şükela:  tümü | bugün
  • biraz zorlama bir tarifle, modern kent hayatı yarı-açık bir cezaevidir.

    - kesintisiz denetimin araçları, insan trafiğini yöneten işaretçiler ve devletin ideolojik aygıtları* tarafından kuşatılmış bir toplumsal yapı içerisinde yaşarız.
    - ulaşılabilecek bütün temel ve ikincil ihtiyaç unsurları için çalışma ve maddi karşılık alma zorunluluğu da eklenir buna.
    - bunların hepsi yetmiyormuş gibi, tepeden aşağıya, hiyerarşinin izinde, toplumsal rolleri sahiplenen bir gündelik hayat gösterisi de süregider.
    - bütün bunlar da yetmediği gibi, kente dair tüm unsurlar, aslen inorganik, yani temelde doğamıza aykırıdır; özellikle de çalışma alanına dair olanlar.

    işte bu yüzden, özgürlük hissiyatı için, daraltılmış da olsa imkanlarımız vardır. özgürlüğün hissedildiği anlar bunlara verebildiğimiz tepkilerle çözümlenebilir:
    - kendimize ait bir alanda,
    otoritenin dışına çıkabildiğimiz alanlara gittiğimizde,
    denetlenemediğimizde ya da denetime rağmen aykırı davranabilmek imkanı bulabildiğimizde,
    ya da otoritenin toptan çöktüğü toplumsal isyan durumlarında,
    tabi afet sonrasında.
    (post-apocalyptic ortamın, tüm sorunlarına rağmen, daha özgür bir ortam olduğunu iddia ediyorum, evet)
    - çok paramız olduğunda ya da paraya ihtiyacımız kalmadığında.
    - kendimiz gibi davrandığımızda ve ikircikli ilişkiler kurmadığımız insanların yakınında.
    çok paradoksal olarak, kendimizin ne olduğunu bulmamız gerekir bunun için. az buz bir uğraş değildir bu.
    dünya görüşü sorunsalı da buradan okunabilir.
    (evet evet, şizofreni de bir özgürlük olabilir)
    - organik bir çevreye ulaştığımızda. doğal ortamlarda bulunduğumuzda.
    istediğimiz gibi bir cinsel ilişki yaşadığımızda.

    * bunu hep böyle bir cümlede kullanmak istemiştim.
  • boşverilen her an. hepsi, alayı, toplamı.
    ki, diz bunları alt alta, üç elma boyu etmez.
    o elmaların hatrına her deminin kadri kıymeti bilinmelidir ve "işte özgürlüğü hissettiğim an" diye yaftalanıp saklanmalıdır belleğin yangınlardan kurtulacak en şanslı kasasına.

    "suya bırak kendini,
    bırak su taşısın biraz da seni.
    alsın götürsün bir başka kıyıya.
    neyin varsa, suda kalsın.
    su gibi,
    aksın, gitsin."
  • bir yaz gününde kadıköy modada elinizde bira ve kolunuzda sevgilinizle çimlere uzanmış fenerbahçe marina ve adaları izlerkenki andır.
  • rüzgara karşı soğuk su içerken nefesinizin kesildiği andır.
  • sorunsuz nefes aldığını farkedebildiğin an bile olabilir pek ala...
  • çok geride kalmış olan kısacık zaman dilimleri
  • toplum için topluma dair birşeyler yaptığınızda hem de bunu karşılık beklemeden yaptığınız da. ve bu kurum size hayata dair gerçek anlamda özgürlüklere kapılar vaad ettiğinde.

    (bkz: tegv)
  • (bkz: interrail)
  • (bkz: into the wild)