şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: öys)
  • istanbul universitesi : superman'lik bolumu icin basvuranlarin girdigi sinav.

    uc a$amalidir:
    birinci a$ama ucmak, ikinci a$ama gozlerinden i$in cikarmak, ucuncu a$ama ise telefon kulubesinin aktif kullanimidir.
  • öss puanina göre ön kayit yaptirilarak başvurulabilen, genelde çeşitli iletişim, sanat dallari üzerine eğitim veren okullarin kulllandigi uygulama.
  • tum okullarin ogrencide bulunmasini istedikleri ozellikler farklidir sinavlar genelde 2 asamali olsa da bazi okullar 4 asamali da yapmaktadirlar. zor sinavlardir.
    vakif okullarinin guzel sanatlar fakultelerinde daha ziyade gordugunu cizmeni ve yanina hayalden bir cism eklemeni isterler.
    ornegin bu sene * yeditepe universitesinde ahsap ve deriden yapilmis bir sandalyeyi ogrencilerin onune koyup , gordugun acidan onu cizip yaninada hayalden ciltli, acik duran bir kitap tasarlanmasini istediler kullanilan kagit 35x50 . ayni sekilde kadir has universitesinde ise herkese plastik birer tuzluk verip onun yanina hayalden icinde ki kibritler gozukecek sekilde duran bir kibrit kutusu cizilmesi istendi kagit 50x70di. burda bu okullarin istedikleri gordugunu cizebilme kabiliyeti ve diger hayalden verilen cismin oran orantisina dikkat ederek ve onu yansitan tum ozellikleriyle cizip cizemedigin. bu ilk asamalari gecenlere ise sozlu mulakat yapiliyor ayni zamanda bu mulakatlar burs gorusmesi de oluyor.
    ayni sekilde vakif univerisitesi olan isik universitesinde ise onceki senelerde mimar sinan universitesinde sorulan soruya benzer olarak bisikletli genc, simitci adam, bebek arabasiyle bebegini gezdiren anne sokak mekaninda 35x50 kagit verilerek cizilmesi istendi burda da onemli olan sokak mekanini ozellikleriyle verebilmek, bisiklet, simit arabasi ve bebek arabasi gibi tekerlekli araclarin perspektiflerini ve tabii ki de insan anatomilerini iyi verip verememek onemli, bu asamayi gecenler mulakata cagirildilar ama mulakattada tekrar cizim yaptirdilar herkes kendi otoportresini ve ona bir gozluk tasarlayarak cizdi kagidin altinada istediginiz bolumu neden istediginizi anlatan kucuk bi paragraf yazilmasi istendi.
    bunlarin aksine devlet universitelerinde ise isler biraz daha zor mimar sinan universitesine bu sene 3.500 kadar ogrenci girdi ve ilk sinav sabah ve oglen gruplarina ayrilarak yapildi. sabah sinava girenlere bi galeride resim asan bi adam, ona yardim eden bi bayan figur ve bi sanatcida onlari yonlendiriyor sorusu 50x70 kagida cizildi burda kompozisyonu oturtmak, tonlama, insan anatomileri, portreler, galeri mekani ve oran oranti on planda ve zaman tum sinavlarda ki gibi 3 saat. oglen gruplarinada 2 sokak calgicisi ve onlari fotograflayan bi kadin soruldu bu asamayi gecenler tercih ettikleri bolumlerin bolum sinavlarina girdiler ve 2 sinavin puaniyla oss puaninizin ortalamasi alinarak kazananlar aciklandi.
    marmara universitesinin ilk asamalarinin hepsinde de farkli farkli isler yapan eller soruldu ve kendi elini model olarak kullanabilecegin soylendi, 2.asama bolum sinavi ve 3.asamada mulakat ama mulakatta okul portfolyo getirilmesini istiyor.

