 2- bulan, bulucu
    bulak: göze, kaynak, pınar
    bular: bulur, mucit
    bulası: ülkü, bulunması istenen
    bulça: 1- bolluk, ganimet, bereket 2- bulucu, mucit
    bulçu: bulucu, mucit
    bulçum: keşif, buluş
    buldan: bolluk, refah
    buldu: önemli, değerli, az rastlanan
    buldur: 1-iri su damlası 2- gözyaşı
    buldak: 1- bulanık, karışık, karma 2- kıyı, sahil
    bulgan: 1- olgun,kamil 2- bulucu, mucit
    bulganç: karma, kırma, karışık
    bulgar: karışık, bulanık, karışmış, içiçe girmiş
    bulgaş: karışıklık, karmaşa
    bulmaz: 1- olgunlaşmamış 2- sakin, tembel
    bulmuş: 1- olgun, erdemli, oturaklı 2- keşşaf, mucit
    bulu: anlayış, idrak, izan
    buluç: 1-bulucu 2- anlayış, fehim
    bulug: 1- keşif bölgesi, keşfedilen yer, bölge 2- fidye, haraç
    bulugan: bulan, bulucu
    bulum: irfan
    bulung: bulunulan yer, yön, taraf
    buluş: 1-feraset, buluculuk 2- manevi destek buluşgan: maharetli, becerikli
    bumin: 1- merkez ordu, çekirdek ordu 2- puhu kuşu
    bun: üzüntü, keder, bunalım, kendinden geçiş
    bunak: bunlu, üzüntülü, kendinden geçmiş
    bunalmış: üzgün, mahzun
    bung: bun, keder
    bunluğ: bunlu, kederli
    bunsuz: mutlu, huzurlu
    buran: burmaktan...burucu
    burcu: 1- buruk, burucu 2- güzel ve keskin koku 3- biber
    burçak: 1- nohutgillerden bir tahıl 2- irmiklik buğday
    burçigen: böü/tigin moğol ağzındaki söylenişi (türk ağızlarında kuzey’e çıkıldıkça t ”ler ç’ ye dönüşür.
    çigin, tigin, çengiz tengiz vb.)
    çengiz kagan’ın aile adı. uygur kökenli olup, sonraları kuzeye göç ederek,moğol oymaklarının
    arasına karışmış bir oymak
    burçin: dişi geyik
    burçugin: özü sözü bir, güvenilir
    burçuk: 1- tahta veya keçeden yapılmış küçük heykel 2- varlık, servet 3- çiçek, gül
    burka: yüz örtüsü, fular (tozdan ve fırtınadan korunmak için yüze takılan örtü)
    burkan: 1- totem, heykelcilik 2- hüzün, iç burkuntusu
    burke: 1-burka 2- berke, kamçı
    burla(hatun): üzüm, üzüm salkımı
    burta: 1- benek, ben 2- altın tozu
    burtag: burtak çakıllı, taşlı toprak
    buruk: kırgın, alıngan, mahzun
    burul: içli, içten, samimi
    burunçuk: burulmuş, buruşuk
    burundu: atların terbiyesi için burunlarına takılan kıskaç
    burungu: geçmiş, mazi, hatıra
    buşku:telaş, heyecan
    buyan: (bayan, muyan) 1- kut, baht, mutluluk 2- sevap,hayır 3- dayanıklılık, mukavemet
    buyandı: kutlu, bahtı açık
    buyra: kıvırcık, kıvrılmış, bürülmüş
    buyraç: amir, buyuran
    buyrat: engebe, engel
    buyruk: 1- emir, buyruk, buyurma 2- göktürkler döneminde vezir, (bakan) anlamına da
    kullanılmıştır.
    buyuruk: buyruk, emir
    buzaç: bozucu, bozguna uğratan
    buzan: bozan, düşman birliğini dağıtan
    bübülük: gül, konca
    büdene: bir bıldırcın türü
    bügü : 1- büyü, sihir 2- felsefe 3- ejderha
    bük: kıyı, sahil
    büke: 1- genç kız, küçük hanım (bike) 2- bükü, ejderha
    büke badraç: birl. büke/badraç mitolojideki, yedi başlı ejderha
    bükeç: güçlü, bükücü
    bükey: büken, bükücü, güçlü
    bükin: hanımcık, küçük hanım
    büklüm: kıvrım, büküntü, saçak
    bükü: ejderha
    büküş: bükme eylemi, bükmek
    bülek: bilek
    t...kırgızların, mürti oymağı beylerinden
    bülte: demet, deste, top
    büngü: tos atmak, kafa vurmak
    bür: gonca; gonca gül
    bürçe: kurt yavrusu
    bürçek: 1- kurt yavrusu 2- saç kıvrımı
    bürge: 1- kellik 2- bahşiş, hediye
    bürkev: himaye,vesayet
    bürküt: 1- bahşiş, hediye 2-bir kartal türü
    bürüm: bürülmüş, katlanmış
    bürüncük: ipekten yapılmış, şal, fular
    büte: 1- fidan 2- bütünlük
    büvet: baraj, set, su seti
    büyü: sihir, gizliyi bilme işi, bilgelik büyük: 1- olgun, saygıdeğer 2- bilge 3- büyü, büyücü
    c harfi ile başlayan isimler
    cabadak: hayret, şaşma
    cabalak: yabalak, yaygın
    cağımda: yaratıcı, üretken
    cağımdı: lütufkar, iltifat eden
    cağlı: namuslu, dürüst
    cakşı: yakşı, yakışıklı, güzel
    calman: yalman
    caman: 1- yaman, 2- kam, büyücü
    camanbay: birl. caman/bay..şamanist gelenekte, obanın büyücüsü,doktoru, kötü ruhları kovan kişi
    camuga (camuka) kızgın, asabi
    canik: tüccar, ticaret erbabı
    canku: meşveret
    carıp: yakın, dost, çok yakın arkadaş
    carlık: yarlık, emir, ferman
    cartı: şık, alımlı
    caruz: heyecan
    catuk: halim, haluk
    cav: gösteriş, afi, fiyaka
    cavankul: uygurlar döneminde ordunun sol cenahını ve oradaki askerlerin tümüne verilen ad
    cavıldak: neşeli, şen şakrak
    cavlı: gösterişli, cafcaflı
    caymaz: cesur, kararlı
    caynak: pençe, doğan pençesi
    cebe: 1- silah,ok, cephane 2- zırh
    ceben: gayretli, çalışkan
    cebenoyan: cebe/noyan
    çengiz kagan’ın dünyaca ünlü komutanı ve yakın arkadaşı.(çengiz’in bütün türkleri bir bayrak altında
    toplama fikrinin mimarı bu ulu kişidir.)
    celasun: (çalasun) 1- delikanlı 2- cesur, savaşçı 3- becerikli, eli tez.
    celayır: (çalayır) 1- bilgin, gün görmüş, tecrübeli 2- savaşçı
    celden: yel, yel parçası
    celme: çalım, fiyaka, gösteriş
    cengel: hafif, ince
    cengiz: çengiz, tengiz, deniz
    ceren: ceylan, ahu, gazel
    cerkin: hısım, yakın
    cerkuday: birl. yer/kutay eski dönem yer tanrısı
    cetik: yetkin, uzman, olgun
    cetiz: yetkin, becerikli
    ceyran: ceren
    cıda: mızrak, kısa saplı mızrak
    cıgı: şamanist gelenekte ,iyi ruh. boy ve oymakları kötülüklerden koruduğuna inanılan ruh
    cılduz: yıldız
    cılımga: kağan ve han’ların mektuplarını yazmakla görevli kişi
    cibelik: sonsuz, sonsuzluk
    cici: (cicik, cicek) 1- çiçek, gül 2- konuk 3- sevim, sevimlilik
    cidagu: yetkin, yetenekli, becerikli
    cide: iri, uzun bir ağaç türü
    ciga: taç, gelin başı
    ciğil: hafif, yeğni, kolay
    cilmaya: türk mitolojisindeki efsanevi kanatlı at
    cingil: 1- galip, utkan 2- güvenilir,sadık
    cingü: zafer, utku
    civil: iyi ruh, temiz , arınmış ruh
    colay: (yolay) birl. yol/ay...kazaklarda “ayağı uğurlu” kişiler için kullanılır.
    colda: yolcu, yola çıkan
    cuci: 1- cici, çiçi, cicik, çiçek, çuçu, çuçi 2- konuk..bu ad daha çok, beklenmeyen doğumlar sonrası
    kullanılır ve bu yüzden “konuk” anlamını içerir
    culum: narin, nazik, hassas cumuk: yumuk, yumulmuş
    cupar: parfüm, güzel koku
    ç harfi ile başlayan isimler
    çaba: gayret, enerji
    çabacı: gayretli, enerjik
    çabak (çaba)1-çabuk,çevik 2- küçük bir göl balığı türü
    çabar: 1- çapar, davranır 2- ulak, kurye, elçi
    çabuk: (çapuk) çapan, çaba gösteren, çabalayan
    çaça: 1- savaş baltası 2- gemici 3- çiçi, çiçik
    çagavun: bal arısı
    çağ: 1- zaman, vakit 2- devir, devran 3- su sesi, şırıltı
    çağa: yavru çocuk
    çağan: 1- bayram, eğlence 2- şimşek 3- gürz, çakan 4- beyaza kaçan beyazımsı
    çağanak: çalgı, enstrüman
    çağaş: kırlangıç
    çağatay: birl. çağ/atay
    1-çağının en ünlüsü 2- çağdaş, çağının ilerisinde
    çağdaş: çağın insanı, aynı çağda yaşayan kişiler
    çağıl: 1- su sesi 2- çakıl taşı
    çağıldak: çağlayan, şelale
    çağıltı: 1- su sesi, suyun taş ve kayalara çarparken çıkarttığı ses
    çağın: 1- şimşek , çakın 2- gürz, topuz
    çağır: çağırı, çağrı
    çağırgan: çağıran, davetkar
    çağla: 1- namuslu, dürüst 2- erik türlerinden bir yemiş
    çağlak: 1- namuslu, dürüst 2- çağlayan, şelale
    çağlar: şelale, çağlayan
    çağlasun: dürüst
    çağlav: dürüst
    çağlayan: şelale
    çağlayık: şelale
    çağlı: 1- dürüst 2- yakışıklı, güzel
    çağlın: meşhur ve liyakat sahibi
    çağrı:1- mesaj, davet 2- doğan kuşu, doğanın bir çeşidi
    çağruk: katı, sert
    çaka: 1- savaş baltası 2- çakı 3- fiyaka, çalım, gösteriş
    çakaloz: 1- fener 2- ilkel bir top silahı (top mermisi yerine çakıl taşı atan)
    çakan: 1- gürz,topuz 2- şimşek
    çakar: 1-deniz feneri 2- gürz
    çakı: kesici, yontucu küçük bıçak
    çakıcı: 1- çakma eyleminde bulunan 2- çakı ustası
    çakıl: çakıl taşı
    çakın: 1- şimşek 2- kıvılcım
    çakır:1- doğan türü bir avcı kuş 2- gürz 3- şarap, içki
    çakırca: doğan türü bir avcı kuş
    çakırcı: eskiden saraylarda, özel olarak doğan terbiyeciliği yapanlara verilen bir sıfat
    çakmak:..çak kökünden türeyen, vurmak, kesmek, bölmek eylemi için kullanılan bir sözcük
    çakmur: tutumlu, eli sıkı
    çaktu: iri yapılı, gösterişli
    çal: kılıç darbesi, darbe, vuruş
    çalap: ulu ruh, kadiri mutlak (eski dönem tanrı sıfatlarından)
    çalgar: çalıcı, vurucu
    çalgıçay: taştan yapılmış el değirmeni
    çalık:1- silahşör, iyi kılıç kullanan 2- çelik 3- mesaj, haber 4- haşarı, yaramaz
    çalım: 1- gösteriş, fiyaka, kurum 2- kılıcın keskin tarafı
    çalımlu: gösterişli, çekici
    çalın: çiğ, jale
    çalış: azim, ceht
    çalışgan: çalışkan, işgüzar
    çalkara: doğan türü bir avcı kuş
    çalkın: darbeci, hamleci, vurucu
    çalma: maden üzerine yapılmış oyma, işleme çalman: çalıcı, vurucu
    çaluk: çalık
    çam: bir ağaç türü
    çamur: sazlık, bataklık
    çanayaz: berrak, billur
    çandar: karışık, karma
    çandır: karışık
    çanga: 1- soylu 2- pençe
    çangal: 1- çok sık ağaçlı bölge 2- budaklı ağaç
    çapan: 1- ulak, haberci 2- enerjik,- çalışkan 3- iş elbisesi, eski giysi
    çapar: 1- enerjik, çalışkan 2- giysi 3- saldırgan 4- ulak, haberci
    çapgın: enerjik, koşan, ardından giden
    çapgur: tufan, afet, deprem
    çapın: atak, hücum, savlet
    çapıtgan: saldıran, saldırgan
    çaplan: bir şahin türü
    çaplı: şahin türü bir avcı kuş
    çaptı: koşan, seğirten
    çaptuğ: ünlü, çok tanınan
    çapul: çap...mak kökünden, vuran, saldıran, alıp götüren vb. eylemlerin tümü
    çardu: cinli, perili
    çarmagun: görevli, görevlendirilmiş , emir almış
    çaşka: sabi,bebek, yavru
    çaşut: haberci, muhbir, ajan
    çat: yansıma, yayılma, ün
    çatak: çatal, çatallı, iki kollu değnek
    çatal: iki kollu, iki kola ayrılmış nesne
    çatgal: 1-yüksek dağlık bölge 2- çatal
    çatık: çatılmış, tersleşmiş
    çatlı(ğ): 1-ünlü, tanınmış 2- gözü kara, cesur
    çatuk: bıçak sapı yapılan bir ağaç türü
    çav: ün, şöhret, yansıma, duyuru, bildiri
    çava: ünlü, tanınmış
    çavaş: ünlü, tanınmış
    çavlak: çağlayan, şelale
    çavlan: çağlayan
    çavlı: 1- ünlü,meşhur 2- doğan yavrusu
    çavudur: iyi üne ve şöhrete sahip olan
    çavunt: ün, şöhret
    çavuş: bilgi veren, bilgi götüren, bilgi dağıtan (çav...kökünden)
    çavut: duvar, sütun
    çay: dere, ırmak
    çayan: 1- dövülmemiş, dökme demir 2- işlenmemiş ham demir
    çaylak: kuyruğu uzun ve çatallı bir avcı kuş
    çaylan: 1-dere kenarı 2- çağlayan
    çeber: 1- usta, mahir 2- hoş, latif
    çebi : (çepi,çepni) 1- sert bakışlı 2- usta eli yatkın, yetenekli 3- cebe, çebe, silah
    çeken: cazip, cazibe, çekicilik
    çekim: cazibe, çekicilik
    çekimlü: çekimli, cazibeli
    çekli: armağan, hediye, düğün hediyesi
    çekmergen: nişancı, iyi vuruş yapan, silahşör
    çelek: bülbül, güzel öten bir kuş
    çelen: 1- becerikli, çalışkan 2- fettan, yanıltıcı
    çelik: (çelük,çuluk) gücü arttırılmış sert demir
    çelikten: çelik parçası
    çelim: beden, endam, gösteriş
    çelme: 1- çalma 2- başa örtülen bez (bandana)
    çengin: gösterişli, dikkat çekici
    çengiz: deniz
    çengşi: mucize, olağanüstülük
    çepen: hatip, iyi konuşan, güzel söz söyleyen
    çerçi: ulak, haber, bildiri ulaştıran kişi
    çeri(ğ): asker, savaşçı, toplanarak bir araya gelmiş erat
    çeven: çevre, muhit
    çevgen: cirit, değnek
    çevri: çeviri,girdap, anafor çevrim: 1- girdap, anafor 2- çevre, muhit
    çıdam: dayanıklılık, metanet
    çıdamlı: metin, dayanıklı
    çıdık: güç, dayanıklılık
    çıgay (çığay): 1- fakir, varlıksız 2- kurt yüzlü, kurt bakışlı
    çığ:1- su damlası, kırağı 2- kar yığını, kar topu
    çığal: omuz, omuz başı
    çığın: çıkın, bohça
    çığır: 1- çağ, devir 2- çığın açtığı yol 3- dar yol, patika
    çığla: saf, halis
    çığlan: saf, halis
    çığrı: 1- felek 2- melodi
    çıkan: 1- kaynak, kaynarca 2- yeğen, hala çocuğu
    çıkmak: 1- çıkma eylemi 2- kaynak 3- çakmak
    çıldım: seri- hızlı, enerjik
    çımrın: aktif, faal
    çın: (çin, çine) sağlam, dayanıklı, güvenilir
    çınak: 1- sevap, hayr 2- güvenilir,sadık
    çından: sandal ağacı
    çıngay: özü, sözü bir, sözüne güvenilir
    çıngılıç: birl. çın(sağlam, dayanıklı) kılıç
    çıngır:1- kopuza benzeyen bir saz 2- çıngırak
    çıntay: soylu, güvenilir
    çıray: yüz, eda, çehre
    çırganış: zevk, haz, tat
    çıtırkı: ışık, nur, ziya
    çibek: atmaca türü bir avcı kuş
    çiçek: 1- gül, gül çiçeği 2- cici, cicik
    çiçikağan: birl. çiçi/kağan
    hun kaganı (ulusçuluğu, devlet siyasetine sokan ve bunun savaşını veren kişi)
    çigan: yoksul, fakir
    çigen: gayretli
    çigendik: gayretli, çalışkan
    çiger: 1- gayret,azim 2- çökertiş,çökertme
    çigermiş: çökertmiş, düşmanı bozguna uğratmış
    çigil: olgun,gelişmiş, olmuş
    çigilvar: kısa ve küçük ok, özel ok
    çiğdem: yaban çiçeği, (ıtır çiçeğinin türkçesi)
    çil: dağ tavuğu
    çilde: kış mevsiminin en soğuk dönemi
    çildu: hızlı, seri, çabuk
    çilen: 1- çığ 2- jale 3- bir dağ çiçeği
    çilenti: çığ, jale
    çimçik: saf, masum
    çine: (çin) 1- sadık, güvenilir 2- öz, soy 3- kurt, kurt yavrusu
    çinkay: sözüne güvenilir, özü sözü bir
    çipli: narin, ince yapılı
    çiray: yüz, çehre, eda
    çit: çizgi, sınır, limit
    çiter: birl. çit/er (sınır muhafızı)
    çizgen: saban izi, karasabanın tarlada açtığı yol
    çizim: resim figürü
    çoban: 1- elinde cop (değnek, sopa) olan 2- muhtar, oba beyi
    çobar: değnekli, değnek taşıyan
    çobayıkmış: gönül kırıcı, haşin
    çoga: vahşi hayvan
    çogay: yoğun, kesif
    çoğaş: 1- debdebe, şaşa 2- vahşi hayvan yavrusu
    çokan: 1- gürz, topuz 2- hayvan yavrusu
    çoku: 1- debdebe, şaşa 2- bolluk, bereket
    çolak (çalak) silahşör, iyi kılıç çalan
    çolbanak: 1- uzak görüşlü 2- törenin dışında kalan 3- nikahsız ilişkiden doğan çocuk (hakas
    türklerinde)
    çoldu: 1- bahşiş, mükafat 2- ganimet
    çolpan: 1-kuzey yıldızı 2- uzak görüşlü 3- tanıdık, bildik, aşina
    çomak: 1- iri ve yuvarlak değnek 2- bir ucunda topuz bulunan sopa, silah 3- inanmış, inançlı
    çongar: gürültü, şamata, nara çopur: geyik ve karaca yavrusu
    çora: (çura, çur) 1- yer tanrısı 2- cin, peri 3- ruh
    çoraman: cinli, perili
    çorlu: cinli kötü ruhların etkisinde kalan kişi. bu ad şamanist gelenekten gelen bir ad dır.eskiden
    bunalımlı ve toplum tarafından hoş karşılanmayan kişiler için bu ad verilirdi ve bu kişiler kam ve baksılar
    tarafından tedavi edilmeye çalışılırdı)
    çotak: kabza, kılıç kabzası
    çotur: kabza, kılıç kabzası
    çökermiş: çökertmiş, düşmanı bozmuş
    çöklü: soylu, asil
    çökül: ırmakların taşarak vadilere bıraktığı tortu
    çömçe: ağaçtan oyulmuş su kabı
    çözeli: kıpçak, merkezden uzakta olan
    çözelti: ayrılış, kopuş, firak
    çuban: çoban, muhtar, obabaşı
    çuçu: şair, şairane konuşan
    çuğa: (çuka) 1- yürekli, cesur 2- arınmış, duru 3- narin
    çuğay: narin ve alımlı kız
    çulçu: serçe, turgay kuşu
    çuluk: 1-çelik 2- çalık, kılıç çalan 3- aceleci, heyecanlı
    çuran: ruhlarla ilgilenen
    çutur: kılıç kabzası
    çuvaş: 1-sakin, rahat 2- dindar, dünyaya değer vermez
    çücen: akıllı, aklını kullanan
    çünük: çınar ağacı
    d harfi ile başlayan isimler
    dadak:değme, dokunma, tatma
    dadal: tat alan, sezen, farkına varan
    dağ: (tağ,tağ,tak,tav) dağ...mec. genişlik, büyüklük, ululuk,heybet
    dağaça: dağ gibi heybetli
    dakak: ucu ataşli ok
    dal: 1-ayrı, bölünmüş 2- saldırı, büyüme, yayılma 3- batma, çıkma 4- yalınlık, çıplaklık
    dalan: koridor, dehliz
    dalaş: döğüş, karşılıklı saldırı
    dalay: (talay) genişlik, ululuk, sonsuzluk mecaz eden, asıl anlamı , büyük deniz, okyanus
    dalbay: 1- vasi, ardına sığınılan kişi 2- çuhadan yapılmış şapka
    kırgızlarda- 3- avcı kuşları yakalamak için, tuzaklara bağlanarak bırakılan küçük kuş
    dalboy: vasi, ardına sığınılan kişi
    dalkılıç: birl. dal/kılıç mec. zırhsız ve korunmasız
    dalkıran: kırıcı, ayırıcı
    damla: su damlası , tane
    dana: inek yavrusu, iki yaşındaki genç inek
    danişman: müşavir, bilgi ve tecrübesine danışılan kişi
    dansık: (tansık) olağanüstü, fevkalade
    darga: vali, üst düzey, bürokrat
    dargun: alıngan, kırılan, narin
    darı : 1- bir tahıl türü 2- sıkı, sıkıntı, zorluk
    darıca: 1- darı gibi, darı niteliğinde mec. bereketli 2- sıkı, sıkıcı, zorlu
    darsık: öfkeli, hiddetli
    daruka : (darga) vali, yönetici, bürokrat
    darulgan: alıngan, nazlı
    daşkı: taşkı, taşmış, dışarı çıkmış, dışarıda olan
    dayak: değnek, baston, dayanılan nesne
    dayanç: 1- dayanak, destek, güven 2- dayanma gücü tahammül
    dayangan: dayanıklı, metin
    dayangı: köşe minderi
    dayar: hazır, hazırlıklı
    debret: kımıldayış, devinim
    dağer: kıymet, para, nafız
    değerbilir: birl. değer/bilir kadirşinas, vefalı
    değerlü: değerli, kıymetli
    değirmi: çevreli, yuvarlak, toparlak değnek: dayanak, dayanılacak nesne
    deli: usu gitmiş, azmış, dellenen, mec.gözü kara, yiğit
    demir: demir madeni
    demirağ: zırh, örgülü göğüslük birl. demir/ağ
    demirden: demir parçası
    demirdöğen: birl. demir/döğen mec. acı kuvvet sahibi
    demirgen: 1- demir, ham demir 2- temren, okun ucundaki demir parçası
    demirhan: birl. demir/han
    şamanist gelenekte “ maden tanrısı”
    deneri. dikkat, itina
    dengizik: denizcik, küçük deniz, göl
    deniz: deniz, büyük göl
    denli: edepli, terbiyeli
    depegen: tekmeleyen, iyi tekme atan
    deprem: zelzele, sarsılma, kımıldama (kişisel görüşüme göre bu ad çocuklara deprem sırasında yada
    deprem felaketi sonrası yaşanan, çileli günler sırasında doğan ve o günlerin anısına verilen bir addır.)
    derin: derinlik...den mec. olgunluk, bilgelik
    dermek: dirilik, canlılık, bir arada tutmak
    dernek: eğlence, toy, birliktelik
    devin: hareket, kımıldanış, davranış
    devrim: devirme, yıkma, devirip yerine geçme,..ihtilal
    deyim: söyleniş, darbımesel
    deyiş: söyleyiş, şiirsel anlatım, ozan dili
    dıvrak: yakışıklı, alımlı, civan
    dibek: 1- ağaçtan oyulmuş büyük havan 2- yayık ağaç
    dik: 1-yükseklik, yükseliş 2- kararlılık, yıkılmazlık, caymazlık 3- inat
    dikeç: sütun, dikil, dikilmiş
    dikmen: inatçı, kararlı
    dilek: dil ile istenen, dile getirilen istek, arzu, murat, dilek
    diler: dileyen, dileyici
    dilim: kesik, bölüm, bölünmüş, biçimlenmiş
    dinç: zinde, sağlam, dirençli
    dinler: terbiyeli, munis, muti
    dip. baht, talih
    dipçin: 1- bahtı açık 2- sağlam, dayanıklı
    direk: 1- dirilik, sağlamlık, ayakta kalmak 2- temel, dayanak 3- vezir,bakan
    diren: direnç, karşı koyuş, dirilik
    direnç: direnme gücü
    direngeç: destek, dayanak
    dirgen: 1-dirilik,2- harmanda kullanılan demir çatal
    diri: (diri, dirik, tiri, tirik) can, ruh, canlılık, canlı
    diril: can, ruh, tin
    dirim: yaşam, sağlık, canlılık
    dirlig: yaşam, hayat
    dirse: derse, söylerse, konuşkan
    dizik: (dizi) kolye, takı
    dizlek: hazır cevap, konuşkan
    dodurga: 1- dolgun, doyumlu 2- doyuran, doyurucu 3- açık, net, berrak
    doğa: 1- tabiat,doğallık, ortaya çıkış 2- huy, yaradılış, fıtrat
    doğan: 1- soylu bir av kuşu 2- doğmuş, olmuş, ortaya çıkan
    doğru: dürüst, yalansız, sözüne güvenilen
    doğrul: 1-doğruluk, dürüstlük 2- ayakta duran, dirençli
    doğu: güneşin doğuş yönü
    doğuç: doğuş,doğma, ortaya çıkış
    doğudan: doğulu, doğu yönünden gelen
    doğuş: doğma, ortaya çıkış
    dokunak: dokunuş, değiş, mec. ağır, mahsun,yürek sızlatan, yüreğe dokunan
    dokunç: dokunak, hüzün
    dokuz: dokuz sayısı, türklerin en çok eskilerden beri uğurlu sayılarındandır
    dokuz arka: dokuz/arka (...eski dönemlerde soyluluk gösterme ve belli etmesi açısından, bir kişinin
    babasından itibaren geriye doğru dokuz atasının sayılıp açıklanması..)
    dolandı: dolanan, gezgin
    dolu: 1-bilgin, tecrübeli, öğretmen 2- bütün, tam, eksiksiz 3, şamanist gelenekte ve alevi_bektaşi
    gelenekte, içki, şarap 4- kısa süren, iri taneli yağmur
    dolun: tam, bütün, eksiksiz
    yakut türklerinin eski bereket tanrılarından
    dolunay: ayın on dördü, ayın en güzel hali domaniç: 1-dumanlı bölge 2- tümsek, engebeli arazi
    donat: giyim, kuşam, zenginlik, cömertlik
    domurcuk: gül, tomurcuk
    donatmış: giydirip, kuşatmış, sevindirmiş, cömertlik göstermiş
    donatur: cömert, eli açık, bağışlayıcı
    donsuz: çıplak, fakir, varlıksız
    dora: doruk, zirve, şahika
    doran: (duran) diri, canlı, yaşayan
    doru: 1- doruk, zirve 2- kara ile kızıl arası renk (at rengi)
    doruk: zirve, uç, şahika
    doymaduk: doyumsuz, sevilmeye doymayan, doyulmayan
    doyum: 1- doymak, tatmin 2- ganimet, bereket
    doyuran: mec. cömert, hayr sahibi, iyilik sever
    döğen: 1- dövüşçü,döven 2- ekin saplarını ezmeye yarayan, altında çakmaktaşı bulunan geniş tahta
    döğer: 1- döver 2- değer, kıymet 3- kalın, enli bir ağaç
    döğerli: değerli
    döğüş: dövüş, savaş, kavga
    döğüşgen: kavgacı, savaşçı
    dökümhan: birl. böküm/han 1- dökmekten döküm 2- düğüm, bağ
    dölek: 1- çok döl veren 2- koyunun kuzuladığı yer 3- itibarlı, saygıdeğer, maharetli
    dölen: muti, sevgi gösteren
    dönder: (döne, döndü gibi “dönmek” fiilinden türetilmiş, çocukları ölen ailelerin, yeni
    çocukları olduğunda kullandıkları adlardan)
    döndü: dönüş yapan (reenkarnasyon) çocukları ölen ailelerin verdiği adlardan
    döngel: saat
    döngü: dönüşüm, başa dönüş
    döngün: dargın, gönlü kırık
    dönmez: kararlı, cesur, azimli
    dulak: dolu, olgun, tecrübeli
    duman: 1- sis, kırağı 2- ateşten çıkan gaz
    dumlu: 1- dumanlı, sisli bölge 2- soğuk ve ayaz alan yer
    dumrul : 1- okun sivri ucu 2- başı dumanlı, efkarlı
    dura: (durak) 1- yaşam, hayat 2- sağlamlık, dayanıklılık, kalıcılık 3- ev, yaşanılan yer, barınak (bu ad,
    çocukları ölmüş ailelerin yeni çocukları olduğunda yaşamda kalıp uzun yaşaması ve sağlıklı olması dileğini
    içeren adlardandır ve çok eskilere dayanan bir gelenekle bu gün de sürdürülmektedir.durak, dursun,
    durmuş, durdu, yaşar, tokta, tok, toka, toktamış, turan vb. adlar da hep aynı psikoloji ve geleneğin
    ürünüdür.
