şükela:  tümü | bugün
  • devir osmanlı devri.

    yemeni denilen pek rahat bir pabuç vardır, malum. işte bu yemeniyi yapanların bulunduğu arastalar var hani. burada imal edilen yemenilere bir kullanma ömrü biçiliyor, ben diyeyim altı ay*.

    misal; bir yemeni aldınız da, size vaadedilen süreden önce yıprandı, giyilmez hale geldi.
    hemencik yemeniyi alıyor ve kethudaya götürüyorsunuz. ol zemanların tüketici derneği başkanlığını da üstleniyor bu zât-ı muazzam.

    "kethuda efendi kethuda efendi, kasımın yetmişinde bir yemeni aldım şu agop ustadan. üç biraderlerin ilki daha yeni düşmüştü de* kirayı yeni ödemiştik. gel gör ki ne hale geldi sağ teki" biçiminde şikayet eder, kimileyin tumturaklı bir söver.

    bunun üzerine kethuda yemeniyi alır eline bakar ve yemeni ustalarının en kıdemlilerini* yanına çağırıp hep birlikte ayrıntılı bir inceleme yaparlarmış. yemeni kullanım hatasından mı* yoksa yapım hatasından mı* bozulmuş deyu.

    eğer kullanım hatası ise tüketiciye bilgi verilir yok eğer yapım hatası ise eyvahlar olsun;
    yemeniyi yapan usta lonca merkezine çağrılır* ona yemeni gösterilirmiş. ceza olarak da o bozuk olan ile birlikte dükkanındaki tüm yemenileri de, havasız, karanlık, izbe bi yer olan dükkanın zeminindeki dama atılır burada çürümeye terkedilirmiş. bu yemenici de hatalı ve hileli ürününden dolayı ceza almış olur ve hatta dükkanı kapayıp o mekanlardan hızlıca uzar*, kendine yeni iş ararmış.

    böyleyken böyle
  • yeninin gelmesiyle eskinin popülerliğini kaybetmesi anlamında kullanılan deyim.
    örn:
    -yeni kardeş gelince senin pabucun dama atılacak..
    -böööööö.. anne yaa.. ne diyo bu..
  • anneniz bir bebek dunyaya getirince sizin ve (varsa) diger kardeslerinizin basina gelen demode olma hadisesi.
  • tasavvuf literatüründen dilimize geçen bir deyimdir. aklımızda kaldığı kadar açıklamaya çalışacağız ama belirtelim ki orjinal, eksiksiz, yalansız-dolansız hali abdülbaki gölpınarlı'nın tasavvuftan dilimize gecen deyimler ve atasozleri kitabında mevcuttur.

    efenim melamilik denen tasavvuf kolunun, tasavvuf tarihindeki en dikkat çeken özelliği, gelişmeye başladığı yıllarda, diğer tarikatlar gibi sadece dünyadan elini eteğini çekmiş ve kendini ibadete adamış müridlere kucak açmaması, bunların yanısıra bakkal, çakkal, manav, kasap gibi esnaf ehline de yapısında yer vermesidir. mevlana celaleddin'in her fırsatta övdüğü bu yapılanma zaman zaman eleştirilere de maruz kalmıştır tabi. vakti zamanında zahit zümrelerden birine gönül vermiş bir mürid, melami şeyhine gelir ve :

    - sizin yolunuz da yol mu a şaşkınlar, nerde manifaturacı, züccaciyeci, internet cafeci varsa size geliyor. böyle allah yolumu olur, böyle fikir, zikir mi olur huleyn ?

    diye çıkışınca, şeyh geri dönüşüm kutusunu boşaltır ve :

    + şaşkın diye senin pörsümüş anana derler zındık. mansur'umuz da hallac değilmiydi ? derken bir yandan da nanik yaparak karşısındaki cühelayı def eder.

    örneklerle zenginleştirdiğimiz konumuza dönersek; her telden esnafla git gide büyüyen melamilik zamanla hem dini bir tarikat hem de mesleki bir loca hüviyetine bürünmüştür. bu nedenle standardizasyon adına çeşitli kuralların konması kaçınılmazdı. yapısı itibariyle bu kurallar, çoğunlukla mesleki kurallarla, dini kaidelerin harmanlanmasından ibaretti. örneğin bir teknomarket sahibi 2gb'lık flash belleği 4gb diye satamaz, bir tekstilci yüzde yüz pamuk kazağı, ipek diye kimseye yediremezdi. bire aldığını ona satamaz, kaliteden ödün veremez, halkın sağlığını hiçe sayamazdı. eğer ki bu gibi cingözlüklerden birine girişirse, bağlı bulunduğu tekkenin bütün üyeleri dükkanının önünde toplanır, mürşidi bu cingöz'ün sağ ayakkabısını alır ve dükkanın çatısına atardı. tarikata veda eden bu şerro'nun dükkanının kapanması gibi bir şey söz konusu değildi ama şöyle diyalogların yaşandığı kayıtlara geçmiştir :

    - hanım gel de şurdan 5+1 ses sistemi alalım. kaç zamandır istiyordum zaten.
    +tamam alalım da burdan almayalım bey.
    - niyekine?
    +sahibinin pabucunu dama atmışlar.
    -ha tamam o zaman.
    +ibneymiş bi de.
    -yuh.
  • bu deyim ahilik teşkilatı'nda kalite kontrolle ilgili denetimlerdeki bir uygulamadan gelmektedir. kalite kontrol sonuçları olumsuz ise ilgili üreticinin pabucu iş yerinin damındaki direğe asılırmış. damdaki pabucu gören halk o iş yerinde kurallara uyulmadığını bilerek oradan alışveriş yapmazmış.

    (bkz: ahilik sistemi)
  • melamilikte ve ahilikte basit bir kontrol sisteminin ötesinde bir uygulamanin sonucudur bu pabucun dama atilmasi müessesesi ve esas olarak melami tasavvuf geleneğinin diğer tarikatlarla ilişkisinin açiklanmasi bakimindan önem taşır. ona melamilik bahsinde bakariz ama ahilik sistemi içinde, ticari ya da sanata ilişkin büyük bir hata, sahtekarlik ya da yolsuzluk yapan usta'nin dükkaninin kapatilmasi ve ayni zamanda hem teşkilattan hem de tarikattan atilmasi anlamina gelir pabucu dama atmak. çoğunlukla ayni zamanda melami şeyhi de olan ahi baba'nın huzurunda o mesleğe müntesip tüm ahilerin katildiği bir tür törenle sağ pabuç dama atilir ve dükkan kapatilir. çocuklar alay eder, melami kardeşler yüz çevirir esnaf meyhaneye gidemez olur, punduna gelirse fityan'lar bile üzerinize salinir, dünya kararir ama işin oluru olursa kallavi bir dünyalikla ahi baba usta'yi affedebilir, ki o dükkanin gerisinde onlarca yilik ne emekler vardir, ama kilit kalksa bile pabuç hep damda kalir, kuşlar içine yuva yapar, hayat böyle böyle devam eder.di.
  • ailenin tek çocuğuyken, beklenmeyen anda kardeş sahibi olan için söylenen deyim bazı bazı.
  • günümüzde gözden düşmek anlamında kullanılan deyimdir.
  • komşu çocuğunun havaya diktiği topla ivme kazanan eylemdir.