    yani guzel sanatlar sinavlarina ciddi zaman ayirip, onemseyip girmeniz gerekli, ossyi kazanamadim birde bunu deneyim diye dusunup girenler hayal kirikligina ugrarlar ki sinavlarda cok var boyle tipler.
    tek bir seye odakli yani sadece mimar sinana odakli degil tum okullarin sinavlarina yonelik calismak gerekir cunku mimar sinan en zor sinavlari yaptigi icin herzaman kazanma sansi daha dusuk ama diger okullarin sinavlarinada hazirlanilirsa onlarda daha cok basarili olma imkani var. 2 yildir hazirlaniyorum ben kesin gecerim diyenlerin hic bir yer kazanamadigi, ben dogustan yetenekliyim diyeninde hic bir yer kazanamadigi oluyor o yuzden isi ciddiye alip iyi calismak gerekli.

    mulakatlarda sanat tarihinden soru sorulabiliyor o yuzden sanat tarihide bilmek gerekli bunun icin en iyi kitap sanatin oykusu
    sinav zamani iyi bi psikoloji lazim bi okuldan gecemedigini ogrenince hayal kirikligi yasamak yerine bir daha ki okulun sinavina daha iyi hazirlarak gitmek ve kendine olan guveni kaybetmemek gerekli.

    sinava hazirlanmak icin kursa gidecek olanlarin en az 1 sene onceden baslamalari gerekir ki istedikleri yeri kazanabilicek donanima sahip olsunlar ve kurs secimi cok onemli ilk basladiklari yere degil en az 2-3 kurs gezerek dusunup , arastirip oyle baslamalilar.

    (bkz: hadi bakalim kolay gelsin)
  • genellemeler doğru olmasa da pek çok yer için geçerli tanımı (bkz: özel torpil sınavı)
  • aslında bu konu hakkında yazmak için çok geç kaldım, çünkü sınavlara çok az kaldı. sözlükte el atmadığım konulardan birisiydi, mutlaka yazmam lazımdı. yazayım, belki okuyanlara lazım olur.

    öncelikle torpil diye bir şey yok unutun. kazanamayanların uydurması o. varsa da çok nadirdir, bir kişi falan olabilir. onu da sanmıyorum. bunlar standart "türk" kafasıdır, kendimizi zayıf göremediğimiz için o zayıflığı başkalarına yükleriz. futboldaki çok standart hakem muhabbeti gibi. kazanamadıysanız sebebi bir çok şey olabilir ama torpil olamaz.

    kurs meselesine gelince; kursa mutlaka gidin ama hayatınız kurs olmasın. kurs çok önemli, orada desen çizmeyi öğreniyorsunuz. bir kere gidin, adam gibi gidin, neyin ne olduğunu öğrenin yeter. ondan sonra kendi yolunuzu kendiniz çizersiniz. senelerce kursa giden adamlar var. gerek yok. başıma gelenleri, nasıl girdiğimi de anlatacağım.

    ben 4 kere sınava farklı okullarda sınava girdim, gsf kazanmaya çalıştım, 4 senenin sonunda ancak "istediğim bölümü" kazanabildim. başarımı "kısmen" kendi çabamla gerçekleştirdim. ilk sene okulların açtığı kursa gitmiştim. sonra o sene hezimet. ikinci sene tekrar kursa gittim, yeniden hazırlandım, yine hezimet... hacettepe'nin bölüm başkanı olan hasip bilmemkim o zamanki çizimlerime bakıp bunlar çöp, işe yaramaz demişti. hayatımın gazını da galiba o verdi. o an ben bu işi beceremiyorum deyip çizmeyi bıraktım. resim çantamdaki bütün çizimleri de çöpe attım. o sene de efendi efendi mühendislik bölümüne gittim.

    sonraki sene hiç hazırlanmadım, arada sırada eskizler yaptım, arkadaşlarımı çizdim. okulda kantinde falan. sonra sınava girdim, resim bölümünü kazandım. gitmedim. epey sonra anladım ki bu bir hataymış. neyse devam edelim; ben bundan aldığım gazla çizmeye devam ettim. ama doğru düzgün çalışmadım. sınavdan önceki son bir iki ay, ne kadar arkadaşım varsa oturttum karşıma saatlerce çizdim. en kalabalık kafelerde sinsi sinsi oturup hızlı hızlı eskizler yaptım. caddelerde falan kalabalık yerlerde hızlı skeçler yaptım. güzel sanatlardan da bir arkadaşım olmuştu, onun da yararları oldu. ve işte o sene istediğim ve girmesi zor olan bölümü kazandım.