    durak: (dura) yaşam, hayat
    duran: (turan) durucu, kalıcı, yaşayan, canlı
    durcu: durucu, kalıcı canlı
    durdu: 1- duran, kalıcı, canlı, yaşayan 2- yaşam, hayat
    durgaç: durak, durulan, yaşanılan yer
    durgun: 1- durulmuş, süzülmüş, arınmış 2- sakin, sükuna ermiş, kendi halinde
    durmuş: 1- duran, yaşayan, canlı 2- yaşam, hayat
    dursun: durması, yaşaması istenen
    duru: 1- saf, sade, berrak 2- duran, durgun
    duruk: duru, durucu
    durul: 1- sükun bulmak, huzura kavuşmak 2- günahsızlık, arınmışlık
    durulca: masum, günahsız
    durulmaz: afacan, yaramaz
    durulmuş: tatminkar, sakin
    durum: yaşam, hayat, süreğenlik, duruş
    duva: (düve)
    duvak: örtül kapanmış, gelin başı
    duvan: (doğan)
    duyan: duyucu, hissedici
    duyar: duyarlı, hisli, duygulu
    duyarı: duyarlılık, hislilik
    duygu: his, duyum
    duyuş: duyum, hissediş, duyarlılık
    duyuşan: duyan, hisseden
    düğün: (töğün, toygün) toy günü, yemekli eğlence
    düş: rüya, aniden ortaya çıkış
    düşelge: pay, hisse
    düşerge: miras, pay
    düşüngü: düşünerek üzülme, kafaya takma, üzülme, teessür
    düve:1- genç inek, dananın büyüğü 2- döven, dövüşçüdüveci: dövücü, dövüşçü
    düvehan: birl. düve/han
    düven: (döven)
    düyeci: dövüşçü, döğüşçü
    düz: (tüz) 1- doğru, doğruluk, gerçek 2- soy, kök, döl 3- kural,kaide
    düze: düzen, uslup, tarz
    düzen: kural, kurallar bütünü
    düzge: süs, makyaj
    düzgün: 1- düzülü, düzenli, muntazam 2- gidişat, teamül
    e harfi ile başlayan isimler
    ebin:(evin) tane, öz
    ebinç: refah, huzur
    ebiri: erim, erdem, fazilet
    ebrek: dayanıklı, sebatkar
    ebren: 1- evren, kainat 2- felek, talih
    ebret: ayrılım, ihtilaf
    ebrük: dayanıklı, sebatkar
    ece: (eçe)
    ecevit: 1- çalışkan ,, aktif 2- haşarı, yaramaz
    eçe: 1- dahi, çok akıllı, çok zeki 2- saygıdeğer, görgülü hanım
    eçine: doğru sözlü, sözüne güvenilir
    ede: (edi, ata) atalık, hatırı sayılan, sözü dinlenen kişi
    ederkon: birl. ede/kon (konmaktan can, ruh)
    edgü: 1- iyi, güzel, hoş 2- adil, adaletli 3- eğitmen, öğretmen
    edgüdi: 1- eğitici, öğretici 2- iyi, ala
    edi: eda, ata, saygıdeğer ulu kişi
    edige: 1- iyi, iyi kalpli 2- öğretmen
    edik: kısa konçlu çizme
    edil: (idil,etil, atil) iyilik, güzellik
    ediz: 1- kıymet, kıymetli 2- yüksek, yükselmiş
    ege: (eke,öke)1- dahi, çok akıllı 2- egemen, sahip 3- bakıcı, eğitici
    egemen: 1- hakim, sahip, kendinden başkasını dinlemeyen, buyrukçu 2- bilge kişi, dahi
    3- ağa, ağabey
    egit: göz değmesi ve nazara karşı göz kenarlarına sürülen bir ot
    eğber: eğri, eğrilmiş
    eğilmez: gururlu, mağrur, dik başlı
    eğin: eğirilmiş
    eğir: 1- sarış, çeviriş, kuşatma 2- bükme, kıvırma
    eğnez: narin, zayıf, ince
    eğrek: sık, bol
    eğri: eğik, bükük mec. saygılı, alçak gönüllü
    eğrim: pınar, göze, küçük çağlayan
    eke:1- dahi, çok akıllı 2- sahip, egemen 3- bakıcı, eğitici
    ekeç: cana yakın ve çekici kız
    ekelik: deha, kıymet
    ekim: 1- ekin ekme eylemi 2- yarım, ziraat
    ekin: 1- mahsul, tarla ürünü 2- tarlaya ekilip olması beklenen her türlü bitki
    ekinci: 1-ikinci (erkek, ya da kız) 2- rençber, çiftçi
    eksük: azlık, yokluk, yoksulluk
    ekşi: eksi,eksik, azlık, yokluk
    el: 1- il, ülke, memleket 2- ilgi, bağlantı 3- barış, sukunet 4- kolun, bilekten aşağısı
    ela: (ala) renkli alacalı
    elban: (ilban) devletçi, devletine bağlı, sadık
    elbir: birl. el/bir mec. elbirliği, işbirliği, imece
    elcek: 1- ekin biçme aracı 2- munis, sessiz
    elçik: eldiven
    elçi: 1- devletine bağlı, devletçi 2- devleti adına aracılık eden, haberci, temsilci
    elçim: demet, tutam
    elçin: 1- demet, bağ, buket 2- ekin biçerken kullanılan bir alet 3- devlet görevlisi, devletine bağlı
    eldek: 1- basiret, kabiliyet, eylem gücü 2- yedek, elde bulunan
    eldem: 1-alışkın, yetişkin 2- sevimli, cana yakın 3- evcil koyun
    eldüz: birl. el/düz yurtsever elez: (eliz)arı,duru, temiz, munis, uyumlu
    yakut destanlarında bekaret tanrıçası (ulu tuyun’un kızı)
    elgay: yurtsever
    elgin: 1- konuk, öncelik verilen kişi 2- gurbetçi, yurdundan uzak
    elgörmüş: gezgin, seyyah
    elgün: halk, avam, halktan kişi
    elibol: cömert, eli açık, sahi
    elik: usta, eli yatkın
    eliş: usta, maharetli
    elitaş: cimri, eli sıkı
    elitez: becerikli
    elkatmış: birl. el/katmış ülke fethetmiş, algan
    elkin: 1- konuk 2- yolcu
    elöver: yurtsever
    eltutar: birl. 1- el/tutar mec. yardımsever, hayırşinas 2- fatih, algan
    elveren: olgunlaşan, yeterlilik kazanan
    emçi: doktor,eczacı
    emeç: amaç, gaye
    emek: 1- gayret, cehd, zahmet 2- güç, enerji
    emen: 1-can, ruh, hayat 2- ağaç dikmek için açılan çukur 3- meşe ağacı
    emet: sınır, mesafe
    emgek: emek, zahmet, güçlük
    emlek: duygulu, merhametli
    emre: (imre) düşkün, aşık, hayallerle yaşayan
    en: (yen)1- derinlik, genişlik 2- av 3-kıyı 4- arka
    ençu: sükun,huzur,ruh derinliği
    endeş: eşit, müsavi
    eneç: meyil, meyilli
    enik: (enük, enek)genişçe, yayık
    engin: 1- genişlik, derinlik, yayıklık 2- ufuk, ufuk çizgisi
    enicuk: hısım, kavim- kardeş
    eniş: (enuş) 1- iniş, yokuşun karşılığı mec. rahata ve huzura erme 2- uçlarda, ekstrem
    enkiş: tecrübeli, deneyimli, olgun
    er: 1- olgun,olmuş, ergin, yetişkin erkek 2- asker, çeri
    erçe: birl. er/çe...erkeğe yakışır biçimde
    erçin: ülkenin idari bölümlerinden her biri (il, ilçe, kasaba vb.)
    erdem: ( ertem) fazilet, bilgelik, yücelik, hünerlilik
    erdemçi: erdem sahibi
    erdemlü: erdem sahibi
    erden: er parçası, erden olma
    erdin: ermiş, olgun
    erek: erişilmek istenen, ülkü, hedef
    erekli: (ereğli) ereği olan
    erem: müjde, iyi haber
    eren: 1- olgun, 2- hür, bağımsız 3- din ile bütünleşmiş
    erentüz: birl. eren/düz
    t...tuva ve çuvaş türklerinde, “terazi yıldızı”
    erez: 1- erişilen, mutlu olunan 2- cesur, gözü kara, dayanıklı
    ergen: olgun, deneyimli
    ergene: 1- güçlülük, egemenlik 2- maden dağı 3- dağlar arasındaki geçit
    ergenekon: 1- maden dağı 2- dağlar arasındaki yurt
    ergi: eriş, olgunluk, deneyim
    ergil: 1- bilgili, deneyimli, yetişkin 2- savaşçı, cengaver
    ergin: 1- ermiş, olgun, irfan sahibi 2- savaşçı, cengaver
    ergun: 1- yumuşak huylu kişi 2- hızlı koşan at 3- argun
    erik: ermiş, olgun, bilge, filozof, becerikli
    eriken: ermiş, olgun, bilge
    erim: 1- müjde, iyi haber 2- felsefe, derin bilgi 3- vade, zaman
    erincik: mahçup, utangaç
    erinç: 1- olacak, olması gereken, kaçınılmaz sonuç 2- nimet, bolluk
    eriş: gaye, erişilmesi istenen
    erişek: ülkü, gaye
    erişen: ulaşan, vasıl olan
    erişkin: olgun, kamil, ermiş
    erk: 1- güç, kudret 2- iktidar, erklik, hükümranlık 3- bağımsızlık,egemenlik
    erke: 1- egemen, güç 2- işve, naz, cilve 3- çekicilik, çekiciliği kullanma istek ve yeteneği
    türk mitolojisinde, ülgen’in dokuz kızından biri ve namus tanrıçası erkeli: egemen
    erkem: nazlım, işvelim, edalım
    erki: 1- güçlü, egemen, erke 2- atik, çevik
    erkin: 1- bağımsız, otorite tanımaz 2- başına bıuruk, kendi bildiğini okuyan 3- sürekli, süreklilik
    erkindik: erkinlik, bağımsızlık, hürriyet
    erklig: egemen, kuvvetli, şevkatli
    erkmen: 1- bağımsız, başına buyruk 2- bekar, evlenmemiş
    erlik han: birl. erlik/han
    şamanist gelenekte “cezalandırma tanrısı”
    erman: 1- erdemli, güç, mert 2- kutsal, mukaddes
    ermiş: olgun, müdrik
    ernek: küçük parmak, serçe parmağı
    erse: ermesi, olgunlaşması istenen
    ersin: 1- uzun ömürlülük dileği 2- olgunluk, bilgelik dileği
    ersü: fazla, çok fazlalık
    erte: 1- seher, şafak 2- yarın, gelecek, sonraki, halef
    ertegi: destan, lejant
    erten: tan, şafak
    ertik: meslek, sanat
    ertim: olgun, erişkin, bilge
    ertin: 1- mahsun, hüzünlü 2- kendine yeten
    ertingü: 1- olağanüstü, fevkalade 2- efsane, mit
    erzene: doruk, zirve, en üst
    erzi: veli, vasi, yönetici
    erzik: 1- asıl, ana, temel 2- soylu ve yiğit
    esbol: birl. es/bol ...çok zeki, çok akıllı (usu-bol)
    ese: 1- mutluluk, sağlık 2- yel, esinti
    eselik: selam, selamet
    esen: 1- sağlık, selamet 2- yel, yumuşak yel
    esenlü: esenli, sağlıklı
    eser: esinti, yel
    esi: yel, esinti
    esim: esinti
    esin: 1- esinti, yel 2- soluk, sağlık, nefes 3- ilham
    esinti: yel, hafif yel
    esirgen: 1- arkadaş, dost, yaren 2- korunan, yakınlık duyulan
    esirgenç: nazlı, nazenin
    esirkiş: merhamet, acıma duygusu
    eskin: yel, yel alan
    eslek: 1- yumuşak başlı, uysal 2- selam, selamet
    esnek: uzayan, genişleyen, esen
    esrigün: birl. esri/gün...fırtına
    esrik: mecnun, kendinden geçmiş
    esrimiş: kendinden geçmiş
    estelik: yadigar, hatıra
    esti: yel, esinti
    eşim: çalışkan, becerikli
    eşingen: 1- çalışkan 2- eşit, müsavi
    eşitgen: işitken, işiten, dikkatli
    eşkin: 1- hızlı, atik 2- dayanıklı, metin 3- rüzgarlı bölge, rüzgar alan bölge
    eşlik: dost, yaren, refik
    etgü: 1- iyi, iyilik 2- etki, şiddet
    etige: öğretmen, mürebbiye
    etil: itil- idil
    etingü: olağanüstü, fevkalade
    etiz: yüksek, ulu
    evcil: evine bağlı, evcimen
    evcim: 1- evcimen, evcil 2- işgüzar, hamarat
    evcimen: evine bağlı
    evcimik: ekonomist, muktesit
    evdeş: hanım, erkeğin eşi
    evgi: ivedi, acele
    evgin: 1- aceleci, telaşlı 2- evcil, evine bağlı
    evin: cevher, öz, nüve
    evirgen: 1- tedbir, tedbirli 2- dönüşüm, çevirim
    evren: 1- kainat 2- ejderha, canavar 3- baht, talih
    evrensel: evreni kaplayan, evreni içine alan eygi: iyi, salih, temiz
    eygiş: iyi kişi, iyi insan
    eygü: iyi, iyice
    eyin: vücut
    eyinç: refah, mutluluk
    eylem: 1- iş, iş görme, çalışma 2- etkileyici davranış 3- durdurma, önünü kesme
    eyletmez: amansız, aman vermez
    eyletür: iyilik sahibi, cömert
    eylik: iyilik, yardım, iane
    eymen : 1- alçak gönüllü, mütevazı 2- yardımsever, hayırşinas
    eymür: (eymir) iyilik sahibi, hayırşinas
    eytemiş: güzel konuşan, tatlı dilli, hatip
    eyüge: iyi,iyice
    ezdi: ezen, ezici, baskıcı
    ezgi: 1- iyi, iyilik, 2- uyum, ahenk 3- acı, üzüntü 4- name, hoş sada
    ezgin: ezik, ezilmiş, acı çekmiş, mahzun
    ezilgen: mazlum, zulüm görmüş
    ezim: 1- belirti, iz 2- zorunluluk, mecburiyet
    ezinç: 1- belirti, iz 2- ezginlik, mahzunluk
    g harfi ile başlayan isimler
    galı:kalın, hediye, bağış, çehiz
    galın: hediye, çehiz
    gamağ: bütünlük, bütün, tüm
    gara: kara
    garacu: sivil, resmi olmayan
    gargılı: kargılı, mızraklı
    gaspak: süslü, müzeyyen
    gayır: (kayır) 1- taraf, destek, kayırma 2- lütuf, ihsan, hediye
    gayurmuş: kayırmış
    gazan: (kazan) 1- kazanma, kazanç, üstünlük 2- kızgın, kızgınlı celallenmek
    geçe: geçmiş, mazi, geçen
    geçek: geçit, köprü
    geçer: geçeli, caiz
    geçgel: makbul, nafız
    geçgil: geçerli, makbul
    geçgin: geçmiş, kendinden geçmiş, feda etmiş
    geçim: 1- yaşam, dirlik 2- anlaşma, uyuşma 3- rısk, yiyecek, nafaka
    geçimlü: munis, yumuşak huylu
    geçimlük: geçinmek için gerekli olan
    gedek: 1- görev, vazife 2- oyuk, kırılıp, yıkılarak açılan yol
    gediz: su birikintisi, gölet
    gegez: mümkün, uyumlu
    geğin: set, şiddetli
    gelberi: ocaklardan,ateş çekmek için kullanılan ucu eğri demir çubuk
    geldeç: gelecek, ati, istikbal
    gelek: (gelik) halef, sonraki
    gelgeç: geçici, kalıcı olmayan
    gelgel: çekim, cazibe
    geldi: gelecek, istikbal
    gelin: gelen, dışarıdan içeriye gelen
    gelincik: kır çiçeği
    gelik: halef, sonraki
    gelikli: halef
    gence: (gençek, genç) taze, yavru, genişleyen, gelişen
    geneş: müşavere, meşveret
    gengşi: cengşi, mucize
    geniş: yaygın, enli, engin
    gensu: birl. gen/su deniz, büyük göl
    ger: 1- söz verme, ant içme, bağlama, anlaşma, birleşme 2- vahşi hayvan yavrusu
    3- dev, devasa
    geray: birl. ger/ay uygun, münasip, layık
    gerayhan: birl. geray/han kırım hanlığının kurucusu ve ilk hanı. daha sonra gelen hanlar bu adı, birer
    unvan olarak kullanmışlardır.
    gerez: dilber
    gergöz: 1- zabit, zabıta 2- geyik gözü
    gerim: 1- yön, cihet 2- hicap, utangaçlık
    geyik: (geyük) yabani, vahşi, yabancıl
    gez: 1- nişan, işaret 2- giz, sır
    gezgin: seyyah
    gezginsu: birl. gezgin/su ...ırmak
    gezler: nişancı, iyi atıcı
    gıyın: gamze, çukur
    gicik: taze, hoş, sevimli
    gidik: uç, kenar, sınır, limit
    giray: uygun, layık
    girgin: girişken, müteşebbis, cana yakın
    girik: girişken, müteşebbis
    girişken: girgin
    gılav: teşvik, destek
    gılıg: (kılık) huy, yaradılış, tabiat
    gırgıç: çalışkan, aktif, faal
    girçek: 1- gerçek, hakikat 2- bağlı, sadakatli
    girtine: iman, inanç
    giz: sır, gizlilik
    gizem: sır, esrar
    gizlenç: hazine, define
    gonça: bahşiş, hediye
    goral: kısmet, nasip
    gicik: minyon, sevimli
    göcek: taze, hoş, güzel
    göçelge: konup göçülen yer
    göçer: göçmen
    göçmen: muhacır
    göçüncü: (göçküncü) geçici, fani
    göğen: gök rengi, maviye çalan, mavileşmiş
    göğkutluğ: birl. gök/kutlu
    göğnük: 1- yanmış, kavrulmuş 2- mavi, maviye kaçan
    gök: 1- tanrı, tanrıdan..tanrısal, kutsal 2- mavi ,gök rengi 3- yer üstü, gökyüzü
    4- ezel-ebet, başsızlık ve sonsuzluk 5- güzellik, göz alıcılık, üstünlük
    gökben: 1- tanrıdan gelen, gök parçası 2- masmavi
    gökböri: birl. gök/böri tanrısal kurt..(bozkurt)
    gökböri: birl. gök/böri (..bazı kaynaklarda “bozkurt” olarak da geçer.)
    gökçe: güzel, zarif, çekici, gözalıcı
    gökçek: gökçe, çekici, güzel
    gökçel: mavimsi, maviye çalan
    gökçeli: güzel, yakışıklı
    gökçen: gökçe, güzel, alımlı, dilber
    gökçil: 1- gökten gelen, göksel 2- mavi, maviye çalan
    gökçin: mavi
    göklen: ulu, mübarek
    gökmen: tanrısal, tanrıdan gelen
    göktürk: birl. gök/türk tanrıdan kut almış. kutsanmış türk...(tanrısal türk,
    tanrı tarafından gökte yaratılıp, yeryüzüne yollanan türk)
    göl: göl, deniz mec. ululuk, geniş gönüllülük
    göleğez: birl. göl kenarında yetişen bir su çiçeği
    gölet: küçük göl, gölcük, yapay göl
    gömeç: kuyuda (toprak fırında pişirilen ekmek)
    gömek: kömek, yardım, inayet
    gömüç: hazine, define, mücevher
    göndem: itaatkar, muti, sadık
    gönder: mızrak, direk
    göne: onur, iftihar
    gönen: 1- feyz 2- onur, iftihar 3- bolluk, bereket
    gönenç: açık, talih, mutluluk, iftihar
    gönül: 1- can, ruh, duygu merkezi 2- kalb, vücudun kan pompası
    gönüldaş: gönül birlikteliği, aynı inanç, duygu ve düşünceleri paylaşıp
    savunan bireylerin her biri
    görceğiz: ufuk çizgisi görçek: ufuk, ufuk çizgisi
    görçüm: geçici, fani
    göregen: görgülü, görüp geçirmiş, deneyimli
    görek: görüntü, peyzaj, manzara
    görez: meltem, hafif yel
    görgü: terbiye, muaşeret
    görgüç: dürbün
    görgülü: terbiyeli
    görgün: görgülü, deneyimli
    görk: ihtişam, olağanüstü güzellik ve çekicilik, ihtişam, debdebe
    görkem: ihtişam, debdebe, heybet, olağanüstülük
    görken: hürmetli, hürmete layık
    görklüce: ihtişamlı, heybetli, yakışıklı, güzel
    görklüğ: çok güzel, çekici, ihtişamlı
    görümcük: görülmesi, ilgilenilmesi gerekli olan
    görük: gözetleyici, casus
    görün: görüntü, açıklık, netlik
    göründük: aşikar, gizlisiz, saklısız
    gövel: gök rengini almış, göğe ermiş
    göveri: yeşermiş, gururlu
    gövez: mağrur, gururlu
    göy: taze, genç
    göymen: yanık, yanık tenli
    göynük: yanık, kavrulmuş
    göz kaman: birl. göz/kaman gözde, seçkin, göz kamaştırıcı
    gözal: göz alıcı, farklı, seçkin, el üstünde
    gözbay: birl. göz/bay sihirbaz
    gözbaycı: sihirbaz, illüzyonist
    gözde: beğenilen, göze girmiş, el üstünde tutulan, emsallerinden daha üstte bulunan
    göze: (gözek, köze) kaynak suyu, menbaa
    gözebe: tahmin, beklenti
    gözeger: çekici, cazibeli
    gözegü: gözde, çekici
    gözeğen: ufuk, ufuk çizgisi
    gözeğir: birl. göz/eğir çekici, cazip, göze hoş gelen
    gözek: göze
    gözen: cazibeli, çekici, göze hoş gelen
    gözeri: dürbün
    gözgeç: ayna
    gözgör: ayna
    gözgü: ayna
    guna: kına
    goncuk: (göncük) kısa gün, kış günü
    gur: (gür,kür) 1- şiddet, kızgınlık, öfke 2- ateş, ateşlilik
    gursaçtı: birl. gur/saçtı (kızgın, celalli, hiddet ve öfke saçan)
    guva: geyik
    guyuk: canavar, ejderha, vahşi ve yırtıcı hayvan
    guyuldar: uyumlu, ahenkli, geçimli
    guz: 1- güzel, çekici, yakışıklı 2- oğuz
    gücenir: alıngan, mahçup
    gücenmiş: alıngan
    güç: (güçü, küç, küçlük) enerji, kuvvet
    güçeyü: çok güçlü, yenilmez
    güçlük: güç, zorluk, meşakkat
    güdek: güdülenme, motivasyon
    güder: murat, emel, beklenti
    güdül: 1- saç üzerinde pişirilmiş mısır ekmeği 2- kısa, kalın 3- gözü pek
    güdür: hayal, kurgu
    güleç: güler yüzlü, mütebessim
    gülegen: güler yüzlü, mütebessim
    gülek: 1- handan, mütebessim 2- gölcük, küçük göl
    gülen: mutlu, mütebessim
    güler: mütebessim, güler yüzlü mec. talihi açık
    gülesin: mutlu, sıkıntısız, tasasız olma dileği
    gülgün: gülen, mütebessim
    gülsün: mutlu, sıkıntısız olma dileği
    gülük: gülen, mütebessim gülümser: mütebessim, sevimli
    gümül: demet, buket, deste
    gümüş: gümüş madeni
    gün: güneş, gündüz, afitap
    günana: birl. gün/ana
    sogay türklerinde eski dönem, güneş tanrıçası
    günçe: güneşlik, şemsiye
    günçek: güneşlik
    günçü: 1- güneşe benzeyen, güneş gibi 2- güneşi seven
    gündaş: gün/daş ..aynı güneşi paylaşan, gün ortağı
    gündem: ağır başlı, mülayim
    günden: el üstünde tutulan, revaçta..
    günder: birl. gün/der (..derlemekten..)
    gündöndü: birl. gün/döndü bir çiçek türü
    gündü: gündüz, gün ortası
    gündüz: gün içi, gün ortası, güneşli gün
    güneş: güneş
    güney: (küney) güneşe bakan, güneş gören
    güngen: takvim, vakit
    güngör: birl. gün/gör “mec. bahtı açık olsun, mutlu olsun”
    güngörmüş: birl. gün/görmüş “mec. deneyimli, dolu yaşamış
    günlük: güneşlik, şemsiye
    güntülü: birl. gün/tülü (...gündüz düşü)
    günüç: nafaka, günlük
    günyeli: birl. gün/yeli ..doğudan gelen yel, doğu rüzgarı
    gür: (kür) 1- sağlam, sıkı 2- sık, yoğun 3- yiğit, korkusuz
    gürboğa: (kürboğa) birl. gür/boğa
    türkistan’ın araplarca işgal edildiği dönemlerde, özellikle o sıralarda
    genel vali olan, “ ibni-kuteybe” adlı çapulcuya karşı, kahramanca direnen ve her
    defasında
    yeni direnişler örgütleyerek, türkleri işgallere karşı uyanık ve diri tutmaya çalışan bir türk beyi
    gürbüz: sağlıklı, kuvvetli, dayanıklı
    güre: güç, enerji
    güreli: 1- enerjik, çalışkan 2- haz, doyum
    gürgen: bir ağaç türü
    gürüz: (gürz) topuz
    güven: itimat
    güvenç: güvence, garanti
    güyük: canavar, vahşi hayvan
    güz: sonbahar
    güzel: (gözel) yakşı, alımlı, çekici, göze hoş gelen
    güzey: 1- taze, körpe, yeni 2-destek, fırsat 3- sonbahar 4- kuzey yönü
    güzin: (güzün) güz vakti, güz vaktinde doğan
    güzlek: güz döneminde kalınan yer
    h (k türkçe'de h harfi yoktur) harfi ile başlayan isimler
    türkçe'de h harfi yoktur. ancak zamanla "k" harfi ile başlıyan bazı kelimeler h harfi ile başlamıştır.
    han:1- devlet başkanı 2- kağana bağlı, özerk devlet başkanı 3- beylik başkanı, yönetici
    hanım: 1- han’ın dişisi 2- soylu kadın 3- han’ın evdeşi (hatun) 4- türk töresinde, kadınlara
    olan saygıyı ifade eden genel bir sıfat
    hanlı: yurttaş, bir han’a bağlı kişi, bağımsız bir devletin mensubu
    hatun: (katun) 1- kağan’ın evdeşi, kraliçe 2- saygı duyulan, görgülü hanım
    türkçe’deki, kadın sözcüğü buradan gelir.
