şükela:  tümü | bugün
  • 1961'de doğdu. 1983 yılında ege üniversitesi, edebiyat fakültesi, felsefe bölümü'nü bitirdi. 1986 yılında université de paris 1 - panthéon / sorbonne'da "politika ve sanat felsefesi" alanında doktora yeterlilik diploması aldı ve aynı üniversitede, felsefe, din tarihi, toplumsal tarih ve epistemolojiyi buluşturan disiplinlerarası bir alanda doktora çalışmalarında bulunduktan sonra inalco'da (doğu dilleri yüksek okulu - paris) osmanlıca öğrenimi yaptı. özgür uçkan 1992 yılına kadar ecole normale supérieure'de (paris) uluslararası strateji dalında atölye çalışmaları ve ecole des hautes etudes en sciences sociales'ın “b.d.t, merkezi avrupa ve türk alanı üzerine araştırma merkezi”nde doktora çalışmaları ve araştırmacılık yaptı. paris'te yaşadığı süre içersinde, çeşitli kuruluşlarda ya da freelance olarak reklam metin yazarlığı, basın muhabirliği, editörlük görevlerinde bulundu. konser organizasyonları menajerlik ve oyunculuk da profesyonel çalışmaları arasında yer aldı. aynı dönemde, ibm france'da bilgisayar oyunları tasarım stajı; enformasyon ağları, sistem dilleri, alt kültürler ve kültürel-ekonomik topluluk ilişkileri konularında atölye çalışmaları gibi disiplinlerarası etkinlikleri de oldu.

    türkiye dönüşünde, çeşitli freelance ve kurumsal projelerden sonra, son dönem profesyonel etkinliğini, ddf (dream design factory / istanbul, paris, londra, moskova) tanıtım, tasarım ve organizasyon firmasında konsept direktörlüğü, ar-ge yönetimi, iletişim stratejisi danışmanlığı, yeni medya departmanı koordinatörlüğü, iş ve alışveriş merkezleri iletişimi proje yönetimi, uluslararası turizm iletişim stratejileri; ve dd,a reklam ajansında (dream design advertising / istanbul) iletişim stratejisi danışmanlığı yaparak sürdürmektedir. profesyonel görevlerinin yanısıra, bilgi üniversitesi (istanbul) bağlantılı olarak öğretim faaliyetlerinde de bulunmaktadır (yeni ekonomi ve elektronik iletişim tasarımı).

    1993 yılından itibaren kurucularından olduğu istav istanbul sanat tanıtım ve

    araştırma vakfı)yönetim kurulu'nda çalışmalarının yanısıra, levent öget, ibrahim çiftçioğlu, süleyman saim tekcan, ismet doğan kitap-kataloglarının ve bir çok sanatçının etkinlik kataloglarının konseptüel yazılarını yazdı*. 1995 yılında efes'te gerçekleştirilen "hayal-i tarih" adlı avusturya -türk ortak sanat etkinliği, assos gösteri sanatları festivali, iksv’nin bazı kültür-sanat organizasyonları, genç etkinlik gibi eventler için katalog, tanıtım, inceleme ve eleştiri yazıları yayınladı**. çevre, giysi, ışık tasarımları, görüntü projeksiyonları, müzik kurgu, enstalasyon ve plastik müdahalelerden oluşan performanslara katıldı. ender olarak kitap ve yazı çevirileri de yapan uçkan, çeşitli dergilerde (express, roll, arredamento dekorasyon/mimarlık, kitaplık, sanat dünyamız, gösteri, milliyet sanat, rhizome.org, est&non, domus m vb.), sanat, felsefe, mimarlık, politika, insan bilimleri, medya, enformatik ve ekonomi konularında düzenli olarak yazılar yayınladı ve yayınlamakta.
  • capital events'dan ayrılmış olup, su anda kendi sirketi olan x'i işletmektedir.
  • kendisini ağzınız açık dinlerken,

    bi insan bu kadar şeyi nasıl aklında tutabilir?
    bi insan bu kadar seyi bu kadar kısa zamanda nasıl öğrenmiş olabilir?
    bi insan bu kadar şeyi bilip hala günlük hayat saçmalıklarına nasıl tahammül edebilir?
    bi insan bu kadar şey bilip nasıl depresyona girmeden yaşayabilir?
    bi insan nasıl böle olabilir ??

    soruları yuzunden, kendinizi başka yerde bulabilirsiniz. hazırlıklı olun. ama fırsatını bulursanız mutlaka ya dersini alın, ya 2 dakka konusun kendisiyle. buyuk bi adam kendisi.
  • abt'nin sahibidir.
  • sıkıcı dersi yoktur.
  • ntv'de herşey isimli programa çıkacaktı bugün ama digiturk'ün onun karşısına adam çıkartmaması(?) sonucunda çıkamamıştır.
  • inci portala güzel bir röportaj vermiş özgürlük insanı:

    --- spoiler ---

    22 ağustosa çok az bir süre kaldı. insanları bilinçlendirmek için inci sözlük olarak bu olaya el attık ve internet dünyasının önemli isimlerinden özgür uçkan ile bir röportaj gerçekleştirdik. devamı gelecek olan bu röportaj serisinin ilkini sizlere sunuyoruz.

    rahmani: öncelikle dünyada ve türkiye de internet gelişimi hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?

