şükela:  tümü | bugün
  • ortak arkadaşların olduğu durumlarda, "bu dosyaları silmeniz bazı programların çalışmamasına sebep olabilir" şeklinde bir uyarıyla karşılaşılabilir.
  • her bi bokun birlikte yapıldığı, iki el kanda koşulan, koşan, 30da biter tavla oynanabilen akabinde 31-13 yenilerek "hahaha simetrik siktim lan seni" diye dalga geçilen, denyonun tekini görmek için izmir'den önce tır'a sonra bi reno9'a sonra abuk bir kamyona otostop vasıtasıyla binilerek kırkağaç köyüne gidilen, sürekli aynı kafeye* gidilen, kordonda içilen, dolan da gelde gülünen, son eski camel paketlerinin arkasına duygu düşünceler yazılıp verilen, lan bi gün evlenirsem nikah şahidim sen ol denilen, evlenemezsek 40a doğru birbirimizle evlenelim sen ruslarla takılırsın bana da bulaşmazsın hem toplum yapısına entegre olmuş oluruz diyerek planlar yapılan bir adama fransada başgösteren milliyetçilik akımı taaa 2005'te uğrar ve birden faşizanlaşan bu adamla bi gün öyle bi küfürleşilir ki "ne salak oldun lan sen" denir ve diyalog kesilir. özel hayattan insan böyle silinir. telefonu silinir, anılar beynin arka planına atılır, gtalkta msnde skypede vs. bloklanır, aranmaz sorulmaz bi tek o eski camel paketi cüzdanda taşınır.

    2-3 gün kadar önce onu hiç tanımayan başka bi adama "abi benim bi arkadaşım vardı, çok severdim can dostumdu ama işte böyle böyle oldu, ne yapıyor acaba şimdi" denir. ertesi gün kardeş çıkar gelir "abla hala inanamıyorum ilhanla görüşmediğinize yahu" der.

    ve bugün anne arar, "seni ilhan aradı, gata'daymış, hastaymış, telefonunu verdi, aramanı istedi."

    1 sene kadar önce silinen adam tüm anılarıyla canlanır, telefon hemen açılmaz, açıldığında da diyalog düğümlenir.

    - abi, sadece seninle konuşmak istedim, benim sol gözüm kör oldu abi, gatadayım, ms varmış bende abi, sadece seninle konuşmak istedim, bize ne oldu?

    ağlanır ağlanır. siktir lan sana bi şey olmaz denir. görür o göz neler gördü niye görmesin denir.

    - tedavisi yokmuş abi, ben var ya seni çok özledim. istanbula taşınmışsın, ne güzel abi. ben yatağa bağlanabilirmişim abi, günde 16 tane hap içiyorum ne şeker ne tuz yedirmiyorlar zeytinyağlı yiyip duruyorum her gün sıçıyorum kabız olduğum günleri özledim be abi.

    der. sizi güldürmeye çalışırken bir an duraksar.

    - bi şeyler söylesene lan, gülmek istiyorum.

    der.

    özel hayattan insan sildiğine insan ancak ne kadar pişman olabilir, geçen 1 sene insanın yüreğine nasıl oturur. o adamın sol gözü nasıl görmez.

    - burada çok kötü şeyler var abi, tertemiz yüzlü gencecik çocukların kolları bacakları yok. sigara içmem yasak ama içiyorum nasılsa bağlıcaklar yatağa hiç olmazsa sigaramı içeyim hem hiç olmazsa bacaklarım var abi.

    allah belanı versin lan ilhan. bok vardı.

    (ibret olasıca kayıtlara düşesice bir entry bu, bin kez düşünülsün bundan sonra bin türlü şey paylaşılan adamlar hayattan çıkarılırken.)
  • sebebi o insandan nefret etmek, onunla bir daha görüşmek istememek onu sevmemek gibi görünse de öyle değildir. gerçek sebebi aslında o kişiyi çok sevmektir.

    hayattan çıkaracak kadar birini önemsemenin, hayattan çıkartmak isteyecek kadar birine kırılmanın, karşılığını almak isteyecek kadar değer vermenin, karşılığı alınmayan değerlerle karşılaşınca üzülmenin altında sevmek yatar. öyle çok sevmiş öyle çok hayatına katmışsındır ki bir an gelir yaptıkların fazla gelir çünkü kendinden çok şey vermek bir o kadar da almak istemek demektir.