    homar: (humar) yakışıklı, çekici, güzel, süslü, fiyakalı
    hun: (kul) koyun, koyunlu
    huş: bir çam ağacı türü ı harfi ile başlayan isimler
    ıdaçu: muhafız, koruma
    ıduğ: (ıduk) kutsal, tanrısal
    ığaç: 1- ağaç, ağaçlıklı bölge 2- fersah
    ığar: kıymetli, ağır
    ığdır: 1- iyi, hoş, hoşluk 2- yetkin, ehil
    ığırcık: fecir
    ılaçın: laçin, şahin kuşu
    ılanku: 1- kıvrak, atletik 2- ulu, ululanmış, yüce
    ıldır: 1- ürküt, ürkütücü 2- berk, sert
    ıldırım: yıldırım, berk
    ılduz: yıldız, necm
    ılgar: 1- gayret, cehd 2- atın, dört nala gitmesi hali
    ılgat: kapalı, müphem, belirsiz
    ılgım: serap
    ılgın: hoş kokulu bir bitki
    ılgıt: ılık, tatlı, sakince, yumuşakça
    ılıca: 1- ılımlı, ılık, ılıkça 2- yunak, hamam
    ılık: soğukla sıcak arası
    ılıman: 1- ılık, ılık hava 2- uyumlu, sakin, mutedil
    ılkı: 1- at yavrusu 2- at sürüsü
    ılkıcı: at çobanı
    ımırgı: taze, körpe
    ımrağ: (ımrak, imre, emre) aşık, şayeste, geçkin
    ınaç: yar, canan
    ınak: 1- han ve kağanlara yakın olan kişi “hasbey” 2- gamsız 3- canan, yar
    ıraz: (ırıs, uraz) 1- baht, talih, mutluluk 2- cesaret, gözü pek olma
    ırga: talihli, şans, şanslı
    ırım: 1- büyü, efsun 2- içinden su akan toprak, arazi
    ırlayu: ırlayan, yırlayan, akarak uzaklaşan, ırmak
    ırmak: akarsu
    ısık: (ıssıg-ıssık) ısı, sıcaklık, hararet
    ısıyel: birl. ısı/yel...meltem
    ısrık: okşayıcı, sarıcı, ısıtıcı
    ıssık: ısık, ısı
    ıssız: soğuk, tenha, cansız, kimsesiz
    ıstık: sıcak, ılıman
    ışbara: 1- çalışkan, hamarat 2- birl. ısı/bora
    ışık: aydınlık, nur
    ışıl: yarul, nur, ziya, ışık parıltısı
    ışıltı: ışık parçası
    ışın: güneş parıltısı, ışık parıltısı, yansısı
    ıyış: armağan, hediye, ihsan
    i harfi ile başlayan isimler
    ibar: parfüm, koku, misk
    iç: 1- öz, görünmeyen yan, bir nesnenin öz yapısı 2- içerde kalan kısım, iç kısım
    içbuyruk: birl. iç/buyruk
    saraylardaki iç hizmetle görevli kişi
    içen: (için) içli, duygusal
    içer: içeride, kapalı, mahfuz
    içerge: (içergu) içten, samimi
    içge: içeri, içerde, dahili
    içgelik: birl. iç/gelik ..içten gelen, doğal davranış, samimiyet
    içger: içe alan, içe bağlayan, tabi kılan
    içgin: içli, içten, samimi
    içigen: 1- iç geçiren, içli 2- sabırsız, aceleci
    içik: 1- içli, duygulu 2- içerde, dahilde, devlete tabi içim: 1- duygu, hassasiyet 2- yudum, yudumluk
    içingir: içli, hassas
    içit: içilecek nitelikte, içimi güzel
    içkur: savaş meydanı
    içlek: içli, narin, hassas
    içli(k): duygulu, hassas
    içten: samimi,açık, dürüst
    içtenlük: samimiyet
    ide: (ede, idi) ululuk, nüfuz, kudret
    idege: ulu, nüfuz sahibi, edici, yapıcı
    ideger: eder, yapar
    idekli: yapıcı, edici, güçlü
    ider: 1- izci, takipçi 2- yapan, yapıcı, edici
    idgü: 1- iyi, güzel 2- tanrısal, mübarek
    idi: (idik) 1- tanrı, rab, sahip, efendi 2- tanrısal, tanrıdan gelen, mübarek, kutlu
    idikut: birl. idi/kut...kut sahibi, tanrıdan gelen, tanrıya yakın, tanrıya benzer, tanrı tarafından
    görevlendirilmiş vb. anlamları içeren ve uygur kağanlarının büyük çoğunluğunun kullandığı bir unvan
    iduk: idi, tanrısal, mübarek
    igan: yıkan, yıkıcı, deviren
    igit: 1- yiğit 2- bakıcı, eğitici
    iğdi: (iğdir) yetkin, ehil, iyice
    iğrek: saf, temiz, duru, arı
    iğsen: kayıtsız, ilgisiz
    iğsiz: salim, selametli
    ikinç: ikinci
    ikizer: ikizlerden her biri, benzer
    ikşit: yürekli, bagatur
    il: 1- doğuş, oluş, oluşum 2- bitişme, bütünleşme, doku 3- devlet 4- yurt, yer, konak, memleket,diyar
    5- halk, ahali, insan topluluğu 6- barış, sulh
    ilaçan: birl. il/açan ..il almış, fatih, algan
    ilaçin: laçin, şahin
    ilbay: birl. il/bay .. vali, bakan, beylerbeyi
    ilbey: birl. il/bey
    otmanlılar döneminde asker toplayıp, onların eğitim ve lojistiğini sağlayan kişilere
    verilen bir unvan
    ilbi: büyü, sihir
    ilbilge: birl. il/bilge ( devlet yönetiminde bulunmuş ve devlet tecrübesi olan)
    ilbilig: 1- devlet bilgisi ve deneyimi 2- devlet arşivi
    ilbilmiş: birl. il/bilmiş yurtsever, yurduna bağlı
    ilçi: devlete hizmet eden, devletin hizmetinde olan
    ilçin: devlet görevlisi, devlete iş gören
    ildaş: yurttaş, hemşehri
    ildem: pişman, nadim
    iler: oluşum, bitişim
    iley: civar, etraf
    ilgen: kanıt, delil, ispat
    ilgerü: 1- ileri, ileride 2- doğu, doğudan 3- bolluk, refah
    ilgezdi: birl. il/gezdi, gezgin, seyyah
    ilgezer: birl. il/gezer, gezgin
    ilgi: bağlantı, bitişim, alaka, özen
    ilgik: barışsever, barışçı
    ilginç: ilgi çeken, ilgi duyulan,enteresan, sıra dışı
    ilgir: barışçı, barışsever
    ilgörmüş: birl. il/görmüş, gezgin
    ilgü: amaç, hedef
    ilgüy: nazlı, nazenin
    ilhan: birl. il/han...bölge hanı, kağanlığa bağlı özerk han
    ilidi: yarar, fayda
    ilig(ğ): 1- ünlü, tanınmış, meşhur 2- ilk, birinci, başlangıç, ortaya çıkış
    ilik: ilk, birinci, önce
    ilingi: devletine bağlı, devletinin hizmetçisi
    iliş: bitişik, yakın
    ilk: başlangıç, doğuş, çıkış, öncelik
    ilke: (ülke) kurucu, yapıştırıcı, oluşturucu..(günümüz türkçe’sinde,”prensip, düstur” anlamında)
    ilki: ilk, ilkin, birinci
    ilkin: birinci, öncelikli
    ilkuş: birl. il/kuş kartal türü bir avcı kuş illi: bağımsız, özgür, devleti olan
    ilmen: devletç devletine sadık
    ilsiret: birl. il/siret ..düşmanın devletini yıkıp, esir eden, devletsiz bırakan
    iltemiş: birl. il/demiş ..yurtsever
    ilter: yurt koruyucusu, yurduna sahip çıkan, yurtsever, yurdunu toparlayan
    ilterim: birl. il/terim
    ilteriş: birl. il/teriş, yurdunu ve budunu derleyip, toparlayan, bir aya getiren ve yücelten
    iltöre: birl. il/töre, ..devlet geleneği
    iltutmuş: birl. il/tutmuş, algan, fatih
    ilun: 1- ulu,yüce 2- soylu 3- genç, cıvan
    ilyığdı: birl. il/yığdı, algan, fatih
    ime: em, çare, derman
    imeçe: birliktelik, emek ortaklığı
    imen: 1- emen, can, ruh 2- kayın ağacı
    imer: hayırsever, iyilik sahibi
    imge: 1- iyi, yararlı 2- iz, belirti 3- tasavvur, zihinsel sembol
    imişçi tungatar: birl. imişçi/tunga/tar..kaplanlarla dövüşen cesur kişi
    imrag (imrağ-imrak): aşık, derviş, dost
    imre (emre-imrağ): 1- ağabey,ağa 2- beylerbeyi 3- aşık, derviş, dost
    imren: imrenmekten...imrenilen, iç geçirten
    inak: 1- kardeş, kardeş çocuğu 2- han ve beylerin en güvenilir adamı ve yardımcısı
    inal: 1- soylu, kağan yada hanların ana tarafından akraba 2- anası kağan yada han soyundan olup
    babası kara budundan, halktan olan kişi 3- avrupa’daki, kont, baron vb. unvanların türkçe’deki karşılığı
    4- emin ve güvenilir kişi
    inalçık: küçük inal
    t...1- uygur kağanlığı dönemi bey ve komutanlarından 2- haverezmler devleti bey ve
    inan: iman, inanç 2- kural, akide 3- emniyet, güvenlik
    inangu: inanılan, güvenilen, mutemet
    inanır: imanlı, inançlı
    ince: hafif, yeğni, nazik
    incesen: huzur ve güvenlik, sükunet
    inci: (yinçi, yinçgü) 1- işve, naz,eda 2- sessizlik, ıssızlık 3- istiridye türü deniz
    kabuklusundan çıkan tane, takı
    inçgü: ince, narin
    iner: inmek...den mec. alçak gönüllü, mütevazı
    inerbaş: birl. iner/baş mec. alçak gönüllü
    ini: kardeş, karındaş,kayın birader
    inisi: küçük erkek kardeşi
    ipar: parfüm, misk
    ipek: (yipek) ipek böceğinin ipeği (ip...kökünden)
    irçi: 1- yırcı, halk ozanı 2- ir.ik, iricik 3- yirçi, yerci, toprak sahibi
    irçik: 1- iricik 2- er, küçük er
    iren: 1- sert, katı2- araç, vasıta 3- ürek, yürek
    irençin: 1- bağımsız, başına buyruk 2- güçlü, dayanıklı
    irge: 1- yırlama, söyleme, okuma 2- ergin, olgun
    irgin: (irge) uygurlar ve karluklar dönemi memuriyet unvanlarından
    irik: sert, katı, iri
    irim: müjde, iyi haber
    iris: 1- kurtuluş, hürriyet 2- ıras, ıraz
    türk mitolojisindeki tanrıça adlarından “kötü ruhları kovup, tamuya gönderen tanrıça”
    irkil: 1- ululuk, heybet, cesaret 2- aksakal,kam, baksı
    irkin: olgun, bilge, ulu
    irkit: ürküt, ürkütücü, heybetli
    irkli: 1- güçlü, muktedir 2- yüksek dereceli memur
    irnek: (emek) serçe parmak
    irşi: peri, peri kızı
    irtegün: birl. erte/gün sabah
    irtem: 1- erdem, fazilet 2- marifet, hüner
    irtiş: hüner, hünerlilik
    irtük: değer, kıymet
    isen: 1- esen, yel, rüzgar 2- doğa, tabiat 3- açık, net, sahih
    istek: isteyiş, arzu
    istem: irade, dileme erki
    istemi: istem, irade, dileme ve buyurma erki
    işbara: (iş, devinme, davranma) bara /var, varlık) birl. iş/bara
    işçen: işgüzar, hamarat
    işgün: (içgün) kızıl yapraklı bir yayla çiçeği işim: (içim) içtenlik, samimiyet
    işitgen: işitici, dinleyici,öğüt dinleyen
    işlek: 1- idmanlı, eğitimli 2- işgüzar, çalışkan
    itbarak: birl. it/barak (barık, baraka)
    türk mitolojisinde adı geçen köpek
    itgüçi: iteleyen, itici, yapıcı, destekçi
    itik: yetik, yetkin, uzman
    itimgen: iteleyen, itici, destekçi
    itmaç: alet, edevat, takım
    itmiş: (etmiş) yapıcı, uzman, uzmanlaşmış
    ivecen: aceleci, telaşlı
    ivgin: (evgin) ateşli, sabırsız, telaşlı
    iyba: utangaç
    iye: güç, kudret, erklik, sahip olma
    iyeuza: birl. iye/uza, güçlü, egemen ve uzman
    iyi: iyi, yararlı ve uğurlu
    iyik: 1- iyi, uğurlu 2- heves
    iyim: 1- güzellik,hüsn-i niyet 2- dost, canan, yaren
    iyimser: olayları iyi gözle gören ve yorumlayan
    iynem: dost, ahbap, yaren, canan
    iz: basma, ezme, sıkıştırma, kesmek, yarmak...bildiren kökten; yarık, yara, kalıntı, belirti
    izgi: (izgü) 1- iyi,kutlu 2- akıllı, zeki 3- adil, adaletli
    k harfi ile başlayan isimler
    kaan:(kagan) kagan sözcüğünün moğol ağzındaki söylenişi
    kaba: büyük, iri, şişkin
    kabak: 1- kapalı, kabuklu 2- kabarık
    kabal: kapalı, zindan, mahpus
    kabamış: kapalı, güçlü, mahfuz
    kaban: 1- kapan, kapıcı 2- kabarık, asi, isyankar 3- dik yokuş
    kabar: 1- kabarık, asi, kabadayı 2- kapan
    kabartu: şişik, kabarık, kabarcık
    kabış: kavuş, kavuşma, birleşme, toplanma
    kacır: kaçır, kaçırıcı, korkutucu, ürkütücü
    kaç: (kaçı, kaş) kaçan, koşan
    kaçağlı: kaçaklı, kaçıcı, koşucu
    kaçan: 1- koşan, kaçan 2- vakit, saat, vade
    kaçgar: (koçgar,kaşgar) 1- koç gibi, koç yiğit 2- koç başı
    kaçır: kaçıran, kaçırtıcı
    kaçıra: (kaçır) 1- kaçıran, ürküten 2- çalışkan, aktif
    kaçmas: 1- kaçmaz, ürkmez, korkmaz 2- evcil, munis
    kaçut: 1- savaş, dövüş 2- kısa mızrak, kargı
    kadagan: buyruk, ser, emir, komut
    kadak: (katak,katık) 1- katı, sert 2- mıh, çivi 3- armağan, hediye
    kadaş: arkadaş, yaren, yakın
    kadır: (katır) mec. güçlü, dayanıklı, metin, inatçı
    kadırca: katır gibi
    kagı : (kakı) öfke, şiddet
    kağan: imparator, hanların hanı
    kağanlı(g) : imparatorluk, imparatorluğa mensup olma
    kağba: koruyucu, muhafız
    kakığan: öfkeli, gözü kara
    kakınç: 1- kılıç ve kargı hamlesi 2- ihtar, ikaz 3- hiddet, öfke
    kakız: gözü pek, hiddetli
    kakşa: seri, aceleci, hızlı
    kakumaklu: gazaplı,şiddetli
    kal: ulu, saygıdeğer, hatırı sayılır
    kalaba: 1- ulu, saygıdeğer 2- sayıca çok, kalabalık, bolluk
    kalaklı: ulu, yüksekte
    kalança: bakiye, arta kalan, artık
    kalçav: şakacı, nüktedan
    kaldun: kalan, artan, bakiye kalgan: (kalkan) ok, kargı, kılıç gibi savaş aletlerine karşı koruma sağlayan siperlik
    kalgay: veliaht, şehzade
    kalın: 1- sert, dayanıklı 2- mal, servet, varlık 3- çeyiz 4- yararlılık, fayda
    kalıngu: (kalın) kalıng, güçlü, dayanıklı
    kalısız: şüphesiz, kararlı
    kalmuk: güç gösterisi, güçlülük, kabadayılık
    kam: şamanist gelenekte, ulu kişi (hekimlik, filozofluk, büyücülük, duacılık dahil olmak üzere, oba ya da
    oymakların, her türlü sorunuyla ilgilenen kişi)
    kamalag: sedir ağacı
    kaman: 1- kuman, kumanlı 2- gözü kara, cesur, aman vermeyen
    kamaşıg: melez, karışmış
    kamaz: sarsıcı, sallayıcı,ürkütücü
    kamçı: kırbaç
    kamdu: para yerine geçen eşya, emanet
    kamşat: şaşırtıcı, ürkütücü
    kamu(ğ): 1- bütün, tam, hep 2- halk, ahali 3- destek, dayanışma
    kan: 1- soy, sop, kaynak, can, canlılık, soyluluk 2- damarlardaki sıvı 3- kağan, han
    kanat: 1- tüy, telek 2- taraf, yön, cenah
    kancı: 1- kan güden soylu 2- kanıcı, kanmış, inanıcı
    kandı: inançlı, kanık
    kanduk: (kanduk) kandı, kanık
    kandukyurt: birl. kanduk/yurt gurbet
    kang: (kang, kan) kan, soy, ata
    kangsık: 1- kardeş gibi..kardeş yakınlığında 2- üvey kardeş
    kaynak: (kanak) mec. soylu
    kanığ: 1- kanmış, kanık 2- sevinç, neşe
    kanık: 1- kanma, inanma, kabul, ermek 2- sevinç, neşe
    kanış: kandırış, cilve, işve
    kanıtgan: şevk veren, kan kaynatan
    kank: 1- kan, soy 2- ata, baba
    kanklı: soylu, soyu sopu belli, kanlı
    kanlı: soylu
    kantık: 1- kandırıcı, işveli 2- uzakta, gurbette olan
    kanyumaz: birl. kan/yumaz (yumak, yıkamak...dan)
    kapalan: kaplan
    kapar: 1- akıl, can, ruh 2- kalkan, zırh 3- kapan, tuzak
    kapgan: 1- kanlı, soylu 2- kalkan, zırh 3- algan, fatih 4- kaplan 5- kapan, tuzak
    kapgışay: saf, sade, halis
    kapkır: hassas, imtizaçlı
    kaplan: kapan, kedigillerden bir yırtıcı hayvan
    kapurtu: kabartı, kabarık, kabadayı
    kar: kar tanesi
    kara: siyah renk, ak’ın karşıtı ancak...bu sözcükte de türkçe ad ve sıfatlar arasında özel bir yere
    sahiptir. çünkü birçok mecaz anlamı içinde barındırması ilgi çekicidir. birçok birleşik adın, başında ya da
    sonunda kullanılabildiğinden, çeşitli anlam değişiklikleri de ortaya çıkabilmektedir. bu yüzden, içerdiği
    tüm anlamları açıklamakta yarar vardır. bu durum,ayrıca türklerin, sosyal yaşamlarında, renklere ne
    derece önem verip, ne derece zengin anlamlarla bezediğinin de önemli ipuçlarını verecektir. örneğin:
    ak:temizlik, güzellik, soyluluk, merkez. gök(mavi): kutsallık, özgürlük, kızıl(kırmızı): dikkat,
    özen,tedbir, değişiklik, devrim, şiddet. yeşil: doğum, tazelik, huzur, sükun anlamlarını içinde
    barındırmaktadır. renklerle yönler de anlatılabilir. ak: güney, kızıl: doğu, sarı: batı, kara: kuzey
    yönlerini anlatır. kara’nın öteki anlamlarına gelince:
    1- güç, şiddet
    2- olağanüstülük, harikuladelik
    3- ululuk, büyüklük, ulaşılmazlık
    4- cesaret, atılganlık, yiğitlik
    5- yas, keder, üzüntü, ölüm
    6- fakirlik, sıradanlık, (soylu olmamak)
    7- kötülük, bela, uğursuzluk
    8- esmer ten, yanık ten
    9- aşırı soğuk, kış
    karaalmaz: birl. kara/almaz..namuslu
    karabaş: birl. kara/baş 1- evlatlık 2- kul, köle
    karabatak: birl. kara/batak...bir deniz kuşu
    karaca: 1- karaya çalan, esmer 2- gözü kara, cesur, şiddetli 3- bir ceylan türü
    4- halktan soylu olmayan
    karacık: 1- esmer, kar tenli 2- gözbebeği
    karaçıl: kumral, karaya çalan karaga: karga, kuzgun
    karağlı: 1- yaslı, matemli 2- bakışları etkileyici
    karahan: birl. kara/han
    1- türk mitolojisinde “tanrılar tanrısı” 2-devletlerinde, soylu
    olmayıp, kara budundan (halktan) biri olarak devlet kuran kişilerin takındığı unvanlardan
    karak: 1- kara/ak 2- gözbebeği 3- bakış, nazar
    karakçı: 1- gözlemci, bakıcı 2- karakeçi
    karakırk: birl. kara/kırk (..kırk sayısı da, üç ve dokuz gibi, türklerin uğurlu sayılarındandır.)
    karakıtay: birl. kara/kıtay (çinliye benzeyen, çinlilerle kanı karışıp, melez olmuş)
    karakol: birl. 1- kara el 2- gözetleme yeri, gözetim alanı
    karakuş: birl. kara/kuş (mizan yıldızı)
    karaküne: kara gün
    karal: vade, müddet
    karamış: bakmış, görmüş, açık göz
    karaman: 1- kara tenli 2- yiğit, gözü kara
    karançı: bakıcı, gözlemci
    karaotağ: birl. kara/otağ
    eski dönem, toy ve şölenlerde, çocuğu olmayan beylerin oturduğu kısım, tribün (...oğlu olanlar,ak otağa,
    kızı olanlar kızıl otağa, konuk edilirlerdi.)
    karaozan: birl. kara/ozan (halk ozanı)
    karasagu: ağıt, mersiye
    karasüyük: birl. kara/süyük (kemik) (avam, halktan)
    karaşaman: birl. kara/şaman
    t...şamanist gelenekte, kötü ruhlarla uğraşan şamanlar
    karaşın: esmer, karaya çalan
    karaul: bakış, gözlem yeri (karakol sözcüğü buradan gelir)
    karaürek: birl. kara/yürek cesur, korkusuz
    karav: bakış, nazar, bakan
    karavul: (karaul) 1- gözcü, keşif kolu 2- muhafız
    karay: yardımcı, yararlı, yardımsever
    karayış: bakış, bakan
    karayir: birl. kara/yer (kara toprak)
    karçak: 1- pençe 2- büst, yarım heykel
    karçıga: bir şahin türü
    kardaş: kardeş, kardeş yakınlığı
    kargı: mızrak
    kargın: meşbu
    karguy: 1- bir atmaca türü 2- gözetleme kulesi, dağ başlarına yapılan yüksek yapı
    karık: karışık, melez
    karıksız: saf, temiz, karışık olmayan
    karımış: karışık, karışmış
    karınçık: bakış, nazar, göz kaçamağı
    karındaş: 1- kardeş, kardeşlik 2- kız kardeş, bacı (kazak ve kırgızlarda)
    karlıgan: karlar eriyince açan bir dağ çiçeği
    karlık: karlı arazi, karlı dağ
    karlu: karlı, kar almış
    karlugaç: kar çiçeği
    karmas: karıştırmaz (soyunu, neslini)
    karşı: karşıt, zıt
    karşıt: karşı
    türk mitolojisinde, ülgen’in yedi oğlundan biri ve temizlik tanrısı
    kartal: iri kanatlı avcı kuş (karatal)
    karuç: 1- karış, karışık 2- kara uç
    karyağdı: birl. kar/yağdı (...doğumu, kar yağdığı sırada olan)
    kasar: 1- keser 2- kasıntı, afili 3- fırtına
    kasmış: afili, fiyakalı, kasıntı
    kaş: kaş, korkusuzluk, cesaret
    kaşgar: cesur, üstün vasıflı
    kaşka: 1- yiğitlik, mertlik 2- üstün vasıflılık 3- dayanıklılık, metanet
    kaşuk: dayanıklı, metin
    katak: katı, sert
    katan: 1- sert, katı 2- saplayan, (kargı, ok) 3- ekleyen, artıran
    katgı (katkı): 1- katı, sert, haşin 2- yarar, yararlılık 3- neşe, şenlik
    katgıç: katı, sert, dayanıklı, haşin
    katı: sert, dayanıklı, haşin, güvenli, adamakıllı, etraf
    katlıcak: katıca,sertçe,şiddetli
    katıgu: çalışkan, gayretli, azimli katığdı: çok katı, şiddetli, kuvvetli
    katık: 1- katı, sert, güçlük, şiddet 2- katılan, katılım 3- ekmek, yemek
    katılgan: dayanıklı, metin, sert
    katılık: güçlük, sertlik, dayanıklılık, haşinlik
    katırak: katıca, haşince
    katıyel: birl. katı/yel (kuru rüzgar)
    katız: 1- ağaç kabuğu 2- tarçın
    katlav: zırh, siper
    katlıg: katılık, sertlik
    katmış: 1- saplamış 2- katılaşmış 3- eklemiş
    katun: (hatun) imparatoriçe, kağan eşlerine verilen bir unvan. (kadın sözcüğü buradan gelir)
    kavan: kovucu, defedici
    kavçın: konuk, kısa süreli misafir
    kavşıt: 1- kavuşma, vuslat, kavuşulan yer
    kavurt: 1- kurt 2- haşmet, ihtişam 3- dayanıklılık, kalıcılık
    kavuş: 1- menzil, kavuşulacak yer 2- buluşma, buluşma yeri
    kay: 1- tipi, kar fırtınası 2- masal, hikaye
    kaya: taş bloğu mec. 1- sertlik, sağlamlık, yıkılmazlık, dayanıklılık 2- ihsan, inayet
    kayak: kayık, sandal
    kayalak: 1- kayık, sandal 2- kaya, kayalık
    kayan: 1- çığ, çığ kümesi 2- sel, sel suyu
    kayar: 1- sel, sel suyu 2- gurur, onur
    kayaş: hısım, akraba, kavim kardeş
    kayçı: masalcı, destancı
    kaydu: 1- katı, sert, şiddetli 2- kaygı, hüzün 3- sel, sel suyu
    kaygaç: kayık, sandal
    kaygaş: mucize, olağanüstülük
    kaygın: 1- üzgün, kaygılı 2- isyankar, isyan halinde
    kaygu: kaygı, endişe, titizlik
    kaygulu: kaygılı, mahzun
    kaygun: mahzun, üzgün, müteessir
    kaygusuz: vurdumduymaz, gailesiz, umursamaz
    kayı: 1- sel 2- kar fırtınası 3- muhkem, iyi korunan
    kayır: 1- kayırma, hamilik, destek 2- heybet, gösteriş 3- azim, kararlılık
    kayırgaş: 1- deste, demet 2- kayırıcı, koruyucu
    kayırmış: kayıran, kayırıcı, destekçi
    kayırşı: 1- içli, merhametli 2- karşı, muhalif, hizip
    kayıtgan: dik başlı, boyun eğmeyen
    kayıtmas: adil, adaletli
    kaymas: adaletli, düzenli
    kaynak: pınar, göze
    kaynar: 1- pınar, göze 2- ateşli, kızgın
    kaynarca: 1- kaynak, pınar, menbaa 2- ılıca, banyo
    kayra: yardım, inayet
    kayral: yardım, destek
    kayraldığ: 1- destekli, torpilli 2- eli açık, cömert
    kayrım: arka, destek, inayet
    kayru: geri, arka, destek
    kaytag: aldatıcı, adaletsiz, hilebaz
    kaytbay: adil, adaletli, hakkaniyetli
    kaytmaz: adil
    kaytun: yardımsever
    kayurtar: kurtarıcı, yardımsever
    kazak: 1- merkezden uzak kalan 2- otoriteye bağlı olmayan,başına buyruk 3- gezgin
    kazan: 1- kazanç, kazanım, birikim, artı değer, bolluk 2- kızan, kızgın
    kazancuk: 1- kazanç, kar, getiri 2- yemek kazanı, tencere
    kazanç: gelir, kar, artı değer, getiri
    kazgan: kazan, kazanç
    kazılık: 1- kazık 2- kazma aleti 3- kızgın, celalli
    kazırgan: şamanist gelenekte, kötü ruhların, doğruluğa gelmesi için,geçici bir süre için kaldığı ateş
    çukuru. bir nevi cehennem
    kazu: nimet, kazanç
    kazuk: (kozu, kazık) 1- kazma 2- kazık, sırık
    kebek: kabuk, ağaç kabuğu
    kebenç: itimat, güven, hoşnutluk
    kebençü: hoşnut, bahtiyar
    keçig: 1- geçit, köprü 2- mutlu, sevinçli keçikliğ: mutlu, sevinçli
    keçir: bağışlayıcı, affedici
    keçürgen: bağışlayıcı, affedici
    kedimlig: 1- zırh, demir ağ 2- giyimlik, giysi
    kekmen: olgun, ergin, ermiş
    keleş: alımlı, yakışıklı, cıvan
    kelezti: hayal, serap
    kelgin: gelgin, suyu kabaran ırmak
    keliştü: olgunluk, gelişim, suhulet
    kelteçi: gelici, gelecek olan, halef
    kemeç: asker, askeri görevli
    kençek: (gençık, genç)
    kençliyü: oğuz beylerinin, özellikle güz kurultayların dan sonraki toy ve şölenlerde, kendi mallarını
    yağmalatıp, halka dağıtılması için kurdukları büyük sofra. yağma sofrası
    kendüz: nefs, can, ruh
    keneş: istişare, müşavere
    lengeş: keneş
    kengeşlü: danışık, anlaşık, dayanışmalı
    kendil: gönül, gönüllü, temiz yürekli
    keni: (kuni) adaletli, adil, dengeli
    kepke: örnek, numune
    keptik: 1- latif, şakacı 2- eşit, müsavi
    keramun: karaman, esmer tenli
    kerayet: sahil, kıyı, plaj
    keregü: ev, çadır, barınak
    kerekli: gerekli, elzem, ihtiyaç
    kerektü: ihtiyaç, lüzum, zaruret
    kerekülüg: çadırlı, göçebe
    kerelti: tanıklık, şehadet
    keren: ulu, kebir, kadir
    kereş: kiriş, yay kirişi
    keri: 1- eski, kadim, geride kalan 2- germekten, gerilmiş, gergin
    kerinçsiz: eşsiz,emsalsiz
    kerki: balta, nacak
    kerkit: nacak
    kertük: (kertik) 1- ağaca bıçakla çizilen çizgi 2- yapay, suni
    kesen: 1- keskin, kesici 2- bölüm, ara
    kesi: keskin, kesen, kesici, sert
    kesik: kesi, keskin
    keskin: 1- sert mizaçlı, asabi 2- uç, ekstrem 3- kesici
    keşikçe: 1- muhafız, koruyucu 2- defa, sıra, adet
    keşikçi: 1- ısrarlı 2- nöbetçi
    ket: 1- darbe 2- yılmaz, azimli, kararlı
    ketçik: darbecik
    kete: ulu, büyük
    keyik: baht, mutluluk
    kezegen: gezgin, çapkın
    kezgen: gezgin, çapkın
    kezgiç: gezgin
    kezik: cesaret, atılganlık, cüret
    kezir: (kizir, keser) cesur, cüretkar
    kıbı: keşif, buluş
    kıcır: öç duygusu, intikam
    kıcurgan: gösterişli, mağrur
    kıdık: gedik, güdük
    kığılcım: kıvılcım, şerare
    kığıtduk: davet, ikram
    kılağı: kılıç ve bıçakların bilendikten sonra ağız kısmında meydana gelen çizgi
    kılağuz: kılavuz, rehber
    kılavun: düğün hediyesi
    kıldı: 1- yaratıcı, yapıcı 2- etken, amil
    kılgı: 1- istem, irade 2- yaratılmış, kılınmış
    kılıcı:yaratıcı, yapıcı, halik, kadim
    kılıç: (kıl-uç) silah
    kılıg: 1- yaradılış, huy, karakter 2- beceri, iş, yapıcılık
    kılıglı: 1- iyi huylu, ahlaklı, görgülü 2- becerikli, çalışkan, işgüzar
    kılın: 1- huy, yaradılış 2- naz, işve kılınç:kılınış, huy, karakter
    kılıvan: hediye, bahşiş, ödül
    kıluç: kılıç
    kımaça: engel, mania
    kımar: komar, homar, yakışıklı, cezb edici
    kımırtu: kıpırdanış, devinim, jest
    kımız: ekşi, mayhoş anlamına gelen ve kısrak sütünden yapılan bir içki
    kımna: sürekli, daima, her zaman
    kın: 1- silah muhafazası 2- gayret, çalışma 3- suç, cürüm, ayıp
    kınagu: 1- ceza, cezalandırma 2- çalışma, aktivite
    kınay: aktif, çalışkan
    kıncal: ince, narin, zayıf
    kınçak: bıçak kılıfı
    kıngal: ince, narin
    kıngır: metin, dayanıklı, sebatkar
    kınık: 1- gayret, gayretli, çalışkan 2- muhterem, şerefli, hakim
    kıp: baht, talih
    kıpçak: 1- merkezde kaçmış, uzaklaşmış ve bir otoriteye bağlı bulunmayan 2- çayırlık, geniş
    toprak,sahipsiz boş ve geniş arazi 3- ağaç kovuğu 4- bahtı açık, talihli
    kır: 1- kırmak...dan kırış, kesiş, kırma, yarma eylemleri 2- ak’a yakın kirli beyaz renk 3- mec. olgunluk,
    tecrübe
    kıraç: 1- kırlaşmış, kıra çalan, kır gibi 2- kırıcı, kırık, yarık 3- verimsiz toprak, yaşlı toprak
    kıran: 1- bozgun yapan, düşmanı yok eden 2- dağ yamacı 3- yön, kenar, kıyı
    kıray: 1- genç, delikanlı 2- kıran, kan dökücü, vurguncu
    kırca: kıra çalan, ,kırlaşmış mec. olgun, bilge
    kırcı: 1- kırıcı, sert mizaçlı 2- kenar, uç, sahil
    kırgı: 1- kırım 2- bir atmaca türü
    kırgıl: kırık, üzgün, kırgın
    kırgın: 1- gönül kırgınlığı 2- bozgun
    kırgız: 1- kırgıncı, bozguncu, geçimsiz 2- kırk/uz 3- numune, örnek
    kırıcı: 1- kıran, bölen, yaran mec. sert mizaçlı, gönül kırıcı 2- kenar, sahil
    kırık: kırılmış, bölünmüş
    kırım: 1- kırış, bozgun, katliam 2- kırgınlık, küskünlük 3- uç nokta, kenar
    kırıy: sahil, kenar
    kırkın: bahşiş, hediye
    kırklı: eski, şamanist gelenekten, bazı değişiklikler yada dinsel motiflerin de eklenmesiyle,
    bugünlere kadar gelen bir inanca göre; gerçek anlamı “kırk ünlü ata ruhunun koruması altındaki kişi”
    kırman: kırma yeri, kırman, harman
    kısıg: 1- hapis, dar yer 2- kısıtlı, bağımlı
    kısıglu: hapis, mahpus, kıstırılmış
    kısrık: utangaç, mahçup
    kıstavul: acele, aceleci, telaşlı
    kışıl: kışlık, kış için ayrılmış
    kışlak: kışın kalınan yer, ez, kışlık ev
    kıtay: 1- çinliye benzeyen , çinliye karışmış 2- kutay
    kıvanç: gurur, kıvanma, sevinme, öğünme, mutlu olma, kendine güvenerek ve öğünerek
    sevinme hali
    kıvam: olgunluk,yeterlilik
    kıvanduk: kıvançlı, mutlu
    kıvık: ara, fasıla
    kıvılcım: ateş parçası, şerare
    kıvlık: kıvanç ve mutluluk nedeni
    kıvrak: 1- kıvançlı 2- hareketli, dayanıklı
    kıvrım: hare, iltiva
    kıyak: 1- gaddar, acımasız 2- kayak, kaydıraç 3- çekicilik, cazibe
    kıyal: imge
    kıyan: 1- dağdan hızla akan sel suyu 2- gaddar, acımasız, kıyıcı
    kıyat: çekici, cazibeli
    kıyga: zeki, çok akıllı
    kıygı: zeka, deha
    kıyık: 1- zeka, dahi 2- çekici 3- kaçak, kapçak
    kıyıksız: kaçmaz, sözünden dönmez, düz
    kıyın: 1- akit, sözleşme, anlaşma 2- güç, kudret, otorite
    kıyışkan: 1- sözünün eri, sözünde duran 2- cesur, gözü pek
    kıymaç: gamze
    kıynak: 1- ünlü, meşhur 2- pençe, kartal pençesi
    kıyuk: 1- mutluluk 2- geyik kızarık: 1- kızıl, kızıllaşmış 2- kızgın
    kızgan: kızgın, kızışmış
    kızgın: kızıllaşmış, asabi
    kızı: şiddet, asabiyet, kızama, kızgınlık
    kızık: 1- kızgın, asabi 2- kısık, hapis
    kızıl: 1- kırmızı, al 2- altın 3- kızmış, kızarmış, kızgın
    kızılalma: birl. kızıl/elma
    olgun, kızarık elma anlamı, bir sembol ve imgedir. ülkü’yü motivasyonu içerir. bazen,
    fethedilmesi gereken illeri ifade eder, çoğu kez ise bütün türklerin, tek bayrak altında toplandığı devletin,
    “birleşik türk devletleri”nin imgesi
    kızılgu: kızarmış, kızgın
    t... kırgızların, mürdi oymağı, dip dedelerinden.
    kızılhan: birl. kızıl/han
    şamanist gelenekte tanrı sıfatlarından
    kızılotağ: birl. kızıl/otağ
    kağan ya da han’ların verdikleri, toy ve şölenlerde, kız çocuk sahiplerinin oturduğu, şeref tribünü
    kızımtay: birl. kızım/tay (kızmaktan kızgınlık) tay
    kızırak: (kızarık, kızrak) nadir, ender rastlanan
    kiçi: 1- kişi, adam, insan 2- küçük, minyon 3- geçmiş, geçik, eski 4- keçi
    kiçicik: 1- kişicik, insancık 2- küçük, minyon
    kiçik: 1- küçük, minyon, geçik, geçmiş
    kiçin: zincir
    kiçki: 1- eski, kadim 2- kişi, insan
    kiçkine: (giçgine) geçkin, geçmiş kadim
    kidgü: giyim, giysi, elbise
    kilüken: gülen, güleç, güleryüzlü, mütebessim
    kindik: orta, odak, merkez
    kineş: şura, meşveret, kongre
    kiriş: sinirden ve bağırsaktan yapılan sicim. ok yayı olarak da kullanılır.
