şükela:  tümü | bugün
  • sonsuz bilgiye ve güce sahip tanrı kavramı ile insanların özgür iradeye sahip olma olgularının çelişmesi durumudur. bu klasik belki de biraz bayat bir tartışma konusu olabilir ama dün akşam arkadaşla konuşurken akıllı ve bilgili bir din adamının direnmek için bir kaç manevra alanı olduğunu farkettik. muhabbeti simule edelim:

    - bak din adamı kardeş. tanrı muhteşem ve herşeyi biliyo, görüyo değil mi. geleceği de görüyor. yani daha big bang olurken 5 milyar yıl sonra kosovadaki savaşta sırpların bebekleri kesip annelerine yedirdiklerini de görüyor. ve bu işi yapan o askerin küçükken nasıl yetiştiğini falan da görüyo biliyo. benim bu yazıyı bu zamanda yazacağımı falan da biliyodu. ee nerede peki bizim özgür irademiz? bana çizilen bir şey var onu yapıyorum anasını satayım.

    - hmm, senin neleri seçeceğini biliyor ama ona müdahale etmiyor ki? en başta yaratmış sonra kendi haline bırakmış.

    - lan olur mu öyle şey! nasıl müdahale etmiyor? daha taaa en başta tanrı dünyayı yaratırken, biz diyelim big bang sen de kutsal yaratılış falan, bu olayın olduğu anı düşün. bilmemne atomuyla bilmemne atomunu yanyana koyarken görmüyor mu tanrı 5 milyar yıl sonra ne olacağını? ee benim ne yapacağımı belirlemiş oldu işte, benim ne gibi bir katkım var bu duruma? o atomları farklı bir tepkimeye soksa başka bir şey olacak belki ama yine olacakları tamamen o belirlemiş olacak.

    - ama sen şimdi deterministik bir evren modelinden bahsediyorsun. halbuki olay tek bir çizgiden ibaret değil. kuantum muantum biliyorsun, sonsuz tane seçenek var. her zar atışımızda evren 6 farklı yola daha bölünüyor. yani bir kader çizgisi değil de giderek genişleyen ve sonsuza giden bir kader ağı gibi düşünmen lazım olayı. senin hangi yoldan gideceğini belirlemiyor işte. olasılıklar koymuş, sen bir tanesinden gidiyorsun.

    - olur mu bir tanesinden gidiyorsun! hepsinden gidiyorum ben. istediği kadar birbiri içinden ayrılan ağ gibi olsun, hepsi kendi içerisinde bir çizgi. şu anda akıllı uslu şirketinde sözlüğe entry giren bir adamsam, başka bir olasılıklar zincirinde hedefini öldürmeye giden kiralık katilin tekiyim. ve muhteşem güce sahip tanrı o olasığı da görüyor ve biliyor.

    - neden kiralık katil değilsin o zaman şu anda?

    - çünkü bilincim sadece bir tanesinde olabilir, o da bu. başka bir tanesinde olsa neden diğerinde değil derdik.

    - ama senin bilincinin hangisinde olacağını o belirlemiyor. her olasılık ayrımında bir tanesine random gidiyorsun.

    - random mu gidiyorum? hadi öyle oldu diyelim özgür iradem mi oldu böyle hahaha! istemiyom la öyle özgür iradeyi. random da gitmiyorum ayrıca. sonsuz güce sahip olduğu için sonsuz ihtimalin sonucunu da görüyor olması lazım. hepsini yine kendi isteyerek yapmış oldu taa en baştan. neyse salla yaa. gidiyom ben, bi soğuk arjantin çakayım. geliyon mu?

    - yok

    - hehe, istesen de gelemessin olm. hehe! içemessin sen içki. neyse bana daha güzel bir yol çizmiş en azından bari şükredeyim...
  • (bkz: #13325426)
  • olmadığına inandığım paradokstur. tanrının olacakları biliyor olması kişinin neyi seçeceğinden bağımsızdır. tanrı yalnızca kişinin zamanı gelince neyi seçeceğini bilir. bir yol ayrımına gelindiğinde tanrı kişinin hangi yolu seçeceğini bilir evet, ancak o seçimi yapma işi bireyde ve onun özgür iradesindedir. kısaca tanrı sen onu yapmadan önce ne yapacağını biliyordu diye senin yolunu çizmiş olmaz, sadece senin çizeceğin yolu en başından beri bilir.
  • teist argümanlarda tanrının sadece bilen değil aynı zamanda o bilineni var eden olduğu dikkate alınmadıkça, bertaraf edilmek istenirken kadir-i mutlaklığın zedelenmesine neden olan paradoks.
  • henüz tam çözemediğim paradokstur. ancak hakkında birkaç kelam edebilirim. öncelikle paradoks tanrı ve özgür iradeden ziyade tanrı'ya atfedilen mutlak alimlik ve mutlak kadirlik sıfatlarıyla, tanrı'nın mutlak ve mükemmel olmasıyla alakalıdır. öyle bir tanrı'ya inanmayanlar için paradoks filan olmayacaktır.