    hayatında, yaşadıklarında, paylaştıklarında zerre kadar yeri olmayan, sevgi yada nefret besleyecek kadar umursamadığın insanı hayatından silmek gibi bir düşüncen de olmaz, bırakırsın kalır orda, etkisiz eleman gibi. ama sevince öyle mi? hayır. sevince dayanamazsın batar da batar, neden dersin, hak etmiyorum bu yaşananları ve o an sevgin acı vermeye başlar, istersin ki çıksın hayatımdan, çıksın da görmeyeyim, konuşmayayım, üzülmeyeyim.
  • bir anda, büyük bir soğukkanlılıkla ve çok kesin bir biçimde gerçekleştirilen temizliktir.

    aklıma hep schopenhauerın bize hoşlanmadığımız bir şey yapan bir sevgili ya da dost söz konusu olduğunda, olayı nasıl muhakeme etmemiz gerektiği ile ilgili tavsiyesini getirir bu nevi bir temizleme operasyonu.

    buna göre; değer verdiğimiz biri bize çok ters bir şey yaptığında, oturup o insana; bir de affedilmenin küstahlığı ile bize bir kez daha aynı şekilde davranmasına katlanacak kadar çok değer verip vermediğimizi muhakeme etmemiz gerekir.

    muhakeme sonucuna göre eğer o insan hala vazgeçilmez ise bizim için, onu affedebiliriz.bu durumda ilk fırsatta o davranışını yineleyeceğinden de emin olmamız gerekir. yok eğer vardığımız sonuç, o insanın bir daha aynı şekilde davranmasına katlanmaya gerek olmayacak kadar değerli olmadığı yönünde ise, onu hemen ve çok kesin bir biçimde hayatımızdan uzaklaştırmamız gerekir.

    kural şudur: affetme affedersen bir daha yapar.

    dolayısı ile özel hayattan insan silmek ya da o insanı özel hayatta tutmak şeklindeki seçeneklerden birine yönelmek aslında; o insanın aynı şekilde davranmasına ne kadar katlanabileceğimiz, katlanmak isteyip istemediğimiz ile ilgili bir muhakemenin sonucunda gerçekleşir.

    bir örnek vereyim. salt sinirlendi diye kendisinde bana bağırma hakkı gören bir sevgilim vardı. sanırım dört yıl kadar katlanılmaz olan bu davranışına rağmen hayatımda kalmaya devam etmesi gerektiğini düşündüğümden bana bu şekilde davranmaya devam etti. sonra ona çok açık bir şekilde bana bir daha sesini yükseltirse bunun son olacağını söyledim. o, kısa bir süre sonra bir kez daha bağırdı ve bu benim bildiğim son kabalığı oldu. çünkü artık bu kabalığa katlanmaya değecek kadar değerli değildi benim için ve silindi. hiçbir şey kaybettirmedi bu seçim bana ve hayatımda sinirlerine hakim olabilen biri için yer açıldı.

    tavsiye ederim. serinkanlılıkla muhakeme edin. kibarca uyarın ve kesin bir biçimde silin. hayatınızda lüzumsuz istihdam olmasın.
  • başlarda tek tek yapılırken zamanı geldiğinde toplu bir şekilde de yapılabilendir.

    bence samimi bir şekilde yapıyorum bunu. bana göre samimi bir şekilde yapıyorsam diğerlerinin ne diyeceklerini düşünerek kendimi de üzmüyorumdur. şu sözlükte 2 (belki 3) defa gittiğim zirveleri saymazsak gerçekte tanıdığım tek kişinin olmaması da bunu buraya yazarkenki samimiyetimin bir parçası bence.

    toplu sildim. aralarında 20 senelik de var 2 senelik de. ve bittiğinde etrafımda sadece 3 kişi kaldı. kalan 3 kişinin ortak özelliği varlıklarıyla yokluklarının arasında fark olmamasıydı (olumlu manada)

    hayatımda en güzel şeylerden birini yapmış olabilirim. zira her bir kişiyi hayatımdan çıkarırken hiçbir şey yapmadım. sadece aramadım, aradıklarında bozmadım(normalde dobrayımdır, bozarım), aramadıklarında da aramadım. görece kısa, görece uzun zaman sonra onlar da bıraktılar zaten.