    yaşadıklarımdan çıkarttığım tavsiyeler şunlar;

    kursa gidin, ama ihtiyacınız kadar gidin, çalışma ortamınız yoksa gidin.

    kurs size tarz kazandırmıyor, desen nasıl çizilir onu öğretiyor. iyi bir hocanız varsa o da size kendi tarzını aşılıyor. bu ksımen iyi bir şey çünkü bütün tarzlar taklitle başlar.

    ama sonunda tarzınızı kendiniz oluşturacaksınız ve bu da zaman alacak, o yüzden sabıra ve çalışmaya ihtiyacınız var.

    kafelerde oturun çizin, caddelerde banklara oturun çizin, her yerde çizin. çok hızlı skeçler çizin, çizginiz çok gelişir.

    her girdiğim sene başka bir taktik deniyordum, birisi diyordu ki açık renkli çiz, birisi diyordu ki koyu çiz, birisi diyordu ki tarama yapma, birisi diyordu ki lekesel çalış vs vs. en sonunda kimseyi dinlemedim, eh yeter be deyip canım nasıl istiyorsa ortaya karışık öyle yaptım, ondan sonra kazandım. siz de canınız ne istiyorsa onu yapın, başkalarını dinlemeyin.

    ölçü al al nereye kadar, desene yeni başladıysanız ölçü alarak çizin, oranlara alışmak için önemli. ama en güzeli gözü geliştirmektir. önce çizin, sonra kontrol etmek için ölçü alın, gözünüz gelişsin. ölçüyü kafanızda canlandıracak hale gelin, kafanın vücuda oranı veya gövdeye oranı için ölçü almaya gerek yok mesela. ya da konturlerin oluşturduğu şekillere bakarak da fikir yürütebilirsiniz(hani ellerim belimdeyken, kollarım ve gövdem arasında kalan iç konturlar ikizkenar üçgen şeklindedir ya), bunun gibi onlarca geometrik detaya bakarak hatları kafanızda canlandırabilirsiniz.

    çizdiğiniz şeye baktığınız şeyden daha çok bakmayın. çok bakın az çizin, öz çizin.

    sınavda veya çalışırken, çizgilerin üzerinden geçmeyin. çizginin samimiyetini bozar. ustalıkla saklamadıysanız bakan kişi o çizginin çakma olduğunu hemen anlar. sizi seçecek insanlar sizin çizginize bakacak. hele kesin kesik kesik sakın çizmeyin(bunları demin anlattığım ve kimseyi dinlemeyin dediğim sınav-desen taktikleriyle karıştırmayın, bu anlattıklarım başka, elma ve armut meselesi). beyninizin elinize ne kadar hakim olduğu, elinizin kaleme ne kadar hakim olduğu, ne kadar düzgün çizebildiğiniz bu şekilde belli olur. sonrasında ister koyu çiz, ister açık çiz, ister tarama yap, ama çizginin samimi olması gerek.

    desene abanıp imgeseli sallamayın. imgesel de çalışın. asıl sınav ilk aşamayı geçtikten sonra başlıyor. imgesel çalışırken bol bol figür çizin. sınavlarda genelde saçma sapan objeler verip veya gösterip onların kullanıldığı bir kompozisyon isteyecekler. ama imgeselin ucu açık olduğu için en iyi çizebildiğiniz şey neyse o verdikleri nesneleri ona uyarlarsınız. atıyorum çok mükemmel araba mı çiziyorsunuz? gelen nesneler ne; kürek, patates ve mum mu mesela? arabanın camını kürekle kırmaya çalışan bir hırsız, arka planda çöp kutusu, çöp kutusunun dışında patatesler ve patates kabukları, arabanın bir kaç metre ilerisinde iki tane çocuk birisi elinde mum tutuyor, arkalarına dönüp korkuyla ne oluyor diye bakıyorlar. sokakta loş ışık. alın size kompozisyon şimdi uydurdum. zaten uydurduğunuz şeyin önemi yok, konuyu düşünmeyin, kimse konuya bakmayacak, nasıl bir layout ve sahne tasarımı yaptığınıza, bu sahne içinde nasıl çizdiğinize bakacak.