    özgür uçkan: internet halka açılalı beri, askerin elinden çıkıp, sivil dünyaya geçtikten sonra çok hızlı bir şekilde gelişti. 1995’den başlatabiliriz bu süreci. 2000’lere gelindiğinde internet artık çok ciddi bir ekonomi yaratmıştı. özellikle genişbant teknolojileri ve daha hızlı dosya paylaşımı olayı tamamen kitleselleştirdi. şu anda dünya nüfusunun yarısı internet kullanıyor. bununla beraber sosyal ağlar da gelişti. bu işin kullanıcı tarafı. bir de ekonomi boyutu var. artık internet olmadan iş yapmanın imkan ve ihtimali yok. mesela en son bize gecikmeli gelen yeni türk ticaret kanunu. çok kısa sürede web sitesi olmayan şirket kalmayacak. zaten 30 senedir şirketlerde bilgisayar var. internet de eklenince bu çok büyük bir ivme yarattı. internet üzerinden ciddi bir ekonomi oluştu. yazılım sektörü giderek büyüyor. ithalat ve ihracat internet üzerinden yapılıyor. şirketler tüm alım işlerini internet üzerinden yapıyor. borsalar internet olmadan çalışamaz durumda. bu yüzden internet kesintisiz ve sürekli her yerde olmak zorunda. bu da işin ekonomi boyutu. bir ülkenin internete entegre olmaması ya da entegrasyonda sorun yaşaması, o ülkenin küresel ekonomiden aldığı payı azaltıyor. mesela arap baharı sırasında mısır’da mübarek interneti kesince, beş günlük zarar 4.8 milyar doları buldu. bu ölçülebilen zarar. kim bilir ölçülemeyen zarar ne kadardır? bununla beraberde internet kesintisinin neye mal olacağını göre biliriz. ne oldu? borsa çöktü, mısır ekonomisi çöktü, ama muhalefet tıkır tıkır teweetleşiyordu. dolayısıylabu kesinti diktatörün pek bir işine yaramadı. internet aslında başından beri sadece sosyalleşme aracı değil. bir muhalefet aracı, örgütlenme aracı. bunu ilk örneklerini biz, dünya ticaret örgütü’nün 1998’de seattle’daki toplantısında, küreselleşme karşıtı hareketlerin patlama yaptığı dönemde gördük. göstericiler sadece telefon ve internet üzerinden organize oldular. filipinlerde devlet başkanı gitsin diye bir milyon sms gönderildi. bu eylem dünyanın en büyük elektronik eylemi olarak tarihe geçti. zapatistalar bunu çok yerinde kullandılar. milislerin yaptığı köylü katliamlarını internet üzerinden haber yaptıkları için, birkaç saat içinde meksika hükümeti özür dileyip milisleri yakalamak zorunda kaldı. ondan sonra da köylü katliamı olmadı. ama bunun en büyük etkisini de wikileaks ve arap baharı’nda gördük. wikileaks dünyayı yerinden oynattı ve oynatmaya da devam ediyor.

    wikileaks dünyada bu kadar yankı buldu. hükümetler devrildi. yeni hükümetler kuruldu. türkiye’de basının ve insanların bu durumu pek fazla dillendirmemesini neye bağlıyorsunuz?

    bu, türkiye’nin kendi dinamikleriyle alakalı. wikileakse bakıyoruz, en çok komplo teorisinin üretildiği üç ülke var. amerikalılar zaten çok seviyorlar komplo teorisini. abd dışında da, türkiye ve pakistan. biz türkler nedense olup biten her şeyi, yukarıdaki olympos tanrılarına bağlamayı çok seven bir milletiz. kendimize güvenmiyoruz. bunun nedeni ise bin yıllık devlet geleneği olsa gerek. vatandaş kendini ergen velet, devleti de baba zannediyor. demokrasiyi sindirememiş bir toplumuz. peru’da hükümet, wikileaks tarafından petrolü yabancılara peş keş çektiği ortaya çıkarıldığı için düştü. fransa’da en büyük üç silah şirketi soruşturma altında. yaklaşık 80 kişi hapiste. mısır’da abd ve israil’in en değerli müttefiki mübarek gitti. mübarek’in yerini bırakmaya çalıştığı, senelerin istihbarat şefi süleyman yaşar’ın israil casusu olduğu ortaya çıktı ve adam ortadan kayboldu. amerika çok zor durumda kaldı. bizde yaprak kımıldamamasının sebebi internet falan değil, bizimle alakalı. sanki türkiye diye bir gezegen var, uzakta dünya diye de başka bir gezegen var.

    dünya bu kadar internete çalkalanırken, iyisi ve kötüsüyle interneti kullanırken, bizde bu internet sansürünün etkisini anlatır mısınız?