    darlıyorlardı derken çok coolum ondan etrafım insan doluydu demiyorum. aksine ne coolum ne de başka bir şey. baya malım. sadece olmak istediğim gibi davranmak istiyordum. olm nasıl bir özgürlük anlatamam.

    en güzel yanlarından biri de her silmede sanki bir kafesten çıkıyordum. mesela;

    birinde, artık istediğim yerde yemek yiyebileceğimi ve istediğim kelimelerle istediğim kişiyle konuşabileceğimi hissetim. ilk anlarda saçma geldi ama sonra yapabildiğimi de görünce sevdim bu durumu. zaman kaybetmedim.

    bir diğerinde, sürekli nasıl biri olduğumdan bahsedilmesinden uzaklaştım, aslında olmadığım biri olduğumun iddia edilmesi dinlerken bile ne kadar yorucuymuş. en güzel ve en etkileyici olan buydu galiba.

    bir başkasında, sözlerimi kendi sözleriymiş gibi söyleyen, beğenilerimi kendi beğenileriymiş gibi lanse edenlerden kurtuldum. artık sözlerim benim, sevdiklerim benim.

    en hoşuma giden duygular bunlar oldu. daha sonrasında ise bir yalnızlık var ama yaşanabilir bir yalnızlık. huzurlu. kendim olabildiğim bir yalnızlık.

    işin en güzel yanı kimse kalmayınca etrafımda bir süredir hasret kaldığım ve benim için hayati bir öneme sahip olan "yeni insanlarla tanışma" olayı bir anda ve kendiliğinden olmaya başladı. farklı insanlarla konuşmaya başladım. iş dışında arkadaşlarım olmaya başladı ve dikkatimi, enerjimi düzgün bir şekilde kullanmaya başladım. keyfim yerine geldi.

    aslında ben silmedim. kimse silmedi. sadece yollar ayrıldı. kafalar değişti. herkesin bir diğerinin yaşamındaki rolü sona erdi. yeni kişilerin sırası geldi.

    vefasızlık? değil abi. baya hayat bu. ilerde bir gün belki bir şeyler gene değişir. peki ya o gün hiç gelmezse?
  • yaşlıca bir kadın birkaç yıl önce bana bir öğüt vermişti: “annen ve baban hariç hayatındaki tüm insanları bir çanta gibi görebilmelisin. ömrünü doldurduğunda bir kişiyle ilişkin, onu omzundan sıyırıp olduğun yerde bırakabilmeli ve onsuz yoluna devam edebilmelisin. sadece anne ve baba farklıdır. artık yaşamasalar bile, ömrünün sonuna kadar bitmez onlarla zihinsel ilişkin.”

    bir insanı silmek de bir ilişkiyi zihinsel olarak bitirmenin, bir çantayı omuzdan indirmenin alt başlıklarından biri. (o insanla yaşadıklarını da unutmak olarak algılamıyorum ben bunu)

    ancak diğer ayrılıklardan ya da bitirişlerden bir farkı var “silme"nin. çürümüş meyve kokusu gibi yoğun bir kırgınlık kokusu doluyor benim burnuma, çünkü silmek fiilinin beraberinde getirdiği kesinlik ve hıza ancak büyük bir kırgınlık lokomotiflik edebilir diye düşünüyorum. fade out olmamaktadır kişi bu eylem söz konusuysa. hızlı ve kesin bir manevrayla tek harekette uçurulmaktadır zihinsel dünyadan. alıştığın ve hele değer verdiğin birinin yokluğunu kabullenmek zaten zorken, bunu kendi iradenle ve bir çırpıda gerçekleştirmek ancak öteki türlüsünün daha fazla üzdüğü bir durumda gerçekleşebilir.

    bir teoriye göre her ilişki bir çember oluşturmaya çalışırmış ömrü boyunca. eğer iç huzuruyla bitmişse, tam bir çember olurmuş geride kalan. ama bir şeyler yarım, eksik kalmışsa, uçlar tam kapanamaz, çemberi tamamlayamazmış, ve ne kadar zaman geçerse geçsin üzerinden, inceden batar, kalbimizi acıtırmış o açık uçlar. birisini uçururken de iki ucun arasına bir “acaba”nın sıkışmadığına emin olmak lazım. hele duygusal olarak çalkantılı dönemlerindeyse kişi, yanlış fitilleri ateşleyebilir kırgınlık kıvılcımı.

