şükela:  tümü | bugün
  • bir seyin kendisiyle aynı olması ve kendısınden baska bir sey olamaması
    (bkz: ozdeslik ilkesi)
  • iki kare farkı
    tam kare açılımı
    ......
    en sık kullanılan özdeşliklerdir.
  • aynılık değildir

    eşitlik de değil

    olsa olsa denkliktir.
  • açılımı "özünde eş" veya "özde eş" demektir. tıpkı vatandaş veya kardeş gibi.
  • sanırım sadece matematikte kullanılan anlamı doğru olan sözcük. zira ancak ölçümlenebilen herşeyi aynı olan iki nicelik özdeştir. sosyal bilimlerde kullanılan anlamları ölçümlenebilme alanının geniş olması nedeniyle her zaman tam olarak doğru anlamı ifade etmiyor.
  • sanılanın aksine ezber ve görme gerektirmez. iki kare farkı gibi ikinci dereceden özdeşlikler düzlemde karelerle, iki küp farkı ya da toplamı gibi üçüncü dereceden özdeşlikler de küplerle modellenebilir.

    http://upload.wikimedia.org/…es_geometric_proof.png
  • açılımlarındaki katsayılar pascal üçgeninden gelir pascal üçgeninin mantığını bilmek o açıdan kolaylık sağlar.
  • psikolojide iki vaka kişi veya kavram üzerinde ortak yön geliştirip birini diğerine denklemektir.
    freud tarafından indigo dergisinde yayınlanan örnek gözlem şu şekildedir:
    çocuk babasının annesini dövdüğüne şahit olur ve babaya karşı kin ve öfke duyar. bir kaç gün sonra bahçedeki horozun bir tavuğu hırpaladığını görür ve horozun davranışı ile babasının annesini dövmesi arasında benzerlik kurar. hemen horozu yakalayıp kafasını baltayla keser. tüylerini yolup pişirdikten sonra hepsin yer.
    bu şekilde baba-horoz özdeşliği kurmuş olur.
  • felsefe için son derece problemli bir kavramdır. ne olduğunu anlayabilmek için özdeşliği niteliksel özdeşlik ve sayısal özdeşlik olarak ikiye ayırıyorlar. niteliksel özdeşlik, olan iki farklı şeyin nitelik olarak özdeş olması anlamına gelirken sayısal özdeşlik tek bir şeyin kendisi neyse o olması ve başka bir şey olmaması anlamına gelir. bu şeyin ve o şeyin niteliksel olarak özdeş olduklarını söylemek için bile önce o şeyin neden bu şey değil de o şey olduğunu belirlemek gerektiğinden o şeyin bir şeye benzemeden önce hep ve her yerde o şey mi olup olmadığını belirlemek gerekiyor. peki bu aslında o şeyin sürekli olarak kendisine benzemesi demek değil midir? ya da kendime özdeş olmam için özüm mü olmalı? özüm varsa ama ben o öz de değilsem, çünkü ben benim, ben özüme özdeş ama kendime farklı mı oluyorum? öz derken bile özün kendine özdeşliğini çoktan varsaymış olmuyor muyum? eminim ki felsefe derslerimden birine girmek istemezsiniz. ama bunları sormamı sağlayan bir ders değil. soruların sebebi karşı penceremde kendi kendine sokulmuş ve kendini kabartmış yuvarlak lacivert bir güvercin. yemin ederim.

    sayısal özdeşliğimiz belirli bir zaman boyunca aynı olarak devamlılığımız demektir. ayn olmak devam ettiğimiz anlamına geliyor aslında. bilgi felsefesi için bildiğimiz şey aynı kalsın ve bildiğimiz davranışları değişmesin diye nesnenin özdeşliği mühimdir. ateş ateş olarak kalmalı ki yarın bizi yakmak yerine birden bizi soğutmaya başlamasın. bilimlerin hepsi nesnenin özdeşliğine bağlıdır. ahlak felsefesi ise yapıp ettiklerimizden sorumlu olalım diye bizim özne olarak aynı kişi olarak kalmamızı ister, bizim özdeşliğimizi kurmaya çalışır, çünkü seni öldüren dünkü ben bugünkü benle aynı olmalı. çoklu kişilik bozukluğuna sahip insanların bile aralarında kendileri oldukları bir benlikleri var biliyorsunuz. sahiden var mı? bunu kim uyduruyor?

