şükela:  tümü | bugün
  • türkce'ye cevrilip yayinlanmis güzel bir cesare pavese kitabi. *
  • insan; güzelliği, samimiyeti yaşanılmış olanda buluyor. beyinde veya bedenle olduğu farketmez ama yaşanılmıştan, içine girilmiş olandan doğuyor samimiyet.
    doğa uzun betimlemelerde değil, doğanın gerçekten içinde bulunmuş bir insanın tek bir sözcüğünde daha çok yer alıyor.

    hasat mevsimini anlatan bir betimleme insana neyin ne zaman nasıl yapıldığını öğretir. fakat pavesse samanların sıcak sarı kokusunu duyuruyor. ortalığı kaplayan tozu, tekdüzeliği..

    tekdüze yaşamın huzuru; hareketin bilginin, karmaşanın, süprizlerin olmadığı bir yaşam.
    yine de şehirlere dönmenin zorunluluğu

    şehir alışkanlıktır...
  • pavese'nin en sevdiğim eseri. böyle deyince de tüm kitaplarını okumuş gibi oluyorum galiba ama öyle değil. sadece bunu ve yalnız kadınlar arasında'yı okumuştum.

    bende çok önemli bir yeri var bu kitabın. olayın trajikomik tarafı şu ki; kitabı nereden ve nasıl alıp da okuduğumu hatırlamıyorum. ilk okuduğumda 17 yaşımdaydım. hayatımda ilk kez bir kitabı okuduktan sonra bir şeyler yazma ihtiyacı hissetmiştim. kitapta, adını hatırlamadığım (ama sanırım ismi berto idi) kahraman hapisten çıkıyordu yapacak işi yoktu. teknisyendi sanırım, tarım makinelerinden anlıyordu. hapishaneden bir arkadaşı ile beraber çıkıyorlardı içerden ama adam bizim berto'ya sülük gibi yapışmıştı, peşini bırakmıyordu. kitabın özetini anlatmaya başladığımı fark ederek olayları burada kesiyorum.

    pavese kitapta torino'yu ve o yakıcı italya sıcağını o kadar güzel anlatıyordu ki, aklımı kaçıracak gibi olmuştum. oturduğum yerde hissetmiştim o sıcağı. gerçi bulutsuz gökyüzü ve pişirici sıcaklıktaki güneşi çok seviyorum ama bunaltmıştı o zaman bu his beni. kahverengi kumaş pantolonu, altındaki kundura ayakkabıyı ve o ayakkabının kaldırıma vuruşunu, o zamanlar insanların yanında mendil taşıdığını ve terledikçe mendili kullanışını tek tek gözümün önüne getirebiliyordum. ne bileyim, çok etkiledi beni bu kitap. ilk kitabımı parasız kalınca taksim'de aslıhan'da bir kitapçıya satmıştım, eve öyle dönebilmiştim. kitabı sonradan tekrar almıştım, onu da arkadaşıma vermiştim, elbette geri dönmedi. sonradan da almadım daha bu kitabı, neden bilmiyorum. camus'nün yabancı'sıyla birlikte, gözümde bazı anları canlandırabilen ender kitaplardan biri benim için. bir şeyler yazma isteği doğuruyor içimde, sonra cesaretim kırılıyor ve vazgeçiyorum. kısacası, kesinlikle okunmasını öneririm. az bilinir ama eşsiz bir eserdir benim gözümde.
  • ''uykumda bir kuyuya düşüyordum, öylesine yorgundum, bir kuyuya düşüyordum ve kuyunun başında birçok insan beliriyordu; ben düşüyordum durmadan, bütün gece düşüyordum gibi geliyordu bana... başımın döndüğünü duyumsuyor ve düşünüyordum: suya düştüğüm zaman kim bilir ne gürültü çıkarırım''

    senin köylerin, senin olsun cesare pavese, sevemedim kullandığın dili, sevemedim seni.

    kitabı okurken sık sık aklıma şu arkadaş geldi.

    ne dediğimi anlamanız adına, şimdi kitaptan alıntı yapıyorum:

    ''bir kadın koşmaya başlıyor. barbone cinsi bir köpek üstümüze sıçrıyor. ama, torino'dan gelmiyoruz sanki. bir genç kız yabayı samana saplıyor, bir oğlan eve koşuyor, çıkıyor ve elini gözlerine siper edip bize bakıyor...''

    ehh... cins köpek üstümüze sıçrir, genç kız samana saplir, oğlan boynuzlarını çıkartir... ne farkı var abi bundan?

    ben bir şeyi sevmeyince böyle oluyor, takılıyorum, canım çıkıyor yüz sayfa kitabı bitirene kadar.

    ama arkadaşlarımla konuştuğum kadarıyla cesare pavese için yanlış bir başlangıç yapmışım. italyan edebiyatı adına önemli bir isimmiş ve ''yaşama uğraşı'' gibi kitaplarını mutlaka okumalıymışım.

    sanırım konu itibariyle ''klişe'' bir olay örgüsü içerisinde olduğumu hissettiğim için böyle düşünüyorum. bir de bahsettiğim üslup olayı var tabii ki...