    kirti: doğruluk, gerçekçilik
    kişilik: karakter, şahsiyet, insan olma özelliği
    kişken: (kiçgen) 1- küçük, minyon 2- geçen, geçmiş
    kiçkentay: birl. kiçken/tay ...minyon, minik
    kiye: kut, talih, ululuk
    kiyeli: mübarek, saygıdeğer, ulu
    kizek: 1- kesik 2- nöbet 3- seyran, gezinti
    kizir: 1- keser, kesici 2- gever, gezgin 3- atılgan, cesur
    kobrat: (kubrat) derlemek, toparlamak, örgütlemek
    kobu: (kovu) buket, demet
    koburcuk: kabarcık, kabarık, kabadayı
    koca: 1- ulu, saygıdeğer, hürmete layık 2- bilgili, tecrübeli, görüp geçirmiş 3- gösterişli, azametli 4-
    mert, düz, koç gibi
    kocabaş: birl. koca/baş ...koruyucu, muhafız
    kocaman: 1- akıllı, bilge 2- iriyarı, cüsseli, heybetli
    koç: erkek koyun mec. düz, mert, yüz yüze dövüşen, hilesiz, yiğit, dayanıklı, yılmaz
    koça: 1- koç gibi..2- kibar, centilmen
    koçak: koç gibi, cesur yürekli
    koçan: 1- centilmen, kibar 2- koşan, koşucu
    koçaş: rehber, yol gösteren, önde giden
    koçgar: (kaçgar,kaşgar) 1- koç başı 2- koç gibi, koç yiğit
    koçi: koç gibi, koç yürekli
    koçluğ:( koçluk) koç olacak kuzu
    koço: kibar, mert
    koçu: 1- koç gibi 2- kibar, centilmen
    koçum: 1- yiğit, mert 2- koşum, koşma
    koçun: düz, hilesiz, temiz yürekli
    koçugar: mert, yiğit, özü sözü bir
    kodar: mağrur
    kodaz: mağrur
    kokluğ: koku, parfüm
    kokulug: koku, parfüm
    kokum: parfüm
    kokuş: dalları, ok yapımına elverişli bir ağaç türü
    kolan: 1- hediye, bahşiş 2- kollayan, koruyan 3- at, eşek,katır gibi hayvanların, eyerini
    bağlamaya yarayan kemer
    kolbag: kadınların, aksesuar olarak bileklerine taktıkları, boncuklu halka
    kolbaş: askeri birlik başı, komutan, askeri koruyup kollayan kişi kolbay: askeri danışman
    kolcuk: kolcu, muhafız, koruyucu
    kolçak: kolcu, koruyucu, kollayıcı
    kolçu: muhafız, bekçi
    koldagüç: hami, koruyucu, şefkatli, merhametli, yardımsever
    koldaş: 1- silah arkadaşı 2- arkadaş, birbirini kollayan
    kolgak: istek, heves, talep
    kolgay: veliaht, şehzade (kırım ve kazan hanlıkları döneminde kullanılan bir aksesuar
    kolka: 1- kolgu, kol takısı 2- refika, hanım, eş
    koltag: arka, himaye, destek
    koluç: kolcu, kolbaşı, komutan
    kolunçuğ: yakarış, niyaz
    koman: (kaman,kuman) 1- yurduna yabancı sokmayan 2- aman vermeyen 3- kumral
    komas: komayan, bırakmayan, aman vermeyen
    komuk: 1- kabuk, ağaç kabuğu 2- hazine, define
    komur: cesur, gözüpek
    kon: 1- yurt, vatan 2- konak, yerleşim, mekan
    konaç: aşiyan
    konag: 1- konuk, misafir 2- konuk ağırlanan ev
    konalga: 1- konuk yeri, baş köşe 2- menzil, konulacak, varılacak yer
    konat: 1- cana yakın, munis, sokulgan 2- konuk ağırlayıcı, konuksever
    3- birlikte göç eden oba birliği
    konca: 1- armağan, bahşiş 2, gül
    konçuk: 1-aşina, tanıdık 2- konuk
    konçuy: kağan kızı, prenses, soylu kız
    kondu: yerleşik, yerli
    kondur: konuksever, cömert
    kongar: 1- koyu kırmızı renkteki at 2- kızıla yakın renk tonu
    konık: can, ruh, yaşam
    konşuk: 1- konşu, komşu 2- yerleşim yeri 3- konuşma, laf
    konuk: 1- misafir 2- can, ruh 3- varılacak yer, menzil
    konul: 1-kerevetlerin altındaki, yük konan boşluk, yüklük
    konulga: 1- konuk yeri, baş köşe 2- konuğa verilen yemek, değerli yemek
    konur: 1- yakışıklı, civan 2- gururlu, onurlu, mağrur 3- kara ve kızıl karışımı renk,
    at rengi, doru at
    konuş: 1- yerleşim, karargah 2- menzil, varılacak yer
    kopan: 1- galip, utkan 2- ulu, yüksek
    kopturu: saygı duruşu, tören duruşu
    kopu: kop, çok, çokluk
    kopun: çoklu, bereket, bütünlük
    kopuz: saz, bağlama (kop_uz)
    kor: 1- öz, maya, asıl 2- ateş parçası, ateş
    korba: filiz
    korcu: korucu
    korgan: korunan yer, kale, kurgan
    korgavuş: savunucu, müdafi
    korıçı: korucu, koruyucu, bekçi, yasak bölgeleri bekleyen ve koruyan kişi
    korıg: 1- koru, ağaçlık, yeşil bölge 2- korunan, yasak bölge
    korkmaz: korkusuz, cesur
    korkunç: korkutucu, ürkütücü
    korkut: 1- heybetli, korkutucu, korku salan
    koruğ: 1- koru, koruluk, ağaçlıklı bölge 2- koruma bölgesi 3- yasak bölge, askeri bölge
    korukçu: koruyucu, korucu, muhafız
    koş: 1- koç 2- dizi, sıra, dize
    koşak: 1- koşulan, koşturan 2- neşide, destansı şiir
    koşar: 1- emredici, buyurucu 2- koşucu, çalışkan, hareketli 3- dizen, düzenleyen
    koşma: ölçülü, uyaklı söz
    koşuk: 1- yan yana, birlikte, yaren, dost 2- koşma, şiir
    koşul: hüküm, şart
    koşulgan: koşul koyan, buyurucu
    koşum: 1- koçum 2- bağlı, yan yana 3- atın, eyer, kulan, üzengi vb. malzemelerinin tümü
    koşun: 1- asker, savaş birliği 2- halk, ahali 3- dizi, dize
    kotku: alçak gönüllü, mütevazı
    koy: 1- koyun 2- merhamet, acıma duygusu
    koylu: 1- merhametli 2- istikamet, yön, yönünü bilen 3- koyunlu
    koyu: merhamet
    koyuldar: 1- merhametli 2- hürmetli koyulmuş: 1- merhametli 2- çalışkan
    koyunlu:merhametli
    koyurga: 1- hürmet, lütuf 2- acıma duygusu, merhamet
    koyurtang: özgürlük, hürriyet
    kozan: kozalak
    kozalak: çam, selvi gibi ağaçların sert çiçeği
    kozan: kazan
    kozgav: kıyam, isyan, başkaldırma
    köpürge: 1- köprü, geçit 2- savaş davulu
    köçet: filiz, sürgün
    köçmen: göçmen, göçücü
    ködürgü: kurban, adak
    kögmen: (gökmen) 1- tanrısal, ilahi 2- sayın, saygıdeğer 3- gücünü tanrıdan alan
    köğüz: 1- göksel, tanrısal 2- göğüs, sine
    kök: 1- gök 2- aile, soy
    kökdaş: emsal, örnek
    köken: göğen, gelen, 2- köken, soy, aile
    kökim: 1- göğüm 2- soyum, ailem
    köklü: 1- tanrıdan gelen 2- soylu
    köktem: 1- bahar 2- gençlik 3- deha, akıl
    köl: göl mec. ululuk, sonsuzluk, derinlik, bilgelik
    kölmük: halk, ahali
    kölük: yük hayvanı
    kömek: 1- yardım, arka, destek, inayet 2- ahali, halk
    kömen: 1- hayal, düş 2- ırk, soy 3- cevher, damar
    kömey: gerdan, döş
    kömüç: hazine, define
    köng: (könk) cariye, odalık
    köngül: gönül, can
    könilik : adalet, doğruluk
    könkaş: künkaş, kenkeş, meşveret
    könü: adalet, doğruluk
    könül : gönül , can
    köp: çok, gür, çokluk, bolluk
    köptük: 1- bereket, bolluk 2- kalabalık
    köpük: kabarcık, köpürcük, çoklu, artış
    köregen : gören, görücü
    körem: 1- körpe, taze 2- görgülü, terbiyeli
    körgen: gören, görücü
    körgüz: görgülü, centilmen, beyefendi
    körke: ağaçtan yapılmış tabak
    körkem: 1- görkem, ihtişam 2- hoş, güzel, latif
    körklüğ: güzel, alımlı, cemile
    körpe: taze, cıvan
    körü: (körüg) gözcü, haberci, casus, gözlemci
    körüm: 1-bakış, nazar, gözlem 2- düş, rüya 3- zeka, fehm
    körümçi: astronom, rasat, gözlemci, yıldızları inceleyen kişi.
    körümdük: bakıcı, nezaretçi
    körünç: 1- görgü, muaşeret 2- bakan, nazır
    kösemen: tas artan koç.
    köşük: dilek, temenni
    kötüz: kıymetli
    kövenç: 1- güvenç, güvence, teminat 2- azamet, gurur
    kövez: afi, çalım, fiyakalı.
    köymen: 1- yanıcı, yanık 2- hayal
    köymez: yanmaz, ateş almaz.
    közlük: at kuyruğundan yapılan, göz kamaşması ve göz ağrılarının tedavisinde kullanılan bir dokuma.
    kuanç: kıvanç, sevinçli gurur
    kuançı: kıvanç
    kubal: gürz, demir topuz.
    kuban: kapan
    kubat: kapalı, gizli
    kubay: birl. kubi/ay
    yakutların eski dönem “temizlik tanrıçası”
    kubi: (kubil) gökyüzü, feza, sema. mec. başsızlık ve sonsuzluk.
    kucan: göçen, göçer
    kucar: göçer, göçücü kuçam: deste, demet, bağ
    kuçar: göçer, göçmen
    kuda: sihir, büyü
    kudagaçı: büyücü, doktor
    kudak: kadak, katı, sert
    kudekan: buyruk, sert, emir, azar
    kukun:kıvılcım, ateş parçası
    kukuş: 1- gonca, gül 2- şaka, latife
    kul: bağımlı, bağlı, köle mec. bağlılık, sadakat
    kula: 1- kızıl ve karışımı renk, doru, bordo 2- yelesi, ve kuyruğu kara, gövdesi kızıla çalan at 3-yabani
    at 4- gözü kara,atılgan
    kulaç: 1- açıklık, mesafe 2- iki kol arasındaki ara
    kulagu: 1- yaratıcı, kılıcı, hükmedici 2- kula gibi 3- korkusuz, gözü kara
    kulan: 1- galip, utkan 2- vahşi at 3- yaban eşeği
    kulanşı: 1- at terbiyecisi 2- musikişinas, müzisyen
    kulbak: merhametli, yardımsever
    kuldam: sadık kul
    kulga: güvercin
    kulgu: 1- müfettiş, murakıp 2- güvercin
    kuli: (kulıg) cesur, gözü kara
    kulpu: 1- kilit 2- kulluk, kulluk eden
    kuluga: güvercin
    kulun: tay, süt emen çağdaki at yavrusu
    kumaç: solgun, soluk
    kumak: 1- yardım, kömek 2- sevda, aşk
    kuman: 1- solgun 2- kumral, sarı ile kahverengi arası renk 3- aman vermeyen, dirayetli
    kumandı: mutlu, sevinçli
    kumaral: kumral, buğday tenli
    kumarga: kuşatma, muhasara
    kumral: buğday tenli
    kul: 1- koyun 2- can, ruh 3- uçurum 4- adalet
    kunan: 1- iki yaşına gelmiş kısrak 2- adaletli, adil
    kunar: bereket, bolluk
    kunarlı: bereketli, münbit
    kunduz: dere kenarlarında yaşayan, kürkünden börk yapılan bir hayvan
    kuni: adalet, hakkaniyet, adaletlilik
    kunt: 1- dayanıklı, metin 2- sade, gösterişsiz
    kunuk: 1- mahzun, elemli 2- konuk
    kupçı: ince, zarif
    kuptan: niyaz, dua, yakarış
    kur: düzen, sıra, hiyerarşi, düzenleme
    kural: düzen, düzenlilik, kaide
    kuralay: ceylan, ahu
    kurar: organizatör, düzenleyici
    kuray: bir çeşit bozkır bitkisi ot
    kurç: (kuruç) kılıç yapımında kullanılan, iyi bir çelik türü
    kurçak: heykel, yontma taş
    kurçı: 1- kürçü 2- kurucu
    kurçık: kurum, kuruluş, yapılanma
    kurga: 1- tecrübeli, bilge 2- ince, narin
    kurgan: 1- istihkam, kale 2- anıt, anıt mezar
    kurıdın: batılı, batı bölgesinden
    kurum: figür, dans
    kurımlak: cilveli, hareketli, kıvrak
    kurıkan: 1- kürkan, damat 2- hisar, kale 3- ağaçlık bölge
    kurlas: düzen, işleyiş, ahenk
    kurman: düzgün, düzenli, düzenleyici
    kurmuş: planlı, düzenli, örgütlü
    kurt: bağımsızlığına olan düşkünlüğü, evcilleşmeyen tek hayvan oluşu, mücadeleciliği,
    hareketliliği,gururlu ve zeki oluşu, özellikle de sosyal ve örgütçü oluşu ve daha bir çok özellikleriyle,
    türklere benzeyen ve türklerin de çok eskiden beri kutsayarak, sembolleştirdiği hayvan
    kurtak: kurulu, ayarlı
    kurtar: kurtarıcı
    kurtaran: kurtarıcı
    kurtga: tecrübeli, gün görmüş
    kurtul: haraç, vergi, cizye
    kurtulgu: 1- vergi, haraç 2- kurtuluş, istiklal kurtulmuş: özgür, bağımsız, azade
    kurtun: batılı, batıdan
    kuruğçın: kurşun
    kuruk: koru, park, koruluk
    kurultay: birl. kurul/tay kongre, divan, oturum
    gerek seçim, gerekse devlet için önemli kararların alındığı seçkinler meclisi
    kurum: 1- kuruluş, düzen, düzenleme 2- çalım, jest, afi 3- kaya parçası
    kurut:1- kurt 2- kale burcu 3- kurutulup, suyu alınmış peynir topağı
    kuskun: atın kuyruğundan geçirilip, eyere bağlanan kayış
    kuş: kuş
    kuşçak: kuşçu, kuş eğiticisi
    kuşçu: kuş eğiticisi
    kut: 1- uğur, talih, baht 2- tanrısal, mübarek 3- can, ruh, dirilik, yaşam kaynağı, yaşam gücü 4- kader,
    yazgı 5- erk, iktidar 6- bereket, nasip
    kutadgu: kutsanmış, kutlu, değerli, yararlı
    kutalan: birl. kut/alan mübarek
    kutaldı: birl. kut/aldı kutlu, mübarek
    kutalmış: birl. kut/almış kutlu, mübarek, kutsanmış
    kutamış: kutsamış, değer vermiş, mübarek eylemiş.
    kutan: 1- dua, yakarış, niyaz 2- bir avcı kuş 3- saban, pulluk
    kutar: kutsar, kutsayan, kut veren
    kutaş: kutlu, mübarek
    kutay: birl. kut/ay t... 1- ateş parçası,ateş 2- şamanist gelenekte,” ateş tanrısı” 3- ipek, ipekli kumaş
    4- tanrıça 5-paha biçilmez, değerli
    t... ilhanlı hanlarından, argun han’ın evdeşi ve keykatu han’ın anası.
    kutgaru: buyruk, fermen
    kutku: ağırbaşlı, alçak ,gönüllü
    kutlu: 1- mübarek, tanrısal 2- bahtiyar 3- kabul görmüş, saygıdeğer
    kutluca: uğurlu, bahtı açık
    kutluğ: kutlu, mübarek
    kutluğ inanç: (kutluk inanç) kutlu/inanç
    kutluk: kutlu
    kutluk : (kutluğ) kutlu, mübarek
    kutsandı: kutlu, mübarek
    kutun: 1- mesut, mutlu, nurlu 2- mukaddes, kutsal
    kutunmuş: kutlu, mübarek
    kutur: kutlu, mübarek
    kutuz: birl. 1- kut/uz 2- yaban öküzü
    kuvanç: kıvanç, gurur, mutluluk, iftihar
    kuvanduk: kıvanç, mutluluk, iftihar, gurur verici
    kuvart: 1- kurt 2- dayanıklı, kavi, metin
    kuvat: sevinç, mutluluk
    kuvrag: toplum, toplumcu
    kuyak: zırh, demirağ
    kuyan: tavşan, bozkır tavşanı
    kuyaş: güneş ışığı
    kuydung: beden, vücut
    kuymu: sevinç, neşe
    kuytak: mahfuz, siper
    kuyturka: bağış, ihsan, lütuf
    kuyuldar: saygıdeğer, saygıya layık
    kuyum: aksesuar, küpe, bilezik
    kuz: dağın, güneş görmeyen yamacı
    kuzay: kuzey yönü, güneşin az olduğu yer,karanlık ve soğuk yer
    kuzlak: bebe, yavru
    kuzu: 1- koyun yavrusu 2- yavru, bebe
    küç: güç, dirayet, kudret
    küçkara: birl. küç/kara (acı kuvvet)
    küçem: 1- güç, kudret 2- zorba
    küçey: güçlü, gücü yeten
    küçi: güç, güçlük, zorluk
    küçin: an, kısa zaman parçası
    küçkey: güçlü, zorlu
    küçlük: güç, güçlük, zorluk, kudret
    küçük: ufak, minyon
    küçülü: güçlü, zorlu
    küçülük: güçlük, güç, zorluk küçüm: güç, kudret
    kükler: müneccim, yıldız falcısı
    kükrek: 1- onur, gurur 2- kükreyiş, kükreyen
    kül: 1- ateş, ateşlilik, yakıcılık, yok edicilik 2- yenilmezlik 3- ulu, ünlü 4- cesaret, gözü karalık 5-göl,
    göl gibi geniş ve büyük
    kül tigin: birl. kül/tigin birkaç anlam: 1- ateş prensi 2, yenilmez prens 3- ulu prens 4- yok edici prens
    külçur: ululuk, yüksek mevki, saygıdeğerlik.
    küle: 1- güle , gülüş 2-demet,bağ, deste
    külegeç: 1-güleç, güler yüzlü 2-name, melodi
    külegen: gülen, güler yüzlü
    külek: 1- fırtına, kum fırtınası 2-bakraç, tahtadan yapılmış yoğurt kabı
    külem: bereketli, münbit
    küler: birl. kül/er ..ulu, saygın kişi.
    kültem: deste, demet, buket
    külüg: (külük) 1-ünlü, meşhur, çok tanınan 3-hızlı,seri
    külünk: kazma
    kümüş: gümüş
    kün: gün, güneş
    künana: birl. gün/ana
    şamanist gelenekte, göğün yedinci katına bakan tanrıça
    künçek: güneşlik, şemsiye
    kündeş: 1- gündeş, güneşe eş değerde 2- izci, takipçi, halef
    kündün: gün ışığı
    kündüz: gündüz
    küneş: güneş
    küngerü:arzu, dilek, temenni
    küng: cariye, dişi köle
    küni: 1- adil, adaletli, hukukçu, yasalara bağlı 2- itaatkar, muti
    künkaş: danışma, nasihat
    küntem: günlük, gündelik
    künüçen: muti, itaatkar, saygılı
    künülük: 1- şemsiye, 2- günlük, yevmiye
    kür: 1- gür, sık, bol, bolluk 2- canlı, diri, sağlam, sarsılmaz 3- gürleyen, kükreyen, kabadayı, gözü
    kara, yürekli 4- öz, maya, özünü yitirmemezlik 5- düzen, düzenlilik 6- çare, çözüm, deva
    kürçe: esas, asıl, maya, öz
    kürçi: kabadayı, gözü kara
    kürhan: (gürhan) birl. kür/han
    türk mitolojisinde, kara han’ın oğullarından
    küri: iç geçiren, imrenen, kıskanç
    kürkan: birl. 1- kür/kan (gür/kan) 2- damat (körekan)
    kürmen: özlü, soylu
    kürügen: 1- gürgen 2- köregen, damat
    kürüm: basiret, meleke
    kürünç: 1- özlü, soylu 2- düzen, düzenli 3- kıskanç
    küşlik: 1- güçlük, güç, zorluk 2- mutlu, mutluluk
    küşüm: 1- ar, edep, hicap 2- güç, güçlülük
    küvenç: güvenç
    küvençi: güvence, garanti
    küz: güz, sonbahar, hazan
    küznek: ışık kırılması
    m harfi ile başlayan isimler
    mamak:sakin, kendi halinde
    mamay: sakin, munis
    mamış: 1- saygılı, söz dinler 2- saygı
    manas: 1- huy, mizaç 2- heybet, heybetli
    manay: saha, bölge, mıntıka
    manço: mengü, sonsuz
    mançu: mengü, sonsuz
    mangalay: 1- alın, yüz, cephe 2-süvari, iyi ata binen
    mangu: mengü, bengü, sonsuz
    mangur: mangır, bakır para
    mangut: ölümsüz, sonsuz maral: ceylan, ahu türü bir hayvan
    mayda: narin, ince, ince yapılı
    mençik: mülkiyet, mal varlığı
    mendeş: (menteş, mintaş) acele, aceleci
    mengi: mengü, bengi, bengü
    mengilik: sonsuzluk
    mengü: ebedi, sonsuz, sonsuza kalan, sonsuzluk, ölümsüzlük
    mengüç: sonsuzluk, sonsuzluğa ulaşmış, ermiş, ulu, saygıdeğer
    mengüç ata: birl. mengüç/ata
    bilgi ve tecrübesine başvurulan ulu ve bilge kişi
    mengen: 1- nişancı, iyi ok atan, okçu 2- becerikli, mahir
    mete: 1- soylu, saygıdeğer 2- bütün, bütünlük, bütünlükçü
    metehan: birl. mete/han
    hun kağanlarının en ünlüsü. aynı soy ve kökten gelen boylar arasında, kan dökülmesini
    yasaklamış hepsinin tek bir devlet çatısı altında toplanması gerektiğini,bunun aynı zamanda türk
    tanrısı’nın bir emri olduğuna inanarak bu yolda mücadele etmenin ve bunun getireceği sonuçların,en
    büyük ve paha biçilmez bir mutluluk olduğuna inanmış, bunu da ayrıca,devlet politikası biçimine
    getirmişti.türk töresine devlet idaresine sokan,ilk düzenli ve sınıflı kara ordusunu kuran,”birleşik türk
    devletleri ülküsünü devlet siyaseti olarak ve bunu gerçekleştiren ilk türk büyüğü.
    min: 1-bin,bin sayısı. 2-ben,gamze
    ming:1-ben,gamze 2-huzur,refah 3-bin sayısı
    mingan: benli,gamzeli
    mingilik: rahat,huzur,refah
    mingir: çok külliyetli.
    moğol:kaygı,endişe,hüzün
    oğuz’un amcası ve ilk kayın atası
    mokan: büken, güçlü
    monguç: atik, çevik, hamleci
    motun: bütün, bütünlük ( mete han’ın asıl adının bu olduğunu söyleyen tarihçiler de var.)
    muglu: üzgün, hüzünlü
    munar: serap, algın
    muncuk: boncuk, takı, mücevher
    munçuğ: (boncuk)
    mung: 1- hüzün, elem, üzüntü 2- ming, ben, gamze
    mungluğ: (mungluk) üzgün, bunalmış, hüzzam
    mungul: hüzünlü, elemli
    mutlu: mutlu, mesut, bahtiyar
    müçek: öpücük, buse
    müge: inci çiçeği
    müldüz: berrak, saf
    müren: ırmak, akarsu
    o harfi ile başlayan isimler
    oba:1- yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret
    obar: ev, baraka
    oben: 1- genç aygır 2- erkek deve yavrusu
    obulaz: (oblas, oflas) 1- gözü pek, atılgan 2- alicenap, yüce gönüllü.
    obut: şeref, haysiyet
    obuz: kaynak, menba
    ocak: (otak, odak) ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. mec. ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı,
    insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer.
    ocaklı: ocak sahibi.
    od: ot, ateş
    odak: ocak, yanma, yansıma merkezi
    odakan: hanım ozan
    odana: birl. od/ana
    şamanist gelenekte, “dişi melek”
    odata: birl. od/ata
    şamanist gelenekte “erkek melek”
    odçu: ateşçi
    odgurmuş: 1- oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- yuva kuran, birlik kuran
    odhan: birl. od/han
    şamanist gelenekte, “ateş tanrısı” og: ok (doğma, doğum, yaratılış)
    ogan: (okan, ugan) 1- tanrı, tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- anlayış, zeka,bilgelik 3-
    eski türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk
    yapan, “barış tanrısı” 4- altay ve tuna türklerinde “ ateş tanrısı”
    oglağu: körpe, genç kız
    ograk: 1- azim, kararlılık 2- niyet
    ograş: uğraş, mücadele, meşgale
    ogsat: benzer, benzerlik, benzeyiş
    ogtadurmuş: birl. okda/durmuş ( bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. akıllı, zeki durmuş. zor
    durumda kalan, zor koşullarda olan)
    ogur: 1- gizlilik, gizem 2- uğur, baht, talih, mutluluk
    ogurlu: uğurlu
    ogurmuş: gizemli, ağzı sıkı
    ogutur: gizli, gizemli
    ogün: birl. o/gün (..eski bir türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün
    ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad.
    oğçu: okçu, haberci, ulak
    oğırcık: uğurcuk
    oğlagu: körpe kız
    oğlak: keçi yavrusu
    oğlaman: bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi
    oğlan: oğul, erkek çocuk, genç erkek
    oğramış: uğurlu
    oğrun: 1- gizli, gizemli 2- yavaş, ağır
    oğul: 1- oğlan, erkek çocuğu 2- evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu
    oğulça: 1- oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- en küçük oğul
    oğulganmış: oğlu olmayan
    oğur: 1- uğur, talih, bahtiyarlık 2- vakit, zaman, devir
    oğuş: 1- bolluk, bereket 2- hısım, akraba, nesil
    oğuz: 1- ok-uz 2- ağuz, ağız 3- olağanüstülük 4- çağrı, davet, toparlama
    birleştirme, yaratış
    ok: 1- doğum, doğuş, yaradılış 2- akıl, us 3- dokunma, el sürme 4- söyleyiş, çağırış, haber verme 5-
    silah, yay ile kullanılan ok 6- örgüt, teşkilat
    okan: 1- ogan 2- anlayış, fehim
    okatmış: (okutmuş) haberci, ulak
    okçı: 1- okuyucu, haberci 2- ok atan, okçu 3- örgütçü
    okıçı: davetçi, davetkar, çağırıcı
    oki: çağrı, davetiye
    oklamış: ok atmış, savaşçı
    oklu: 1- akıllı, zeki 2- örgütlü
    okşak: benzeyen, andıran, tanıdık, bildik
    okşan: benzeyen, okşayan
    okta: akıllı, zeki, dahi
    oktar: 1- okçu, iyi ok atan 2- bilgili, akıllı, yaratıcı 3- davetçi, davetkar
    okuklu: alim, bilgin
    okumagan: arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış
    okunç: toy ve düğün davetiyesi
    okuş: 1- bilgi, bilgelik 2- bereket
    okuşluğ: 1- alim, bilgin 2- bolluk, bereket, bereketli
    okutgan: okutan, eğitmen
    okutan: eğitmen, öğretmen
    okuv: okuyuş, kıraat, çağırış
    olagan: olan, doğal, olumlu
    olam: debdebe, gösteriş, tantana
    olbak: oluş, oluşum
    olca: ganimet, bolluk
    olcaş: tören, seremoni, tazim
    olcay: tanrı sıfatlarından. baht, talih, açık talih, ululuk
    olcaytu: açık talih, bahtı açık, bereketli
    olça: ganimet, bereket
    olçam: ganimet, nimet, bolluk
    olçar: 1- saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- uygun, muvafık
    olçum: 1- olgunluk, olgun, yetişkin 2- hüner, marifet
    olgaç: olgun, olmuş
    olgun: yetişkin, olmuş, kamil
    olum: oluş, doğuş, olmaya elverişli.
    olun: 1- oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- genç, taze 3- soyluluk oluş: oluşum, düzen
    omaç: amaç, gaye
    omak: 1- soy, kan, soyluluk 2- aile, akraba
    omay: (umay) seçkin, güzide
    omrak: sevilen, maşuka
    omur: (umur) 1- ilgi, heves 2- güç, dayanıklılık, dayanıklı
    omurca: sağlam, dayanıklı
    omurtag: kartal yavrusu
    onak: 1- onanmış, kabul görmüş 2- sevgili, el üstünde tutulan
    onal: 1- doğuş, ortaya çıkış 2- sağlam, dayanıklı
    onanlı: sağlam, meyin, mütehammil
    onanmış: sağlam, bayındır, destekli
    onat: 1- sağlam, dayanıklı 2- yakışıklı 3- terbiyeli, iyi davranışlı
    onatça: makbul, hatırşinas
    onay: 1- sağlam, dayanıklı, uygun 2- makul, kabul,tasdik
    ong. 1- sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- iyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- sevinç, neşe, mutluluk
    ongan: 1- uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- verimli, gelişkin 3- bayrak, simge, totem
    ongu: 1- kar, kazanç 2- set, sütre
    onguç: karlı, kazançlı, verimli, uğurlu
    onguday: karlı, kazançlı
    ongun: 1-bolluk ve bereket tanrısı. 2- uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- av totemi, kutsanmış av hayvanı
    4- totem, sembol, bayrak, flama
    ongur: kurtuluş, salah
    ongut: koruyucu, muhafız, kale muhafızı
    onuk: 1- sağlıklı, dayanıklı 2- uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- usul, yol, teamül 4- yararlı, faydalı
    onuş: 1- bereket, bolluk, verim 2- uğur, talih
    opak: (apak) temiz, bakımlı
    opan: mağara, delhiz
    opçın: (apçın,afşın) zırh, demirağ
    opur: obur, iştahlı
    opuz: katı,sert
    or: 1- yer, durak, bölge 2- doğramak, biçmek 3- mevki, mertebe 4- düzen, kuruluş
    orak: doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici
    oran: 1- taht, şeref makamı 2- yüksek mevki, yüksek derece
    oray: birl. or/ay 1- aynı, eşit, eş değerde (kırgızlarda) 2- fırsat, hamle
    (kazaklarda)
    oraz: (uraz, uras, ıraz) şeref, onur, talih
    orçun: 1- kesici, keskin, doğrayıcı 2- bölge, vilayet 3- onurlu, ahlaklı, iyi huylu
    orda: orta, merkez (kağan veya han otağının bulunduğu yer)
    ordu: (orda) 1- orta, çekirdek, merkez 2- silahlı ve düzenli topluluk
    orduca: 1- ordu ile ilgilenen 2- ortaca, ortanca
    orga: bayrak, flama
    orgarun: 1- istihkam 2- bayraklı, bayrak sahibi
    orgir: kesici, biçici
    orgun: sırdaş, sır saklayan, ketum
    orhun: sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli
    ormag: doğramak, biçmek
    orman: ağaçlık, bölge
    ormuş: doğrayan, biçen
    ornak: 1- taht, tahtırevan 2- yer, yöre
    orpag: menşe, kök, nesep
    ortaç: 1- ortadaki, ortanca 2- ılımlı, dengeli
    ortaçı: ılımlı
    ortağ: ortak, ortalama, ortada buluşma
    ortug: ortak, pay sahibi
    oruk: 1- yol, eylem, gidişat 2- çare, çözüm, imkan, uygunluk
    orum: mera, otlak
    orun: 1- makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- karargah, görev yeri
    orunç: hediye, bahşiş
    orunçak: 1- oya, işleme 2- rehin, emanet
    orunduk: koltuk, iskemle
    orunguluk: bayrak, flama
    orunlug: taht, makam
    oruntag: yüksek mevki, makam
    orus: 1- talih, uğur, baht, mutluluk 2- amaç, hedef
    oskay: 1- hamarat, işgüzar 2- neşeli, şen
    ot: 1- ateş, ocak, ev 2- nebat, bitki otacı: (utacı) 1- doktor 2- eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı
    otağ: 1- oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- yeni evlenenlere armağan
    edilen ev, çadır
    otağa: birl. ot/ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi
    otak: yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda
    otamış: doktor, hekim
    otancak: ilaç, merhem, deva
    otar: geçici, fani
    otçigen: birl. ot/çigen (“ot/tigin” adının , moğol ağzındaki söylenişi.)
