şükela:  tümü | bugün
  • microsoft turkcesinde customizationun karsiligi olarak da kullanilan kelime.
  • devletin islevleri denetleme ve yargi degildir, yasama yurutme ve yargidir. ayrica her devletin en onemli gorevlerinden ikisi, vatandaslara egitim ve saglik hizmeti sunmaktir. ancak, bir devletin ozunde yerine getirmesi gereken seye topluca sosyal fayda yaratmak da denebilir. bunun kisaca anlami sudur: devlet bir ekonomik etkinlikten zarar etse bile, o faaliyet vatandasa fayda sagliyorsa surdurulmelidir. bu arada akilcil yaklasimlarla kar edilen etkinlikler de planlanir. ama, "bu pantalon bu adama kisa geliyor" diye, adamin bacaklarini kesmek salakliktan ote bir sey degildir. pantalonun pacalarini uzatmanin yollari aranmalidir.
  • devlet malının umumi olmaktan çıkartılıp özel sektöre transfer edilmesi.
  • bu seneki ozellestirme hedefi 4 milyar dolar olarak aciklanmistir. ayrica imkb, istanbul altın borsası, milli piyango idaresi, boğaz köprüleri ve otoyolları ozellestirme kapsaminda olacaktir.
  • di$gucler dayatmasi altinda cumhuriyet varliklarinin ve miraslarinin ucuza elden cikarilmasi riski ta$iyan eylem. bazi sektorlerde eylemin kendisi desteklenebilse de turkiye'deki uygulani$ bicimi son derece suphe cekicidir.
  • bir dönemin ünlü özelleştirme idaresi başkanı uğur bayar ile popüleritesi artan ve herkesin konusmaya basladıgı kavram.
  • turkiyede bir dönem özallaştırma olarak algılanması neye dalalettir acaba?
  • eski başbakanlık kamu ortaklığı idaresi başkanvekili süleyman yasar'in türkiye'de özellestirme hakkinda radikal'de (05/06/2004) cikmis yazisi:

    iktidarın bahanesi: hukuk
    özelleştirmede başarısız kalan hükümet, 'hukuki altyapısı yok' diyor. halbuki bu iddia doğru olsa, bugün hazine'nin ve merkez bankası'nın mevcut hukuki altyapılarıyla çalışamaması gerekir

    süleyman yaşar
    tüpraş hisselerinin blok satışı iptal edildi. özelleştirme idaresi, 10'uncu idare mahkemesi'nin verdiği iptal kararını temyiz etmek için danıştay'a başvuracağını açıkladı. şimdi tüpraş'ın satış fiyatı, alıcının kimliği ve satış işleminde rekabetin oluşup oluşmadığı tartışılacak. yargıyla özelleştirmenin sorunu devam edecek ve eskimiş sözler tekrarlanacak; ' özelleştirmenin hukuki altyapısı yok!'
    gerçek şu ki, türkiye'de özelleştirmenin bir türlü yapılamamış olmasının, hukuki altyapıyla bir alakası yok. çünkü, özelleştirmenin hukuki altyapısı, maliye bakanlığı'nın, hazine müsteşarlığı'nın ve merkez bankası'nın hukuki altyapısından çok daha sağlam. bugün maliye bakanlığı hâlâ bir kanun hükmünde kararname'yle yönetiliyor. hazine müsteşarlığı'nın mevzuatı darmadağınık. yetkisi, görevi nedir tam belli değil. hazine müsteşarlığı ve merkez bankası aleyhine, imf ile yaptıkları anlaşmalar için anayasal veya yasal dayanak yok diyerek yargıya başvurulsa, kesinlikle 'stand-by anlaşmaları' yasalara aykırı bulunur!
    oysa özelleştirme, sağlam bir anayasal dayanak ve kanuna sahip. ayrıca, özelleştirme aleyhine yirmi yıldır yargıya yapılan itirazlardan oluşmuş zengin bir içtihat birikimi de var. dolayısıyla hukuki altyapı eksikliği söz konusu değil. öyleyse sorun nereden kaynaklanıyor?

