şükela:  tümü | bugün soru sor
  • türklerde eksiği en fazla olan şey, iq'dan sonra.

    şöyle açıklayayım hayatımızı ne kadar derinden etkiliyor.

    kendisine saygısı olmayan, kendisini adam yerine koymayan adam, kendi sınırlarını çizmeyen adam dolaylı olarak dışındaki kişilerin de saygısını kazanamıyor, ve bu hiyerarşik olarak artarak devlet babaya kadar gidiyor.

    örnekle açıklamak gerekirse;

    kişi kendisine saygısı yok, otobüste kargo gibi taşınmayı kabul ediyor, ses çıkarmıyor, isyan etmiyor, oyuyla tepkisini göstermiyor, buna da şükür diyerek kendisine, insanlığına, varoluşuna saygısızlık ediyor.

    sonra?

    o otobüsün şoförü de ona saygı duymuyor. "geçsene kardeşim şuraya" ile başlıyor, yeri geliyor tekme, yeri geliyor bıçakla son dokunuşu yapıyor.

    sonra?

    hem kendisine, hem de yolcusuna saygısı olmayan bu otobüs şoförüne, iş veren kurumu iett de saygı duymuyor. fazla mesai yaptırıyor, bayramda iznini kesiyor, verdiği paradan çeşitli cezalar kesiyor. itiraz etmiyor otobüs şoförü. edemiyor. eyvallah diyor geçiyor.

    sonra?

    kendi çalışanına saygı duymayan iett adlı kuruma ibb mi saygı duyacak? içeride çalışanları kafasına göre dizayn ediyor, atıyor, tutuyor. toplanın şurada miting var diyor, toplanıyorlar. gidin diyor gidiyor, gelin diyor geliyorlar.

    sonra?

    ibb'yi de koskoca ankara'daki merkezi hükümet mi takacak? bir emir geliyor yap şu gökdelene biraz müsade edin, ediyor, şunun yolunu yapın yapıyor. sorgulamıyor. koca belediye. yetkilerini resmen ipotek ettiriyor merkezi hükümete. neden? çünkü ne kendilerine, ne şehirdeki hemşehrilerine, ne de çalışanlarına saygısı var.

    sonra?

    e merkezi hükümet dediğimiz de bi yere kadar. adam kendisi çıktı söyledi. başbakan gereksiz dedi. bir ali değil bin ali feda olsun dedi. saygı yok çünkü, kendine, dünyaya, vatandaşına, etrafına. benim boğazımda düğümlenip çıkamayacak olan tüm cümleleri bir güzel söylüyor koskoca ülke başbakanı. veriyor malum bir beyefendiye ipleri. al diyor, vur de vurayım, öl de öleyim.

    sonra?

    sonrası zaten geldiğimiz yeri açıklıyor. kişinin özsaygısını kazanması için bilinçlendirmeliyiz insanları, akp'den veya cumbaş'tan vazgeçirmek için değil. bu halkayı kökünden kırdığımız zaman yukarıya doğru giden bu yulardan tutma mevzusu bak nasıl da çorap söküğü gibi geri gidiyor. bir sorgulamaya başlasın ben bunu mu hakediyorum diye, nasıl salgın hastalık gibi yayılır bu. etrafınızdaki herkese sorun, sordurtun, "biz bunu mu hakediyoruz?" her konuda. çıksın neden bu kar temizlenmedi sokağında onu sorsun, bunu mu hakediyorum desin. çıksın metrobüsteki götünü birinin götüne dayama zorunluluğunu sorsun. sadece kendisine dahi sorsa yeter. fikirlerin yayılarak büyüme gibi alışkanlıkları vardır. fikri bir kere kafasına sokması yeter insanın.

    kurtuluş özsaygıda.
  • rica ederim, bana söyleyiniz, insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi? kendi kalbiyle barışık olmazsa başkalarıyla iyi geçinebilir mi? kendi varlığından canı sıkkın ve yorgun ise topluluğa hoşluk getirebilir mi? bu soruların hepsine cevap vermek için deliliğin kendinden daha deli olmak lazımdır. ben toplumdan dışlanırsam, insan başkalarına katlanmak şöyle dursun, kendi kendine katlanamayacaktır. kendiyle herhangi bir ilişkisi olan her şeyden tiksinecek ve şahsı, kendi gözünde bir kin, iğrenme ve nefret konusu olacaktır. zira, genellikle anadan daha çok üvey ana olan doğa, bütün insanlara ve özellikle biraz bilgelik sahibi olanlara, ellerinde olana karşı isteksizlik göstermeyi, olmayana hayranlık duymayı emreden talihsiz bir eğilim vermiştir. bu uğursuz eğilim, hayatın bütün faydalarını, bütün güzelliklerini, bütün çekiciliklerini, bozar; son olarak hayatı da tamamen mahveder. ölmezlerin insanlığa verebildikleri en kıymetli armağana; güzelliğe sahip olan, kendi kendinin hoşuna gitmezse neye yarar? hüznün kara zehriyle bozulunca, gençliğin faydaları ne olabilir? nihayet burada sağ tarafımda gördüğünüz ve çıkarlarıma her yerde gösterdiği bağlılıkla sevgimi kazanmış olan özsaygı’nın yardımı olmaksızın, hayatta, yerinde ve istekle yapabileceğiniz (yerinde diyorum zira yerinde olmak, yalnız sanatların değil, hayatın bütün edimlerinin büyük esasıdır) herhangi genel ya da özel edim olur mu?