    otgun: kabadayı.
    otkun: kabadayı.
    otluğ(k): ateşli
    otman: ailenin en küçük oğlu .ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, çok
    eskilerden beri süregelen,türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. bu
    yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile
    oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. bu çocuklara içeren ”otman,ot tigin,othan” vb.
    adlar verilir.
    otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. ertuğrul beğ’in en küçük oğlu. daha ertuğrul bey
    ölmeden,töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan otman’a geçmişti.
    otmar: ateşli, ateş saçan
    ovat: düzgün, muntazam
    ovlaz: gözü pek, atılgan
    ovmaç: el ile yoğrularak yapılan yiyecek
    oy: 1- düşünmek, düşünce, fikir 2- çukur
    oya: 1- oyularak yapılan elişi, işleme 2- emanet, rehin 3- sempatik, minyon
    oyan: 1- iman, inanç 2- düşünce, efkar
    oyaz: çukur, kuyu
    oybak: çukurlu vadi
    oybat: oyuk ve çukurlu yer
    oygak: 1-oya, rehin 2- uyanık, müteyakkız
    oygur: dere yatağı, dere oyuğu
    oyınlı: düşünceli, efkarlı
    oylum: 1- çukur, kuyu, boşluk 2- kurucu, kuruntu, yormak
    oymak: yığın, kitle. türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, obadan büyü boy’dan küçük olan
    akrabalar topluluğu
    oymur: dere, dere yatağı
    oynak: maral, ceylan, vb. hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi
    oyram: girdap, anafor
    oyrat: derin, oyuk, derinleşmiş
    oytun: kutsanmış, mübarek
    oyur: vücut, endam
    oz: ileri, ön, önde
    oza: kadim, eski, ezeli, hep var olan
    ozağı: tecrübeli, bilgili, uzman
    ozamış: uzamış, uzman, usta işinin ehli
    ozan: (uzan) öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan
    ve yazan. usta, işinin ehli
    ozar: uzman, usta, bilir kişi
    ozgan: kademeli, dereceli, öncelikli
    ozman: uzman
    ozmuş: uzmanlaşmış, yetik
    ozul: esas, kaide
    ozut: ikamet, ikametgah
    ozutgan: ileride, ilerici
    ö harfi ile başlayan isimler
    öbek:küçük grup, tim, takım, parça
    öbge: ced, ata, soy
    öcal: birl. öc/al intikamcı
    öcek: 1- esinti, hafif yel 2- burç
    öcüt: intikam, öç
    ödem: 1- borç, bakiye 2- ödül, mükafat
    ödemiş: 1- eczacı, doktor 2- ricacı, yakaran 3- borçsuz, bakiyesiz 4- ödül veren öden: 1- ricacı, duacı 2- ödül
    ödgülmüş: 1- övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- ricacı, duacı
    ödgür: uygun, yerinde, vaktinde
    ödrüm: seçkin, mümtaz
    ödüget: ricacı, yakarıcı, duacı
    yakutlarda, “ akarsular tanrısı”
    ödük: rica, yakarı, dua, niyaz, arzu
    ödül: 1- usluluk, akıllılık 2- yüceltme, ululama, mükafat
    ödün: 1- ödeme, ödeyiş 2- yakarış, niyaz
    ödüş: vakit, devir
    ög: (ok) ana, anne, yaratan, doğuran
    ödgül: övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni
    öge: (öke) dahi, çok zeki, çok akıllı
    ögeç: iki yaşına gelmiş koç
    ögel: 1- zeki, akıllı, aklı başında 2- burç
    öget: 1- akıl, zeka, akıllılık, 2- sevgi, muhabbet
    ögir: sevinç, neşe, eğlence
    öglü: dahi, çok akıllı
    ögredik: 1- mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- idman, talim, antrenman
    ögrü: 1- öğrenilecek olan 2- arkadaş, refik
    ögüşlü: övülen, methedilen, övülmeye layık
    ögdü: övme, methiye
    ögdüm: 1- övülen, methedilen 2- önce, öncelikli
    öğer: övücü, methedici
    öğleş: akıl birliği, fikir birliği
    öğrek: toplantı yeri, cemiyet , dernek
    öğren: öğrenmekten
    öğret: gelenek, terbiye
    öğreyük: gelenek, görenek, terbiye
    öğrük: munis, cana yakın, el üstünde tutulan
    öğrünç: 1- deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- hoşnutluk, memnuniyet
    öğtü: metih, övme, ululama
    öğtür: övme, methedici
    öğüçü: övücü, methedici
    öğülmüş: başarılı, destekli, övülmeye layık
    öğün: 1- öğünmek..ten öğün 2- itina, dikkat 3- sıra
    öğünç: övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi
    öğünçek: öğünmeye değer, öğünme nedeni
    öğünmüş: övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu
    öğünür: gururlu, mağrur
    öğür: över
    öğüt: 1- anlayış, kavrayış 2- nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı
    ök: (ög) 1- öz, doğuş, oluş, gelişme 2- zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran
    ökçi: okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi
    ökçür: zeki, anlayışlı
    öke: dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı
    öker: dahi, süper zeka
    ökerman: dahi, bilge, yanılmaz
    öklü: 1- dahi, akıllı 2- egemen, denetimci
    öksüm: arzu, murat
    öksüz: desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (halk arasında, anası
    olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme
    ve gelişimindeki önemine atfendir.)
    ökte: 1- ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- azametli, gösterişli
    öktem: 1- akıllı, bilge 2- asi, başına buyruk, pervasız 3- meşhur, gösterişli 4- bahar, ilk yaz
    ökten: 1- akıllı, bilinçli 2- kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk
    öküç: 1- çok, çokluk, bolluk 2- akıl, us, bilinç
    ökün: kendine dönüş, öze dönüş
    ökünmüş: özüne bağlı, özüne dönen
    öküş: 1- çok, çokluk, bolluk, bereket 2- akıl, bilinç, bilinçli
    öküş kara açkı: birl. öküş/kara/açkı mec. keskin zekalı
    öküz: 1- ırmak, nehir, büyük akarsu 2- uzman, bilge, ehil, dahi
    ölçer: 1- mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- savaş buyruğu, saldırı buyruğu
    ölçüm: 1- adap, usul, erkan, yol 2- ağırbaşlılık
    ölmez: 1- dirayetli, dayanıklı 2- çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış
    ön: 1- doğu, güneşin doğduğu yön 2- ilk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- ilke, öncelik,
    prensip,temel önal: birl. ön/al öncü, lider, önde olan
    önalan: birl. ön/alan, lider, öncü
    önaldı: birl. ön/aldı, lider, öncü
    öncek: önce, önceki, selef
    öncel: 1- selef, daha önceki 2- önde olan, öncü, rehber 3- öncelikli, imtiyazlı
    öncelik: imtiyaz, torpil
    öncü: 1- ilk, orijinal 2- lider, yol açan, önde olan
    öncül: 1- öncü, önde, rehber 2- birinci, ilk
    önçek: önceki, önceki, selef
    öndaş: aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan
    önde: öncü, önceki
    öndegün: birl. önde/gün 1- önemli gün 2- önceki gün
    önder: önde olan öncü, lider
    öndeş: yol açan, rehber, mihmandar
    öndüç: öncü, mihmandar
    öndül: 1- en önde, en öndeki, öncü 2- öncelik, imtiyaz
    öndün: 1- peşin, peşinat 2- önde, önde gelen
    öne: ileri, ileride, ötede
    önek: dayanak, direk, destek
    önel: 1- usta, uzman, pir 2- vade, mühlet
    önem: öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet
    önen: 1- önde olan, öne geçen 2- bağlılık, sadakat
    öner: birl. ön/er öncü, rehber, kılavuz
    öney: 1- öne geçen, önde gelen 2- yükseklik
    öng: ilk, birinci, başta gelen
    öngel: 1- ağırbaşlı, olgun 2- öncü, öncülük eden
    öngen: 1- zafer, utku 2- uzun boylu, levent
    önger: hiddetli, asabi
    öngi: (öngü) 1- değişik, farklı, sıra dışı 2- önce, öncelikli
    öngüç: 1- öncü, kılavuz 2- atak, atik, hareketli 3- delil, kanıt, ispat
    öngük: yastıkların ucuna yapıla işleme
    öngül: yol gösteren, ön ayak olan
    önkuzu: birl. ön/kuzu mec. kurban, kurbanlık
    önüç: önce, önceki, selef
    önüm: 1- birinci, ilk 2- hasılat, ganimet, kar
    önür: başlangıç, siftah
    önürt: önce, öncelik
    önüt: önce, öncelik
    öpgine: öpücük, buse
    öpke: iç geçirme, öfke, hırs
    öpöz: can, ruh, nefs
    örçüm: üreyiş, gelişim, büyüme
    örçün: ipten örülmüş merdiven
    ören: 1- örme yapan, örücü 2- eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar
    örge: 1- örnek, motif, örgü örneği 2- şahika, yükseklik
    örgen: 1- örülü ip, urgan 2- keçi kılından yapılan ip
    örgüç: 1- dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- mevki, mertebe 3- tümsek, tepe
    örikli: şeciyeli
    örken: 1- urgan, örülü ip 2- fidan
    örkin: 1- fidan 2- taht, tahtırevan
    örnek: numune, standart, ölçü
    örpen: 1- örtülü, kapalı, gizli 2- alev, alev ışığı
    örs: üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. dayanıklılık
    örte: örtü, örtülü
    örtgün: samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl
    örtün: omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin
    örüç: örgü malzemesi, dokuma tezgahı
    örüm: çit, ağıl
    örün: 1- saç örgüsü, belik 2- beyazlık, temizlik 3- gökyüzünün bulutsuz hali 4- ürün, hasılat
    öründü: arı, temiz, saf, pakize
    öründül: 1- seçkin, güzide 2- saf, temiz, pak
    ös: gerçek, hakiki
    ösrük: 1- mert, özü sözü bir 2- esrik, kendinden geçmiş
    österiş: fantezi, hayal, fantastik
    öter: 1- ricacı, yakaran 2- ileri, ileri geçmiş 3- çığırıcı, ötücü, okuyucu
    ötgen: geçmiş, aşmış, ötede olan
    ötgür: delici, delip geçen ötilig: itibarlı, saygıdeğer, muhterem
    ötker: 1- ricacı, duacı 2- geçici, fani
    ötnü: rica, yakarı, istirham
    ötüg: (ötük) arz, niyaz, rica, dua, dilek
    ötügen: (ötüken)
    ötüken: 1- ricacı, duacı, niyazcı, tanrıya yakaran 2- geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi
    ötün: 1- ödün, verme, bağış, mağfiret 2- yakarı, yalvarış, niyaz
    ötünç: 1- rica, dilek, maruzat, istirham 2- iltimas, tarafgirlik
    övet: övüş, övgü
    övgü: övme, methetme
    övgün: övülen, övülmeye layık
    övüç: övünç, iftihar
    övül: övülen, övülmeye layık
    övünç: övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı
    övüt: öğüt, nasihat
    öyke: öfke, hiddet, hınç
    öykü: 1- taklit, benzeme, benzetme, 2- hikaye
    öykünç: eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi
    öylek: zaman, devir
    öyük: coşku, coşkunluk, tezahürat
    öz: kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- ben, tin, can, ruh, gönül 2- asıl, esas,temel,
    unsur 3- şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- uz, uzluk, ustalık 5- dere, ırmak
    özak: birl. öz/ak mec. soylu
    özbek: birl. öz/bek mec. cesur, kendine güveni tam
    özbir: birl. öz/bir mec. soylu
    özdek: 1- madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- beden, vücut 3- ağacın, köküne yakın olan
    kısım
    özdel: 1- soylu 2- armağan, hediye
    özden: 1- içten, samimi 2- ender rastlanan, olağanüstü 3- akraba, hısım 4- armağan, hediye
    özek: 1- temel, asıl, üs, merkez 2- can, ruh, gönül
    özel: 1- ayırt, fark, farklılık 2- uzman, usta, kalifiye 3- kişiye özgü, kişisel
    özen: 1- içten, samimi 2- dikkat, itina, emek, heves 3- ırmak, küçük akarsu
    özenç: 1- gıpta, heves 2- direnç, gayret, dik başlılık
    özerk: birl. öz/erk kendine egemen, kendine sözü geçen
    özge: ben’in karşıtı. başka, öteki, yabancı, ,gayrı
    özgel: öze ait, özden gelen, samimiyet
    özgeriş: 1- hayal, kurgu, fantezi 2- devrim, başkaldırı
    özgü: öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus
    özgün: öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has
    özgür: hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez
    özgüven: birl. öz/güven cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve
    konumundan kuşku duymama
    özi: fert, şahıs
    öziç: varlık, şahsiyet
    özil: birl. öz/il mec. anayurt
    özker: 1- ulu ruhlu kişi 2- iyilik sever, hayırsever
    özkonuk: can, ruh
    özlek: 1- üretken, münbit 2- felek, talih 3- özel, şahsi, kişisel
    özlem: 1- öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- özel, hususi, kişisel
    özlen: 1- özlenen, aranan 2- dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel
    özleş: kendine dönüş, kendinden veriş
    özlü: orijinal, sağlam
    özlük: şahsi, özel, kişisel
    özmen: dürüst, özü sözü bir
    özrüm: seçkin, seçilmiş
    özüç: vücut, gövde, endam
    özüm: kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
    özveren: birl. öz/veren mec....fedakar, fedai
    özveri: birl. öz/veri ...fedakarlık
    p harfi ile başlayan isimler
    pars:leopar
    parsak: 1- acıma duygusu, merhamet 2- porsuk paşa: baş komutan, general. ( bu sözcük, bazı dilbilimcilerimize göre, baş-şad, bazılarına göre de baş-
    ağa birleşimi ve zamanla ağız değişimiyle bu biçime gelmiştir.
    peçen: çayır, çimen, çayırlık, otlak
    peçenek: 1- otlak, çayırlık 2- bacanak
    pek: 1- berk, katı, sıkı, sert, kuvvetli, dayanıklı 2- bey sözcüğünün, değişik ağız ayrılığı bek, beg,beğ,
    bey vb.
    pekiş: sıklık, sertlik, pekişmişlik
    pelen: iyi, ehven
    pelin: acı ve keskin kokulu bir yayla çiçeği
    pelit: meşe ağacının çiçeği
    perinçek: (berincek) 1- sadık, içten bağlı 2- fedakar
    pınar: kaynak, kaynarca, göze
    pışgan: olgun, pişkin
    pişkin: olgun, pişmiş
    pusat: (busat, basat) 1- silah 2- zırh, koruyucu
    pusug: pusu
    pusun: pusu, pusma, sinme
    pusunç: iltica, sığınma, sinme, pusma, sığınmış, mülteci
    püskül: sarkık, asılı duran süs, aksesuar
    s harfi ile başlayan isimler
    saba:(sava) 1- (sapa, sopa) sopa, değnek, savma aleti, savaş aleti 2- söz, iddia, hitap
    sabacı: 1- sopacı, sopayla dövüşen 2- konuşmacı, hatip
    sabak: (savak) 1- sopa, cop sopa kullanan, dövüşçü, sopa ile dövüşen 2- kımız saklamak için beygir
    derisinden yapılan tulum
    sabar: 1- sapar, savar, döver, sopayla döven 2- savar, savaşır, savaşçı 3- hatip, konuşmacı
    sabı: 1- sopa, cop 2- savaş, dövüş 3- söz, sohbet
    sabu: 1- sopa, cop, değnek 2- savaş, dövüşçü, dövüş ustası, savaşçı
    saça: saçı, bahşiş, armağan
    saçan: 1- cömert, dağıtan, harcayan 2- yayıncı, yayın yapan
    saçı: 1- armağan, bahşiş 2- adak, inanç gereği dağıtılan nesne
    saçılık: armağan, hediye, bahşiş
    saçuk: 1- eli açık, cömert 2- armağan, bahşiş 3- aleni, saklısız, gizlisiz
    sadak: okların, içinde muhafaza edildiği torba ok torbası
    sadu: iyi, çok iyi, ala
    sagay: 1- düşünceli, düşünen, sakınan 2- özleyen, özlemiş, özlem oymaklarından
    sagım: 1- emel, arzu, murat 2- düşünce, fikir, düşünceli, fikir sahibi 3- sağlamlık,dayanıklılık
    sagın: 1- özlem, hasret 2- düşünce, plan, tasarım 3- davet 4- kıvılcım
    sagınçı: sagınan, düşünen, özleyen, sakınca duyan
    sagu: ağıt, mersiye
    sagundu: özlenen, düşünülen, kollanan
    sagunduk: özlenen, düşünülen, özlemeye değer
    sagunur: düşünce, tasarım
    sağ: 1- sağlık, dirilik, canlılık, yeterlilik 2- akıl, fetanet 3- doğruluk, inanırlık 4- halis, saf, net
    sağ bilge: birl. sağ/bilge doktor, sağlık uzmanı
    sağan: doğan türü, yırtıcı avcı bir kuş
    sağanak: sağanak, sert ve hızlı yağan yağmur
    sağançığ: nefs, can, ruh
    sağbili: birl. sağ/bili (bilig) sağduyu, hikmet
    sağdaç: sağlıklı günlerin arkadaşı, can yoldaşı
    sağdıç: sağdaç “ damadın en yakın, en güvenilir arkadaşı”
    sağık: 1- düşünceli, planlı 2- sağ, diri, uyanık 3- ateş, kıvılcım, ateşli
    sağım: 1- yaşam, sağlık 2- serap, algın
    sağın: 1- düşünce, tasarım 2- özlem 3- ateş, kıvılcım
    sağınç: 1- kurgu, hayal 2- sakınca, mahsur, endişe 3- özlem
    sağış: hesap, matematik, sayış
    sağlam: sağlıklı, güçlü, dayanıklı, dirençli
    sağlı: (sağlık) diri, canlı, sağlıklı
    sağlıca(k): sağlıklı, diri, esenlikli
    sağman: sağlıklı, güçlü
    sağnak: (sağanak)
    sağrak: içki içilen kap, kupa, kadeh
    sağrı: 1- sağrak 2- sarı sağunçak: ağıt, mersiye
    sağunmuş: 1- özlem içinde olan 2- düşünen, düşünceli 3- davet eden, davetkar
    saka: 1- akıllı, arif 2- düşünceli, kaygılı 3- sakal 4- saklı, saklayan, koruyan
    sakar: 1- alnında beyaz lekesi bulunan at 2- uğursuz, sakıncalı
    sakçı: koruyucu, muhafız
    sakık: çoban yıldızı
    sakın: 1- düşünme, tasarım, kaygılanma, kaygıyı ortadan kaldırma eylemi 2- saklama,
    koruma,esirgeme 3- uzaklaşma, ayrılma
    sakınç: düşünce, kaygı
    sakış: kaygı, endişe
    saklı: 1- korunmuş, mahfuz, esirgenen 2- zinde, dinç, sağlıklı
    saklıca: 1- gizli, örtülü, korunan 2- hazine, mücevher
    saklıçak: 1- gizli, gizlenmiş, örtülü 2- yaşam, sağlık, esenlik
    sakman: 1- uyanık, diri, sağlam 2- sokman, dize kadar çıkan çizme
    sal: 1- saldırı, saldırmak 2- salmak, bırakmak, azat etmek, serbestlik 3- göndermek,
    yaymak,ulaştırmak, uzatmak
    salaçak: salınan, bırakılan, salınmış
    salacuk: saldıran, saldırıcı, gönderici
    salaman: salınan, bırakılan, azat edilen, serbest, azade
    salamış: 1- saldıran, düşmana karşı hamle ve manevra yapan 2- iyi kılıç sallayan, silahşor
    3- salmış, köle azat etmiş
    salançu: saldırgan, iyi kılıç kullanan
    salar: 1- ordu sevk eden 2- iyi kılıç kullanan, silahşor
    salçı: 1- salıcı, sevk edici 2- salan, serbest bırakan 3- karahanlılar döneminde, saray aşçılarının
    unvanlarından
    salçuk: 1- salınmış, azat edilmiş, saltuk, eski köle 2- başına buyruk, bağımsız, otoriteye karşı çıkan 3-
    saldıran 4- silahşor, iyi silah kullanan 5- küçük yel, esinti 6- haber salan, mesaj yollayan
    saldıran: hücum eden, asker sevk eden
    saldırgan: saldırıcı, hücumcu
    saldırı: hücum, taarruz
    saldırmış: hücum etmiş, taarruz etmiş
    saldur: saldırı
    salgara: salınmış, azade, başına buyruk, otorite tanımaz
    salgın: 1- serbest, bağımsız 2- serap, hayal
    salgur: atak, tetik, saldırmaya hazır
    salgut: mebus, vekil. eskiden bir bölgeyi temsilen, kağan’a (başkente) gönderilen kişilere
    verilen unvan
    salık: 1- vergi, vergi borcu, haraç 2- haber, öğüt, tavsiye
    salıkçu: haberci, öğütçü
    salım: 1- serin esen yel, serinlik 2- ferman, emirname 3- üzüm demedi, salkım
    salın: 1- serbest, serbestlik, salınma, boy gösterme 2- jest, eda 3- salıncak
    salınmış: serbest, azade, salaman
    salkım: salınmış, sarkık
    saltuk: 1- serbest bırakılmış, azade, hürriyetine kavuşmuş eski köle 2- başına buyruk, bağımsız
    saltın: yalnız, yalnızlık içinde, tek kalmış
    saluk: (salık) serbest, azade, hürriyetine kavuşmuş
    salum: 1- özgürlük, azat 2- kılış, silah
    salun: 1- jest, mimik, eda, cilve 2- boy gösterme, ortaya çıkma
    salundu: 1- özgür, hür 2- edalı, boy gösteren
    salur: 1- saldıran, saldırgan, asker salan 2- silahşor, iyi silah kullanan 3- saldırma, kılıç,
    silah 4- serbest, azade
    samsa: baklava türü bir hamur tatlısı
    samuka: inatçı, dirençli
    san: sanmak, saymak, var kabul etmek
    sanaga: 1- serap, hayal 2- niyet, maksat
    sanağ: hesap, matematik
    sanak: matematik
    sançak: ucu sivri mızrak
    sançar: saplayan, batıran, dürten, mızrak kullanarak sançan, sançıcı, iyi silah kullanan
    sançı: 1- ucu sivri demir, silah 2- sivri bir aletin, vücuda değince verdiği acı 3- acı duymak
    4- hayalet
    sançığ: ucu sivri demir, kargı
    sançış: hamle, kılıç veya kargıyla yapılan dürtüş
    sandugaç: bülbül
    sanek: hayran, meftun
    sang: san, düşünce var sayma
    sangı: hayal, serap sanır: 1- hayal 2- burç
    sankur: hayret, şaşkınlık
    sanlav: hürmet, saygı
    sanlı: 1- sanıcı, düşünücü 2- şüpheci
    sansak: anlayış, intiba
    sapa: 1- sopa, değnek 2- kılıç sapı, kabza 3- aykırı, farklı, başka
    sapak: 1- sopa 2-aykırı, aykırılık
    sapar: 1- sabar, döver, dövücü 2- aykırı, farklı 3- kabza
    sapurluş: devrim, ihtilal, ayaklanma, ayrılma
    sarar: saran, sarıcı, sarma eyleminde olan, ören, örücü
    sargın: 1- sevimli, sempatik, çekici 2- sargı, sarılı, örülü
    sargut: 1- güneş ışığı 2- bağış, ihsan
    sarı: 1- sarı renk, sarışın 2- sarılı, sarılmış, saran, sarılma
    sarıca: sarılı, sarı gibi, sarıya çalan
    sarıg: sarılı, sarılmış, örgülü
    sarıl: sarılmaktan...sarıl, mec. sevgili, saygılı, cana yakın
    sarım: 1- suyu süzmeye yarayan, ince dokuma 2- sarma, sarılma
    sarıp: sarp, dik, sarılı, çıkılması güç, yalçın
    sarman: (sarıman) 1- sarışın, sarıya çalan 2- sıcak kanlı, cana yakın
    sarmaşık: sarılı, sarpa sarmış, sarılan
    sartık: 1- sarılı, örgülü, örülmüş 2- farklı, dikkat çekici
    saru: 1- sarı 2- sıra dışı, farklı, dikkat çekici 3- batı, batı yönü
    saruca: 1- bir sungur türü avcı kuş 2- sarıya çalan, sarışın
    sarul: sarılı, sarılmış
    satı: 1- satık, satuk, satılmışın dişisi 2- pazar yeri
    (eski türk geleneklerine göre, çocukları sık ölen ya da olmayan ailelerin, çocuğu olduğunda,
    yaşaması ve uzun ömürlü olması için, onu tanrı’nın sevdiği, toplumun sevip saydığı, bir ulu
    kişiye ya da onun ruhuna, çocuğu koruması, manevi bir destek vermesi bakımından emanet edilmesi
    eylemine satma-satılma adı verilir. çocuk erkekse, “satılmış”, kız ise
    “satı” adı verilir. )
    satıç: 1- satıcı, tüccar 2- mertebe, rütbe
    satım: 1- satıcığım 2- ticaret
    satışgan: satıcı, tüccar
    satuk: satı, satık, satılmış
    satun: satın alma, satın alma gücü, paha
    sav: (sava) 1- mesaj, haber, yeni haber 2- iddia- isnat 3- ün, san 4- savaş, vuruşma, dövüş 5-öykü,
    atasözü, darbı mesel
    sava: (sav)
    savacı: (savcı)
    savan: 1- savıcı, savaşçı, def edici 2- elçi, arabulucu
    savar: savaşçı, savıcı, defedici
    savaru: 1- bahşiş, armağan 2- geçici, muvakkat
    savaş: harp, döğüş, vuruşma, savma, defetme
    savaşgan: savaşçı, cengaver
    savçı:(savcı, savacı)1- elçi, haberci, resul, sözcü 2- savaşçı, cengaver 3- ünlü, meşhur, ün salmış
    savduk: uğurlama, veda
    savgat: armağan, bahşiş
    savgu: 1- haraç, vergi 2- şifa, derman
    savrın: 1- armağan, bahşiş 2- ahd, azim
    savruk: savrulmuş, derbeder
    savtur: veda, uğurlama
    savun: 1- davet, çağrı 2- savunma, savaş 3- ağıt, mersiye, ölenlerin yiğitlik ya da hayırlı işlerini
    anlatmak için verilen yemek
    savunduk: davetiye
    savungan: savunucu, savaşan, direnen, müdafi
    savur: eli açık, cömert, hovarda
    savurkaç: 1- savurgan, hovarda, eli açık 2- fırtına, katı yel
    savut: 1- koruyucu, koruyan, müdafi 2- zırh, çelik yelek, demirağ
    say: (sag, sağ, sak, sayı) 1- saygı, sayma, geçerli kılma 2- düşünme, ölçme, seçme, tasarım, hesap,
    ödeşme 3- taşlık yer 4- zırh, göğüslük
    sayak: saygılı, hürmetli
    sayan: 1- saygılı, saygıdeğer, saygıya layık 2- saygı gösteren, efendi, ağırbaşlı
    saydam: saf, net, berrak, sayılabilen, açık, temiz, bilinen
    saydur: saygı duruşu, ihtiram duruşu
    saygı: 1- hürmet, önem, değer, edep 2- sayı, sayım, matematik
    saygın: itibarlı, hürmet gören, saygı gören, hatırı sayılır
    sayıl: seçilmiş, seçkin, sayılan sayılgan: sayılan, saygı gösterilen,muteber
    sayım: saygı, saygı gösteriş
    sayın: 1- seçkin, değerli, muteber, güzide, muhterem 2- saf, halis, arı 3- güzel, ender rastlanan
    sayındı: saygı duyulan, itibar gören, muhterem, saygın
    sayır: içinden su çıkan mağara
    sayış: ödenek
    sayıt: saygın, muteber
    saylak: sayılan, takdir gören, usta, uzman
    saylık: şeref, haysiyet, onur
    sayman: sayıcı, hesapçı, hesap ve sayı uzmanı
    sayrı: üzgün, mahzun, yorgun ilgisiz
    sayvan: gölgelik, kamelya
    sazağan: (sazan) soğuk yel
    sazak: 1- sazlık, bataklık 2- ince yağan kar 3- ak bulut 4- çok konuşan, geveze 5-poyraz, soğuk esen
    yel 6-sezgin, sezici, uyanık
    sazan: 1- soğuk esen yel 2- sazlık, bataklık 3- sezen, sezici
    sebe: sevgi, sevi
    sebük: sevik, sevilen, sevgi gören
    seçen: 1- titiz, seçici, ayırıcı 2- konuşkan, hoş sözlü
    seçil: 1- seçkin, güzide, seçilmiş 2- farklı, olağanüstü
    seçilir: seçkin, güzide
    seçilmiş: seçkin, güzide
    seçkin: 1- farklı, göze batan, olağanüstü 2- itibar gören, muhterem
    segrek: seyrek, ender rastlanan
    seğirtgen: 1-koşucu, atlet 2- afacan, ele avuca sığmaz, tez canlı
    seğrek: seyrek, nadir, az rastlanır
    sekmen: seviye, mertebe
    selçik: (seligcik) 1- temiz, pakize, namuslu, bakire 2- küçük kılıç, bıçak 3- açık,beliğ, fesahatli
    selek: eli açık, cömert
    selen: 1- salınan, sallanan, kıvrılan 2- temiz, pak, namuslu, zarif, bakire 3- fısıltı, hafif ses 4-haber,
    havadis 5- yılan (tuva ve çuvaşlarda)
    selenge: kıvrılan, kıvrık
    selig(silig): 1- namuslu, temiz, dürüst, pakize 2- kibar, narin, zarif
    seligçik: (selçik) temiz, namuslu, bakire
    selin: 1- selen, salınan, haber, fısıltı 2- sülün kuşu
    semiz: 1- iri yarı, şişman 2- besili, bakımlı
    senger: 1- canavar, ejderha 2- kale, burç
    sengi: sevgi, sevi
    sengün: ordu komutanı, general
    sepil: 1- yaygın, yayılmış, bulaşmış 2- kale, hisar
    sepin: 1- çeyiz, kalın 2- yaygın, yayık
    sereday: yüzük, takı, aksesuar
    serim: 1- gösteriş, teşhir 2- sabır, metanet
    serin: 1- gölge, gölgelik 2- genişlik, gerilmişlik 3- soğuğa yakın, hafif soğuk 4- sabırlı, dayanıklı
    seringen: 1- serince, serinleşmiş 2- sabırlı, dayanıklı
    seven: sevmek...den sevgi sahibi, şefkatli, tutkulu
    severge: 1- dost, yakın, yaren 2- aşk, sevgi, tutku
    sevgi: sevme eyleminin nüvesi
    sevi: sevgi, sevgi eğilimi, sevgi yakınlığı
    sevigen: seven, sevgisini veren
    sevik: 1- sevilen, sevgi gösterilen, sevgiye layık, sevgili 2- dost, gönüldaş
    sevil: sevilen, el üstünde tutulan
    sevilgen: sevilen, aşırı ilgi gören
    sevim: sempati, alım, çekicilik- sevgiye yol açan
    sevimli: çekici, sempatik
    sevin: sevinç, mutluluk
    sevinç: neşe, coşku, sevinme duygusu, mutluluk
    sevinçek: sevinilecek şey, sevinç kaynağı
    sevindük: mutluluk, bahtiyarlık (uzun süren bir çocuksuzluk döneminden sonra, çocukları olan ailelerin
    sık kullandığı, geleneksel adlardan)
    sevinmiş: sevinçli, mutlu, mutlu olmuş
    sevinti: 1- mutluluk, mutlu olmaya değen 2- ferahlık, gevşeme, rahatlık, huzur
    sevük: sevilen, sevgili, canan
    seyirtgen: afacan, çalışkan, ele avuca sığmaz
    seyrek: az rastlanır, sıra dışı
    sezek: 1- hassas, duygulu, ferasetli 2- sezgi, anlayış, kavrayış, his
    sezen: anlayan, kavrayan, hisseden sezer: hassas, duygulu, fark edici
    sezgi: idrak, seziş, hissediş, ilham
    sezgin: hassas, sezici
    sezgir: hassas, narin, alıngan
    sezigen: sezen, sezgin
    sezik: sezgin, içli
    seziklü: tedbirli, sezici
    sezim: hissediş, anlayış
    sezimtal: hassas, duygulu