    sorun iktidarın bakışında
    sorun, siyasi iktidarın özelleştirmeye bakışından kaynaklanıyor. akp iktidarı birbuçuk yılı geçen icraatında petkim, tekel-sigara ihalelerinde hüsrana uğradı, şimdi de tüpraş'ta gelgitler yaşıyor. bunun nedeni, hükümetin işi ciddiye almamasıdır. belki de amacı özelleştirme yapmak değil. bu kanıya varmamızın nedeni, yakın tarihte çıkan bir kararname.
    bu kararname, kit'lerin, hazine'ye sormadan borçlanmasına imkân tanıyor. bunun anlamı, özelleştirme yapmayacağız demekten başka bir şey değil. çünkü, kamu finansman dengesini bozup ülkeyi krize sürükleyen süreç bugüne kadar hep böyle kit'lerin kontrolsüz borçlanmasıyla oluştu. yine aynı kapı açılıyor.
    aslında türkiye'de özelleştirme, dünyaki gelişmeler eşliğinde devlet politikası olarak ortaya çıkmıştı. kamu hizmetine talebin artması karşısında, ekonomi bürokrasisi, bu talebi kamu finansman kaynaklarıyla karşılamanın artık mümkün olmadığını görmüş ve özelleştirmeyi gündeme getirmişti. bundan böyle kamu hizmetini tüketen bedelini de ödemeliydi, aksi takdirde devletin varlığı tehlikeye girecekti.

    karşı çıkan üçlü
    ama o gün bugün politikacılar, sendikacılar ve bir kısım bürokrat özelleştirmeye karşı durdu. çünkü bu üçlünün, hayatlarını eskisi gibi sürdürebilmesi için, bedelini ödemeden tüketmeye devam etmeleri gerekiyordu. dolayısıyla bu üçlü, yargıyı, özelleştirmeyi engellemek için kullanacakları bir araç olarak gördü. kit'lere mal satan ve kit'lerden mal alan işadamları da bu üçlüye gizli destek verdi. özelleştirme hukukun labirentlerinde nasıl çıkmaza girdi derseniz... yargının özelleştirmeye karşı dayanakları vardı. çünkü türk hukukunda 'piyasa ekonomisi ve özel mülkiyet' henüz kurumsallaşmamıştı. kararları ideolojik görüşlere uydurmak kolaydı. bir örnek; 1984 yılında halkçı parti başkanı necdet calp, özelleştirmenin atatürk'ün iktisadi devletçilik görüşüne uymaması nedeniyle anayasa'ya aykırı olduğunu iddia ederek anayasa mahkemesi'ne başvurdu. anayasa mahkemesi konuyu inceledi; 'atatürk'ün iktisadi görüşleri katı ve doktriner olmayıp, ülke koşullarına uygun politikalar izlenmesine açıktır. başka bir ifadeyle, ülkeyi geri kalmışlıktan kurtarmak için şartlara göre kamu kesimine veya özel kesime ağırlık verilmesinin bu görüşlere ters düştüğü söylenemez.
    öte yandan, çok partili demokratik rejimi benimseyen anayasa'mızda, anayasa ilkelerine ters düşmemek koşuluyla iktidarların ekonomi alanında müdahaleci veya liberal bir politika izlemelerine bir engel bulunmamaktadır... dolayısıyla özelleştirme anayasamıza uygundur 'diye karar verdi. (karar sayısı 1985/4) o tarihte, anayasa mahkemesi'nin başkanvekili semih özmert'ti. ardından 1994'te anayasa profesörü mümtaz soysal'ın, 'elektrik tesislerinin özelleştirmesi anayasa'ya aykırıdır' başvurusu üzerine anayasa mahkemesi bir başka karar daha verdi. 'kamu hizmetlerinin ancak devlet eliyle yürütüleceği, elektrik üretiminin bir kamu hizmeti olduğu, dolayısıyla özel sektörün kamu hizmeti veremeyeceğine...... bu nedenle elektrik tesisleri özelleştirmesinin anayasaya aykırı' olduğunu ilan etti. (karar sayısı 1994/42-2) bu tarihte de anayasa mahkemesi başkanı yekta güngör özden'di.