    size şu kadarını söyleyebilirim ki david hume'a göre insanların ve nesnelerin zamanda devam ettiğini düşünmemiz kesinlikle hiçbir kanıtımızın olmadığı bir inançtır. bu sabah gördüğün benim aynı ben olduğumu sanıyorsun çünkü duyularına gelen şeyler benzer, bu kadar. güneşin yarın yine doğacağını düşünüyorsun çünkü dün doğdu ama güneşin yarın yine doğmasını gerektiren hiçbir şey yok, özdeşliği de yok. kendinize açık yüreklilikle sorun, yarın güneşin doğacağını nereden biliyorsunuz? maddenin yasalarını koruyacağını nereden biliyorsunuz? hume yalnızca geçmişte tekrarlanmış olmasından diyor. yani hume'a göre bir şey sayısal özdeş de o yüzden her zaman davrandığı gibi davranıyor değil, tam tersine tesadüfi olarak benzer bir şekilde kurulan şeyler bir daha benzer bir şekilde beliriyor ve onlara sayısal özdeşlik atfediyoruz. beni sorarsanız ben bir şey atfetmiyorum, yalnızca belirmeleri seviyorum. bana belirin yeter.

    özdeşliğe dair başka bir problem çoklu evrenlerle ilgili, bu da aynı anda bir çok yerde olabilme problemiyken, diğer problem ise parça bütün problemidir. birinciye hiç girmeyeceğim çünkü girilince kuantumdan çıkılıyor. çıkmış sayılmıyoruz. ama ikincinin meşhur sorusu şudur: bir makine düşünün ki diğer parçalarına hiç dokunulmazken her gün çok küçük bir parçası ona özdeş başka bir parçayla değiştirilsin. yıllar yıllar sonra makinenin tüm parçaları değiştirilmiş olduğunda o makine hala aynı makine midir? peki şu karşı pencerede duran güvercin? bugün ofise girdiğimden beri her saat başı başımı çevirip arkama baktığımda, karşı pencerede duran, yalnızca duran, başka bir şey yapmayan bir top güvercinle karşılaştım. 4 saatin sonunda artık güvercin için endişelenmeye başladım, yaşlıydı epey, ya da ölmek üzereydi. kısaca olmak dışında hiçbir şey yapmıyordu. 9'da içeriye girmiş olsam 5. saatte yani saat 2'de kuşu gözlem altına almaya karar verdim. fakat gözlemimde nesnel uzaklığımı pek koruyamadım. kuşa seslendim.

    bir kuşa nasıl seslenilir? bir kuş nasıl çağrılır? önce "hey!" demek istedim ama bayağı saçma geldi. "kuş!" mu desem dedim. gülünç olma linus. en sonunda kuşa "pişt!" dedim. bu hiç saçma değildi çünkü :( . kuş sesi duyunca, duymuştur diye düşünüyorum, biraz sendeleyip sağa sola yalpaladı ve tam o an çok acayip bir şey oldu. aniden ona tıpatıp benzeyen bir tanesi gökten inip pencereye, onun hemen yanına kondu. bizim kuş birkaç silkelenmeden sonra uçup giderken yeni gelen aynı eskisi gibi, aynı noktaya konuşlanıp başını içeri çekti, kendini şişirip ölecek gibi durmaya başladı! bu nasıl olabilir? 5 saattir belki de 5 ayrı kuşa aynı kuş diye bakmışım. kuşa bakmadığım zamanlarda kuşlar yer değiştirmiş. dublörlerle oynanan bu oyun karşısında kendimi oldukça kandırılmış hissettiğimi itiraf etmeliyim. kuşun özdeşliği kırıldı. descartes tanrı'nın bizi her an bir daha ve bir daha yeniden yaratarak özdeş tuttuğunu söyler. sizin anlayacağınız sayısız kez yaratılıyoruz, yaratılmasak bir anlık varoluştan sonra yok olacağız çünkü. birisinin bizi sürekli yaratması, var etmesi gerekiyor. güvercinler varlıkta tutulurken, varlık da güvercin olarak tutuluyor. güvercinler hızlıca yer değiştiriyor ya, bence bugün güvercinler konusunda descrates'ın tanrısı bile yanılgıya düşüp ben şimdi hangi güvecini yaratmaktaydım, onu mu varlıkta tutuyordum bunu mu demiştir. hangisi hangisinin özdeşliğiydi? belki yanlışlıkla anlık başka bir güvercin yarattı. biz aynı güvercin sandık, ruhumuz duymadı. güvercinin devamlılığında anlık bir yok oluş. şiirler böyle yazılıyor işte. bir kuşa seslenmekle başlıyor. pişt diyorsun, yok oluyor.