    girmek istediğiniz bir bölümü kazanamadınız ama başka bir bölüm mü kazandınız? mutlaka gidin. neden? çünkü bütün gsf bölümlerinde ilk sene desen dersi var. artı olarak da gsf ortamında hocalar, arkadaşlar kısaca sizin gelişiminizi sağlayacak ortam var. ha okula girip rehavete de kapılabilirsiniz, o da sizin bileceğiniz iş. ama bence gidin.

    bakmayın görün!

    son olarak mutlaka farklı insanlardan görüş alın. gidin girmek istediğiniz fakültedeki hocalara desenlerinizi gösterin, utanmayın. sizinle ilgilenmek onların işleri. ama benim gibi kaslı adam çizip götürmeyin kalbiniz kırılmasın.
    neyse, başarılar diliyorum.

    not: bu sırada bendeniz, ilkokul yıllarında resim yarışmalarında ard arda birinci olmuş, orta okulda karikatür yarışmalarından kazandığı paralarla bilgisayar alan bir insan idim. yani çalışmadan yetenek karın doyurmuyor.

    edit: vakıf üniversitelerinin kendisi torpilden oluşmakta zaten. tutup da bana vakıf ünv. örnek gösterip torpil var hacı demeyin, anlamsız oluyor.
  • tiyatro sınavları hakkında bir iki kelam etmek istediğim.

    ülkemizde tiyatro çok iyi bir yere doğru gitmiyor. şehir tiyatrolarının durumu ortada, devlet tiyatroları gitti gidecek. geleceği çok parlak değil. naçizane tavsiyem, oyunculuk denilen şey için eğitim almak şart. evet, ama bu konservatuvarda olmak zorunda değil. tiyatro yapmak isteyen, ama gerçekten yapmak isteyen biri, zaten peşini bırakmaz. puanı yetmiyor diye sınava giriyorsa da, bi yürüsün gitsin!
  • torpil hadisesinin gayet olduğu sınav türleridir ancak işin ucu sanata ve sepete bağlandığı için çeşitli esneklikler ve estetikler dahilinde vuku bulur çoğu zaman.

    halen ve o vakitler de bir müzik okulunda okumama rağmen başka bir müzik okulunun özel yetenek sınavına girmiştim. amacım okuduğum ve belki de hiç bitiremeyeceğim dünyanın en köhne müzik okulunu bırakıp daha modern standartlarda bir eğitim yuvasına kapak atmaktı. hedeflediğim okulun hangi okul olduğuna, burs imkanlarına ya da ne bölümü istediğime pek değinmeden olanları anlatayım;

    kazandığım evvelki okulun bana çok ters geldini anlamak için bir yıl o kadar yeterli gelmişti ki o okul, bölüm ve müdür hakkında sözlüğe yazdıklarım dikkat çekmiş ve sözlükte kimlik bilgileriyle yazmak konusunda kendimi darlamadığımdan ötürü de uyarı cezaları almıştım. "ben bu okulu bitiremem arkadaş" safhasına geldiğim için ve hem kafa olarak hem de artık içinde olduğum durum olarak başka bir okul fikri aklıma pek bi yatar olmuştu. halihazırda bir müzik okulunda kaydım vardı ve bu da şu demekti bir başka müzik okulunun sınavına ders yılı içinde de gördüğüm dersler hasebiyle fazlasıyla hazırdım. ayrıca laf aramızda hayvan gibi de bir dosyam var. yabancı radyo programlarında yayınlanan parçalarımın podcastinden tutun, daha o yaşta yayınladığım albüme dair yapılan onlarca kritiklere kadar. ayrıca bu kazanmayı hedeflediğim okul tam benim işlerin kafasında eğitim veriyor, müziği-sanatı-estetiği sorgulatıyor.