    st. augustine ve boethius bu paradoksu şöyle formüle eder:

    (1) eğer tanrının, s nin a yı yapacağına dair bir önbilgisi varsa, s nin a yı yapması zorunludur.
    (2) eğer s nin a yı yapması zorunlu ise, o halde s, a yı yapmakta özgür değildir.
    (3) eğer tanrının s nin a yı yapacağına dair bir önbilgisi varsa, o halde s, a yı yapmakta özgür değildir.

    mesele hakkında boethius'undan, luis de molina ve ockham'lı william'ına kadar birçok kişi birşeyler söylemiş. yani ismini zikrettiklerim başlıcaları ve yenilerden de var ancak ben farabi'den gireceğim mevzuya.

    farabi (ve aslında ockham'lı williamda) tanrının a kişisinin ne yapacağına dair önbilgisinin, a kişisinin eylemini zorunlu kılmayacağını söyler. olaya kavramsal açıdan yaklaşılmış mıdır evet ancak bu da bir çözümdür.

    farabi'nin, ilahi bilgi ile insanın özgür iradesinin bağdaşmadığına dair görüşlerin karşısındaki fikirleri ise şudur: "bir şeyin, bir şeyden zorunlu olarak gerekmesi, gereken şeyin kendinde zorunlu olması gerek değildir." yani, zorunludan zorunlu olarak çıkan şey, zatı itibariyle zorunlu değil mümkündür. farabi'nin örneğiyle açıklayacak olursak; "yarın yağmur yağacak ve zeyd yolculuğa çıkacak." sözüne bakalım. bu doğru sözde, zeyd'in yolculuğa çıkması gerekli olur ancak imkan ortadan kalkmaz. yani onun yolculugu kendi zatında zorunlu hale gelmez. peki zeyd'in yolculuğa çıkmaması imkansız olur mu? bunu imkansız yapan şey, onun yolculuğa çıkacak olmasıdır. yoksa imkan ortadan kalkmaz. özetle bir tarafıyla zorunlu, bir tarafıyla mümkün olan bir fiil için zorunlu demek doğru değildir. insan bir fiili yaparken, zorunlu varlığın egemenliği altında, ancak o fiili mümkün bir varlık olan kendisi vasutasıyla icra alanına çıkarır.
  • yoktur.

    tanrı'nın olan ve olacak herşeyi bildiği tezinden yola çıkarsak ve bunun yanında insanın da özgür irade sahibi olduğunu bildiğimizi de varsayarsak,
    tanrı'nın aslında insanın kendisi olduğu ve bunun farkında olamadığı gün gibi açıktır.

    şöyle ki;

    insan geçmişini hatırlayabilir, en azından bu yetiye sahip olduğumuzu hepimiz biliyoruz. gerek genetik kodlamalarla, gerekse yaşam boyunca hafızamızda yer edenlerle bu mümkün görünmekle beraber, zor bir durum olduğu konusunda hemfikir olduğunu düşünüyorum insanların.
    bunun yanında, insan gerçekten istediği taktirde geleceğine yön verebilen bir varlıktır.
    hem beynimizin sınırlarını bildiğimizi hangimiz iddia edebilir ki?

    evet, özgür irade ve tanrı bir paradoks değildir çünkü o özgür iradenin sahibi tanrı, insanın bizatihi kendisidir.

    bunun aksini ispat etmek isteyen birisi bana desin ki; ''tek gerçek sen değilsin bu dünyada, bak bu da gerçek.''

    yalnız o gerçeğin kanıtlanması gerekiyor önce. öyle, ''elle tutulabiliyor ya yetmez mi?'' tarzı argümanlar birşeyin gerçek olduğunu ispat etmez.

    madem tanrının kanıtı inanmak, isteyen istediğine inanır.
  • buna benzer bir de şöyle bir durum var:

    madem tanrı bizim yapacağımız her şeyi, sonunda da cennete/cehenneme gideceğimizi biliyordu; neden yaptığımız bütün günahları/sevapları yazmak için yazıcı melekler görevlendirdi? biraz gereksiz değil mi bu? hatta cennete/cehenneme gideceğimizi biliyorsa neden yaşamamıza izin veriyor? israfil'e talimat versin, şu an kıyameti koparsın. nasıl olsa kimin cennete, kimin cehenneme gideceğini biliyor.
  • tanrinin bildigini yapmıyorsun, sen yaptigin icin tanri biliyor seklinde özetlenebilir. ıcinde bulundugun zaman algisindan cikmak gerekebilir. 36 lik bir film seridine tek duzlemde acip bakmak gibi.. sen poz 1, poz 2, poz 3, yasarken bunu tanrimi bana yaptiriyor, bunlar benim secimim mi diye sorarak ilerliyorsun? senin gercekligin icinde yasadigin kareyken kocaman bir el o film seridini acip tum kareleri ayni anda gorebiliyor..

    kaderi uzay zamani bukerek anlamamiza sebep olan bilimin kurani degersiz kilmasi trajik