şükela:  tümü | bugün
  • yeni şafak'ta televizyon eleştirmenliği yapan bayan.
  • olsa olsa gazete sahiplerinin akrabasi oldugu icin gazetede yazi yazmasina müsaade edilen hanim.
  • düşündüğünü kâğıda (ah, özür dilerim, worde) dökmekten aciz, noktalama işaretlerini kullanmayı bilmeyen, her nedense tüm yoldaşları gibi aynı kalıba "inanç, inanç, inanç da inanç, inancım gereği..." diye takılıp kalmış bir şahıs. hiç kimse kusura bakmasın, ben de inancım gereği - abdi ipekçi'nin, çetin emeç'in gazetecilik icraatlarını hatırlayan bir okur - vatandaş olarak - bu şahısları "gazeteci" diye nitelendiremiyorum, nitelemekte ısrar edenlere de gülüp geçiyorum.
  • turkrock.com 'da editör olan versiyonu, pek şahane röportajlar çıkarabilen bir şahsiyettir... yer yer alıngan, yer yer şirinlik muskası, yer yer akıllı olup, umursamaz rock dinleyicileri sınıfından biri değildir *... herhalde röportajları da o yüzden güzeldir.. ha tabi editörlük full-time işi olmadığından kelli, kendisinden iş dilenirken bulabilirsiniz kendinizi, demedi demeyin...* *
  • gizli sakli fasizmi orucun acliginda portlemis bahtsiz ve kabiliyetsiz mumin(e)

    asagidaki satirlar kendisinin:
    "oruç ruhani bir adam etme mekanizması olarak bana sorarsanız herkese gerekiyor. meseleye adını duyduğunuz anda fersah fersah ötelere kaçacağınızı bildiğimiz “yaratıcıya ibadet etme” çerçevesinden değil de, insanlığın imkanlarını testetme, insanlığı öğrenme kaleminden bakıldığında bile anlamlı işlev ve icraları vardır. denemenizde ise hem size, hem çevrenize, hem de hiçbir ahval ve şeraitte yakasından düşmediğiniz bu topluma sayılamayacak kadar çok faydaları aynı zamanda."

    bence de adam etme mekanizmasi illa olacaksa-ki neden adam, kadini adamdan saymiyor mu bu mumin(e)- insan biraz da tanriyi inkar etmeli, ateist olarak, tek basina dunyada kalmayi denemeli degil mi; oyle gudubik nefis sinavlarina girecegine-vay anam benim yaptigim ac kalmak degildir, insan olmak ve insan kalmaktir(lakin salt musluman bir insanliktir anlayacagimiz)- acik acik bir deneyimleme lazim degil mi?

    oruc ne adam ediyor, ne insanliga eristiriyor; sadece ozgurlesmemizin onunde koca bir heyhula gibi dikilmeye yariyor-icsellestirilmis ya da bastirilmis libidonun (hadi daha acikca soyleyelim: hazzin) yarilmalarla ortaya koydugu fasizmimizi saklamaya yetmiyor....

    edit: cay dostuma selamlarla...
    edit, ki yıllar sonra geliyor: ağır konuşmuşum hakkında, o da ağır yazıyor bazen, velev ki ağır yazsın; saygı duyulası bir kadın, bir yazar, doğru bildiğini açık açık yazmaktan imtina etmeyen bir kalemdir. şimdi, birbirinden iki ayrı, bambaşka paradigmalardan yazdığımız kabul edilecek olursa-ki yukarıda yazdıklarım bunun reddiyle ilintiliymiş, bir kabul edememe durumu, herkesi kendi gibi bilme, herkesi kendi deneyimleriyle yargılama ısrarına tekabül ediyormuş. kendisiyle tanıştım, el sıkıştık, sigara içtik bir toplantı arasında, son derece hoş sohbet, vicdan sahibi, zeki bir kadın-bir de çok güzel, ama tabii bu gene paradigmalar arasında atlamak oluyor, velakin, benim meşrebim de cemal süreya meşrebi neylersin. ayrıca, ne gazetenin sahibi albayraklarla, ne de hakan albayrakla bir alakası var.
  • 11 mart 2008
    aklıma mukayyet olayım diye kendi kendime söylendim sabah sabah.
    konunun orasından burasından dolanayım, bir laf etmeyeyim, "kariyer"e takılayım, ama sonra başbakanla kolkola pardon aynı hatta yürüyeyim şeklinde ancak böyle yazılabilir bir yazı.
    sen kadınsın..kadın..