    şimdi şöyle bağlayalım. bunun bir geçmişi var. ben interneti en başından beri kullanan bir kuşaktan geliyorum. bu bakımdan dinozor sayılırım. bilgisayarı da çok erken yaşta kullanmaya başladım. internet yokken daha bss kullanıyordum. internet 1995 yılında gelişmeye başladığında çok az bir kullanıcısı vardı. gerçekten bir özgürlük alanıydı. kimse kimseye karışmıyordu. dünyada da öyleydi zaten. internet nüfusu ne zaman artmaya başladı, devletler o zaman düzenlemeye, yasa çıkarmaya başladılar. ilk yasalar abd’de çıkmaya başladı. bu düzenlemelerin çoğu baskıcıydı ve birçoğu anayasa mahkemesinde iptal edildi. internetin yapısı gereği gayri merkezi olduğunu da akılda bulundurmak gerekir. w3c konsorsiyumu, internetin hiçbir devletin kontrolünde olmamasını, insanlığa ait bir nötr alan olmasını güvence altına aldı. bütün dünyada internet kimseye ait değil, devlete hiç ait değil. internetin sakıncaları yok mu? var tabi. medyanın da sakıncaları var, sinemanın da sakıncaları var, telefonun da sakıncaları var hatta trenin bile sakıncaları var, kaza yapabiliyor. fakat bu onları tamamıyla yasaklamayı gerektirmiyor. demokratik ülkeler, yarı demokratik -türkiye gibi- ülkeler ve hiç demokratik olmayan ülkeler diye bir ayrım yapalım. hiç demokratik olmayan ülkeler işi kökten çözüyorlar. misal, kuzey vietnam’da internet sadece parti üyelerinin kullanabileceği bir ayrıcalık. afganistan’da hiç yok. suudi arabistan’da sözde yasak, ama herkes uydudan bağlanıyor, takır takır porno izliyor. çin interneti en sıkı denetleyen ülke, ki onların da ellerinden birçok şey kaçıyor. iran şu anda “helal internet” projesini başlatmış durumda. muhtemelen akp de ona özenmiştir.

    türkiye de internetin tepesine binme ancak adsl çıktıktan sonra, yani internet nüfusu patlama yaptığı zaman başladı. şu anda nüfusun neredeyse yarısı internet kullanıyor. bu, iktidarlar için, devlet için, bürokratlar için ciddi bir problem. niye problem? şundan dolayı problem: internet gayri merkezi ve etkileşimli. medyayı kontrol etmek kolay. üç ihale verirsin, tepesine binersin, gazeteyi çıkartmazsın, engellersin. internet öyle bir şey değil, enformasyon özgür ve çok hızlı bir şekilde yayılıyor. iktidarları ve devleti rahatsız eden şey budur. sansür her zaman devlet için en kullanışlı iktidar aygıtı olmuştur. türkiye’de osmanlıdan beri çok derin bir sansür geleneği vardır, türkiye’de sansür her zaman olmuştur. basın özgürlüğü falan hikayedir. dolayısıyla devletin internetin tepesine binmemesi beklenemezdi. ayrıca her şeyi akp’ye bağlamamak gerekir. ilk düzenlemeleri çıkaran hükümet, dsp-anap-mhp koalisyonudur. hatta rtük kanununa interneti bağlamaya çalıştılar. daha sonra akp hükümeti allem edip, kallem edip 5651 kodlu internete sansür yasasını çıkarıp interneti denetlemeye çalıştılar. başarılı oldular mı? hayır,i olamadılar. sayelerinde türkiye bilgi toplumuna geçti. artık herkes “tunell” nedir dns ile nasıl oynanır, ip nasıl değiştirilir, öğrendi. bu karşılıklı bir savaş, çıta giderek yükseliyor. bu sansür elbette belli bir kesim için etkili oluyor. internete “default” ayarlarla giren geniş bir kesim bir çok siteye giremiyor. şu anda ölçümlerimize göre, ki tib gerçek rakamı hukuk dışı bir şeklide bize açıklamıyor, yaklaşık 60 bin civarında sitenin engellendiğini biliyoruz. türkiye’de bilgi edinme hakkı kanunu var, ama tib bu hakkımızı gasp ederek engelli sitelerin tam sayısını, bunların hangileri olduğunu ve engellenme gerekçelerini açıklamıyor. bunların bir çoğu pornografik siteler, ama içlerinde bir çok politik site de var.

    bu böyle kıyasıya bir savaş olarak gidiyor. iktidar kendi ahlak anlayışını hepimize dayatmaya çalışıyor. bu, az önce sözünü ettiğim devlet baba – ergen vatandaş ikileminden kaynaklanan bir şey. kendini ergen gibi gören vatandaş da, yani devlet babasının çocuğu gibi gören vatandaş da bundan rahatsız olmuyor. demokrasi çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümü değil de, azınlığın özgürlüğünün teminatıysa, devlet ve hükümet bir şekilde bizimle yaşamayı öğrenecek. internet sansürüne karşı ben yaklaşık 2000’den beri mücadele ediyorum, her yolu da denedim. hükümetle, bürokratlarla oturup konuşmayı da denedik. iş dünyasıyla bu işi götürmeyi de denedik, vs vs. bunların hiç biri etkili olmadı. bence en etkili olan olay sokağa çıkmak oldu. ilkini geçen sene 25 temmuzda, ikincisini bu 15 mayısta yaptığımız iki eylem çok önemliydi. yaptığımız son eylem internet tarihine geçti. dünyada internet için yapılan en kitlesel sokak eylemi oldu. ondan sonra btk bizimle oturup konuştu tabii. işte geri adım atma sinyalleri verdi, fakat bunların bir taktik olduğunu düşünüyorum. bir şekilde onlar da devam edecek biz de.