    sezmiş: idrak eden, anlayan
    sıbak: sopa, değnek
    sıdal: muktedir, güçlü, egemen
    sıgun: 1- yabani geyik 2- emek, zahmet, sıkıntı
    sığın: erkek geyik, ala geyik
    sığınak: sıkı korunan, sığınılacak yer, yoğun ve katı olan yer
    sığındık: bağlılık, sadakat
    sığlam: 1- sağlam, sıkı, yoğun 2- sine, bağır
    sık: katı, yoğun
    sıkı: katı, sıkılmış, yoğun
    sıkılgan: daralmış, daralan, sıkılaşan, utangaç
    sıkın: 1- keder, yas, üzüntü, sıkıntı 2- ala geyik
    sılıv: temiz, pakize, bakire
    sılkım: cesur, gözükara
    sın: 1- deney, deneme 2- endam, gösteriş
    sınaçı: hakem, sınayıcı
    sınağ: sınav, imtihan, deneme
    sınak: deney, sınav, imtihan
    sınauvu: sınav, deney
    sınayçı: hakem, sınayan
    sınçı: hakem, sınaçı
    sındıraç: bülbül
    sıray: çehre, yüz, beniz
    sırga: 1- küpe, takı, aksesuar 2- armağan, bahşiş 3- halka, halkalı
    sırgalu: küpeli
    sırma: sırlı, boyalı, gümüş tel
    sıykım: sevgili, canan
    sıylı: 1- sevimli, sempatik, muteber 2- armağan
    sıylık: armağan, bahşiş
    sıyurgal: armağan
    sızgıç: kalem, yazgaç
    sızım: sızı, yakınma, hüzün
    sibel: 1- buluttan ayrılıp henüz yere düşmemiş yağmur tanesi 2- buğday, buğday tanesi
    silgi: arınma, temizlik, parlaklık
    silig: 1- temiz, namuslu, dürüst 2- el değmemiş, bakir, bakire 3- tatlı dilli
    sinçe: çehre, beniz
    singil: küçük kız kardeş
    singin: mahçup, sıkılgan
    sinkel: imtiyazlı, ayrıcalıklı
    sinkil: imtiyazlı
    sir: 1- şeciye, soy, kök 2- birleşik, birleşmiş
    sirek: zeki, akıllı
    sitacu: nazlı, narin, alıngan, hassas
    siyavuş: sevimli, sempatik, sevgiye layık
    siyendi: sevilen, sevilmiş, sevgiye layık
    siyrek: az rastlanır, seyrek bulunur
    siyun: sevim, sevimlilik, sempati, beğeni
    siyuran: utkan, muzaffer
    siyurgal: 1- ödül, armağan, ödül alma 2- madalya, askeri nişan
    siyurgatmış: 1- düşmanı bozguna uğratmış 2- başarılı, ödül ve övgü almış
    siyünç: sevinç, mutluluk
    sizgek: zeki, sezgin, müdrik
    sizüçen: hassas, zeki, uyanık, akıllı
    sobay: 1- bekar, yalnız, münferit 2- silahını iyi kullanan, deneyimli asker, savaşçı
    soğay: sağlıklı, zinde, dinç
    sokman: 1- mert, dürüst 2- diz kapağına kadar gelen uzun bir tür çizme (türkmen çizmesi)
    sokulag: 1- adak, kurban 2- sokulgan, munis, cana yakın
    sokulgan: cana yakın, munis sokum: kurban, adak
    solagay: 1- solak 2- ters, hiddetli, öfkeli
    solak: 1- asker yöneten, asker sevk eden (sulag) 2- sol el ve ayağını kullanan
    solaşıglı: yararlı, çok yararlı, iş bitirici
    solgun: rengi kaçmış, yıpranmış, hüzünlü
    solgur: (salgur) atak, saldırı
    solın: araştırmacı, meraklı
    solmagan: canlı, ölümsüz, solmaz
    solmaz: canlı, diri, çekici
    soltu: soludu, soluklu
    soluk: nefes, can
    songar: sungur, şahin
    sonuç: 1- son, bitim, kıyı 2- uç, sınır, limit
    otmanlı ve salçuklular döneminde, sınır karakollarında görev yapan kişiler verilen bir ad
    sorguç: başa takılan çelenk
    sorgun: söğüt türü bir ağaç
    soyça: soylu, soyluca
    soydam: 1- soylu, soyunu düşünen 2- ailesine bağlı, yuvasına bağlı
    soydan: 1- soylu, soylu bir aileden gelen 2- hanedan, hanedanlık
    soydaş: aynı soydan gelen, aynı soyun kişileri
    soylamış: 1- soyunu çoğaltıp, kutsayan, örgütleyen 2-söz, söyleyen, konuşmacı, hatip
    soylu: asil, asalet sahibi
    soyluhan: birl. soylu/han
    soyon: (sayın)
    soysal: birl. soy/sal 1- ünlü, meşhur 2- soylu, asil 3- medeni, uygar
    soyurgal: 1- ödül, askeri ödül,madalya, nişan 2- armağan, bağış, ihsan
    soyurgat: ihsan, bahşiş
    söke: diz üstü çöküş, çökme
    sökmen: 1- yiğit, gözü kara, düşmana diz çöktüren, dize getiren, buyruğunu
    dinleten 2- sokman, uzun çizme
    sökür: 1- kızgın, hiddetli, kabarmış 2- dize getiren, diz çöktüren,buyruğunu dinleten
    sökürmüş: dize getirmiş, baş eğdirmiş
    sön: güçten kesilme, azalma
    sönmez: 1- canlı, enerjik, ateşli, iddialı 2- parlak, göz alıcı
    sönü-k- : sönük, pasif, cansız, heyecansız
    söykem: sempati, sevim, sevimlilik
    söylem: anlatım, hitap, hitabet, demeç, izah
    söylence: efsane, mit, destan, lejant
    söyü: 1- aşk, sevda 2- sevinç
    söyüçen: 1- aşık, sevdalı 2- sevinçli, mutlu
    söyündük: sevindik
    sözbay: birl. söz/bay söz zengini, hatip, söz cambazı
    sözbir: birl. söz/bir mec. doğruluk, dürüstlük, söz birliği, sadakat
    sözeçen: (sözen)
    sözen: hatip, konuşmacı
    sözer: birl. söz/er, mert, sözünün eri
    sözeri: birl. söz/eri, mert, sözünün eri
    su: 1- sıvı 2- asker, er, erat
    subak: sopa, değnek, cop
    subay: birl. su/bay 1- bilgili ve deneyimli asker 2- hafif süvari, atlı asker 3- bekar evlenmemiş (anadolu
    ve azerbaycan’da) 4- çocuksuz, çocuğu olmayan ( kazak ve kırgızlarda)
    sugay: aya benzer, ay parçası
    suğunçak: sığınak, sığınılacak yer, sine, bağır
    sukta: sıkıcı, ezici, acı kuvvete sahip
    sulak: 1- asker sevk eden, sefere çıkan 2- sulu, verimli
    sun: 1- çağrı, davet 2- incelik, nezaket 3- vermek, ihsanda bulunmak
    suna: 1- emsalsiz güzellik 2- yeşilbaş ördeği
    sunak: adak, kurban
    sunar: 1- davetkar 2- cömert, abadan
    sunayan: çığırıcı, davetkar
    sunça: sunak, adak
    sunçak: adak, kurban
    sungu: bağış, ihsan, ikram
    sungun: 1- yetenek, yetenekli 2- sunulan, adak, hibe
    sungur: 1- kartal 2- şahin
    sungurca: sungur yavrusu, küçük sungur
    sunka: sunak sunkak: sunak
    sunkar: sungur
    sunkur: sungur
    suntay: birl. sun/tay
    sunu: ikram, davet, bağış, armağan
    suskuçak: küçük, körpe
    susü: sağlık, şifa
    sutu boğda: mübarek, tanrısal, tanrıdan gelen (eski dönem tanrı sıfatlarından)
    suvan: savaşçı, cengaver
    suvar: bolluk, bereket
    suvat: 1- su kanalı 2- suyun taksim edildiği yer
    suyun: (siyun, sevim) sevimlilik, sempati, niyet
    suyunçuk: 1- sevinç, sevimlilik 2- müjde
    süçüg: (süçig) tatlı, lezzetli, hoşa giden
    südün: birl. süt/ün, soylu, temiz
    süledi: saldırgan, akın yapan, akıncı
    sülek: saldırgan, akıncı
    sülemiş: 1- akıncı, saldırgan, düşman üzerine asker yollayan 2- iyi silah kullanan, silahşor
    sülün: uzun kuyruklu, renkli bir kuş
    süne: ruh, can
    süngü: (süngük) 1- kesici ve delici, uzun bıçak 2- kemik, kemik parçası, kemikle yapılan mızrak 3-
    eskiden, mezar başlarına dikilen sırık
    süngük: süngü
    süngüş: süngü darbesi, süngü hamlesi, süngüleme, savaş
    sürçek: yemek, oyun ve eğlence için yapılan, gece toplantısı
    süren: 1- asker sevk eden, savaşa asker yollayan 2- haykırış, nara, savaş narası
    sürer:asker sevk eden
    sürgit: 1- payidar, kalıcı 2- ulak, postacı
    sürün: süs, makyaj, makyaj malzemesi
    süsçen: kargı ve kılıç saplamada usta olan kişi
    süsmen: 1- süslü, süsü ve süslenmeyi seven 2- tos atan, toslayan
    süsün: süslü, işveli, sempatik, çekici
    süverce: canan, aşık olunan, maşuka
    süyek: kemik, soy, sop
    süygen: sevgili, canan
    süyük: kemik, soy, oymak
    süyüm: 1- sevim, sempatik 2- görüş, kanaat
    süyün: sevim, sempati
    süyünç: 1- sevinç,mutluluk 2- müjde
    süyünçü: (süyünç) müjde
    süyürge: toy, şölen, ziyafet
    süyüş: buse, öpücük
    süzem: diksiyon, söz söyleme ve konuşma ahengi
    süzge: tarak, çok ince dişli saç tarağı
    süzgü: 1- tarak 2- süzgeç
    süzgün: 1- arınmış, süzülmüş 2- mest, mahmur, kendinden geçmiş 3- göz alıcı, alımlı
    ş harfi ile başlayan isimler
    şad:(şat) 1- ordu komutanı, general 2- tigin, prens 3- cesur
    şadapıt: şad’a bağlı birlik ve beyliklerin genel adı
    şakar: 1- şakır, bülbül gibi öter 2- çakar, cesur
    şakır: 1- öter 2- çakır
    şakru: çağrı, mesaj, davet
    şaman: kam, baksı
    şançı: saplayıcı, iyi ok ve kargı kullanan, silahşor
    şanda: alçak ve rutubetli yer
    şanyu: (tanyu) sonsuzluk, genişlik
    şara: (çara) ufuk, ufuk çizgisi
    şaş: 1- şiş, sivri uçlu, et pişirme aracı 2- taş 3- dış kısım, dışarı dışarıda kalan, taşra
    şaşlık: şiş, şiş kebabı
    şaybal: şımarık, nazlı
    şaylan (çaylan): nazik, kibar, neşeli, güler yüzlü
    şaylığ: şeref, onur şeyban: (şeban, şıban, çıbın, zıbın) sinek, haşarat
    şımga: acele, aceleci
    şoramun: (çoramun, çuramun) ruhlarla ilgilenen, kötü ruhları kovan
    şorlak: şorul, şorul akan su, çağlayan
    şölen: yalnızca fakir ve kimsesizlere verilen toy, yemek ziyafeti, bey yemeği
    şumga: aceleci, tez kanlı
    şurlak: çağlayan
    şurlayu: çağlayan
    şüyün: müjde
    t harfi ile başlayan isimler
    taban:1- tapan, tapınan 2- temas, dokunma, vurma 3- dizi, sıra, kafile
    tabar: 1- tapan, tapınan 2- vuran, döven, dövüşçü
    tabgaç: 1, dövüşçü, kavgacı 2- ulu, saygıdeğer, muhterem 3- tapıcı,tapınıcı
    tabın: (tapın) ibadet
    tabkı: vicdan
    tabu: (tapı, tapu) kutsanmış, kutlu yapılmış, tapılacak duruma getirilmiş
    tabuk: 1- tabu 2- inayet, yardım, hizmet
    tabun: tapın, ibadet
    taça: tasarı, kurgu, plan
    taçam: tasarı, plan, kurgu, senaryo
    tadık: tat, lezzet, damak
    tag: (tak, tağ, dağ)
    taga: 1- silah 2- kural, kaide 3- saygıdeğer, hürmet edilen
    tagay: 1- saygı duyulan kişi 2- dayı, ana tarafından gelen akraba
    tagı: 1- dindar, inançlı 2- takı, aksesuar
    taguk: tavuk
    tağ: dağ
    tağan: üç ayak, saç ayağı
    tağaşar: birl. dağ/aşar mec. azimli, kararlı
    tağluk: dağlık, dağlık bölge
    tağma: 1- dağ eteği 2- elçi, devlet temsilcisi, devlet görevlisi
    tağudar: 1- heybetli, dağ gibi 2- dağıtıcı, yok edici, yıkıcı, şiddetli 3- kısmet, nasip
    takak: ucu, ateşli ok
    takay: 1- dayı, ana tarafından akraba 2- dolunay
    takığ: takı, ziynet, aksesuar, mücevher
    takır: takı, ziynet
    takış: takı, süs, aksesuar
    taki: dindar
    taksuk: harika, olağanüstü, anormal
    tala: 1- iri cüsseli, heybetli 2- seçkin, güzide
    talakan: yağmacı, yağmalayan
    talan: yağma, yağmalama, üşüşme, saldırı
    talas: 1- at yarışlarındaki, başlangıç ve bitiş çizgisi 2- fırtına, kum fırtınası 3- dalga
    4- tartışma, münakaşa
    talay: (taluy, tulay, toluy,tolu) 1- okyanus, derya, büyük deniz, büyük göl
    mec. ululuk, büyüklük, sonsuzluk 2- gelecek, ikbal 3- seçkin,güzide
    şamanist gelenekte deniz ve göllere bakan tanrı
    talaz: dalga
    talı: güzide, seçkin
    talıku: seçkin, güzide, beğenilen
    talıman: seçkin, güzide
    talkılıç: (dalkılıç) zırhsız, korumasız
    talkan: kızartılmış tahıl
    talpın: faal, aktif, çalışkan, himmetli
    talşık: itimat, teminat, güvence
    taman: duman, sis
    tamar: 1- damla, damlayan 2- demir, demir cevheri
    tamgaç: memur, devlet memuru, damgacı, devlet görevlisi
    tamış: 1- demiş, söylemiş, bilgili, deneyimli, sözüne değer verilen, sözüne güvenilen 2-damla
    tamir: temir, demir
    tamiz: damla
    tamtuk: büyük ve kuvvetli ateş tamu: (tamuğ) yerin dibi, yer altı, cehennem
    şamanist gelenekte, kötü kişi ve ruhların, öldükten sonra gittikleri yer
    tan: (tang) 1- gün açımı, gün doğumu, şafak 2- ilginç, acayip, şaşkınlık yaratan 3- tatlı, tat
    veren,huzur veren
    tana: (dana) dana, iki yaşındaki inek yavrusu
    tandu: 1- tan vakti, tan vaktinde doğmuş 2- alev, alevli büyük ateş
    tang: 1- mucize, olağanüstülük 2- tan vakti 3- giriş, antre
    tangak: kaygı, endişe
    tangsuk: mucize, şaşırtıcı olay, olağanüstülük
    tangut: (tankut) savaşlarda, mızrak ve tuğların yanına ya da ucuna takılan ipek kumaş, flama
    tanık: 1- tanuk, şahit, gözlemci 2- tanıdık, dost, yaren
    tanıl: ünlü, meşhur, tanınan
    tanıp: tanınmış, ünlü
    tanır: ünlü, tanınmış
    tanış: 1- tanınan, bilinen, aşina, tanıdık 2- danışılan, bilgi ve deneyimine başvurulan, danışman
    tanışık: yakından tanınan, tanıdık, bildik, dost, yaren
    tanışman: (danışman) tanış, danışılan, bilgili kişi
    tanıt: tanınacak nitelikte, belirgin, tanınabilen
    tanju: (tanyu) sonsuz genişlik, ululuk,olağanüstülük, mucize gibi
    hun imparatorlarının unvanlarından
    tanla: 1- şaşılası, ürkütücü, olağanüstü, mucize 2- suçlayan, yargılayıcı 3- doğuş, tan vakti
    tanlağı: mucize
    tanman: tan vakti doğan
    tanrıdağ: birl. tanrı/dağ “ tanrı dağı”
    çok eski dönemlerden beri, kutsanarak, tanrı tarafından yalnızca türklere tahsis edildiğine
    inanılan ve halen kutlu kabul edilen sıradağların genel adı
    tanrıkut: birl. tanrı/kut
    tanrısal, tanrıdan gelen, tanrının kutunu üzerinde bulunduran, haşmetli, hun
    imparatoru mete han’ın unvanı
    tansığ: (tansık,tansu) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü
    tansu: 1- tansık, mucize 2- yadigar, armağan 3- birleşik
    tantık: 1- çok konuşan, konuşkan 2- tanıdık, hısım, ahbap
    tanuğ: tanı, teşhis, kanıt, tanınan, tanınmaya yol açan
    tanyu: (tanju) ulu, ulaşılmaz, hükümran
    tap: dilek, istek, umut, yardım ve bunları içine alan beklentilerle dolu inanç
    tapağ: 1- tapma, tapınma, saygı 2- görev, iş
    tapar: tapan, seven, uman
    taparlu: 1- mutlu, umutlu 2- sofu, dindar
    tapduk: 1- çocuğu uzun süre olmayanların, çocuğu olduğunda verdiği adlardan 2- saygı ve sevgiye
    layık, saygıdeğer 3- ibadet, tapınma
    tapı: tapınma, ibadet
    tapık: önde, önde olan, önde gelen
    tapın: tapınma, umma, beklenti
    tapıngu: tapınılacak nitelikte sevilen
    tapır: buluş, yenilik, icat
    tapkı: vicdan
    tapkır: ayak altında kalıp, katılaşan toprak
    tapkur: tabur, dizi, topluluk, kafile
    taplak: rıza, kabul, teyit
    tapuk: tapu, tabu 1- tapınma, dilek, istek 2- tabu, kör inanç 3- hizmet, hizmetli
    tapukçı: (tapıcı) saray muhafızı, muhafız askeri
    tapuksak: saygılı, hürmetli
    tapun: kutsama, kutsal bir varlığa yönelme, beklenti, ibadet
    tapunmuş: sofu
    tar: dar, darlık, zahmet, sıkıntı
    tara: ağaç dallarını budamak için kullanılan bıçak
    taragay: turgay, tarla kuşu, çayır kuşu
    taraka: 1- tarak, eşme, ayırma aleti 2- saygı gösteren
    taraman: tarayıcı,rençber, çiftçi
    taran: 1- geniş arazi, ekinlik, ekin yeri 2- sınır, hudut
    tarançı: 1- sınır muhafızı 2- ekinci, rençber
    tarang: mevki sahibi, imtiyazlı, saygıdeğer
    tarban: gururlu, mağrur
    tardu: 1- öncelikli, imtiyazlı 2- durdu, duran yaşam
    göktürkler dönemi, üst düzey yöneticilere verilen bir unvan
    tarduş: imtiyazlı
    targan: savaşlarda, düşmanın geçeceği yollara, onların gidişini ağırlaştırmak ve güçleştirmek için bırakılan, kaya ve kütük parçaları
    targun: mahçup, sıkılgan
    tarhan: (tarkan) imtiyaz sahibi soylu kişi. bu kişiler, vergi vermez, suçları dokuz kereye kadar
    bağışlanır, kağan ve hanların huzuruna izinsiz girebilirlerdi.
    tarhun: güzel kokulu bir yayla çiçeği
    tarık: darı, tahıl, ekin
    tarım: 1- emek, enerji, zahmet, sıkıntı 2- ziraat, rençberlik 3- ırmakların küçük kolları
    tarınç: sınır, hudut, uç
    tarıng: 1- derin, derinlik 2- ziraat
    tarkan: imtiyazlı ve soylu kişi (tarhan)
    tarkanç: 1- öfke, gücenme, rahatsızlık, kızgınlık 2- darılma, sıkılma
    tarkat: bakan, nazır, yönetici, bürokrat
    tarkınç: 1- darılma, darlanma, küsme, küskünlük 2- isyan, başkaldırma
    tarlıg: 1- güçlük, darlanma, sıkılma 2- bahşiş, hediye
    tarta: terazi
    tartagan: 1- tartan, terazi 2- dağınık, derbeder
    tartış: armağan, bağış
    tarug: 1- darı, ekin 2- hediye, bağış
    tasar: plan, tasarı, tasarım
    tasım: gösteriş, afi
    taş: 1- dış, dışta olan, görünürde olan 2- kaya parçası mec. sertlik, dayanıklılık
    taşan: taşmış, dışa vurmuş, coşkun
    taşar: taşmış, coşkun, ateşli
    taşgan: taşan, coşan, ateşli
    taşgaru: dışarı, dışarıdan, taşra
    taşgın: taşmış, dışa vurmuş, coşkulu, ateşli, asabi
    taşkı: dışarıdan, taşralı
    taşkın: coşkun, ateşli
    taşralu: dışarıdan, yabancı
    taşrık: dışarıda, gurbet, gurbetçi, sefere giden.
    taşug: taşınabilir mal, menkul değer
    taşürek: birl. taş/yürek ( cesur, gözü kara)
    tat: 1- yemek, damak 2- uzak, uzakta, uzaktan, yabancılaşmış 3- kılıç pası, paslı kılıç
    tatar: 1- uzakta kalmış, yabancılaşmış 2- çayırlık, mera 3- kent dışında yaşayan
    tataş: (dadaş) 1- yakın dost, yaren, arkadaş 2- uzakta kalmış, aynı uzaklığı paylaşan
    tatıg: tatlı, hoş
    tatır: çayırlık, otlak, mera
    tatlı: tatlı veren, hoşa giden mec. güler yüzlü, sevimli, cana yakın
    tatu: 1- barış, sulh 2-uzağı gören, uzak görüşlü 3- bakıcı, eğitici 4- tatlı, tat veren
    5- yaratılış, fıtrat
    tav: 1- hız, devinim, çeviklik, koşu, davranmak, harekete geçmek. 2- dağ
    tavar: hızlı hareket eden, hızlı davranan.
    tavgaç: 1- hızlı koşan, hızlı davranan, atik 2- çekici, cezbedici
    tavışgan: tavşan
    tavlı: 1- hızlı, atik 2- dağlı
    tay: 1- dayak, dayanak, dayanılacak nesne 2- soy, asalet, soyluluk unvanı 3- ululuk, büyüklük,çokluk
    4- mevki, yer, bölge 5- ananın erkek kardeşi, dayı 6- süt emen at yavrusu
    tayak: baston, değnek, dayanılacak nesne.
    tayanç: 1- dayanç, dayanak 2- hami, koruyucu, sırdaş, güvenilen kişi
    tayançı: danışman, memur.
    uygurlar döneminde, küçük dereceli memur unvanlarından
    tayang: dayak, dayanak, destek, dayanak
    tayangu: danışman, aracı, sıra dışı. han ve kağanların danışmanlarına verilen bir unvan
    taycu: 1- hami, destekçi, koruyucu 2- soylu, seçkin 3- tay sahibi,tay eğiticisi
    tayeçe: birl. tay/eçe..soylu, saygıdeğer hanım. (teyze, sözcüğünün buradan
    geldiğini söyleyen dilciler var.)
    tayga: 1- kavak, çam, söğüt karışımı ormanlık bölge 2- yoğurtlu sebze çorbası
    taygan: 1- karışık ağaçlı orman 2- dayanak, destek
    taygana: kaygan, kayıcı
    taygun: yavru, çocuk, torun
    taygur: kayan, kızakla kayan
    tayık: kibar ve nazik genç
    taylan: 1- beyefendi, centilmen 2- yakışıklı, heybetli 3- düzgün ve etkileyici konuşan
    tayşı: 1- mürşit, yol gösteren 2- hami, koruyucu
    teber: balta, baltalı mızrak
    tecimen: idareli, ekonomist
    tecimer: ekonomist, hesaplı tedan: tutan, zapt eden, zabit
    tedik: (tetik) 1- usta, becerikli, bilgili 2- öğüt, nasihat
    tegen: (değen) değerli, karşılığı olan
    tegin: tigin, prens, şehzade, bey oğlu. göktürkler döneminde, vali unvanı olarak da kullanılmıştır.
    teginek: değnek, baston
    tegir: 1- değer, kıymet, paha 2- hücum, taarruz 3- ulaşım, ulaşma
    tegiş: 1- değişim, değişme 2- dövüş, temas, çarpışma, hücum
    tegre: daire, çevre, civar, etraf
    tegrek: 1- değer, kıymet 2- tekerlek, değirmi, yuvarlak
    teğme: değme, seçkin, farklı
    teker: 1- değer, kıymet 2- çevre, yöre, daire 3- saldırgan, mütecaviz
    tekeş: döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı
    tekin: 1- iyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- rahat, güvenli,güvenilir,
    3- tigin, prens, bey oğlu 4- tabi, bağlı, kul, köle 5- boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- saldırgan
    tekinik: güvenilir, iyi, münasip, uygun
    tekir: 1- değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- hücum, saldırı, saldırganlık
    tela: 1- delici, delen 2- tolu, olgun, bilge 3- armağan, adak, sungu
    telek: armağan, sungu
    temir: demir
    temir yalup: birl. demir/yalup ...demirci ustası, silah yapımcısı
    temirçal: birl. temir/çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu)
    temiren: ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası
    temirhan: birl. temir/han
    eski dönem, “ maden tanrısı”
    temirkıran: birl. temir/kıran mec. acı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi
    temiş: demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli
    temüge: (temürge) demir, nüvesi
    temürkazuk: birl. temir/kazık kutup yıldızı
    tenbe: at koşumu, koşum takımı
    tenekur: boraks madeni
    tengiz: deniz
    tenik: azim, kararlılık
    tenşi: eşit, adil, adaletli
    teoman: sis, duman, tuman
    tepe: 1- uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- yığın, kütle 3- bir nesnenin sivri ucu
    tereçe: ince, narin, zarif
    terek: siper, koruyucu
    terekeme: siper, siperlik, sütre
    terilgen: diri, canlı, hazır, tetik, tetikte
    terilgenbudun: birl. terilgen/budun
    devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk devletin, temel, ulusal askeri gücü
    terim: 1- bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4-
    toplantı, dernek 5- han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı
    teriş: derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı
    terken: 1- süs oku, süslü ok 2- savaş arabası 3- soylu, soyluluk unvanı
    ternek: dernek, toplantı
    tesiyemi tanyu: (ululuğun sınırı olmayan, en ulu )
    tetik: 1- uyanık, hazır 2- becerikli, mahir
    teyeng: sincap
    teymur: demir
    tez: 1- hızlı, ivedi, hızlılık 2- kaçma, ürkme, ürküntü 3- şiddet, şiddetli
    tezme. çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden
    tezürek: birl. tez/yürek heyecanlı, ateşli
    tıbık: sakin, asude
    tılsım: büyü, efsun, sihir
    tın: (tin) ruh, can, nefes
    tıngı: 1- tin, can, yaşam 2- kulağa gelen ses, ses dinleme (tınlama)
    tınglak: efendi, söz dinleyen
    tınglar: dinler, hürmetkar
    tınglatur: sözü dinlenen, sözü geçer
    tınglayu: munis, söz dinleyen
    tınglığ: canlı, diri
    tını: 1- ruhsal, ruhla ilgili 2- inanç, iman 3- tıngırtı, kulağa gelen ses
    tigin: prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu
    tigrek: çevre, daire
    tike: parça, bölüm, lokma, tıkım
    tiken: dikili, dik, dikmiş tikim: parça, lokma
    tilbe: dilek, dilenen şey, murat
    tilbi: dilek
    tilek: murat, istek, dilek
    tilki: tilki, kürkü için avlanan hayvan
    tilmaç: çevirmen, tercüman
    tilmen: (dilmen) konuşkan, hatip, çenebaz
    tiltay: etken, amil, neden
    tilun: dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz
    timagur: merhametli, vicdanlı
    timuçin: (temuçin, temurçin, timurçine)
    çengiz kaan’ın ilk adı. ancak doğrusu, timurçin’dir. demir ucu, sivri demir anlamındadır.
    timur: demir
    timur kürkan: birl. timur/kürkan
    türk dünyasının en ünlü simalarından. yalnızca türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen
    liderlerinden. çengiz kaan’dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihi. yaşamı hep çetin mücadelelerle
    geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştir. kürkan (damat) lakabını, evliliğinin ilk
    yıllarında, kayın eçesi olan buhara emir’ in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,iranlılar
    ona “ timurleng”, otmanlılar “ aksak timur” lakabını takmışlardır. bu ulu kişi zamanında,türk dünyası
    üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, “ birleşik türk devletleri” ideali, bu ulu
    kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur.
    tin: 1- can, ruh, öz 2- soluk, nefes, yel 3- dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- gök, göksel, tanrısal
    tirgeç: diri, canlı, dirilik veren
    tirig: diri, canlı, güçlü
    tirigliğ: dirlik, yaşam, geçim
    tiril: 1- can, ruh, yaşam 2- dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- derlenme, derleniş
    tirim: yaşam, geçim, hayat yolu
    tirkiş: kervan, kafile
    toga: 1- doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- kalın, katı, yoğun, doymuş 3- usul, yordam, teamül
    togay: 1- toga 2- dolunay 3- koruluk, küçük orman
    togu: 1- doğu, doğuş 2- vuruş, darbe
    toğaç: (tokaç) topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz
    toğan: 1- doğan, doğan kuşu 2- canlı, doğmuş olan, yaşayan
    toğma: 1- dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- yerli, yerli halktan olan kişi
    toğmak: (tokmak)
    toğmuş: doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan
    toğrul: 1- tuğrul 2- doğrulmak, ayağa kalkmak
    toğrulça: doğan kuşu, doğan yavrusu
    toğsık: doğuş, doğum, ortaya çıkış
    toğul: 1- doğulu, doğudan 2- doğum, doğuş, ortaya çıkış
    toğulga: tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer
    tok: 1- irilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- yol, yöntem, yordam
    toka: 1- tok, sert, katı 2- usul, yol, yordam, teamül 3- dövüş, vuruş, vuruşma, 4- huy, hilkat,yaratılış
    tokaç: (togaç) topuz, çamaşır topuzu
    tokalıg: tokluk, katılık, sertlik
    tokay: 1- dolunay 2- dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı
    toklu: 1- yol, yordam, bilen, bilge 2- bir yaşını geçmiş kuzu 3- iri, dolgun, besili
    tokmak: vurma, ezme, dövme aracı
    kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç
    tokol: kuma, ikinci hanım
    tokta: 1- durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- tedbir, tedbirlilik
    toktak: tedbir, tedbirli, temkinli
    toktamış: durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli
    toktar: dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü
    toku: 1- doğu 2- dövüş, temas, savaş
    tokum: 1- doğum, doğuş 2- yaşam, direnç, dayanıklılık
    tokumak: tokmak
    tokur: 1- gözü pek, cesur 2- dokur, dokumacı
    tokurgak: dokuma aleti, dokuma tezgahı
    tokuş: 1- dövüş, savaş, vuruşma 2- doğuş, direnç, yaşam, dirayet
    tokuz: 1- dokuz sayısı (..türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca
    dokunmuş bir kumaş
    tolan: eşsiz, emsalsiz
    tolay: bir tavşan türü
    toldı: doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik
    toldıkorgan: anıt, lahit, abide
    tolga: miğfer, çelik başlık tolgan: 1- dolgun, iri, dolu 2- acı, üzüntü, inleme
    tolkan: dolgun
    tolmış: dolmuş, dolu, olgun, bilge
    tolu: 1- dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- içki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- seçkin, güzide
    toluhan: birl. tolu/han
    arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey
    toluk: 1- dolu, olgun, yetkin, bilge 2- tuluk, tulum
    tolum: 1- silah, savaş aleti 2- olgun, dolgun
    tolun: dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış
    toman: duman,sis
    tombay: manda, camış
    tomris: (tomris hatun) 1-demir ucu 2- demir sesi. 3- demirin özü, nüvesi.4- bereket, bolluk,uğur.