    "..ha "derdimiz, bir ya da iki çocuk değil, çok çocuğa karşıyız" denmesinin de iler tutar yanı yoktur. daha geçtiğimiz günlerde bir tv programında verildi bunun cevabı; doğu'da, güneydoğu'da kucağında, sırtında, karnında çocuğuyla
    yaşayan kürt kadınlar, 'bizim nüfusumuzu azaltmak, asimile etmek istiyorlar' endişesiyle aile planlamasına karşı çıktıklarını anlattılar açıkyüreklilikle. yani ki, cumhuriyet projesi totalitaryanizm yerine güven telkinini deneseydi, aydınlar yüzyıldır "halk cahil, onların yerine biz karar veririz, ne kadar çocuk yapacaklarını da biz belirleriz" nakaratında diretmeseydi, manzaramız başka türlü olabilirdi..."

    ne demek bu?
    bu toprakları türk eylemeyi biz daha iyi biliriz de yerimizi darladılar mı?
    kürt kadını öyle konuşmuşu, has asimilasyon taktiklerini genişletmek için kullanacağına, bir kadın olarak bu kadınlar niye böyle konuşmuşa kafa yormak yok, alasını biz de yaparız var.

    bir üst paragrafta "kadınların bakamayacakları kadar çok çocuk doğurmalarına elbette elbirliğiyle karşı çıkmamız gerekir ama.." cümlesine bakmayın siz..biz o amaları artık iyice öğrendik..dolan dur etrafında..

    yeminle, ben de köşe yazarı olmak istiyorum..nasılsa kimsenin yazarken kafa yorduğu yok ..!

    (bkz: recep tayyip erdogan/#12781460)

    http://yenisafak.com.tr/…11.03.2008&y=ozlemalbayrak

    ahan da bonus düştü:http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249801
  • yeni şafak'taki başı kapalı zahiri entelektüel populasyonundaki bireylerden biri. (bkz: yeni safak yazarlari) son yazısında, güya bir durum değerlendirmesi yaptıktan sonra, iddianamesini cuma günü mesai saatinden sonra verdiği için yargtay başsavcısına sesleniyor:

    "kimbilir belki de; 'sezer'in fırlattığı anayasa'nın tetiklediği kriz sayesinde, sizin de aile bütçeniz sarsılmış ki, bir ekonomik krize daha meydan vermek istemediniz. maaşınız ne kadardır bilemem, ama herhalde 2001'deki gibi yarı yarıya düşsün istemediniz."

    http://yenisafak.com.tr/…18.03.2008&y=ozlemalbayrak

    aynı gazetede yazan kolpa ironik üsluba sahip fikri akyüz'le koşut yazılar yazmaya gayret eden özlem hanım, yukarıda gördüğünüz gibi, kahvehane stilinde bir ekonomik analiz yapıp, bir taşta iki kuş vuruyor..ahmet necdet sezer'i eleştirmek için sık sık bu anayasa kitabı olayını gündeme getiren aklı evveller için bir arkadaş, detaylı bir yazı yazmıştı (#11130119). dolayısıyla bu bayan, çapını aşan ve uzmanlık alanına girmeyen bir konuda birisini kriz tetikçisi olmakla suçlarken, ulusal bir ekonominin gündelik bir siyasi olaya karşı neden bu kadar hassas olduğunu kendisine sormasını da buradan salık veriyorum..