    peki bu her şeyin altında yatan sebep, sizin az önce bahsettiğiniz, mısır’da olan, tunus’ta olan şeylerden duydukları korku değil mi? bir şeylerden korkup da bunu yapıyorlar.

    tabii tabii, internetten korkuyorlar. derin bir tehdit algıları var. sansürle ilgili çok eski bir slogan vardır, hala kullanıyoruz: “devlet sansürü sizi gerçeklerden korur”. ve hiçbir zaman da sansür etkili olamaz. sızmamış bilgi yoktur dünyada. korku yaratmasının sebebi de o. eskiden de sızıntılar olurdu, pentegon dosyaları gibi. bunları bir şekilde medya yayınlamasaydı bilemeyecektik. bundan hareketle medyanın yayınlamadığı ne çok bilgi de vardır ki biz bilmiyoruz. fakat artık sızıntıyı kontrol etmenin imkan ve ihtimali yok. sadece wikileaks değil, buna benzeyen bir çok site, platform var. artık endüstriyel medyaya bağlı değiliz, bunları doğrudan yayınlıyabiliyoruz. fişlemeye, denetim ve gözetim toplumuna karşı çıktığınız zaman, iktidardakiler genellikle şöyle der: saklayacak bir şeyiniz yoksa neden korkuyorsunuz? bu gün dönüp aynı şeyi iktidarlar biz söyleyebiliriz: hepimizden saklayacak hukuk dışı şeyler yapmıyorsanız, şeffaflıktan ne diye korkuyorsunuz? o zaman siz de şeffaf olun. zaten şeffaf olması gereken hükümetlerdir, vatandaşlar değil. vatandaşların mahremiyet hakları vardır. internet öyle bir şey ki iktidarları zorla şeffaflığa sürüklüyor. bu sayede bizi demokrasiye zorluyor. arap baharı bu bağlamda bütün hükümetlerin kulağına küpe olsun. çok önemli ve tarihi olaylar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.

    türkiye’de üçüncü akp iktidarına giriyoruz. her ne kadar oy oranlarını artırsalar da milletvekili sayısında ciddi bir düşüş yaşadılar. bizim en çok önemsediğimiz şeylerden biri, internet erişiminin anayasal bir hak olarak tanınması. birleşmiş milletler yeni bir karar aldı ve internet erişimini insan hakları sözleşmesine dahil etti. bizim imzamızın da bulunduğu bu sözleşme iç hukukumuzu bağlar. aynı şekilde avrupa konseyi toplandı ve avrupa insan hakları sözleşmesi’ne internet erişimini temel bir insan hakkı olarak ekledi. biz imza koymuş bir devlet olarak bu sözleşmeyi iç hukukumuza uyarlamakla yükümlüyüz. hükümetin yaptığı her türlü internet kesintisi, sansürü karşısında onların burnuna bu iki maddeyi dayayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. internet sansürü artık resmi olarak türk hukuk sisteminde gayri hukukidir. 22 ağustos’ta çıkarmaya çalıştıkları devlet eliyle filtreleme mevzu da açıkça suçtur. bu sadece anayasamıza aykırı değil, avrupa konseyi ve avrupa insan hakları mahkemesi kararlarına da aykırıdır. bu konuda btk açıkça yalan söylemektedir. dünyada devlet eliyle filtreleme çok az ülkede vardır. filtre her yerde uygulanmaktadır ama vatandaşın özgürce seçebileceği, içeriğine devletin karışmadığı, akıllı tanıma sistemleriyle donatılmış şeffaf paketlerle. üstelik sivil toplum kuruluşları o paketlerin içeriğini çok sıkı şekilde denetler. sen kalkıp o filtrelemeyi bir takım bürokratların eliyle yapıyorsan bunun içinde kötü niyet vardır demektir, bu bir. ikincisi, internet kullanımını paketlere ayırarak, yani çocuk profili, aile profili, yurtiçi profili -ki bu kendi başına bir absürd bir şeydir; internet uluslararasıdır, yurtiçi internet diye bir şey olamaz- ve standart paket dediğimiz dört pakete ayırarak, tüm kullanıcıları bir arayüzden geçmeye mecbur etkmektedirler. o arayüzün arkasında da, dpi (deep packet inspection) gibi fişleme ve gözetleme sistemleri çalışacaktır. devlet böylece sadece erişimi filtrelemekle kalmamakta, internet üzerinden bizi, kullanım alışkanlıklarımızı, nereye girip çıktığımızı da izleyecektir. buna da hakkı yoktur. bu hukuk dışıdır zaten, mahremiyet hakkının ihlalidir. üstelik btk’nın böyle bir yetkisi de yoktur. 5651 maddeyle kurulmuş tib’in de böyle bir yetkisi yoktur. o yasada böyle bir filtreleme ve gözetleme yetkisi de yoktur. bu karar toptan hukuka aykırıdır zaten; nitekim danıştay’a iptal davası da bu yüzden açılmıştır. danıştay’ın da işini yapıp bu kararın yürütmesini durduracağını tahmin ediyoruz. eğer olmazsa, avrupa insan hakları mahkemesi’ne gideceğimizden de kimsenin şüphesi olmasın. burada açık bir şekilde vatandaşı denetleme, gözetleme, ulaştığı içeriğe hakim olma ve ona müdahale etme isteği ve çabası vardır.