    t... türk tarihinin ünlü simalarından. sakalar devletinin katun’u (kraliçesi) (iran – turan savaşları
    sırasında, zalimliğiyle ünlü, pers kralı hüsrev’in, türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta
    büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, “hayatın boyunca
    kana doymadın, kan döküp kan içtin. ben de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim.”
    diyen ulu kişi.)
    ton: don, giyim, giysi, elbise
    tona: giyimli, varlıklı, yakışıklı
    tonat: donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren.
    tonatmış: giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık.
    tonga: kaplan, asya kaplanı.
    tonguz: domuz
    tonka: 1- tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli
    tonlu: giyimli,şık,zengin,varlıklı
    tonsuz: yoksul
    tonyukuk: (tanyu/kök,gök) sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik.
    top: yığın, topluluk, bütünlük, erk
    topaç: 1- top gibi, toparlak, dolgun 2-ibrik 3- sepet, sele
    topak: topluca, toplanmış, yığın
    toprak:.. yer, yurt, arazi
    topurgan: ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak
    topuz: toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıca. silah, dövme ve ezme aracı
    tor: 1- mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- ağ, tuzak 4-giysi
    5- evlat, çocuk, nesil 6- zayıflık, incelik, hamlık
    toraman: 1- fahri, onursal, şerefli 2- kaba, yetişmemiş, acemi 3- iri, dolgun, heybetli
    toran: turan, duran, yaşayan, dirençli
    torçuk: kozalak
    torku: ipekli kumaş
    torlak: 1- eğitilmemiş at 2- çırak, acemi, ham
    tormış: durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam
    tormu: yaşam süresi, yaşam
    toru: 1- duruş, yaşam 2- bolluk, bereket, fazlalık 3- doru, doru renk
    torug: doruk, doru renk
    toruk: 1- doruk, zirve 2-ince, zayıf, ham, olmamış
    torum: 1- aygır, aygır yavrusu 2- kul, köle, muti, bağlı 3- deve yavrusu
    torun: 1- evladın, evladı 2- sevgili, biricik, çok sevilen 3- acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-genç
    boğa
    tosun: 1- genç boğa, 2- tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan
    toy: 1- şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- ordu, ordu birliği 4-
    çamur bataklık 5- doğan türü bir avcı kuş 6- genç, gençlik, acemilik, çıraklık
    toyak: 1- atlara giydirilen savaş zırhı 2- tırnak, at tırnağı
    toyan: toy sahibi, toy veren kişi
    toyga: 1- toy sahibi, toy veren kişi, 2- toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba
    toygan: 1- kurultay üyesi 2- bir kuş türü 3- genç, taze
    toygar: tarla kuşu, çayır kuşu
    toygun: 1- genç, taze, deneyimsiz 2- doymuş
    toygur: doymuş, gözü tok, olmuş, olgun
    toylak: 1- toy yeri, toy yapılan yer 2- karargah, ordunun toplandığı yer.
    toyluk: toy yeri, toy yapılan yer
    toymaduk: 1- özlenen, özlemi duyulan 2- hırslı, doyumsuz
    toymagur: iştahlı, obur
    toytimur: ermiş, keramet sahibi, şaman büyüğü, kam, rahip
    tozun: 1- tosun 2- düzen, uyumluluk
    tögi: cömert , eli açık
    tögün: çekici, yakışıklı
    tökmen: çekici, yakışıklı tökü: eli açık, cömert, müsrif
    töküş: düğüş, savaş, vuruşma
    töleç: ücret, yevmiye
    tölegen: olgun, kamil, yetişkin
    tölek: 1-ücret, yevmiye 2- sükunet, sakinlik
    tölis: bölük, bölünmüş
    tölük: tuluk, tulum
    tör: 1- türemek, çoğalmak, yaratılış 2- makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- usul, kural, teamül
    töre: 1- düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış
    töreli: töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı
    töremen: görgülü, töreye bağlı
    tören: 1- töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- soylu, necip, seçkin
    törkin: kök, menşe, dip, soy
    törü: 1- yasa, devlet düzeni 2- türeyiş, yaratılış
    törüce: töreye ve yasaya uygun
    törüiçi: töreye uygun
    törülüg: töreye bağlılık, töre bilgisi, töre uygulaması
    törüm: 1- türeyiş, yaratılış 2- töreye bağlılık
    törümçü: töreye bağlı, soyuna bağlı
    törün: 1- soylu, soyluluk 2- tören, merasim, ihtiram
    törütgen: yaratıcı, yaratan, halik
    töştük: düş, rüya
    töz: kök, dip, temel, cevher, öz
    tözlük: öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü
    tözün: soylu, temeli sağlam, köklü
    tunay: evlatlık kız çocuğu
    tudun: (tutun) 1- tutunma, bağlılık, sadakat 2- destek, güvence, tutunulacak nesne
    hazar kağanlığı döneminde kullanılan “ vali “ unvanlarından
    tugan: doğan
    tugana: özel ok (içi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok)
    tugan: 1- küçük ırmak, çay, akarsu 2- togay
    tuğ: sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, uğur ve kut işareti olarak kullanılır
    olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır. 2-
    tıkaç,kapak, bent, set
    tuğançı: doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi
    tuğcu: 1- tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- isyancı, isyankar
    tuğçe: küçük tuğ, tuğcuk
    tuğlu: tuğ sahibi, kutlu, uğurlu
    tuğluk: tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan
    tuğma: 1- doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- tuğ kaldıran, isyankar
    tuğrul: 1- doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- türk mitolojisinde, adı
    geçen, yarı insan, yarı kuş.
    tuğsavul: birl. tu/savul
    eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere
    verilen ad.
    tula: 1- tolu, dolu, olgun 2- ayna
    tulan: dolu, olgun, kamil
    tulay: 1- talay, taluy, okyanus, deniz 2- ayna 3- dolu, dolgun, olgun
    tulga: tolga, miğfer
    tulgar: 1- azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- gösteriş, heybet, heybetlilik
    tulgay: tuga, tolga, miğfer
    tuli: 1- dolu, olgun, kamil 2- ayna
    tulki: tilki
    tultag: sakin, kendinden emin
    tulu: 1- dolu, ergin, olgun 2- ayna
    tuluk: 1- dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek
    tulun: 1- tolun, dolu 2- çene kemiği
    tuma: yeğen, kuzen
    tumaçı: erkek kuzen, (amca, hala, dayı, teyze çocuğu)
    tumaçım: kız kuzen
    tumağan: 1- nilüfer çiçeği 2- duman, sis
    tuman: duman, sis
    tumay: sessiz, sakin, kendi halinde
    tumgan: tuman, sis
    tumrul: dumrul, demir ucu
    tuna: (tona) varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı
    tunç: bronz, bakır, kalay karışımı tung: nüfus sahibi, kudretli, muktedir
    tunga: 1- kaplan, asya kaplanı 2- kudret, ihtişam, fevkaladelik
    tunguç: çocuk, evlat, evlatlık
    tungut: evlatlık
    tunuç: tunç
    tur: 1- durmak, yaşam, canlılık 2- irade, istek, yargı
    tura: 1- dura, durak, ev, mekan 2- deriden örülen kamçı 3- sibirya bölgesinin eski adı
    turak: 1- durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- yaşam, ömür
    tural: durma, yaşama, ömür
    turam: olgunluk, kemal
    turamun: 1- evcil, evcimen 2- onurlu, onuruna düşkün
    turan: duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve
    kalıcılık dileklerini içeren adlardan.
    turçak: filiz, fidan
    turçik: 1- durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- fidan
    turdu: durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü
    turgak: bekçi, muhafız, koruyucu
    turgan: duran, ömürlü
    turgay: 1- tarla kuşu, serçe 2- türk/ay
    turgut: (turagut) 1- ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- belde, mekan mesken, yaşanılan yer
    turkak: nöbetçi, bekçi
    turku: ateşli, heyecanlı
    turkuaz:rengi mavi ile (türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı
    turmuş: ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan)
    turna: leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş
    tursun: dursun, durdu, duran, durmuş vb. yaşam, ömür, uzun ömür
    turşak : filiz, sürgün
    turu: 1- duru, saf, arık 2- duran, yaşayan, ömürlü 3- durgun,sakin
    turum: 1- yaşam, ömür 2- sükunet, durgunluk
    turumtay: 1- turum/tay 2- doğan türü, avcı bir kuş
    turuşkan: dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü
    turut: 1- yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- ömür, yaşam
    tusit: göğün ötesi
    şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yer. göğün katlarından
    tuskan: akraba, yakın, hısım
    tuşgül: işaret, iz, nişan
    tut: 1- yakalayış, kavrayış, saklayış 2- vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- ordu, ordugah 4-
    kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas
    tuta: bahşiş, armağan
    tutaç: komşu, yakın, dost
    tutaçı: komşu, yakın
    tutak: 1- silah kabzası 2- saldırı, hücum, taarruz 3- evlatlık
    tutam: demet, buket, deste
    tutan: elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran
    tutar: tutucu, hükmedici
    tutaş: 1- küçük hanım, evin en küçük kızı 2- bekar, bakire kız 3- komşu
    tutgak: 1- inilti, inleyiş, hüzün 2- geceleri keşfe çıkan savaş birliği
    tutgan: tutucu, fanatik
    tutguç: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek
    tutgun: tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış
    tutku: kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma
    tutguk: esir, hapis, tutsak
    tutnak: destek, arka
    tutnuk: tutunulacak nesne, dayak, arka,destek
    tutsu: 1- vasiyet, öğüt, nasihat 2- bağımlılık
    tutsuk: öğüt, nasihat, vasiyet
    tutu: esir, tutsak, rehine 2- çekici, cazip, güzel 3- tutuş, savaş, dövüş
    4- ağırbaşlı,utangaç 5- yiğit, batur, dövüşçü 6- bakan, nazır, vali
    tutug: vali, askeri vali
    göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan
    tutuk: 1- dövüş, savaş, savaşçı 2- devlet görevlisi, devlete bağlı 3- evlatlık 4- büyü, sihir
    5-tutsak, esir, tutulmuş, rehin
    tutun: tutunulacak nesne, destek, arka, güvence
    tutunç: 1- evlat, oğul, uşak 2- tutunulacak nesne, güvence
    tutungu: öğüt, nasihat, vasiyet
    tuturgan: öğüt, nasihat, vasiyet
    tuturgu: öğüt, nasihat, akılda tutulan tutuş: 1- dövüş, savaş 2- zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- orduyu ve devleti
    düzene sokmak
    tutuşuk: demet, çiçek demeti,buket
    çengiz kaan’ın uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi,
    imparatorluğun resmi dilinin “türkçe” oluşunda ve türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken
    olmuştur.
    tuyak: 1- dayak, destek, değnek 2- duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık
    tuyan: duyan, işiten
    tuygu: duygu, his duyumu
    tuygun: doğan türü bir avcı kuş
    tuyuk: dayak, destek, arka
    tuyun: saygın, muteber
    tuzgu: yemek, yoldan geçenlere verilen yemek
    tuzak: sevgili,sevgili için söylenen söz
    tuzağı: sevgili, aşık, maşuka
    tuzgun: armağan, sunu, bahşiş
    tübe: 1- tepe, yüksek yer 2- siper, sütre
    tübek: tübe, tepe
    tügün: 1- düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye
    tügüz: düz, tam, eksiksiz, mükemmel
    tükel: 1- tüy, saç, kıl 2- dik, dikili
    türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi
    tükün: 1- düğün, dernek, toplantı 2- bahşiş, armağan
    tülek: 1- zeki, kurnaz, fettan 2- tüylü, kıllı
    tülgü: alaca, renkli bir karga türü
    tülin: 1- ayna 2- ayın çevresindeki ışık halesi
    tülü: 1- rica, yakarış 2- düş, rüya
    tülüş: ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık
    tümen: 1- duman, duman, sis 2- on bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı
    tün: gece
    tünbay: birl. tün/bay ( kazak ve kırgızlarda, yatak, şilte)
    tünek: gece kalınan yer
    tüng: 1- gece, gece karanlığı 2- olağanüstülük, fevkaladelik
    tünkür: peri, melek
    tür: soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş
    türe: 1- töre 2- tigin, prens, şehzade
    türel: türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun
    türeli: türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı
    türemen: töreye bağlı, töreye göre yaşayan
    türener: töreye bağlı, töre sahibi
    türetgen: yaratıcı, mucit, üretken
    türk: bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırır. türeyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen
    vb. ( birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortada.
    o da töreli, töreye bağlı, töreye göre olmuş, töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde
    yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu,
    anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.)
    türk bilge kağan: (orhun anıtlarında, bilge kağan kendini böyle tanıtır.)
    türkü: türk dilinde söylenen, melodi
    türü: dürülmüş, derli, toplu, düzenli
    türüng: aktif, faal, çalışkan
    tüş: düş, rüya
    tüştemiz: birl. tüş/temiz
    tütsü: güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku
    tütsük: 1- tütsü, tüten koku 2- öfkeli, kinci, öç alıcı
    tütük: 1- güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde
    komut vermek için kullanılan düdük
    tüz: düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk
    tüze: 1- düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- idare, yönetim 3- ulus, topluluk, halk 4- uyum,
    uyumluluk, barış, uzlaşı 5- kusursuzluk
    tüzbayküç: birl. tüz/bay/güç bütün, hepsi, hepsini içine alan
    tüzen: düzen, uyum, kurallar bütünü
    tüzli: uyumlu, uygun, düzenli, idareci
    tüzlüg: uyum, ahenk, geçim
    tüzük: (düzük) 1- düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- özel durumlara göre
    biçimlenmiş kurallar bütünü
    tüzül: 1- düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- anlaşmış,anlaşmalı
    tüzüm: düzgünlük, sıra, dizgi tüzün: 1- düzen, kural, teamül, gidişat 2- öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- uysal, yumuşak huylu
    ve davranışlı
    u harfi ile başlayan isimler
    ubut:ar, edep, tevazu, alçak gönüllülük
    uc: uç, sınır
    ucas: iddia, bahis
    ucud: yeryüzü, dünya
    ucun: uçta, sınırda, kenarda, uçbeyi
    uç: 1- son, bitim, sınır, kıyı 2- aşırılık, ekstrem 3- herhangi bir nesnenin sivri kısmı
    4- ordu kanadı, kol, cenah
    uça: 1- koruma, himaye, arka 2- uç, sınır, limit 3- kendini aşmış, yüksek, ulu
    uçar: 1- haber, havadis 2- kanıt, delil 3- göğe yakın, tanrıya yakın, dindar 4- uçarı,
    vurdumduymaz
    uçbey: birl. uç/bey
    sınır karakollarında görev yapan askeri birlik komutanı
    uçgun: 1- kam, baksı, kendinden geçmiş, transa girmiş 2- kıvılcım
    uçkan: uçan, uçucu
    uçkara: birl. uç/kara ..sırtı renkli, kanatları kara bir kuş türü
    uçkun: uçuk, kendinden geçmiş, ateşli, heyecanlı
    uçmağ: (uçmak) cennet
    uçsız: sınırsız, geniş, büyük, alabildiğine..
    uçuk: uçmuş, kendinden geçen, mest olan kam, baksı
    uçumak: uçmak, cennet
    uçur: devir, dönem
    uçuran: kam
    uçurum: son, uzak, uzak nokta, uçulan, uzaklaşılan, yüksek ve derin dağ yamacı, yar
    uçuz: birl. uç/uz 1- alçak gönüllü 2- basit, kolay
    ud: (ut) 1- arka, geri, ardından gitme, takip 2- karşılaşma, çatışma, yenme, utku 3- uyuma, uyku
    udar: 1- takipçi, peşini bırakmayan, kovalayan 2- yener, galip gelir
    udu: uyku
    uduk: uyanık, diri
    udum: art arka, arkası sıra
    udun: 1- hüner, beceri 2- sönmüş, sönük
    uduz: 1- mürşit, yol gösteren, ardından gidilen 2- yollayan, sevk eden
    ugan: kaadir, yaratan ve hükmeden, ali, yüksek, kudretli
    çok eski dönemlerden beri, tanrı ve tanrı sıfatı olarak kullanılan bu sözcük, türklerin ilk
    müslüman oldukları dönemlerde de, bir süre tanrı adı olarak kullanılmıştır.
    ugın: fikir, düşünce
    ugış: zeka, üretkenlik
    uguz: kutlu, mübarek
    uğrak: 1- başvurulan kişi, bilge ve deneyimli kişi 2- savaşa giderken, askerlerin, aile ya da
    eşyalarını topluca bıraktıkları yer 3- uğranılan yer
    uğraş: 1- düşünce, tasarı, iş, çaba, meslek 2- mücadele, savaşım, savaş, karşılaşma, karşı karşıya
    gelme
    uğraşı: meslek, iş, çaba, savaşım, geçim
    uğruk: savaşa giderken, askerlerin eşyalarını bıraktıkları yer
    uğrun: yan bakış, gizlice bakış
    uğur: 1- baht, talih, iyilik, güzellik, kut, bolluk, bereket 2- süre, zaman
    uğural: uğurlu, kutlu, bahtı açık
    uğurçal: birl. uğur/çal (sürmek, değdirmek)
    uğuş: akraba, hısım, kan bağıyla birbirine bağlı kişilerden her biri
    ukuş: zeka, akıl, yetenek
    ul: 1- temel, esas, kök, oluş, oluşum, doğuş 2- işaret, nişan, iz
    ula: temel, esas, esaslı
    ulaç: 1- ulaştıran, bağlayan, bağlayıcı 2- isabet 3- tim, takım, müfreze
    ulaçlı: ulaştıran, ulak
    ulağ: 1- soy, nesil 2- maiyet, bütünlük 3- ulak, haberci 4- bağ, zincir
    ulak: 1- ulaştırıcı, ulaştıran, haberci, bağlantı sahibi
    ulakçı: haberci, ulaştırıcı, bağlayıcı, bağlantı
    ulam: 1- eklenmiş, katılmış, tim, müfreze 2- dizi, dizili, bağlı, dizgi 3- yetenek, yetenekli
    4- ululama, selamlama, temenna
    ulan: 1- bağlayan, bağlayıcı, birleştirici, etkileyici 2- ulu, ululanmış, saygıdeğer, söz dinleten 3- taze, tazelik, gençlik, genç, cıvan
    ulanbatur: birl. ulan/batur ünlü ve ulu kahraman
    ulandı: ululandı, kutsandı, kutlu
    ulanmış: ulu, kutsal, mübarek, saygıdeğer
    ular: 1- bağlayan, birleştiren, birleştirici 2- erkek keklik
    ulaş: 1- ululuk, ululaşma, yücelik 2- oluş, temel, kök, soy, soyluluk 3- yetişme, kavuşma
    ulaşılacak olan, bağlanılacak olan, ülkü, ideal 4- uluyuş, kurt gibi uluma 5- savaş uranı,
    savaş narası 6- kent, kent arazisi 7- isabet
    ulaşlu: 1- amaçlı, idealist, ne istediğini bilen 2- ulaşıcı, bağlayıcı, birleştirici
    3- kentli, zengin, varlıklı
    ulat: bağlayıcı, birleştirici
    ulca: 1- ezeli, eskiden beri var olan 2- pay, ganimet, savaş ganimeti
    ulcaş: 1- tazim, ululama, büyükleme 2- bölüşüm, paylaşım, ganimet
    uldız: yıldız
    ulıç: yavru, yaren, sevilen ve korunan
    ulıçım: yavru, yavrucak
    ulıg: uluma, yakınma, sızlanma
    ulış: uluyuş, kurt gibi ulayış
    ulu: (ulug, uluğ) yüce, yüksek, mübarek
    uluca: 1- ululuğa yakın, saygıdeğer, hürmetli 2- üst düzey yönetici, erk sahibi
    uluç: 1- temel, esas, oluş, ulaş 2- bağ, bağlantı, ilişki 3- uluyuş, uluma
    uluğayguçi: birl. ulu/ayguçi
    göktürkler ve özellikle uygurlar döneminde başbakan ( sadrazam, baş vezir) unvanı olarak
    kullanılmıştır.
    uluğnoyan: birl. ulu/noyan
    çengiz kagan döneminde “başkomutanlık” sıfatı olarak kullanılan bir unvan
    ulukoyun: birl. ulu/koyun
    yakut destanlarında adı geçen “ateş tanrısı”
    ulula: yücelt, yükselt, mübarek kıl
    ulum: debdebe, şaşa, gösteriş
    ulun: (ulan, ilun) ulu, ululanmış
    ulunyege: birl. ulun/yeke sözü dinlenen, saygı duyulan, bilgi ve deneyimine başvurulan hanım
    ulurak: ulu, kebir, en büyük
    ulus: 1- ul (temel, kök, esas) dan...ul/uz 2- ülüş, bölüm, kesim, topluluk...dan boy, halk, millet,budun
    (uygurlarda)
    uluş: pay, bölüm
    ulutoyun: birl. ulu/toyun
    yakut destanlarında, kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen tanrı
    umak: ırk, soy, kemik
    uman: umutlu, bekleyen
    umanç: 1- umutluluk 2- intizar
    umar: umutlu
    umay: koruyucu, şefkatli, iyiliksever
    eski dönem, tanrıçalarından ( halen, altay ve tüm kuzey türkleri arasında çocukları sevip,
    koruduğuna inanılır)
    umdı: arzu, beklenti
    umdu: ümit, ümitli
    umuca: umutlu bekleyiş
    umuç: rica, yakarış, beklenti
    umug: 1- ümit, destek, dayanak 2- sığınma, iltica
    umunç: rica, beklenti
    umur: umar, ümitli
    umuş: beklenti
    umut: umuş, ümit, beklenti
    unat: doğru, yerinde, uygun, olgun, yeterli
    ungan: (ungan) 1- bağlı, bağımlı 2- bahtiyar, doğru yolda olan
    ur: 1- uğur, baht, mutluluk 2- vur, vurmak, darbe
    uragut: dişi, üretken, tohum, tohumluk
    urak: orak, doğrayıcı, biçici
    uran: 1- savaş narası, nara 2- vuran, vurma eyleminde bulunan, döven 3- parola
    uras: 1-kut, baht, mutluluk 2- ateş bakışlı
    uraz: uras, kut, baht
    urazlı: mutlu, bahtiyar
    urku: uğur, baht, talih
    urpak: (urpağ) 1- evlat, uşak 2- kibar, nazik
    uruk: 1- boy, ok, ulus 2- vuruk, vurgun
    urul: 1- tür, cins 2- örs urulu: cins, soylu
    urum: 1- şeref, onur, haysiyet 2- meleke, beceri, yatkınlık
    urumday: panzehir ve tedavi için kullanılan bir taş
    urun: 1- orun, şeref, itibar 2- miktar, adet
    urunça: 1- şerefli, onurlu 2- emanet, rehin
    urungu: 1- şeref, onur, haysiyet, onurlu davranış 2- eğitim ve talim kılıcı
    urus: 1- orus, uras, uraz) 2- uruş, kırış, savaş
    uruş: vuruş, döğüş, kırış, savaş
    uruşkan: savaşçı, cengaver
    urut: 1- aşama, merhale 2- amaç, maksat, hedef
    uruz: 1- uraz, uras 2-vuruş, dövüş
    us: öz, töz, yeti, anlayış gücü, akıl, zeka, uzluk
    usan: uslu, akıllı, usta, uzman
    usbol: birl. us/bol ..dahi, üstün zekalı
    uslu: akıllı, uzman, üstad
    uslum: becerikli, mahir
    usluy: deneyimli, tecrübeli
    usuk: uslu, akıllı, zeki
    usun: 1- uzun, uzman, derin, engin, deneyimli 2- gerçek, sahih
    uşak: çocuk, genç, taze, ufaklık
    uta: 1- tedavi, onarım, tamir, iyileştirme 2- zafer, galibiyet
    utacı: doktor, eczacı, iyileştirici
    utaman: 1- utkan, galip, muzaffer 2- eczacı, doktor 3- edepli, mahçup, sıkılgan
    utan: 1- galip, muzaffer 2- utanma, ar, mahçubiyet
    utangan: utangaç, mahçup, kendi kendini sıkan
    utar: 1- yener, utkan, galip 2- iyileştirici 3- kovalayan, takip eden
    utaş. 1- yardım, imdat 2- galibiyet, zafer, utku 3- takip, kovalamaca
    utguçu: galip, muzaffer
    utku: zafer, galibiyet, yenme, üstün gelme, güçlüklerden sonra ulaşılan mutlu son
    utlu: 1- galip, muzaffer 2- sıkılgan, mahçup
    utuglu: galip, muzaffer
    utuş: yenme, galibiyet, zafer
    uvut: utanma duygusu, edep, ar
    uyan: 1- dikkat, itina, dikkatlilik, tedbir 2- iman, inanç
    uyanık: dikkatli, tedbirli
    uyar: uyumlu, uygun
    uyav: uyanık, fatin, ferasetli
    uydaçı: mürşid, yol gösteren, öğretmen
    uygan: 1- uyumlu, geçimli, uysal 2- bağlı, tabi, muti
    uygar: (uygur) çağdaş, uyumlu, uygun, uyarlı, medeni
    uygu: ahenk, uyum
    uygul: uyumlu
    uygun: 1- yakışıklı, güzel, elverişli 2- geçimli, dirlikçi, imtizaçlı
    uygur: (uygar)
    türk boyları içinde, bu günkü anlamda bir kentleşmeye ilk başlayan türk boyu. kağıdı,
    akapunkturu, matbaayı, tekstil sanayiini ve daha birçok buluşu gerçekleştiren türk boyu
    uygut: uyumlu, ahenkli, uygar
    uygutalp: birl. uygut/alp
    uylaş: 1- uyum, geçim, dirlik, düzen 2- fikir, düşünce, tefekkür
    uylaşı: uyum, geçim, barış
    uysal: uyumlu, efendi,yumuşak başlı, halim, selim
    uytun: kutlu, mübarek
    uyum: uygunluk, denklik, ahenk, armoni
    uz: us, öz, erk, yetme, beceri, başarı, açılma, uzama, genişleme, açılım, yayılım
    uza: 1- uzay, genişlik, uzunluk, yaygınlık 2- eski, eskiye dayalı, kadim, mazi 3- geçiş, geçit
    uzak. 1- uzman, usta, sanatkar 2- güçlü, egemen, başarılı
    uzam: uzmanlaşmış, ustalaşmış, usta
    uzan: uzman, usta, akıllı, bilgili, sanatçı, pir
    uzay: feza, gök boşluğu, uzamış, genişlemiş, geniş
    uzdu: ezeli, çok eski, kadim
    uzel: birl. uz/el usta, maharetli, becerikli, sanat erbabı
    uzelli: usta, maharetli, elinden iş gelen
    uzluk: ihtisas, uzmanlık
    uzma: kalifiye, uzman, pir
    uzman: usta, pir, otorite
    uzug: uyanık, dikkatli, müteyakkız
    uzun: (usun) 1- uzman, pir, becerikli, iş bitirici 2- yaygın, geniş 3- kalıcı, daimi ü harfi ile başlayan isimler
    üç:üç sayısı. (türklerin, dokuz, kırk gibi, uğurlu saydığı sayılardan)
    üge: (üyge) ünlü, meşhur
    ügit: öğüt, nasihat, propaganda, ajitasyon
    üğdül: bahşiş, ihsan
    ükelge: armağan, bahşiş
    ülegü: bölüm, kısım, pay
    üleşür: bölüşüm, paylaşım, paylaşımcı
    ülgen: 1- ulu, kebir 2- iri, büyük, heybetli, geniş
    eski dönem tanrılarından ( türk mitolojisinde iyilik tanrısı)
    ülgi: örnek, numune
    ülgüdür: örnek, numune
    ülgüt: örnek, numune
    ülke: bölüm, parça, toprak, diyar, memleket, vatan, yurt
    ülkem: ülke, memleket sevgisi
    ülken: (ülgen)
    ülker: 1- yıldızlar topluluğu, yıldız kümesi 2- yedi kardeşler de denen bir yıldız grubu 3-
    kadife,peşkir,gibi dokumaların üzerindeki, ince tüy, hav
    ülker çeriğ: savaş hilesi, savaş taktiği
    ülkü: 1- ideal, hedef, olacağına inanılan..”olan, değil, olması gereken..” 2- prensip, adet, düstur 10-
    üleşme, bölüşme, pay, pay ortaklığı
    ülkücü: ülkü sahibi, olması gerekeni düşünen
    ülküdaş: aynı ülküyü benimseyen ve aynı ülküyü paylaşan kimse
    ülküm: ülkü sevgisi
    ülüglü: talihli, kısmetli,bahtı açık
    ülük: (ülüg) kısmet, nasip, pay