    klavye başında oldukça cevval olan bu hanım kızımız, katıldığı bir siyaset meydanı programında, kendilerinin laikçi elitist - kemalist diye tabir ettiği hanımlar karşısında süt dökmüş kedi gibiydi, iki lafı bir araya getiremiyor, başladığı cümlelerin bitişini bir türlü yapamıyordu. ben de demiştim ki, köşesinde osmanlıca kelimelerle bezeli, ağdalı cümlelerden müteşekkil yazılarıyla, malumatfuruşluğuyla arz-ı endam eden bu arkadaş başka birisi mi acaba? haftada iki-üç yazıyla günlük gazeteden ahkam kesmenin, canlı yayın esnasındaki spontan konuşmalara benzemediğini de ümit ederim, bu programdan sonra öğrenmiştir. aksi takdirde, bu sığlıktaki entelektüel kapasitesi ile daha çok madara olur.
  • "... bilmem hangi ilçenin hangi köyünde basılan ilmihalin hangi satırında yakaladıkları birkaç çarpık ifadeyi; cumhuriyet'in bekasına tehdit sayanların 'sağduyu'su, hangi bozuk tanımdan aşırmadır sözgelimi?"

    buyurmuş bir mümine. aklınca dalga geçiyor. bilmem hangi ilçenin hangi köyünde basılan ilmihalmiş. sayesinde köylerde matbaa olduğunu da öğrenmiş bulunuyoıruz. valla hastayım bunların kendi gönüldaşlarının ortaya çıkan pisliklerini yapabiliyorlarsa aklamalarına, aklayamıyorlarsa önemsizleştirme çabalarına. bunlar böyle çarpıtırken hedeflerindeki ayaktakımı kitle de zaten başka bir şey okumadıklarından kanıyor bunlara. kanmayacak kadar ileri levelda olanları da işte bu hanımefendi gibi aynı taktikleri kullanıyor çevresindeki ayaktakımına.

    hanım hanım köy değil o. ülkenin en büyük metropolünün bir ilçesi: tuzla. basıp dağıtan da belediye. yazansa prof ünvanına sahip biri. insanları aptal yerine koymayın. herkes sizin manipule etmeyi hedeflediğiniz ayaktakımı mürit/seçmen kitlesinden değil. bakalım ne yazıyormuş o ilmihalde. acaba o zihniyeti gündeme getirmek suç mu? yoksa o yazanlara katılıyor musunuz?

    * kadın erkekle tokalaşmaz.
    * kadın dokuz yaşında evlenebilir.
    * erkek dört kadın alabilir.
    * kadından ve 'gavurdan' şahit olmaz.
    * akraba evliliği caizdir, sakıncalı olsa dinen yasaklanırdı.
    * çokeşlilik insan doğası gereğidir.
    * kadını döverken iz bırakmamak gereklidir.
    (bkz: #9475855)

    http://yenisafak.com.tr/…r/?i=10091&y=ozlemalbayrak
  • "şimdiye dek en azından 'peygambere açıktan dil uzatma' konusunda çekinceli duranların bütün şerhleri bozulmuş, bütün imtinaları kısa devre yapmış ve bütün hassasiyetleri bitmiştir. '9 yaş' yeni konumuzdur, hayırlı olsundur", tarzı üslubu "dinsiz imansız basın"dan birilerinin sulandırılmış versiyonu olduğunu hissettirmeden edemeyen; okuduğum iki yazısında "görüngü", "ontolojik", "kıllandırmak", "patetik" gibi kelimelerle karşılaştığım; anlaşılan o ki, camianın kalemi kuvvetli mi kuvvetli, rahatlıkla tek cümlelik koca paragraflar düzebilen, garip kelimeler de kullanabilen, sert ve alaycı üsluplu, asi ve harbi hanım kızlarından, yeni şafak köşe yazarı.
  • mehmet ali kılıçbay'ın ayarlarla bezediği standart bir mümine. klasik bir taktikleri var bu arkadaşların. özlem hanım da bundan beri değil. yazılarına bir kaç batı orjinli sözcük serpiştirip, bir kaç batılı düşünürden de aforizmalar attırınca "ne çok şey biliyor, hem batıyı biliyor, hem islamı, işte entelektüel, yazdıklarını anlamakta zorlanıyoruz, hatta aciziz" dedirtiyorlar ayran budalası gibi kendilerini okuyup hürmet gösteren kimi saflara. sonra da şakşaklıyorlar "heyyoo bizim de entelektüel, en az onlar kadar batı kültürüne hakim yazarlarımız, düşünürlerimiz var" diye.