    sildiğim insanları düşündüm bunları yazarken. çoğu önemsiz -dolayısıyla bu entrynin konusuna girmez-, ama kimi arkadaş, dost bildiğim. kimisi için, aferin diyorum hala kendime, zor ama doğru bir karar almışım, ama kimisinin hiç kapanmayacak uçları.

    beni silen insanlar da oldu. kiminde haklıydı silen, ve hatamın bedelini bir dostu kaybederek ödedim. kimiyse üç beş senede bir arada arar hala, açık kalmış uçları demek. ama haksız yere silinmek de silmenin fitilini ateşleyecek kadar büyük kırgınlık yaratırmış.
  • 36! yaşım değil değil hayatımdan bir anda çıkarıverdiğim insan sayısı :)) zaten şunun şurasında kaliteli sağlıklı yaşayabileceğim 10-15 senem kalmış, bu süreyi gereksiz insanlarla harcamak istemediğim için hiç üzülmeden vicdan yapmadan yaptığım eylemdir.
  • başarılı olabilmek için bazen hayatımızdan bazı insanları çıkartmak gerekir. mesela kimleri mi;

    -işsiz kaldığımızda sevinenleri
    -işsiz olduğunuzu bildiklerinde telefonu açmayanları
    -iş ararken bizden kaçanları
    -işe girince aaa hiç haberimiz olmadı söyleseydiniz daha iyi bir yere yerleştirdik diyenleri
    -çalışırken bey hanım diye seslenip işten çıkınca isme dönenleri

    yukarıda verdiğim örneklerdeki gibi enerjisi kötü olan insanları hayatınızdan çıkartmak için bir an bile tereddüt etmeyin.
  • az önce yaptım son konuşmasını.
    yüzünde yine "off ya sen hep böyleydin zaten" bakışı vardı başlarken.
    "ben bundan sonra seni bir daha asla görmeyeceğim, asla konuşmayacağız ve sen hala beni ikna etmek için en ufak bir çaba bile göstermiyorsun. işte tam da bu yüzden böyle hissediyorum " dedikten sonra bakışları değişti. sonra bişeyler anlattı, hepsini biliyordum. onu o kadar iyi tanıyordum ki neredeyse kelime kelime tahmin etmiştim söyleyeceklerini, söylediklerini... bir ara gözleri doldu sanki ya da bana öyle geldi, öyle olsun istedim, emin değilim bundan, ortam loştu.
    güzel kadinlarla tanışırsın dilerim, dedim. en az benim kadar iyi tanırlar umarım seni, dedim. benden kat kat fazla severler.
    şaşkın şaşkın bakıyordu hala. "beni senin kadar iyi kim tanıyabilir ki?" benim açımdan söylediği tek güzel cümle bu oldu. benimkine benzer temenni cümleleri bile kurmadı ya da kuramadı artık neyse.

    şalımı boynuma doladım, ayağa kalkıp montumu giydim. ayağa kalktı, belime doğru uzandı kendine çekip öpmek için. "hoşçakal" deyip yanından yürüdüm
    geçtim. dimdik attım adımlarımı hiç arkamı dönmedim.
    epeydir kafamda kuruyordum bu anı. sindire sindire bitirmiştim içimde. orada tahminimden daha sakindim ve daha üzgün.
    evet bir zamanlar sevgili olmuştuk ama artık koca insanlardık. çok özeldi arkadaşlığı, varlığı benim için kıymetliydi. ama bitti işte.
    bir yaprak daha koptu hayat ağacından. bir insan daha eksildi hayatımdan.
    sahile vurdum kendimi, yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. sezen söyledi fonda, "ah yüreğim kanıyor her an bişey bitmekte" dedi...
    anneannem aradı o sırada, "gelirken ayva al 2 tane, senin kerevizleri pişireyim de öyle gideyim yarın" dedi.
    sezen'i kapattım, ilk taksiyi çevirdim.
    kapıda görünce "e çabuk geldin" diye şaşırdı. bitti, dedim. koşa koşa sana geldim.
    "iyi yaptın da" dedi, market poşetini boşaltırken, "ayva yerine armut almışsın".
    yani diyeceğim o ki, özel hayattan insan silmek bişey değil de, ayvaları unutmamak lazım. *
  • sevgili küçük emrah bu konuyu bir şarkısında "sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde" şeklinde ifade etmiş, hislerimize tercüman olmuştur.