şükela:  tümü | bugün
  • yok olamaya yakın bir şey. parçası eksik kalan bir puzzle ya da taşı unutulmuş bir kaldırım.
  • insan olmaktır.
  • hem de nasıl.
  • bilmiyorum bana göre dünyanın en zor ve kötü hissi
  • özledim ulan hem de çok.. sesini duymak istiyorum ama engelliyim her yerden,
    bir kere çevrimiçi görsem yeter o derece!
  • bu aralar pek çok şeyi;

    mutlu sabahları, sırıtarak dalınan uykuları, aptal bir tebessümle yürümeleri, yine aynı tebessümle beklemeleri bile..

    kimsenin bilmediği yerlere götürmeni, herkesin bildiği yerlere senle gitmeyi, istanbul’un sonu denizle biten yokuşlarını ve ara sokaklarını, ankara’nın canım kurtuluş parkını, cebeci’den kızılay’a yürümesini, o yola içimi de dökerek yürümeyi ve içimi dökerek yürüdüğüm öteki yolları..

    soğukta üşüyen burnumu boynunda ısıtmayı, buz gibi olmuş ellerimle ellerini tutmayı..

    sevmeyi, yeni pişmiş bir ekmek kadar güzel olan sevmeyi, ruhumu en az o ekmeğin bedenimi doyurduğu kadar doyuran “sevmeyi”.. ve sevilmeyi, sıcak bir yaz gününde buz gibi bir dondurma gibi, soğuk kış günüde harıl harıl yanan bir soba gibi güzel olan “sevilmeyi”; ilaç gibi, şifa gibi gerçek, dürüst, hakiki sevgiyi..

    sığınmayı, sığındığım mağaramı, dinlenebildiğim, nefes alabildiğim kuytumu, huzurumu..

    gerçekliği, inanmayı, kendimi bırakabilmeyi, kendimi bırakabilecek kadar güvenmeyi.. gerçekliği, en az benim varlığım kadar gerçek bir sevgiyi, en az benim varlığım kadar gerçek bir kalbi, en az benim varlığım kadar gerçek bir karakteri.. ve bu gerçeklikle sarıp sarmalanmayı, bu gerçeklik tarafından iyileştirilmeyi, hiç değilse iyileştirilmeyi..

    ve en çok mutlu olmayı, kabına çok gelen bir su gibi içime sığmayıp taşan mutluluklarımı, bana çok gelince herkese bölüştürdüğüm mutluluklarımı..
  • sonu kavuşmaktır...

    sevgili eşim ile dört gündür aynı şehirde ama ayrı evlerdeydik.

    eşim ile annesinin arası açıktı. annesi hanımefendi, haklı olarak güzel kızının benim gibi yaşlı bir fırlama ile evlenmesine razı olmadı. kadıncağıza bir şey diyemiyorum. ben de olsam kendi kızıma benzer bir tavır koyardım. o yüzden, samimi olarak söylüyorum, kadıncağızı hem anlıyorum, hem de hak veriyorum.

    diğer yandan, eşimle birbirimize çok aşığız. birbirimizi çok seviyoruz. nazar değmesin bize ayol! boncuğum ile çok tatlişiz.

    lafı uzatmayayım... eşim de istanbul dönüşü annesine gitti. arayı düzeltmek için. ama, annesi nuh diyor, peygamber demiyor. benimki sözde iki hafta falan annesiyle kalacaktı.

    kalamamış...

    evdeydim... hep evdeyim zaten... ev erkeğiyim ben... üstünüze afiyet börek açıyordum. hayır! şaka yapmıyorum. suat abinin youtube kanalındaki pratik börek tarifine baka baka çocuklara börek yapıyordum, ki; geldiklerinde yesinler sıcak sıcak. meşakatli bir iş...

    tam börekleri hazırladım, önceden ısıttığım fırına vereceğim, kapı açıldı.

    kapıdan bir adet sarışın bir boncuk girdi. maviş maviş bakan arkadaşım, geldi, zıpladı ve boynuma sarıldı. nasıl öpüyor ama. bir yanda da pamuk hoplayıp zıplıyor "beni de sev" diye.

    sevdiğim nasıl sarıldı bana... sımsıkı. bir yandan öpüyor bir yandan da kokumu içine içine çekiyor.

    çok mu özledin beni? diye sordum. o boncuk boncuk bakan gözlerini gözlerime dikerek "evet" dedi. benden uzak duramamış. gelmiş. böreğimizi yaptık. birbirimize bol bol sarılıp öpüştük. miniğimizi okulundan aldık. böreklerimizi yedik afiyetle.

    birbirimizi çok özlemişiz.

    evet; özlemenin sonu kavuşmak.

    eşimi gerçekten çok seviyorum... başımdan eksik olmasın.
  • özledim demek yerine saçma sapan bahanelerin bulunduğu yoğun his.
  • "sanki şuram çok acıyor gibi oldu, niye gitti ki gitmese olmaz mıydı, daha ben ona sevdiğimi bile söyleyemedim, acaba anladı o yüzden mi gitti"
    -ismail abi, leyla ile mecnun
  • dünyalar mı o mu diye sorulduğunda cevabın ''o'' olduğu duygu hali.