    biz kimseye porno izlesin, ahlakını dejenere etsin gibi bir dayatmada bulunmuyoruz. insanlar erişmek istiyorsa erişirler, istemiyorsa erişmezler. buna devlet karışamaz. bu pornoyu savunmak anlamına gelmez. kimse boşuna internet sansürüne karşı çıkanları pornocu diye yaftalamaya çalışmasın. nitekim bu porno meslesininin de bahane olduğunu, devlet eliyle yapılan sansürün asıl niyetini en son sızıntıda gördük. internet kafelerde de uygulanan filtreleme yazılımlarının veri bankaları sızdı. biz de açıp baktık. gördük ki orada bir çok pornografik sitenin yanında çok sayıda da politik site de var. bütün kürtçe siteler orda, bütün politik siteler orda. bunun neresi ahlak koruması? bu apaçık politik sansürdür. bunu kafelere yapıyorlarsa, kim bilir yeni filtreleme sistemleriyle neler yapacaklar? eğer insanların ücretsiz internet filtre paketleri kullanmalarını istiyorlarsa, bizim cebimizden topladıkları evrensel erişim fonundan parayı bastırsınlar, isp’leri desteklesinler, onlar da profesyonel yazılımlar alsınlar ve kullanıcılara bunları ücretsiz sunsunlar. kullanıcılar da istedikleri paketi güvenli olarak seçsinler. ben zaten btk’nın insan eliyle yapacağı uygulamaya güvenip de çocuğumu internetin başında yalnız bırakmam. akıllı tanıma sistemleri varken bu adamların elle yaptığı filtreye zerre güvenmem. bunların “güvenli internet” dedikleri şey, “sansürlü internet”ten ibaret; çocuğumun zaten görmesini istemediğim içerik onların filtresinden kevgirden geçer gibi geçer. bunun neresi “güvenli”? adamların derdi kendi ahlak anlayışlarını hepimize dayatmak ve politik sansürün dibine vurmak!

    galiba böyle çok profesyonel insanlarla da çalışmıyorlar. çıkıp da biz arama motorlarına yazıyoruz oradan bakıp sansürlüyoruz, diyorlar. bu çok komik.

    tam bir saçmalık canım, internet gibi çok dinamik bir şekilde gelişen, her dakika yüz binlerce, milyonlarca sitenin eklendiği bir ortamda, elle filtreleme gibi ilkel bir şey olabilir mi? akan görüntüyü, durağan imgeyi, metinleri, sesi akıllı bir şekilde tanıyan programlar var. ben çocuğumu onlarla koruyorum. benim btk’nın filtresine hiç ihtiyacım yok. çocuğu korumak ailenin sorumluluğundadır. bu benim yasal hakkım. kimse benim yasal hakkımı ihlal etmesin. devlet benim anam değil babam değil. devlet benim için çalışan, vergilerimle ayakta tuttuğum bir organizma. haddini bilecek.

    bu bize dayatılan kelimeler, haydar yasak, nefes yasak… bunlar komedi değil mi?

    o tam bir komedi, ama kafka romanları gibi acı bir komedi… trajikomedi…

    mesela şu da saçma değil mi? sizin bir bloğunuz var çok sevdiğiniz bir sanatçının şarkısını ekliyorsunuz orada sadece bir argo kelime geçti diye gayri ihtiyari o siteyi veya bloğu komple yasaklamak çok saçma.

    argo bir kültürdür. zaten hiçbir hükümetin, hiç bir odağın argoyla uğraşmaya gücü yetmez. kültür her zaman daha güçlüdür. bu boşuna bir uğraş. internet öyle bir yapıya sahip ki zaten engelleyemezsin. en ağır bir şekilde engellemeye çalışan çin’e bakıp örnek alsınlar. balıkçı filesi gibi. üstelik benden topladıkları vergileri böyle abuk sabuk şeyler için kullanmasınlar. bunun da hesabı sorulmalı. benim vergilerimin ne kadarını interneti sansürlemek için harcıyorsunuz? hangi hakla harcıyorsunuz? bunların hepsinin tek tek hesabı sorulmalı.

