şükela:  tümü | bugün soru sor
  • özgüven, hepimizin malumu olduğu üzere; kendilikle, özle ilgili duyduğumuz güvene denir.
    ego'yu ise bu başlıkta müsaadenizle bağlamından bir miktar koparıp, freudyen tanımdan da soyut olarak irdeleyerek; bizatihi halkın benimsediği ve alışılagelmiş haliyle var sayacağım betim boyunca.
    aradaki en bariz fark algısal farktır, bunu en başından belirtelim. biri karşı tarafı rahatsız etmekten keyif alan, diğeri karşı tarafı rahatsız etme amacı duymayan durumlardır.
    özgüven, kendimizi ne sandığımızla kendimizin ne olduğu arasındaki farkın sıfıra yakınsaması durumunda ortaya çıkan algısal öz bütünlüğüdür.

    ego ise; kendimizi ne sandığımız ya da bizi ne sansınlar istediğimiz ile ilgilidir ki, aslında ne olduğumuzdan ne kadar uzak veya ayrık olması önemsizdir.
    bu bağlamda yeniden gözden geçirdiğimizde özgüven ve ego’nun kesinlikle ve net olarak farklı iki öz algısı olduğu açıktır. kişi aslı itibariyle istendik, beğenilir bir varlık arz etmeyebilir toplumsal ya da öznel varlık olarak. ancak olduğu ve olduğunu düşündüğü şey arasındaki fark küçük ise, özsaygısı ve özgüveni var kabul edilebilir.

    özgüvenin olmadığı haller genelde olduğumuz şeyden daha az olduğumuzu düşündüğümüz hallerde ortaya çıkar. ne olduğumuz sanmanın olduğumuz şeyin bir miktar üzerinde olmasında bir beis yoktur. zira genel kanının aksine, olduğumuz şey aslında başkalarında olduğumuz düşünülen şeyden fazla olabilir. bu durumda rasyonel değer, algılanandan ehemmiyetlidir. başkalarının ne algıladığı noktası da zaman zaman sapmaya ve şaşmaya açıktır. olması gereken, gerçekçi bir analizle ne olduğumuzu, ne kadar olduğumuzu saptamaktır.

    bunun için de kişi kendisine dair analizinde gerektiği kadar iyimser, gerektiği kadar acımasız ve gerektiği kadar analitik olmalıdır.
    ego ise; bizden büyük ve adı biz olan bir balondur. patlayana kadar uçtuğumuz yanılsamasına, patladığında çöküntüye yol açabilir.

    işbu sebepledir ki; egoyla özgüveni karıştırmamak tek başına yetmeyeceği gibi, egonuzdan mümkün olduğunca kurtulmak ve özgüven konusunda imkan dahilinde olan en yüksek kendilik algısına ulaşmak kişilik değeri için hayati önemdedir.
    iş bilmez siyasetçiler, kompleksli sevgililer, kavgalar içinde boğulan ilişkiler, yalancıktan toplumsal rol ve ilişkiler bu ülkenin toplumsal değerinin zayıflamasına neden olmuştur. bunda en temel etken; yüksek ego ve kıt özgüvendir iddiasındayım.
    bu yüzdendir ki özgüven kadında da erkekte de çok çekici bir unsurdur ilişkilerde. toplumsal olarak da öyledir. toplumsal rollerimizde de, aileye dair rollerde de özgüven, ayağı yere sağlam basmaya övgüdür…
  • bir ince kırmızı çizgiden ibarettir.
  • bir çırpıda, bir bakışta, ufacık bir sohbette bile farkedilebilen farktır.. saklayamıyorsunuz ne yazık ki o devasa egonuzu efendim.. yazık..

    ego ne kadar yüksekse özgüven de o kadar eksiktir kişide zannımca..
  • bir tanesi* kendinin farkında olmak, diğeri* ise kendini bilmezliktir. özgüveni eksik insan egoya sığınır.
  • biri kendini kabul etmek, geliştirmek, sevgiyle yoğurmaktır, diğeri çevrenden neyi nasıl alırıma bakmak, kendini bilmemek, ancak duyduklarıyla beslenip, başkalarının hayatlarından çalmaktır.
  • biri fatih ürek diğeri bülent ersoydur.
  • özgüven, şanslı bir geçmiş sayesinde ''verimli'' ve ''geçerli'' olduğunu devamlı sanabilmeyi sağlayan dürtülerle alakalı iken,
    ego, hayatındaki tüm verimsizliklerin yerine yine verimli olabilmek için yerleştirdiğin bir yapılanmadır
  • özgüvende; utangaçlık vardır biraz, ego'da ise; utanmazlık...
  • günlük kullanımdaki anlamıyla ego, yersiz özgüvendir.