    ülükbulmuş: birl. ülük/bulmuş
    uygur kağanlarının unvanlarından
    ülüş: 1- bölüş, bölüm, bölünen, pay 2- konuk payı, komşu payı, ailenin ihtiyaçları dışında, konu-komşu
    için ayrılan ve saklanan pay
    ümit: umut ün: 1- ses, seda 2- şöhret, nam
    ünal: 1- ün/al 2- inal (han soyundan gelen, soylu ve imtiyazlı bey)
    ünaldı: birl. ün/aldı ünlü, meşhur
    ündev: namlı, meşhur
    ünlü: 1- meşhur, namlı, tanınmış 2- gür sesli, sesini duyuran
    üregen: bereketli, münbit
    üregir: bolluk, bereket, üretkenlik
    ürek: yürek, kalp
    üreklü: cesur, yiğit
    ürentuyun: birl. üren/tuyun
    eski dönem, yakut tanrı adlarından
    ürgan: kıvılcım, şerare
    ürgüç: körük, demirci körüğü
    ürk: dehşet, korku, çekince
    ürkmez: cesur, korkusuz
    ürküt: ürkütücü, dehşet verici
    ürük: süregen, daimi
    ürün: döl, verim, ekin, üremiş, üretilmiş olan
    üründük: verimli, seçkin, güzide
    üründül: seçkin, güzide
    ürüng: 1- maneviyat, manevi güç, 2- temiz, pak
    üste: galip, faik
    üstek: üstün, galip, faik
    üstün: üstte olan, galip, faik, muzaffer
    üstüngü: üstün gelme, üste çıkma, mertebe atlama, derece
    ütgür: hızlı, seri, çabuk
    üyen: 1- ilkeli, özüne bağlı 2- iyilik sever, temiz yürekli
    üyge: iyi, yararlı, zararsız
    üygen: iyilik dolu, temiz kalpli
    üygenarık: birl. üygen/arık
    altay, tuva, sogay destanlarında adı geçen bir tanrıça
    üzbe: üzgün, kızgın, dargın, darlanmış, mahzun, sıkıntılı
    üzlünçüğ: olağanüstü, fevkalade
    üzüt: can, ruh, öz, tin v harfi ile başlayan isimler
    var:(bar) oluş, ortaya çıkış, doğuş
    varak: menzil, varılacak yer
    varan: 1- varlıklı, zengin 2- sonuca ulaşan, eren
    vargı: 1- varılan yer, sonuç 2- mal, mülk
    varım: 1- servet, mal, mülk 2- evlilik çağına gelmiş kız
    varımlu: evlilik çağına girmiş kız
    varış: menzil, varılacak yer
    varışlı: menzil
    varlıg: (varlık) 1- mevcudiyet, var olma hali 2- varlık, servet, zenginlik, bütünlük 3- evren, kainat
    varol: birl. var/ol uzun ömür dileği
    verdi: cömert, eli açık, bağışlayıcı, ihsanda bulunan
    vergi: (bergi, birgü) 1- huy, tabiat, yaratılış, aitlik, özellik 2- haraç, nüsum, verilen, ödenen nesne
    verim: veriş, verme, bolluk, bereket
    vurgun: 1- vurulmuş, aşık 2- baskın, ırgalama, yağmalama
    vuruş: savaş, döğüş, kırış
    y harfi ile başlayan isimler
    yaba:(yapa, yapu) 1- yapı, oluşum 2- alet, edevat
    yabagu: yabgu, genel vali
    yabalak: (yablak) dayanıklı, metin, mütehammil
    yaban: 1- yabancı, yabani, vahşi 2- yapan, yapıcı
    yabay: yapay, yapan, yapıcı, yapılmış
    yabgu: 1- üst düzey yönetici, genel vali 2- merkeze bağlı, özerk, bölge yöneticisi
    göktürkler döneminde kullanılan unvanlardan
    yabır: 1- yapıcı, pozitif kişilikli, aktif, çalışkan 2- güreşçi, dövüşçü
    yabıt: yapı, yapıt, eser, mamulat
    yad: yabancı, el, değişik, farklı
    yada: 1- yabancı, yabancılık 2- büyü, sihir, büyü yapmada kullanılan bir taş
    yadaçı: 1-yaya, piyade 2-yada taşını kullanan
    yadel: birl. yad/er gurbet, yabancı memleket
    yadu: yadçı, yad edici
    yagla: talan, yağma
    yağadur: yağış, yağmur, bolluk, bereket
    yağan: (yagan, yakan) 1- ucu ateşli ok 2- yağmur 3- gökten inen nur 4- yakın, yar, canan
    yağdıkar: birl. yağdı/kar (kar yağarken doğan)
    yağdıbasan: birl. yağdı/basan düşmana baskın yapan, düşmanı yok eden
    yağısavan: birl. yağı/savan düşmanı püskürten, düşmanı kovan, kovalayan
    yağısıyan: birl. yağı/sıyan (defeden,kovan)
    yağış: (yakız- yavuz) kara, yanarak kararmış, karaya çalan mec. cesur, gözü pek, şiddetli, yaman,yiğit
    yağma: ganimet, ganimet paylaşımı, bolluk
    yağmur: yağmur yağışı
    yağmurca: 1- sessiz ve kısa süren yağmur 2- bir geyik türü
    yağrık: yakarış, dilek, niyaz
    yağrıkçı: 1- yakarıcı, duacı 2- faydalı, yararlı, işe yarayan
    yağuk: (yavuk) sevilen, yakınlık duyulan, gönül yakınlığı
    yaka: 1- sınır, sınır bölgesi 2- kıyı, sahil
    yakacık: dağ eteği
    yakak: ucu ateşli ok
    yakan: 1- yakıcı, yok edici 2- yağan
    yakarca: yakan, sıcaklığı artıran
    yakarı: dua, temenni, yakarış, dilek
    yakı: 1- ilaç, em 2- yakıcı, yakan
    yakıt: yakılan, enerji, ısı kaynağı
    yakşı: yakışıklı, güzel, çekici, yakıcı, uygun, yakışan, doğru, iyi
    yakşılık: iyilik, güzellik, uygunluk
    yaktu: ışık, meşale, aydınlık
    yakura: yakın, yakınlık duygusu
    yakuşuk: yakışıklı, güzel, uygun, uyumlu yakut: yakıt, enerji, yakılan
    yakuz: (yağız)
    yalabır: parlak, parıldayan
    yalabuk: parlak, parlayan, ışık saçan
    yalap: parlak, ışıltı, ışık saçan
    eski dönem, tanrı ad ve sıfatlarından
    yalav: alev, yalaz
    yalavaç: (yalvaç)
    yalaz: 1- yalın, çıplak, aleni 2- yalın, parlak, ışıklı, alev
    yalçın: dik, sarp, yukarıda, ulaşılmaz
    yaldır: 1- parlak, parlayan 2- yıldır, yıldıran,caydırıcı, ürkütücü
    yaldıran: 1- yıldırıcı, caydırıcı, ürkütücü 2- parlak, parlaklık veren
    yaldırım: yıldırım
    yaldız: yıldız, ışık saçan parlaklık, parlayan, ışıyan
    yaldruk: (yaldırık) parlak, parlatılmış
    yalgın: serap, yanıltıcı, görüntü
    yalım: 1- ateş, kıvılcım 2- kılıcın keskin tarafı, ince ağzı 3- yüksek kayalık
    yalın: 1- alev, parlaklık 2- çıplak, net, açıkta olan, açık 3- kınsız, kılıfsız kılıç
    4- tek başına, yalnız, korumasız
    yalınca: yalnız, tek başına
    yalınçak: fakir, çıplak, garip, korumasız, sahipsiz
    yalma: yağmurluk, pelerin
    yalman: 1- kılıcın keskin ağzı, kılıcın uç kısmı 2- eğimli, dik tepe
    yaltuk: yalınlık, yalın olma hali
    yalunmuş: yalın, çıplak, saf, arınmış
    yaluy: büyü, tılsım, sihir
    yalvaç: elçi, resul, nebi, peygamber
    yam: 1- ulak atı 2- at gibi, ata benzeyen 3- çöl, kıymık
    yamaç: 1- bayır, dik yokuş, dağ ya da tepenin herhangi bir yanı 2- karşı, karşısı, öteki taraf
    yaman: 1- müthiş, dehşetli, etki ve beceri bakımından olağanüstü 2- kötü, fena, üzücü
    yamçı: 1- ulak, postacı 2- ulak atı, postacı atı 3- yağmurluk 4- kalın, kolsuz yelek, kuzu
    derisiyle kaplı giysi
    yamı: 1- ulak atı 2- çöp, kıymık 3- itibar, nüfuz
    yamtar: 1- yaman, güçlü, kuvvetli 2- yağmurluk 3- obur, iştahlı
    yamun: denetleyici, murakıp, müfettiş
    yanaçı: (yanaç) canip, candan
    yanağ: (yanak) yanak, kısım, yan
    yanar: 1- ışıltı, ışık 2- ateşli, sıcak kanlı, heyecanlı
    yanaşık: 1- ev kızı 2- evlatlık alınmış, kız çocuğu
    yanbaş: sadık, bağlı, yakın, yanında,yanı başında, vefakar
    yanç: (yanıç) hilal, yarım ay biçiminde
    yançı: at zırhı
    yançuk: (yancık) at zırhı, at örtüsü
    yandaş: yanında duran, destekleyen, taraftar
    yandık: heybetli, gösterişli, azametli
    yandu: inançlı, inanmış, imanlı
    yangak: 1- yanak 2- yanık, sevdalı
    yangal: ısı, hararet, ateş, ateşlilik
    yangır: hazin söz, dokunaklı söz, hazin konuşma
    yanı: cilve, işve, can yakıcılık
    yanık: sevdalı, aşık, istekli
    yanıt: 1- ödül, mükafat 2- karışık
    yank: (yang) metod, tarz, usul
    yanku: (yankı) aksi seda, eko
    yankuçi: mübaşir, mahkeme memuru
    yantır: şehla, şehla gözlü
    yantuk: gösterişli, azametli
    yantut: bedel, tazminat
    yanuç: ince, zayıf, narin
    yanuk: 1- esmer tenli, kara 2- tutkun, aşık, sevdalı
    yanulmas: yanılmaz, deneyimli ve bilgili otorite
    yanut: 1- yanıt, karşılık 2- ödül, mükafat
    yapa: 1- yaba, yapma, çaba, enerji 2- bütün, hep, bütünlük 3- vefa
    yapagı: yapağı
    yapan: 1- yapıcı 2- yaban, vahşi
    yapar: yapıcı, üretken, olumlu
    yaparlı: olumlu, yapıcı yapı: mamul, yapılmış
    yapınç: (yapınçak) yapılmış, mamul, üretilmiş
    yaprak: (yapurgak) ağaç ve çiçek yaprağı
    yapsık: memnuniyet, neşe, meftunluk
    yapşın: yapıcı, olumlu, becerikli
    yapurgak: (yaprak)
    yar: (yarı) 1- uçurum, dik bayır 2- tanzim, tertip, organizasyon
    yaragu: yarar, fayda, faydalı, yararlı
    yarağ: (yara, yarag) 1- yarar, fayda, faydalı, yararlı 2- silah, zırh, kalkan
    yaraşuk: uyumlu, ahenkli, barışsever
    yaraşur: uygun, münasip, layık
    yaratgan: yaratan, yaratıcı
    yaratu: yaratma, tertipleme, düzenleme
    yaratun: yaratıcı, tertipli, düzenli, örgütlü
    yaratur: yaptırır, yaptırımcı, buyurucu, örgütleyici
    yaray: usta, ehil, beceri sahibi
    yaraylı: uygun, münasip, yararlı
    yarçı: ortak, şerik, hissedar
    yardak: yardımcı, asistan, muavin, refik
    yargan: 1- yararlı, faydalı, güvenilir, yakın 2- koruyucu, muhafazakar 3- mahkeme,
    yüksek mahkeme
    yargı: hukuk, hüküm, mahkeme, adalet
    yargıcı: (yarguçu, yagıçı, yargıç) yargıç hakim, yargı mercii
    yargıç: yargıcı, hakim
    yargıçu: yargıç
    yargın: (yarkın) 1- gün ışığı 2- şimşek, çakın 3- canan, arkadaş, dost 4- güler yüzlü
    yarguçi: yargıcı, yargıç, hakim
    yarım: 1- yapıcı, yaparlı 2- yarış, müsabaka 3- bölüm, bölünmüş
    yarıp: yarı, yarım, bölük, bölünmüş
    yarış: 1- bölüş, bölüm 2- müsabaka, karşılıklı, ileriye atılma
    yarız: yarıcı, seri, çabuk, hızlı
    yarlıg: 1- bağışlama, acıma 2- ferman, buyruk
    yarlıgaç: inayet, yardım, bağış, merhamet
    yarlıgamas: acımasız, acımaz, bağışlamaz
    yarlıgamış: bağışlayıcı, merhametli, rahman
    yarlıgan: rahman, bağışlayıcı
    yarlıgar: bağışlayıcı
    yarlıgasun: bağışlayıcı, rahman
    yarlık: 1- esirgeme, bağışlama 2- buyruk, ferman
    yarluğ: irade, istem, buyruk
    yarluk: muhtaç, yoksul
    yarluka: bağış, lütuf, koruma
    yarmakan: (yarmayan) armağan, hediye
    yarp: (yarıp) durgun, sabit
    yarpan: (yarban, yarıban) sabit, sakin, kendi halinde
    yarşı: hissedar, ortak
    yartım: 1- kısım, bölük, fırka 2- yardım, inayet, destek
    yaruk: 1- ışık, ziya, nur 2- zırh, koruyucu
    yasa: (yasağ, yasak) yasa, kanun, nizam, kural, kaide, yasak
    yasaçu: (yasacı) 1- parlamenter, yasa yapan, yasa koyucu 2- yasaya bağlı, yasal
    yasağ: yasak, yasa
    yasal: 1- disiplin, sıra, saf, ordunun yürüyüş düzeni 2- yasalara uygun, nizami
    yasan: 1- tertip, düzen, tasarı, plan 2- işaret, alamet, karar
    yasar: (yasur) yasaya uyan, yasayı uygulayan
    yasatan: yasalara saygılı
    yasatur: birl. yasa/tur yasaya bağlı, yasayı uygulayan
    yasavul: yasayı korumak ve uygulamakla görevli memur. zabıta, polis
    yasguç: nikap, gizlilik
    yasun: (yisun, isun) doğa, tabiat
    yasut: (yasıt) onur, şeref, haysiyet
    yasvul: (yasavul) 1- polis, bekçi 2- mübaşir
    yaş: yaşam, ömür, dirilik, aydınlık, tazelik, ışımak, gelişim, yeşil, yeşillik, gençlik
    yaşagu: ömür, yaşam, canlılık
    yaşam: hayat, ömür, dirlik
    yaşar: ömür, yaşam, hayatta kalış.
    yaşıl: 1- yeşil renk mec.tazelik, gençlik, zindelik 2- yeşillik, çimenlik
    yaşın: 1- gizlilik, gizem 2- şimşek, çakın yaşıt: 1- genç, körpe, taze 2- eş, denk, eşit
    yaşlak: giz, sır, esrar, gizli kalması gereken
    yaşru: giz, gizlilik, gizem
    yaşuk: 1- ışık, ışın, şua 2- aşkın, aşık, aşmış
    yaşurgan: ketum, sıkı ağızlı, sır vermez
    yatağan: (yatağan, yatakan) 1- kama türünde, iki tarafı da kesen bir bıçak 2- tembel, miskin 3-
    borcunu ödemeyen, üstüne yatan (uygurlarda)
    yatı: yatık, meleke, beceri, el yatkınlığı
    yatkın: yatık, yatan, uygun, uygunluk
    yatman: muti, efendi, uyumlu, itaatkar
    yatuk: 1- yatkın, becerili, meleke sahibi 2- tembel, ağır kanlı
    yavçın: (yatçın) konuk, yatıya gelen konuk
    yavga: soy, sop, nesil
    yavnık: sevinç, neşe
    yavri: zayıf, güçten düşmüş
    yavru: zayıf, bakıma muhtaç, ilgi ve bakım bekleyen
    yavuk: yakın, yakında duran, yakınlık duyulan, sevgili
    yavuz: (yağız) kara. mec. sert, şiddetli, dehşetli, gözü kara, yaman
    yay: 1- yaz mevsimi 2- silah, ok atmaya yarayan, gergin ip, gerginlik
    yayak: yaya, piyade
    yaygaru: bahar, ilkbahar, yaza doğru giden zaman
    yaygın: yayık, yayılmış
    yaygır: (yaykır) uzay, sema, yıldızlar alemi
    yayık: 1- yaygın, geniş, genişlemiş 2- tufan, deprem 3- altay destanlarında adı geçen, tanrı
    bayülken’in oğullarından
    yayın: serap, feyezan
    yaykıru: sema, feza, uzay
    yayla: yaz yeri, yazlık. bahar, yaz aylarını geçirmek için çıkılan, yüksek dağlık bölge
    yaylaeri: birl. yayla/eri yaylada yada yaylaya çıkarken doğan çocuklar için kullanılan adlardan
    yaylak: yayla, yazlık, sayfiye
    yaylım: yayılım, yayılma yeri, otlak, mera
    yaymut: birl. yay/mut yaz sevinci
    yayuçı: yayıcı, dağıtıcı, haber yollayan
    yayuk: 1- yayvan, yayık, uçsuz bucaksız, geniş 2- deprem, yer sarsıntısı
    yazal: takı, süs, ziynet, mücevher
    yazdıç: anıt, kitabe
    yazgan: yazan, yazıcı, yazgıyı tayin eden
    eski dönem tanrı ad ve sıfatlarından
    yazgı: 1- yazı, kader, mukadderat, alın yazısı 2- tanrısal, ilahi
    yazgulu: talihli, bahtı açık
    yazıçu: yazıcı, katip
    yazım: yazgı, mukadderat
    yazın: 1- yaz vakti, bahar vakti 2- kader, alın yazısı
    yazınç: kader, alın yazısı, yazgı
    yazır: 1- çok ülkeler gezmiş, görmüş 2- çok ülke fethetmiş, fatih 3- yazar, yazıcı, katip
    yalıksuz: günahsız
    yeden: 1- yedeği olan, yedeğine alan, tedbirli 2- yetkin, yeterli, usta
    yeğ: (yek, yeke) 1- yüksek, ala, eftal, iyi, daha iyi 2- soylu, asil, seçkin, güzide, mümtaz
    yeğen: 1- yeğ, üstün tutulan, yeğin, yeğlenmiş 2- kardeş çocuğu (babası ya da anası
    ölmüş, ya da uzakta olup da yakın akrabaları tarafından yetiştirilen çocuklar için kullanılan adlardan) 3-
    güveyi, damat
    yeğin: 1- üstün, faik 2- bereketli 3- çok güçlü, hızlı, şiddetli
    yeğinek: 1- yığınak, küme 2- üstün, faik, daha iyice
    yeğni: 1- hafif 2- alçak gönüllü, mütevazı
    yeğrek: (yekrek) etfal, evla, iyi, üstün
    yekrek: evla, iyi, üstün, daha iyi
    yeksek: tedbirli, ihtiyatkar
    yekül: (yeğül) yeğni, faik, üstün, muzaffer
    yel: rüzgar, esi
    yelçi: yel gibi, hızlı
    yeleç: havadar, yel alan
    yelegen: hızlı, süratli, yel gibi
    yeleğin: yel alan yer, rüzgarlı yer
    yelek: 1- yel gibi, hızlı 2- okun arkasına takılan tüy, denge tüyü 3- kolsuz ve yakasız üst giyeceği
    yelekin: (yeleğin) rüzgarlı, yel esen yer, yel alan yer
    yelen: 1- arzu, istek, dilek 2- fırtına
    yeles: yel esintisi, havadar, rüzgarlı yeleser: birl. yel/eser esintili, havadar, yel esen..
    yelesey: birl. yel/esey yel esintisi
    yelim: hareket, eylem, devinim
    yelin: 1- yel uğrağı, yel alan yer 2- yel değişi, yel teması
    yelis: havalı, havadar, rüzgarlı
    yeliz: birl. yel/iz havadar, rüzgarlı, havalı
    yelkim: havadar, havası güzel yer
    yelkin: 1- konuk 2- hızlı, yol gibi
    yelme: öncü, yol gösteren, mihmandar
    yen: 1- yenmek, alt etmek 2- deri 3- yeni, yenilik, orijinal
    yencilek: hafif, yeğin, narin, ince
    yendün: tercih, seçim, referans
    yengi: 1- yeni, orijinal 2- zafer, utku
    yenin: galip, muzaffer, utkan
    yeniş: galebe, galibiyet, utku
    yentür: kalender
    yenül: mütevazı, alçak gönüllü
    yeprem: aktif, faal, becerikli, çalışkan
    yerçi: başkan, yol gösteren, mürşit.
    yerçilig: izci, takipçi
    yergin: mahzun, hüzünlü, bitkin, yere bakan, boynu bükük
    yerinür: durağan, üşengeç, müşkülpesent
    yerünmes: hamarat, çalışkan, vurdumduymaz
    yesuga: (yesuge, yasagay) yasa, yasak, yasaya bağlı, yasadan yana
    yesuken: (yasuga, yasag, yasa) yasa, yasak, yasalı, yasaya bağlı
    yeşil: (yaşil) 1- tazelik, taze, körpe 2- çimen, çimenlik
    yeşim: eski dönemlerde, türklerce kutsanmış, değerli taş
    yet: (yeti, yete) kudret, kuvvet, güç, yeterlilik, yetenek, beceri, maharet
    yetek: gaye, emel
    yeten: yeterli, yetkin, usta
    yeter: yeterli, yetkin, uzman, usta
    yetgin: (yetkin) çok çocuklu ailelerin, doğan çocuklarının sonuncu olması
    dileği ile verilen adlardan
    yeti: 1- yetenek, kabiliyet 2- yetkin, kamil, olgun, becerikli, mükemmel
    2- etki, etkileyici 3- yitik, kayıp, harcanmış, zayi olmuş
    yetişgin: (yetişkin) yetişmiş, olgun, kamil, mükemmel, yetenekli
    yetiz: hazır, amade, yeterli, olgunluğa ermiş
    yetki: sorumluluk, maharet, iş bitirme gücü
    yetkin: 1- yetişkin, ehil, uzman, yeterli 2- etkileyici, çekici, mükemmel
    yetmen: olgun, gelişkin, uzman, yeterli, yetenekli
    yeygü: armağan, bahşiş, ihsan
    yeyin: galip, kavi, üstte olan
    yeyni: ehven, iyi
    yeyrek: makbul, kabul gören, beğeni toplayan
    yeytem: eski, kadim
    yıbar: 1- koku, parfüm 2- kokulu mum
    yığ: yığılı, toplu, birikim
    yığaç: 1- ağaç 2- erkeklik organı 3-yığıcı, toplayıcı
    yığan: (yıkan) 1- yığıcı 2- yıkıcı
    yığın: birikim, kitle, yığılı olma hali, yığılmış, istifli
    yığınak: toplum, kitle
    yığınca: genel, teamül, sosyal kural, toplumun benimseyip uyguladığı kurallar
    yığlınç: (yığlınçı) iffetli, edepli, namuslu
    yığnak: yığın, yığınak, toplum, cemaat
    yığrık: mahçup, utangaç
    yıkın: (yığın) afet, yıkım , zarar
    yıkınç: yıkmış, yıkıcı
    yıkmış: yıkıcı, devirici, güçlü
    yıldıku: yıldız, yıldız kümesi
    yıldır: yıldırıcı, ürkütücü, heybetli, dehşetli, şiddetli, gözü kara, korkusuz
    yıldıran: ürkütücü, korkutucu, heybetli, gösterişli
    yıldırgan: yıldıran, ürküten, korkutan, şaşalı, gösterişli
    yıldırım: (yaldırım) 1- berk, yüksek voltajlı elektrik 2- göz kamaştırıcı, ışık, aşırı parlaklık
    yıldız: yaldız, parlak ışık, parlayan, ışıyan
    yılduru: berrak, net, temiz, billur
    yılgı: yılma, dehşet, ürküntü
    yılgın: yılmış, ürkek, bezgin yılığ: yılgın, yılmış, yılık
    yılkı: 1- at, at yavrusu 2- at sürüsü
    yılma: 1- yılmaz, azimli, dayanıklı, cesur, korkusuz 2- dik yokuş, dağ yamacı
    yılmasın: yılmaz, korkusuz
    yılmaz: gözü pek, korkusuz, batur, dayanıklı, azimli
    yıragu: yırcı, çalgıcı, enstrüman çalan, müzisyen
    yırak: ırak, uzak, mesafeli
    yırı: sol, sol taraf, tek taraf, tek taraflı
    yırım: 1- solak 2- yarım 3- yurt, toprak
    yış: (yaş, yaşıl) orman, yeşillik içindeki bölge
    yışık: 1- tulga, demir örgülü tulga 2- ışık
    yibek: ateşli, hararetli, heyecanlı
    yige: dayanıklı, kavi, metin
    yiğenek: 1- toplum, kitle, cemaat 2- yeğen, yeğencik
    yiğin: daha iyi, sıkı, dayanıklı, üstün, tercih edilir
    yiğit: 1- yeğ, yiğ, iyi, daha iyi, sıkı, sağlam, güçlü, batur, cesur 2- delikanlı, cıvan, genç 3- koca, eş
    yilun: (yulun) iri, heybetli, gösterişli, cesim
    yinçke: ince, zarif, narin
    yinçkelü: nazik, anlayışlı, kibar
    yinçü: 1- ince, zarif 2- inci
    yindek: daimi, ebedi, sürekli, kalıcı
    yir: yer, toprak, arazi, arz, yeryüzü, dünya
    yirçi: kılavuz, izci, rehber, yer bilen, yer bildiren
    yirdeş: yurttaş, hemşehri, aynı toprağı paylaşan
    yirdinçü: (yirtinçü) evren, kainat
    yirga: mesut, mutlu, mutluluk dolu
    yirtinçü: evren, kainat
    yisun: (yasun, yosun) doğa, tabiat, yeşillik
    yiter: varis, mirasyedi
    yitik: 1- yetik, olgun 2- keskin 3- kayıp
    yitirmiş: yitik, kayıp, kaybetmiş, yoksul
    yitüt: meziyet, maharet, beceri
    yizek: askeri kılavuz, öncü
    yoğanak: yığınak, kütle
    yoğçı: yuğcu, yuğ yapan, yokluk çeken, yas tutan, yasçı
    yoğun: kalın, gür, iri, sık, sıkı, cüsseli, fazla, fazlalaşmış, katılaşmış
    yokuş: yukarı, yukarı doğru çıkan, dik yol, bayır
    yol: üzerinden gidilen...mec. 1- kut, mut, baht, yazgı, kader 2- örf, adet, töre, gelenek
    teamül, ilke, tarz, gidişat
    yola: 1- örf, adet, usul, erkan 2- meşale, kandil
    yolaç: yol gösterici, mihmandar, rehber, önder, öncü
    yolaçan: birl. yol/açan önder, öncü
    yolak: birl. yol/ak 1- dürüst, namuslu, temiz 2- çığır, yenilik, gidişat 3-kısa yol, kestirme yol
    yolaldı: birl. yol/aldı 1- ilerleme kaydeden, gelişen, uzman, profesyonel 2- terbiyeli, yola gelmiş,
    geleneklerine bağlı
    yolbak: (yolbaka, yolbakan) konuksever, misafirperver
    yolbilir: birl. yol/bilir görgülü, bilgili, usul erkan sahibi
    yolçu: 1- önder, başkan, şef, lider 2- peygamber, nebi 3- gelenekçi, muhafazakar 4- yolcu, yola çıkmış,
    yolunda giden
    yoldam: 1- uysal, yola gelen, yolunda giden 2- usul, metot, tarz
    yoldaş: aynı yolun yolcusu, aynı yolu paylaşan, aynı yola gönül vermiş, aynı yola baş koymuş,aynı, töre
    ya da prensipler üzerinde, fikir ve gönül birliği eden, çok yakınlaşmış dost, dava arkadaşı
    yoleri: birl. yol/eri 1- töreye bağlı, edep erkan sahibi, bilgili, deneyimli
    yolkulu: birl. yol/kulu mec. töreye ve kurallara bağlı
    yolluk: (yolluğ) 1- kutlu, mübarek 2- olgun, ergin 3- halas bulmuş, huzura kavuşmuş, mesut,bahtiyar
    yoloğlu: birl. yol/oğlu 1- fedai, serdengeçti 2- adak, adanmış, kurban 3- bağlı, kendini töreye
    bağlamış
    yolum: usul, kaide, prensip
    yonat: tam, eksiksiz, kusursuz
    yonca: sulu yerlerde yetişen bir bitki türü
    yorçu: 1- askeri kılavuz, öncü, yol gösteren 2- yorumcu, yorumlayan, eleştirmen
    yordam: 1- alışkanlık, eğilim, usul, meleke, beceri 2- jest, eda, işve, naz
    yorga: (yurga) rahvan giden at
    yornuk: istirahat, istirahatgah, dinlenme yeri
    yovaş: (yavaş) çelebi, efendi, ağırbaşlı, halim
    yöndem: (yöntem) usul, tarz, teamül, töreye uygun biçimde olan
    yönet: 1- biçim, tarz, yöntem 2- uygun, uyumlu, uysal, geçimli yöntem: (yöndem)
    yönten: uslup, tarz, biçim
    yörgenç: dağ dönemeci, dağ yolu
    yörtem: usul, biçim, tarz
    yöyen: mevsim, sezon
    yuğak: bir su kuşu
    yuğka: ince
    yuğruş: (yukruş, yukruç) eskiden, halktan biri olmasına rağmen, gösterdiği performans ve
    yararlılıklardan sonra, bey mertebesinde değerlendirilerek, devletin üst düzey kademelerinde görev alan
    kişi.
    yula: 1- su kaynağı, yerden fışkıran su, göze 2- ışıldak, ışık veren, meşale, kandil
    yulu: adalet
    yulyu: (yulu, yuluk, yulug) 1- yardımcı, yardımsever, fedakar, adil 2- haraç, cizye, vergi 3- traş,traşlı,
    bakımlı 4- yağma, yağmacı
    yuluğbirim: birl. yuluğ/birim
    uygurlar döneminde alınan mahsul vergisi
    yuluk: 1- traşlı, matruş, bakımlı 2- yağmacı
    yulum: 1- fedakar, yardımsever 2- yolcu, yoluna bağlı, töresine bağlı
    yulun: yolcu, yola giden
    yum: mutluluk, neşe, ferahlık, rahatlık
    yumlu: mutlu, kutlu, mübarek, huzurlu
    yumru: 1- yumulu, yumuk, yumruk 2- iri, heybetli, gösterişli
    yumuk: gül, goncagül
    yumuş: (yumuç) 1- söz, öğüt, nasihat 2- emir, ferman, buyruk 3- müjde, müjdeli haber 4-
    yumuk,yumulmuş, yumruk
    yumutgan: yapıcı, birleştirici, pozitif kişilik
    yunak: üzerinde çamaşır dövülen ve yıkanan, büyük taş parçası
    yunmuş: yıkanmış, temiz, titiz, arık
    yunt: 1- çadır, oba, ev, yurt, vatan 2- terbiyesi tamamlanmamış, yarı yabani at 3- uygarlık,medeniyet
    yurçı: 1- becerikli, mahir 2- yirçi, yer gösteren, rehber
    yurga: rahvan giden at.
    yurt: 1- vatan, kutsanmış toprak 2- kaynak, asıl, kök 3- uygarlık, medeniyet 4- çadır, oba, ev
    yurtlak: yurt, vatan, sonradan yurt edinilmiş yer, yurtlaştırılmış yer.
    yutluk: kayıp, zarar
    yutum: yudum, damla, tike, parça
    yuvanç: teselli
    yüce: yüksek, ulu, alicenap, haşmetli
    yücel: yücelik, ululuk, haşmet.
    yüğnek: alçak gönüllü, mütevazı.
    yüğnük: salih, temiz
    yüğrük: yürük.
    yüğünt: selam
    yüknü: secde, secdede olan
    yüksel: yükseklik, ululuk, büyüklük
    yükselen: ulu, kişi.
    yükseliş: büyüklük, ululuk, ikbal
    yükün: baş eğme, saygı duruşu, tazim.
    yükünç: eğilme, reverans
    yüküngen: eğilen, reverans yapan, saygılı
    yüküntür: baş eğdirir, diz çöktürür.
    yükünük: eğilme, reverans
    yükünür: ibadet eden
    yülek: okun arkasındaki, denge tüyü.
    yünkül: hafif, narin
    yüre: daire, helezon, çember
    yüreğir: yürekli, cesur
    yürekli: cesur, korkusuz.
    yürik: yaşam, hayat,, ömür, geçim.
    yürüm: yaşam, hayat, ömür
    yüzak: birl. yüz/ak masum, günahsız.
    yüzakı: birl. yüz/akı masumiyet, temizlik, namus, namusluluk, başarı, beceri
    yüzlüg: (yüzlüg, yüzlük) soylu, dürüst, namuslu.

    dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış ad'ın.
    inkara düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
    varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar?
    ay dolanır, yüz bulanır vakit döner,tılsımlı bir âyinde söylenir ad'ın ; senin ad'ın türk!
  • az bilinen ama çok çok güzel olanlar için birkaç örnek vermek gerekirse :

    erkekler için : kongar , orhun ,korkut , tuğrul ,boğaç , algan
    kızlar için : öget , umay, göklem , aybala , burçak , ayçin
  • satılmış, imdat, kurban, ökkeş, satı, hacı, ikram, döne, döndü, ibiş, kezban, behlül ve bilimum arap isimleri dışında öz ve güncel türkçe isimlere hasret kaldık.
  • (bkz: ötüken)

    (bkz: bilge gökçe)

    ne güzel lan isimlerimiz.