    mesela inci sözlük olarak bu yasayı avrupa insan hakları mahkemesi’ne şikayet etme hakkımız var mı?

    tabi ki var. iç hukuk yollarını tükettikten sonra var. biz de yargıtay’a bu yüzden başvurduk. yargıtay işini yapmazsa, adil bir karar vermezse avrupa insan hakları mahkemesi’ne tabi ki götüreceğiz. en son bu avrupa konseyi’nin aldığı, internet erişimini temel insan hakkı olarak tanıyan karardan sonra elimiz daha da güçlendi. avrupa insan hakları mahkemesi bu düzenleme ve uygulamalarını kesinlikle mahkum edecek, bundan eminim.

    peki bunları kesinlikle biliyorlardır diye tahmin ediyorum. bunlara neden devam ediyorlar?

    bu taktiksel bir şey. mehter taktiği. iki ileri bir geri… deniyorlar, sert bir direnişle karşılaşınca geri adım atıyorlar. bunu sürekli deniyorlar.

    alkol yasasındaki gibi o zaman.

    tabi ki, şunu da çok net bir şekilde ifade etmek istiyorum buradan, bu aldıkları son oy oranı, yani %49,9 çoğunluk değildir. ayrıca, çoğunluğun iradesiyle iktidar olup, azınlığın üzerine tahakküm kurmak gibi bir hayale kimse kapılmasın. çünkü demokrasi tanımı gereği, azınlığın özgürlüğünün garanti altına alınmasıdır. kimse bu ülkede kendi ahlak anlayışını herkese dayatmaya kalkmasın, cevabını demokratik bir şekilde alır. elimizde hukuk var. kalkıp da şeriata bilmem neye geçmedikçe, diktatörlük kurmadıkça o hayallerindeki “helal” internete hiçbir zaman kavuşamayacaklar. o zaman bile kavuşamayacaklarını bilsinler: şekil 1a tunus şekil 2a mısır şekil 3a suriye falan filan. o yüzden pek hayal kurmaya gelmez bu işler.

    bu filtre kararı uygulanırsa inci sözlük veya başka siteler kapatılacak ve erişemeyeceğiz.

    erişime engellenecek. kapatma yetkileri yok. ve takır takır da erişeceğiz. ne olur? hepimiz toplu olarak vpn’e geçeriz. şunu da eklemek gerek, ki bu yaptıkları tüm olumsuz düzenleme ve uygulamaların ülke ekonomisine tahminlerin ötesinde zararı var. bu zararın çetelesini de tutuyoruz. ben türkiye ihracatçılar meclisi’nin de danışmanıyım. çok aptalca bir sebepten, bir şirketin başka bir şirkete açtığı dava yüzünden alibaba.com sitesine erişimi engellemişlerdi. alibaba.com sitesi dünyanın en büyük ihracat portalıdır. bu yüzden ihracatçılarımız o kadar zarara uğradılar ki. ağır bir tazminat davası açıldı ve erişim şıp diye kalktı! şimdi bu yol da var. bu adamların yaptığı her olumsuz düzenleme ülke ekonomisine ciddi bir darbe vuruyor. bu karar uygulandığında çıktığında isp’lerin çok ciddi zarara girdiğini göreceğiz, çünkü hepimiz yurt dışından vpn hizmeti alacağız. ben bunu yaparım, hiç kimse de beni durduramaz, yasal hakkım. dolayısıyla ben bu yasağı delerim. bu yasağı delmek de hukuken suç değil; bunu da buradan söyleyeyim. bu yüzden de çok ciddi zararlar oluşacak. türkiye’ye yatırım yapmaya çalışan şirketler, doğrudan yabancı yatırım yapan şirketler korkup geri çekilecekler. telekom firmaları zarar edecek. bütün bunların çetelesi çıkartılacak ve hesabı da sorulacak. iş sadece sansürden ibaret değil. bu ekonomiyle oynamaktır, bu hukuksuzluktur, bu iktidar hırsından başka bir şey değildir.

    5651 numaralı sansür yasası başta kendi anayasamıza aykırıdır. anayasa mahkemesi’ne iptal davası açma süremiz yaklaşıyor. ilk yapacağımız işlerden biri de bu olacak zaten. bu güne kadar sadece milletvekilleri dava açabiliyordu, şimdi herkes açabilecek.

    bu kadar eylemi, protestoyu görüp bir şekilde sessiz kalmayacağımızı da görmüşlerdir.

    elli bin, altmış bin kişinin hep birlikte hayır diye bağırması çok ciddi bir şeydir. bu protesto sadece kendi içimizde de değil. uluslararası toplum tarafından mahkum edilmek de var. türkiye her avrupa birliği ilerleme raporunda bu konuda mahkum ediliyor zaten. avrupa güvenlik ve işbirliği teşkilatı’nın zehir zemberek raporunda da mahkum edildi zaten. uluslararası sivil toplum kuruluşlarının tamamının kara listesindeyiz. türkiye’yi bu duruma düşürmeye kimsenin hakkı yok. türkiye’yi dışarıya rezil eden birisi varsa, bu iktidarın ta kendisidir.