    iki ayrı yargı kararı
    aynı mahkemenin özelleştirme konusunda iki farklı karar vermesi, özelleştirmeye hukuki açıdan değil, ekonomiye ideolojik açıdan bakmanın bir sonucudur. ayrıca 1994'teki karar oldukça çelişkilidir, bu karara göre elektrik üreten her şey, 'kamu hizmeti' kavramı içine giriyor. böylece bir otomobilin aküsünün ürettiği elektrik bile, kamu üretimi içine alınmış oluyor. işte bu ideolojik bakış, özelleştirme karşıtlarınca iyi kullanılıp, özelleştirmenin hızını kesti. bu yavaşlık, siyasilerin işine geldiği gibi, karşılarında rekabet edecek bir firmanın olmasını istemeyen bazı güçlü işadamlarının da işine yaradı.
    böylece biz, bizden on yıl sonra özelleştirmeye başladıkları halde bugün özelleştirme programlarını tamamlamış olan polonya'nın, rusya'nın, romanya'nın bulgaristan'ın macaristan'ın gerisine düştük. eski sosyalist idareciler ülkelerini hızla piyasa ekonomisine dönüştürdüler, yabancı sermayeyi ülkelerine çektiler, vatandaşlarına çalışacakları yeni işler buldular, yeni istihdam alanları yarattılar.
    ilginçtir, bizde de bülent ecevit özelleştirmede en başarılı karneye sahip oldu. ecevit son 20 yılın tek sol görüşlü başbakanı olmasına rağmen en başarılı özelleştirmeleri yaptı. iki yılda 6.4 milyar dolarlık özelleştirmeyle, son yirmi yılın başbakanlarını büyük farkla ardında bıraktı. mesut yılmaz ise 2.7 milyar dolarla ecevit'ten sonra özelleştirmede ikinci olurken , üçüncü sırada turgut özal 1.5 milyar dolarla yer aldı. onu 1.3 milyar dolarla tansu çiller takip etti. süleyman demirel 611, tayyip erdoğan 572 milyon dolarla beşinci ve altıncı. yedinci yıldırım akbulut 486 milyon dolar, sekizinci necmettin erbakan 436 milyon dolar, dokuzuncu ise kısa bir süre başbakanlık yapan abdullah gül 124 milyon dolarlık özelleştirme yapabildi. bu rakamlar, piyasa ekonomisini savunduğunu söyleyen başbakan erdoğan'ın, solcu eski başbakan ecevit'i geçmesi için uzun bir yol kat etmesi gerektiğini gösteriyor. ecevit, erdoğan'ın on iki katı özelleştirme yapmış.

    başarı'nın nedenleri
    ecevit'in başarısı nereden geliyor diye sorulabilir. özelleştirme cesaret ister. çünkü karşınızda büyük çıkar grupları var. ecevit çıkar gruplarına karşı cesurdu, çünkü seçim finansmanını partinin kaynaklarının dışına çıkmadan yapıyordu. bu nedenle ecevit özelleştirmede en başarılı başbakan oldu. ülkemizde hâlâ demirden kömüre, çaydan şekere, kâğıttan bankacılığa, mal ve hizmet üretiminin büyük bölümü devlet tarafından yapılıyor. dolayısıyla ülkemizde zenginleşmenin yolu hâlâ, yaratıcılıktan, yeni mal ve hizmetler keşfetmekten değil, devlete yakın durmaktan geçiyor. çıkar grupları bu nedenle politikacıları kuşatıyor. özelleştirme yapmak, bu menfaat kuşatmasına cesurca karşı koymayı gerektirir. eğer bu menfaat kuşatmasına karşı koyamıyorsanız, şimdi olduğu gibi kit'lerin borçlanmalarını tekrar serbest bırakırsınız. kamu bankalarının özelleştirmesini durdurup, şimdi olduğu gibi çıkar gruplarına ucuz kredi vermeye başlarsınız. bütün bunlar da, akp hükümetinin geçmişteki diğer sağcı hükümetler gibi devletçi ekonomiyi büyütmekte kararlı olduğunu gösteriyor.

    süleyman yaşar: yeditepe üniversitesi öğretim görevlisi, eski başbakanlık kamu ortaklığı idaresi başkanvekili

    http://www.radikal.com.tr/…=118491&tarih=05/06/2004
    http://www.milliyet.com.tr/…4/06/08/yazar/uras.html

    tekel, telekom, tüpras özellestirmelerinde gelinen nokta:
    http://www.milliyet.com.tr/…4/07/13/yazar/uras.html