    herşey çok yerinde ve güzel gidiyor. bilgi ve yeterlilik sınavlarını geçiyorum, mülakatı da keyifle bitiriyorum.

    lakin mülakatta benim sınav sürecimle hiç alakası olmayan ve sonrasında bir tesadüfle öğreneceğim şeyler oluyor. şöyleki mülakata her aday adının ilk harfinin alfabetik sıralamadaki yeri baz alınarak çağrılıyor ve sınav süreci de buna göre düzenleniyor. ancak adının ilk harfi benim adımın ilk harfinden 14 harf sonra gelen çıtı pıtı bir kız, listedeki düzeni bozduğu her halinden belli olan bir kargaşayla sınava ilk giriyor. bu arada adım da a harfi ile başlamıyor. tabi kimse kimsenin adını bilmediği için pek sallanmıyor bu durum. ben de sonradan öğreniyor olacağım zaten. fakat esas şenlik kız mülakattan çıktıktan sonra oluyor. nasıl sevinçli nasıl sesli sesli gülüyor. sanki girmiş ve kazandığını söylemişler! o ortamları bilen anlayacaktır nasıl sinir bozucu br durum olduğunu. homurdanmalar eşliğinde kaynayan bu durum değil elbette mevzubahis entrynin tek konusu.

    bu olaydan birkaç gün sonra kızı hiç samimi olmadığımız bir arkadaşımla sarmaş dolaş görüyorum. a naber, nasıl gidiyor, memnun oldum, ben seni o gün sınavda gördümdü çok mutlu çıkmıştın ehehe'den sonra bir şekilde bu pek samimi olmadığımız çocukla yalnız kalıyoruz ve çocuk, jürinin kıza okulu kazandığını zaten mülakatlar sırasında söylediğini ağzından kaçırıyor. sürecin nasıl ilerlediğinden haberi olmayan eleman nasıl bir bok yediğinden habersiz, ben ise büyük işkiller içinde ayrılıyoruz ve bir daha da karşılaşmıyoruz. öğrendiğim bu havadis acayip kafama takılıyor çünkü sınava ilk giren birine sen nasıl kazandığını söyleyebilirsin ki? diyelim ki bu zamana kadar böylesini görmedin, be hıyarağası nereden biliyorsun ardından dinleyeceğin 60-70 kişi içinden bu kızdan iyi birinin çıkıp çıkmayacağını, diyerekten yer yer köpürüyor yer yer yok canım olamaz öyle şey diyorum ve bekliyorum sonuçların açıklanmasını.

    ve büyük gün, sonuçlar açıklanır. ben yüzde elli burs kazanırım ancak zerre para çıkamayacağım için dandik okuluma devam etmek zorunda kalırım. bahsini yaptığımız hatunsa yüzde yüz burs listesine ikinci sıradan girmiştir.

    devamı daha saçma. o yılın cinsel kimlik sorunu yaşayan, feministçi bölüm başkanının toplu sekse denge getirmek istercesine kurduğu hesaba göre bölümdeki erkek kız oranını dengelemek gibi bir çabası olduğunu eski öğrencilerinden duyarım... başta saçma gelmişti ama bölüm başkanlığı yapıp bu pozisyondan ayrıldığı o yıl bursla okula giren dişi sayısı yüzde elliye yakındı. bu mu oran diyebilirsiniz, öyleyse sınava başvurularda oranın 20/1 erkeklerin üstünlüğünde olduğunu ekleyebilirim. ayrıca o yıldan beri takip ettiğim kadarıyla hiçbir dönem bahsettiğimiz dönemdeki kadar çok kız öğrenci alınmamıştır ve zaten bölüm başkanlığı da ertesi yıl el değiştirmiştir.

    velhasıl kelam, özel yetenek sınavlarında torpil vardır ve bu bazen adaydan bile habersiz gerçekleşir zira sanat eril-dişil ve hatta ötesi fark etmeksizin bir hormon olayıdır.
  • tiyatro şubesi için konuşmak gerekirse, ışığı görenin girdiği, ışığı görsünler alırlar mantığının hakim olduğu sınavlardır.