    peki bu eylemlerin ulusal basında pek yankı bulmaması neden?

    ulusal basın internet tarafından paçavraya çevrildiği için, olsa gerek. bu konuda söylenecek çok şey var. endüstriyel medya bir dezenformasyon kaynağına dönüşmüş durumda ve giderek daha az insan bu dezenformasyonu yutuyor. yazılı ve görsel basınını pek önemsemiyorum.

    bu eylemleri sadece pornoya özgürlük adı altında göstermeye çalıştılar. sadece 3-4 kişi pankart açmış olabilir ama bunun açılmasında ki sebep az önce bahsettiğiniz porno izlemeyi istemek her türlü serbest kalsın değil. bunu düz mantık olarak buna bağlamaları, ki bizi en son suçlayan ergen takımın içinde de gördük bunları.

    youtube neden kapandı sanıyorsunuz? atatürk videoları için değil. takır takır oraya düşen kasetler yüzünden. iktidarın, muhalefetin ve diğer güç odaklarının kirli sırları ortaya döküldüğü için kapandı. zaten bu yüzden de sansürlemek istiyorlar ya. ortaya kendi dalavereleri çıktığı için internetten bu kadar korkuyorlar. bu dediğim gibi politik bir sansürdür. pornoyu engellemek bile politik bir sansürdür.

    sansürden çıkıp biraz da türkiye’deki sözlüklere bakalım. inci sözlük gibi insanların bir arada olduğu topluluklar, bunlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

    sözlükler resmen türkiye’nin internet kültürüne hediye ettiği çok önemli bir olaydır. dünyada da eşi benzeri yoktur. sosyal medyanın gelişiminde sözlük olgusu tarihe geçmiştir zaten. latin amerika’da sözlükler türkiye’deki sözlükleri örnek alarak çıktı. çok önemli bir sosyal medya ortamı olarak görüyorum sözlükleri. artık çok ciddi bir içeriğin de olduğunu düşünüyorum. bir çok kişinin inci sözlükten falan rahatsız olmasını da anlayışla karşılıyorum. ben daha çok sert eleştiri olduğunu düşünüyorum. tabi ki mahremiyetin korunmasından yanayım. kimseye kalkıp rahat rahat hakaret edemezsiniz veya özel hayatını ortaya dökemezsiniz, ama zaten bunlar mevcut yasalarla korunan haklar. bunun için ek yasa çıkarmaya gerek yok. hakaret özgür değil ki zaten bunu ister internette yap ister adamın suratına söyle. gidip dava açabiliyor musun? açıyorsun. sözlüklerin bu anlamda çok önemli muhalefet kültürü taşıdığını düşünüyorum.

    ben sözlüklerden korktuklarını da düşünüyorum. inci sözlükte kaç bin kişi var sonuçta

    iktidarlar üç kişi bile bir araya gelse korkarlar. bu onların doğasında var. iktidarı asla kendi başına bırakmamak gerekir. demokrasi budur. demokrasi iktidarı sürekli olarak sınırlamaktır. iktidarı demokrasiyle sınırladığın zaman demokratik bir toplum yaratırsın. ayrıca özgürlük kendisini koruyamaz, özgürlüğüne sahip çıkman gerekir. aksi takdirde özgürlüğün elinden alınır. iktidarı rahat bırakalım, bizi korusun etsin yok böyle bir şey. bizim sürekli kendimizi iktidardan korumamız gerekiyor. tahakküm iktidarın doğasında var.

    yani buradan şu çıkıyor: biz ne kadar çoğalırsak onalar da o kadar korkacak.

    iktidarların aklını çıkaran son olay arap baharı oldu tabi. herkes etkilendi. sarkozy de etkilendi. eg8 zirvesi’nde devletler interneti yönetsin diye abuk sabuk bir şeyler söyledi, cevabını da aldı oturdu yerine.

    sözlüklere gelen mahkeme yazıları var. bu bir korkutma yöntemi mi?

    şunu tavsiye ederim, hukuk herkes içindir. hukuku onlara karşı da kullanmak gerekir. tib karşı açılmış bir sürü dava var. aynı şekilde cevap vermek gerekir. sağlam bir hukuki yapı kurun.

    inci sözlük biraz daha rahat olduğu için insanların rahatsızlığı var. biz interneti etkin kullanıyoruz, bence bize destek çıkmaları lazım. inci sözlük bir taraftan çocuksu bir taraftan da ciddi yönü olan bir site. ekşi sözlükten farklı bir site bu bağlamda. sözlükler geliştiği zaman da internet gelişiyor diye düşünüyorum. bu sosyalleşme adına olsun, bilgi alışverişi adına olsun, çok önemli.

    wikipedia’nın anlık akışı olan bir sosyal medya haline geldiğini düşün, sözlük öyle bir şey işte. dediğin gibi, insanlar sosyal bir şekilde etkileşim kuruyorlar. sözlük kültürü daha çok gelişecek bir kültür. argo kültürünün de bir parçası. ben de gençtim, çocuktum, argo kullanırdım, ama hala daha takır takır argo kullanırım. bazen cuk oturtmak için lafı en doğru dil odur.

