*

şükela:  tümü | bugün
  • üzerinde marmelat ve pudra şekerli rus usulü krep.
  • çikolatalısı nefistir!*
  • kesinlikle en iyi ornegi avusturya mutfagindandir. gerek budapeste'de tattigim, gerekse prag'da tattigim palacinka (palacinke) tatlilari arasinda en guzelini avusturya'da tattim. bilmiyorum, belki yanlis lokallere gitmis olabilirim, zira avusturya'da schoenbrunn'da yemis idim bunu.

    (bu entry'i sozlukculerin aslinda demek istedikleri'ne yazmak serbesttir, alinmam. ne guzel, entry sayiniz artmis olur)
  • balkan ülkelerinde de çok yaygın olan, özellikle bal ve öğütülmüş cevizle tadı mükemmel olan yiyecek.
  • boşnak akıtması da denilen bir tür kreptir.
  • ayarsizligimin göstergesidir.
    her yapmaya kalktigimda biraz un ekle, sonra su ekle, bu az olacak biraz daha un ekle, çok koyu oldu su ekle şeklinde ilerleyerek ilk planladığım ortalama sayıdan oldukça fazla yapar, afiyetle de yerim.
  • (bkz: palatschinken)

    bildiğimiz fransız usulü krepin* üzerine değişik malzemeler konup rulo haline getirilmesiyle yapılır.

    avusturya'da mesela kayısılısını yaparlar, ıspanaklı peynirli yaparlar, lor peynirlisini yaparlar. ofisteki yemekhanede sık sık çıkıyor aslında şimdi olsa da yesek.
  • balkan göçmelerinin
    yaptığı akıtmadır.
  • vedat, berlin'de oyunculuk yapan bir arkadaşımızdır.
    istanbul'da çekilecek bir film için anlaşmış. gidecek bir ay çekim yapıp dönecekmiş.
    türkiye'ye arabayla gideyim diye düşünmüş. külüstür volvosunu bakıma verip yol hazırlıklarına başlamış.

    o akşam arkadaşlarıyla buluşmuş vedat. ilerleyen saatlerde masada herkes sarhoş olmuş. muhabbet, siyasetten çıkıp fon muhabbetine evrilmiş.

    işte masada asıl şair bir abi varmış. üstelik adı da şair'miş.
    60 yaşlarında, saç sakal birbirine karışmış, votka içip notlar alan, kel ve sarışın bir adammış bu. masada birden onun hikayeleri anlatılmaya başlanmış. fon işlerinin kralı aslında bu babaymış.
    yıllar önce "bir şiir yazmak için desteğe ihtiyacım var," diye bir alman fonuna başvurmuş.
    şiir işine şaşıran foncular "ne kadar lazım" diye sormuş. "63 bin euro!" demiş baba.
    "yuh!" demişler. "nasıl şiirmiş o öyle?"
    "hayatı tek şiire damıtmayı düşünüyorum. vakit alacak" demiş şair.
    "diğer şiirlerinizi görelim" demişler.
    "hiç şiir yazmadım! ama bir tane var kafamda, onun peşindeyim" demiş.

    fon yetkilileri bu münasebetsiz talep karşısında biraz bozulmuşlar.
    "değişik kitap fonları var ya da şarkı sözüne çevirip müzik fonlarından faydalanabilirsiniz, tek şiir için para çıkarmak zor" demişler.
    şair sinirlenmiş, "yeryüzünün en eski edebiyat türüne nasıl para vermezsiniz? üstelik alman olacaksınız!"
    foncu merak etmiş "ne uzunlukta ki bu şiiriniz?"
    "dörtlük diye düşünüyorum"
    bunu duyan baş foncu kulaklarına kadar kızarmış sinirden. "her dizesi 15 bin eurodan fazla eder ki bu resmen dolandırıcılık."

    sanatsal desteğin haksız dağılımı şikayetiyle alman anayasa mahkemesine başvurmuş şair.
    aynı zamanda açlık grevine de başlamış.
    açlık grevi büyük sansasyon yaratmış. " o şiir yazılacak!" diye kampanyalar başlatılmış.

    fon, parayı ödemek zorunda kalmış.
    şair ertesi yıl şiirini tamamlayamadığını söyleyip bir yıllık ek bütçe istemiş. vermişler yine. bu böyle üç, dört yıl sürmüş.
    "bana ödediğiniz bu düzenli para hayatımı monotonlaştırdı, beni şiirden uzaklaştırıyor. biraz hayatımı değiştirip dünya turuna çıkmam lazım. o şiiri bulmalıyım." diye seyahat ve araştırma bütçesi için başvurmuş.
    son durum da buymuş.

    vedat merak edip şaire sormuş;"nereye gideceksiniz şiire yaklaşmak için."
    "meksika körfezi diye düşündüm ama uçaktan korkuyorum."
    "ben de arabayla istanbul'a gidiyorum ama ters yön." demiş vedat.
    "sorun yok, meksika körfezi zaten istanbul boğazı'ndan başlar! gelirim ama para veremem, seyahat bütçesi çıkmadı henüz."

    "giderken macaristan'dan geçecek miyiz peki? geçelim! annem macar'dı, palaçinka yapardı ben küçükken rahmetli. elli yıldır yemedim. yolda durup palaçinka yiyelim!"

    iki gün sonra yola çıkmışlar. vedat yolda,şiir yazmadan nasıl şair olunduğunu sormuş.
    "asıl şiir yazarak şair olmak daha zor," demiş şair.
    "çünkü şairin kötüsü olmaz, ta şairsindir ya da çöp."
    .............
    "tuhaf sana da öyle gelmiyor mu " dergisi aralık 2017,levent kazak yazısından alıntı.
hesabın var mı? giriş yap