    erasmus (1469 – 1536)
    deliliğe övgü
  • zedelenmesine izin vermemeniz gerekendir.
    genellikle sanıyoruz ki etrafımızdaki insanlar, yeri geliyor arkadaşlarımız, yeri geliyor sevgilimiz el ele vermişler ve bir gün bakmışız ki özsaygı da her insanda bulunması gereken ego dediğimiz halt da parça pinçik olmuş. ağzımıza sıçmışlar.

    peki gerçekte öyle mi oluyor? tabi ki hayır. bir miktar acımız geçip sularımız durulttuğumuzda, aynaya bakınca buna izin verenin aslında kendimizden başkası olmadığını görüyoruz. çünkü - özsaygı da ego da zedelenip, kaybetmeye yüz tutmadıkça kendimizde farkettiğimiz şeyler değiller-.

    biz, insanlar, insanlık buna izin veriyoruz. süregelen sevgi eksikliğinden, süregelen kendini inkardan, kendiyle iletişimsizlikten çoğu zaman başkaları nasibini alıyor ve bir gün bir bakıyoruz paspas oluvermişiz.

    sevilmek için evet diyerek, saygı görmek için taviz vererek, acımasın diye katılaşarak kendimizin dışına bambaşka bir ben çizip inşa etmişiz. böyle olunca da içimizdeki gerçek özsaygısını yitire yitire, ben olmaktan çıka çıka gayba dönüşmüş.

    ne kadar bastırırsam, o kadar az yara alırım diye oluşturduğun zırh, parmaklık olmuş. farkında değilsin, farkında değiliz.
  • özgüvenle karıştırılandır. özgüven kendine güvenmekle ilgilidir ve başarılarla kuvvetlenir. başarı genelde başkalarının nezdinde, onların ölçütleri ile ölçülen ve kaybedildiğinde özgüveni/kendine güveni silip götürendir. özsaygı ise kişinin kendine duyduğu saygı ve kendini bilmesidir. özgüven gücünü 3. kişilerden aldığı için kırılgandır; özsaygı ise farkındalıkla soslandığında çok sağlam, başarısızlıklara rağmen yola devam etme cesaretini barındırandır.
  • bireyin kendi özüne, benliğine duyduğu saygıdır. insanın kendini olduğu gibi kabul etmesidir.

    bir anlamda kendi karakaterine, değer yargılarına, inançlarına uygun ve tutarlı hareket etmesi; yani kendi kendisiyle çelişmemesidir ki bu da kişinin kendisinden hoşnut olduğunu ve iç huzurunun bulunduğunu gösterir.

    özsaygı başkalarının değerlendirmelerinden bağımsız olarak insanın kendine verdiği değerdir.

    başkaları size saygı duymayabilir, saygı duymayışları belki kendi terbiyesizliklerindendir. ancak siz benliğinizle çelişir ve kendinize olan saygınızı yitirirseniz, işte o zaman değerinizi yitirirsiniz.
  • onca yıl yaşadıktan sonra insanın elinde kalacak yegane şeydir...
  • çoğu zaman özgüven ile karıştırılıyor, ben de yaptım. kendimce bir kıyaslamam var, yanlışsam lütfen uyarın...

    özgüven, başarılı bir öğrenci olmak gibi. neye göre başarılı? elbette topluma göre. iyi bir liseyi kazanmak, ardından saygı duyulan bir üniversitede iyi bir bölüme yerleşmek... bunları yapabilmek hep özgüven gerektirir. sosyal bir özgüvenden bahsetmiyorum, motivasyon gibi yani, kişinin kendine güvenmesi anlamında. küçük bir çocuk olarak düşünelim; henüz ilkokulda tüm derslerinden 5 alıyorsa, orta okulda da alabileceğine inanır. bu konuda kendine güvenir.

    özsaygı ise bambaşka şey. kişinin kendinde olup olmadığını anlaması kolay değil. mesela aldatan sevgiliye dönmemek tamamen ego belirtisi de olabilir? fakat şöyle bir düşüncem var, ne zaman ki insan toplumun gözünde başarısı her neyse onu kaybeder, özgüveni yıkılır; işte orada özsaygı anlaşılır. özsaygı diplerden çıkma yetisidir. küçük yıkımlardan bahsetmiyorum, onları geçin, onları biraz ego ile de toparlayabilirsiniz. ben gerçek yıkımlardan söz ediyorum; buradan da özsaygının insanın olmazsa olmaz bir parçası olduğuna değinmek istiyorum.

    çok "özgüvenli" görünen bir insanın aşık olup terk edildiğindeki hâl ve hareketleri de özsaygı habercisi gibi sanki. illa terk edilmek demeyelim hatta, yaralayıcı bir tartışma içine girerek de anlaşılabilir bu... özsaygısını yitirmiş bir insanın özgüveni sağlam temellere dayanmış olamaz. bence.
  • kaçamadığımız karanlıklarda başvurulan mantığın kardeşi diyor sevgili tim parks, ne kadar da doğru!
  • kaybedilmesi halinde, onarılamaz bir hasar oluşur insanın varlığında. kaybetmemek için zaman zaman hayatın muhasebesi yapılmalı kişi tarafından bir es vererek her ne yaşanıyorsa yaşansın.
  • bunun yoksunlugunu cekenin kendine olmadigi gibi cevresine de saygisi olmaz. ne agzindan cikanin farkinda olur, ne de arkasinda durur.

    ha bir de yedigi her boka bahanesi vardir.

    "yaptim ama hele bir sor niye" mottosu ile yasar.