    ne sözlükleri bitirebilecekler, ne interneti bitirebilecekler. bunun acısını çekmeyecek miyiz, çekeceğiz ülke olarak. ülke bunu bir şekilde ödüyor. parasal anlamda ödeyecek, özgürlüklerinden de kısarak ödeyecek, ama mutlaka biz kazanacağız. bundan eminim.

    bence ekonomideki gibi sıkıntıyı bilgi alışverişinde çekeceğiz. ben bir konuyu araştırırken, sağcıların sitesine de giriyorum, solcuların da, anarşistlerin de, ateistlerin de ve hepsinden yararlanabiliyorum.

    artık uluslararası hukuk tam bir şekilde oturdu. internette engellemesi gereken iki içerik var. birincisi çocuk pornografisi, diğeri nefret suçu. resmen şiddete çağrı, bu ikisi dışında hiçbir içeriği engelleyemezsin. hukuka aykırıdır. buna porno da dahildir, politika da dahildir. anarşizm de dahildir. bunun tersini yapan her iktidar gayri meşrudur. kendisi imza attığı tüm uluslararası sözleşmeleri takır takır çiğnemektedir. internet sansüründe hukuk dışı olan tek şey devletin ta kendisidir, bizler değil.

    5651 anayasayı ihlal ediyor. mücadelemiz de o yasa kaldırılıncaya kadar devam edecek; sorunumuz sadece 22 ağustos değil.

    buna tepki gösterenlere bir şey demek lazım mı? dediğim gibi inciyle uğraşan ergen tabir ettiğimiz sitelerde siz başkalarını veya pornoyu savunuyorsunuz diyenlere ne demek lazım?

    porno görmek istemiyorlarsa bunun bin tane yolu var kardeşim. porno görmek istemeyenin özgürlüğüne saygı duyarım. anarşist siteleri görmek istemeyene de saygı duyarım. filtre var koy, oraya anarşi yaz porno yaz görme bana ne. bu kadar basit yani. sen benim hakkıma hukukuma karışamazsın. sen görmek istemiyor olabilirsin. ben görmek istiyorsam sana ne! şu da var, hakkını, hukukunu, özgürlüğünü korumayan kimse onları hak edemez. hak ve özgürlükleri sürekli olarak korumak zorundayız. yoksa, dediğim gibi, iktidarı başı boş bıraktığın an hakkını ve özgürlüklerini çiğner. abd’ni n başında demokles’in kılıcı gibi bir anayasa mahkemesi var. takır takır iptal ediyor baskıcı yasaları. onun da şaştığı oluyor, tabii kolay iş değil. bizdeyse, bugüne kadar anayasa mahkemesi devleti korumaktan başka bir şey yapmamıştır. anayasa mahkemesi vatandaşı korumalıdır. anayasa vatandaşın elinde hakkını hukukunu korumak için bir araçtır. bundan sonraki mücadele, bunu da bilsinler, anayasa için mücadele olacaktır. artık bizler de demokratik ve sivil bir anayasa için çalışacağız. bunun tarafıyız, çalışmanın içinde olacağız. internet kullanıcısı anayasal sürecin tarafıdır artık. yani bir adım daha öteye gidiyoruz. internet erişiminin anayasal hak olarak tanınmasını sağlamak… amacımız bu olacaktır.

    insanlar burada ama korkuyorlar, biz bunları söylesek ne olur diye korkuyorlar. çünkü hep sindiriliyorlar.

    korku insani bir duygu. kendini korumak demokratik bir haktır. kimsenin korkmasına gerek yok. ben hakkımı, hukukumu, özgürlüğümü korudum diye suçlu muamelesi göremem. görürsem de hakkımı sonuna kadar korurum. insanlar bu konuda ne kadar bilinçli olurlarsa, devlet de demokratik sınırlarının o kadar farkına varır.

    çok teşekkürler röportaj içim.

    bye bye inci sözlük :)

    --- spoiler ---
  • "güvenliğinizi, özgürlüğünüzle satın almanız çok kârlı bir alışveriş değil" sözleri ile internet sansürüne karşı söylenebilecek en güzel şiarı bir söyleşisinde belirtmiştir.

    pek tabii, hiç kimse gibi, bana da hak değil ancak, pervasızca şu görüşümü de söylemeden geçemeyeceğim, ünvanını son karesine kadar hakeden az sayıda kalmış profesörlerden bir tanesidir.
  • sansür ile ilgili vermiş olduğu harika bir röportaj serisi için http://www.sosyalsosyal.com/…erine-roportaj-1-bolum
  • sözlükler hakkında şöyle bir yazısı bulunmaktadır:

    dr. özgür uçkan - "sözlükler: türkiye internet kültürünün vazgeçilmezi..."
    - bilişim dergisi s:140 ocak 2012 "etkileşimli tematik sözlükler ve sosyal medya" dosyası
    http://www.bilisimdergisi.org/…0/index.html?page=22