    ancak belli bir donanıma sahip biri yazılarına göz atıp da saçmalıkları ortaya dökünce saçmalıkların dökülmesi ile orantılı olarak cilalar da dökülüyor. bakalım özlem hanım'ın "çağdaşlarda utanma duygusu yoktur" dediği yazısındaki bilgisizlik ve tutarsızlıkları nasıl sıralamış mehmet ali kılıçbay:

    "bu, bizim zihniyet kalıplarımızdan biri. her şey kolay, çünkü "okuyucu nasıl olsa cahil", o halde "salla gitsin". tamamen rastlantı sonucu gene bir hanım yazar, yeni şafak'tan özlem albayrak "laikliği siyasete alet etmek" adlı yazısında, bize demokrasi dersi verirken "salla gitsinciliğin" güzel örneklerini sunuyor; türkan saylan'ı eleştirirken: "ne yazık ki tek dinlediği allegro assai, tek izlediği kuğu gölü olsa da otomobil motoru üretmedikçe, kişi başına düşen milli geliri yükseltmedikçe bu ülkenin muasır medeniyetler seviyesine yükselemeyeceğini yüz elli yılda öğrenemediyse bu kafalar, bundan sonra da öğrenemez."

    ekonomik analizleri hiç kale almıyorum, son derece çocukça. assai, italyanca bir kelime, bir müzik türü (şarkı, opera, konçerto) adı değil, müzik tekniğine ilişkin bir terim. bir tempoyu (muvman, yani seslerin tiz veya pes perdelere doğru hareketi) ifade eden bir terimden sonra kullanılır. allegro ise, gene italyanca'dır ve canlı demektir. öyleyse allegro assai, çok canlı tempoyu belirler. bu durumda hem batı hem de doğu müzik parçalarında "allegro assai" bölümler olabilir. ve asıl önemlisi, "tek dinlediği allegro assai" sözü, "bak neler de biliyormuş" dedirtmeye yönelik bir "sallama"dır. çünkü kimse parçaların "allegro assai" bölümlerini dinleyip, diğer bölümlerini es geçmez. özlem hanım anlamadığı konularda yazmakta beis görmüyor.

    özlem hanım sürdürüyor: "çağdaştır ya utanma duygusu da yoktur hem, kalkar çok sesli müzikten ilhamla, aleme demokrasi diskurları çeker." sayın albayrak herhalde ne yazdığını fark etmiyor, çünkü "çağdaşların utanma duygusu yoktur" diyor. biraz ileride de "laiklik de dahil olmak üzere bütün değerleri siyasete alet edebilirler" buyuruyor. laiklik bir değer değil, bir haldir. laik olma halidir. bunun yanı sıra, sivil ve siyasal toplum ile dinsel toplumun birbirlerinden ayrılması yönündeki fikri ve siyasi harekettir. bu bağlamda, laiklik tamamen siyasettir. ama özlem hanım, laikliği dinin tersi olarak, bir karşı-din olarak algılıyor, çünkü galiba başka türlü düşünmesi mümkün değil. bunu teyit eden bir cümleciği de şöyle: "laikliğin seçim malzemesine dönüştürülmesi"siyasal olan her şey seçim malzemesine dönüşebilir. bu noktada bir not: bazı çevreler dini (kutsal değerler) seçim malzemesine dönüştürerek siyasallaştırıyorlar. özlem hanım'a duyurulur.

    ve nihayet şu ibare: "demokles'in kılıcı". siraküza tiranı dionusios'un (mö 43-367) damokles adında bir dalkavuğu vardır. bu adam, efendisine yaranmak için, hep onun ne kadar mutlu olduğunu söyler durur. dionusios, bir gün onu yemeğe çağırır, prensler gibi ağırlar, ama başının üstünde tek bir at kılına bağlanmış ağır bir kılıç koyar. böylece her şeyin her zaman tehlikede olduğunu anlatır. damokles'in kılıcı deyimi buradan türemiş, ama türkçe'de her ne hikmetse damokles, demokles olmuştur. ama asıl önemlisi özlem hanım bunun özel bir ad olduğunu ve büyük harfle yazılması gerektiğini bilmiyor. bu önemli olmayabilirdi, ama bize ders vermeye kalkışmadan önce kendi dersini çalışmalıydı."

    http://www.yeniaktuel.com.tr/…0004-110,98@2100.html