şükela:  tümü | bugün
  • geçtiğimiz yıl kendi adıma risk alarak tercih ettiğim okulum , hemen aklımıza geliveren risk noktaları: yeni okul, mezun vermediği gibi adı bile duyulmamış, sadece iki bölümü var, kampüsü yok, gözüken akademik kadrosuna göre ders sisteminin oturtulmuş olduğu şüpheli, vs. vs.

    geçen bir yılda, daha önceki üniversite tecrübeme dayanarak (bkz: yıldız teknik üniversitesi) ben üniversite okumamışım, asıl olması gereken buymuş diyebileceğim okuldur.

    evet aksaklıkları var; örneğin yaz okulunda yüzlerce ders açılmıyor, çünkü henüz az kişiyiz, 5 yıl sonra açılacaktır, dert edilmemeli. örneğin kampüs hayatı yaşanmıyor, minik bir bahçede ve toplamda 400 kişiyle (bu yıl 1000 olacağız) her daim birliktesiniz, ama kim bilir belki yıldız teknik'in orta bahçesinde o kadar king oynamasaydım o zaman okul biterdi.. *
    ve evet bir çok kişinin lanet olsun diyebileceği bir şey de var : ödevler! değil daha önceki üniversite ve dahi lise hayatımda şu bir yılda yaptığım kadar ödev yapmadım arkadaş.. her hafta her dersten minimum bir ödev, öyle kolayla da bitmiyor, turnitin derdinden de kopyala yapıştır yapılmıyor, hepsi safi alın teri. ancak bu duruma lanet edilmemesi gerektiğini final zamanı anlıyorsunuz, çünkü ödevlere bakmak zaten geçirdiğiniz dönemi kavramak anlamından çok değerli, son gün sabahlamıyor adam gibi zamanında öğrendiklerinizi tekrar ediyorsunuz. yani bu duruma ne yönden bakmak istediğiniz size kalmış.

    gelelim şahsi memnuniyetlerime..
    sürekli cesaretlendiriliyorsunuz, girişimcilik en önemli değer, fikir ürettiriyorlar size, öyle de böyle de çıkıyor bir şeyler, sınıfınızda hayallerini gerçeğe dönüştüren insanlar görmek daha da teşvik edici inanın.
    akademik kadro erişilemez yerlerde değil, bir üst katta.. hiç bir öğretim üyesinin dokunulmazlık hakkı olmadığı gibi rektörünüzün de yok -1.sınıf ilk dönem dersinize de giriyor üstelik. ytü’de -ve eminim türkiye’deki üniversitelerin %95’inde- rektörün tank gibi arabasından başka bir şey göremezken burada her köşe başında rastlaşabilir, yapılan toplantılarda derdinizi anlatabilirsiniz, aynı şey öğrenci birliği için de geçerli; oyunuzun işe yaradığını görüyorsunuz, kapalı kapılar ardında dolaplar dönmüyor, ne idüğü belirsiz insanlar öğrenci birliği başkanı olup kafasına göre iş yapmıyor.. “samimiyet” anahtar kelime, telaffuz edilmiyor -direkt okulun havasında var.
    eğitim içeriğine diyecek laf yok, işletme alanında bu zamana kadar yurtiçi ve yurtdışında eğitim görmüş ve eğitim vermiş insanlar işlerinin erbabı, derslere sıklıkla gelen misafir konuşmacılar da dünyada neler olduğunu takip etmeniz için iyi bir avantaj. mezun olduğunuzda armut gibi iş başvurusunda bulunmayacağınız garanti; sektörleri biliyorsunuz, artılarını eksilerini bizzat birinci ağızdan dinlemiş oluyorsunuz; kibarlık olsun diye değil gerçekten merak ettiğiniz şeyleri sorup öğreniyorsunuz, ve cevapları da samimiyetle alıyorsunuz.

    söylenecek çok şey varmış da yazamamışım ve yazdıklarımla da hakkını verememişim gibi hissediyorum, memnuniyetimi ve verdiğim kararın doğruluğunu söylemiş miydim?

    son olarak: önümüzdeki günlerde yaşanacak tercih maratonunda özyeğin üniversitesi'ni tercih etmeyi düşünen sözlük yazarlarının sorularına yardımcı olmaktan mutlu olurum.
  • ismine takılıp kalınca sürekli "semih üniversitesi" diye espiri yapası geliyor insanın ama aslında çok kaliteli bir üniversitedir.
    şaka lan şaka, bildiğin semih üniversitesi işte. özyeğin diye üniversite mi olur?
  • robert koleji öğrencilerinin düzenlediği "urfalı kızlar üniversiteye" adlı projeyi desteklemişlerdir.
  • facebook sayfalarında ipad ödüllü bir yarışma düzenlemekteler

    "kazanmak istediğin üniversiteyi tasarla, en çok öğrenciyi okuluna topla.
    özyeğin üniversitesinin hediyesi ipad ile okumaya başla." diyor.

    http://www.facebook.com/ozyeginuniversitesi
  • son yarışmaları facebook'ta okulun reklamı yapmaya dayalı. halbuki dünya kupası oyunu ne güzeldi..
  • altunizade civarlarında küçücük bir tabelası var "özyeğin üniversitesi -->" yazıyor sadece. hah işte o tabela artık kaybolmak üzere, sarmaşıkları sarmış her bir yanını, haber vereyim dedim. zaten tabelayı görmesem böyle bir üniversitenin varlığından da haberim olmayacaktı ya neyse.
  • veritabanında barındırdığı binlerce e-kitap, dergi, makale şu bu gibi şeylerden (sanırım) haberdar olmayanların "kitap bile almayan okul" diye yaftaladığı üniversite. okulun binası belli, yapılabilecek en uygun boyutlarda bir kütüphane yapılmış, barındırabileceği kitap sayısı da belli buna göre. ha keza, öğrencilerin istediği kitapları da en geç 1 hafta içinde tedarik ediyorlar zaten. onu da geçtim, okulun benimsediği bir çevrecilik ilkesi var. yeni kampüsü de buna göre yapıyorlar, geri kalan şeyleri de. dolayısıyla gerekli gereksiz (kitabın gereksizi olur mu demeyin, olur işte) binlerce kitabı basılı halde alıp, yer ve göz dolduracağına, internet üzerinden bu kitaplara ücretsiz erişim hakkı tanımıştır. bence mantıklıdır da.
  • dün ve bugün itibariyle sis diye adlandırılan ders seçimlerinde kullanılan sistemi çökmüştür.bu kadar öğrenciyi bile kaldıramıyorsa ilerde ne sorunlar yaşayacağız acaba.
  • tek section'ı (britanya köpekliği değil, türkçesi nedir bilemedim) olan bir dersin - ki bu dersin ilk seneki bölümünü veren herkes alabiliyor - kotasını, alabilecek öğrenci sayısından çok daha az tutmasıyla gönüllerimizi fetheden okul.
  • bu üniversite ilk açıldığında baya bi dalga geçmiştim. o ne lan öyle üniversite mi olur diye de, işte böyle pişman oluyor insan. şu an gittiğim tırt üniversite ve bu üniversite bana mektup yollamıştı. işte burslu olarak puanınız yetiyor bölümlerimize gelin görüşelim diye. buna gitmeye bile tenezzül etmemiştim. keşke gitseymişim. akademisyenleri, şu an bulunduğum okulunkine ''sen git köşede oyna'' der. öğrencisine sundukları imkan ise cabası. ah özyeğin üniversitesi. şu gün de gel bizim üniversite'ye yatay geç, bursun devam edecek. 1 dakika düşünmem he.